Kurtuluş Parkı’ndaki maden işçileri: Ömürlerinden eksilterek direnenler

Kurtuluş Parkı’ndaki maden işçileri: Ömürlerinden eksilterek direnenler
Yerin altında ömürlerini eksilterek çalışan maden işçileri, şimdi Ankara’nın ortasında, Kurtuluş Parkı’nda direniyor. Borç, açlık ve belirsizlikle kuşatılmış bir hayatın içinde, geri çekilmeyi değil durmayı seçiyorlar. Çünkü bu artık geçim meselesi değil; silinmemek, görünmek ve haysiyeti korumak meselesi.

HALE GÖNÜLTAŞ

Kurtuluş Parkı’na sabahın erken saatlerinde girdim. Şehir uyanıyordu; park çoktan uyanmıştı. Ama bu uyanıklık dinlenmiş bir sabahın uyanıklığı değildi. Geceyle gündüz birbirine karışmış, zaman sanki yerinde takılı kalmıştı. İnsan o saatte gerçeğe daha çıplak bakar. Saklanacak hiçbir şey kalmaz.

Işık ağaçların arasından süzülüyor ama ferahlatmıyordu. Tam tersine, yüzlerde biriken yorgunluğu büyütüyordu. Cümlelerin altına çöken ağırlık, hayatın eksilen yerleri açıkça ortadaydı. Sanki yerin derinlerinde biriken ne varsa yukarı çıkmış, insanların yüzlerine yerleşmişti. Karanlık, basınç, suskunluk yeryüzünde devam ediyordu. Onlar o yükün içindeydi.

Eskişehir Doruk Madencilik işçileri, 5 aydır ödenmeyen maaşları, kıdem tazminatları ve verilmeyen sosyal hakları için buradalar.

Maden işçileri. Yerin yedi kat altında çalışmış insanlar. Karanlıkla, gazla, göçükle. Orada yalnızca kömür çıkarmadılar. Ömürlerinden eksilterek çalıştılar. Şimdi yerin üstündeler ama eksilme bitmemiş. Yukarıda da sürüyor. Parkın içinde bir boşluk var. 23 Nisan geçmiş, çocuklar gitmiş. Birkaç gün önce babalarının yanında durmaya çalışan çocuklar vardı. Şimdi geriye sadece izleri kalmış. Bir köşede unutulmuş bir oyuncak rüzgâr değdikçe hafifçe kıpırdıyor. İnsan bakınca anlıyor; bazı şeyler geride kalmaz, insanın içine yerleşir. Burada çocukluk yerinden edilmiş. O çocuklar oyun oynamıyordu. Bekliyordu. Ama ne olacağını değil, ne olabileceğini öğrenerek. Bir çocuğun dünyası oyunla kurulur. Bayramla, neşeyle. Burada o sıra bozulmuş. Çocuklar başka kelimeler öğrenmiş; açlık grevi, borç, icra. Bu kelimeler bir çocuğa ait değildir. Ama bir kez yerleşti mi kolay çıkmaz. Bazı kelimeler insanı büyütmez, içinden çocukluğu söker alır.

İşçilerin anlattıkları bu kelimelerin nereden geldiğini gösteriyor. En az yüz bin lira borçtan söz ediyorlar. Kredi kartları dolu. İcralık olanlar var. Kesilen engelli maaşları, yarım kalan hayatlar… Bir işçi, çıkış verildikten sonra yatırılan paranın iki üç maaş ettiğini söylüyor. Sesinde öfke yok. Daha ağır bir şey var. Bu, kabulleniş değil; alışmamaya çalışan bir direnç. Eşlerinden söz ediyorlar. Günübirlik işlere giden kadınlar… Temizlik, aşçılık, düğün, Mevlüt yemeği pişirme ne bulunursa.

Anlatılan yoksulluk. Yoksulluk birikmiş, katılaşmış bir sonuç gibi duruyor. İnsan çalışıyor, karşılığını alamıyor ve bu durum zamanla olağanmış gibi kabul ettiriliyor. İşte o noktada eksilme başlıyor. Önce imkânlar daralıyor. Sonra seçenekler. En sonunda insan, kendi hayatında bile söz hakkını kaybediyor. Yavaş yavaş siliniyor. Bu rastlantı değil. Yerin altında nasıl katman katman kazılıyorsa, hayat da aynı şekilde aşındırılıyor.

Bir maden işçisi yerin altında çalışır. Ayakta duramaz, sürünür. Çünkü bazı tüneller sadece kömür çıkarmaz; insanın boyunu da kısaltır. Ama asıl kırılma yukarıda yaşanır. Emek yerin altında eksilir, haysiyet yeryüzünde sınanır. İnsan bir yere kadar dayanır. Açlığa, borca, yoksunluğa. Ama bir noktadan sonra mesele değişir. Artık konu geçim değildir. Haysiyettir. Ve insan tam orada durur.

Bir işçi sakin bir sesle “sonuna kadar direneceklerini” söylüyor. Bu bir slogan gibi söylenmiyor. Daha çok bir karar gibi. Geri dönülmeyecek bir yerden verilmiş bir karar. İnsanı aç bırakabilirsiniz ama her zaman eğemezsiniz. Çünkü haysiyet, insanın geri çekildiği değil, direndiği son yerdir. Kurtuluş Parkı’nda olan da bu. Sessiz, ağır, geri dönülmez bir eşik. Kimse yerinden kalkmıyor. Sanki kalkarlarsa dağılacak olan bedenleri değil, bu sınır.

Bu parkta olan şey bir anlık öfke değil. Uzun süredir birikenin artık geri çekilmeyen hâli. İnsan oradan ayrılırken şunu anlıyor. Bu sadece bir grev değil. Bu, görünmek isteyen bir hayatın son ısrarı. Silinmemek için direnen bir haysiyet. Kurtuluş Parkı’nda kurtuluş yok belki. Ama vazgeçmeyen bir sınır var.

Kaynak:Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.