Siyasette gündem Venezuela... Grup toplantılarında siyasiler ne dedi?

Siyasette gündem Venezuela... Grup toplantılarında siyasiler ne dedi?
Siyasiler, ABD'nin Venezuela'ya saldırmasına ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu kaçırmasına tepki gösterdi.

Kısa Dalga - ABD, Venezuela'nın başkenti Karakas'a 3 Ocak'ta saldırı düzenlemişti. ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin ülke dışına çıkarıldığını duyurmuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Dünyanın neresinde olursa olsun siyasi meşruiyeti ve uluslararası hukuku ihlal eden hiçbir eylemi tasvip etmeyiz. Ülkelerin egemenlik haklarının ihlal edilmesi ve uluslararası hukukun çiğnenmesi küresel düzeyde ciddi komplikasyonlara yol açabilecek riskli adımlardır" demişti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM'de düzenlenen grup toplantısında, ABD'nin Venezuela'ya saldırısına geniş yer ayırdı. "21’inci yüzyılın ikinci çeyreğinin daha ikinci gününde tarihte belki de hiç tesadüf edilmeyen bir haydutluk, bir korsanlık, bir insan kaldırma, bir insan kaçırma vakası yaşanmıştır" diyen Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:

"Beyaz perdede ya da televizyonlarda izlediğimiz Karayip Korsanları filmi resmen ve alenen tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşmiş, film seti Venezuela’nın başkenti Karakas’ta kurulmuştur. Öncelikle seçimle göreve gelmiş, egemen eşitliği uluslararası camiada hukuken tescillenmiş Venezuela’nın Devlet Başkanı Maduro’ya karşı yapılan gayri meşru ve hukuk dışı saldırıyı nefretle, şiddetle ve her yönüyle sadece kınamıyor, hepten lanetliyorum. Bu ayıp, bu ahlaki yıkım, bu zalimlik, bu hukuk tanımazlık, bu insan hakları karşıtlığı, bu kabalık, bu skandal eylem, bu mütehakkim zorbalık hiç kimseye hak, hiçbir ülkenin de imtiyazı değildir. Maduro’nun hataları, yanlışları ve kanunsuz iş ve işlemleri varsa bile, bunun silahlı ve zora dayalı tecziyesi bir başka ülkenin yetki sahası içinde ele alınamaz. Muhatap Venezuela halkıdır, sorumluluk Venezuela halkınındır; seçimle gelenin seçimle gitmesi, suç işleyenin, suçu olanın kendi ülkesindeki mahkemeler önünde hesap vermesi bir demokrasi ve hukuk normudur. En azından genel geçer kabul ve kuralın meşruiyet temeli bu olmalıdır."

devlet-bahceli-03.jpg

"Maduro’yu iktidardan uzaklaştırma girişimi bilinen ve tanıdık bir komplo"

Bahçeli, "Venezuela örneği ne ilktir, ne de son olacaktır. Ancak bir Devlet Başkanı'nın ülkesinin başkentinde, istihbarat sızmasıyla başlayan kombine bir saldırı planlamasıyla, gece yarısı yatağından eşiyle birlikte güç kullanılarak sürüklene sürüklene alınması ilk kez vuku bulmuştur. Bu olacak şey değildir. Bu sineye çekilecek bir durum değildir" dedi.

Bahçeli, şöyle devam etti:

"Dijital çağın yeni sürüm eşkıyalık taktiğiyle insan kaçırılmış, uluslararası literatürdeki tarifiyle, 'zorla lider transferi' yapılmıştır. Tarihte barbar kavimler Roma’yı nasıl istila etmişse, aynısı 2 Ocağı 3 Ocağa bağlayan gece yarısı Karakas’ta sahnelenmiştir. Bu müfrit ve mütehakkim tablonun ülkemizde yaşanan 15 Temmuz ihanetiyle benzerliği de dikkat çekicidir. 3 Ocak 2026 tarihinin akşam saatlerinde bir televizyon kanalına gönderdiğim mesajda vurguladığım üzere, ABD’nin Venezuela’da yapmış olduğu askeri müdahale ile Devlet Başkanı Maduro’yu iktidardan haksız ve hukuksuz şekilde uzaklaştırma girişimi bilinen ve tanıdık bir komplodur.

Türkiye’de 15 Temmuz 2026 tarihinde FETÖ eliyle gerçekleştirilen kalkışmada Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Marmaris’te bulunurken, doğrudan kendisine yönelik sergilenen aşağılık girişimdeki yöntemle, bugün Maduro’yu hedef alan yöntem birbirinin aynısıdır. 15 Temmuz’da, casus ve haşhaşi örgütü maşa olarak kullanarak üzerimize salan ABD, Venezuela’da bunun yerine doğrudan müdahale etmiştir. Türk milletinin ayağa kalkan iradesine ve kahramanca mücadelesine çapıp yerle yeksan olan FETÖ ihanetiyle Venezuela’daki gece yarısı darbesi aynı tornanın mamulü, aynı projenin mahsulüdür. Tek fark, birisi uyumamış ve direnmiş; diğeri uyumuş ve teslim olmuştur. Biliyoruz ki, sû uyusa da düşman uyumayacaktır; şayet uyursak, uyuklarsak, uyuşursak unutmayınız ki izmihlal kaçınılmazdır.

Trump’ın yeni hedefleri; Meksika, Kolombiya, Panama, Küba, Kanada ve Gröland’dır. Tezahür eden akıl ve izan tutulmasının, tekmil halindeki egemenlik ve hukuk yarılmalarının dünyayı kademe kademe felakete taşıdığını fark ve idrak etmemek için yalnızca üç maymunu oynamak yeterlidir. Konu ne narko-terör konusu ne de otoriterleşen devlet veya yöneticiler konusudur. Bunun çok daha derininde, çok daha ötesinde hakimiyet ve paylaşım şiddetindeki basınç yüksekliğinin muhtelif coğrafyalarda öbek öbek patlamaya geçme halidir. Trump’ın sağduyusu, akli ve ahlaki melekeleri buharlaşmıştır. ABD Başkanı’nın 'Venezuela’yı biz yöneteceğiz' demesi, enerji kaynaklarına çökme mesajı yenilenmiş sömürgeciliğin, yeni baştan kurgulanan emperyalist yayılmacılığın dekoratif karanlık yüzünü deşifre etmiştir."

"Suriye’nin üniter yapısı, siyasi ve toprak bütünlüğü kategorik olarak tesis edilmeli"

Suriye'deki son duruma ilişkin de konuşan Devlet Bahçeli, şunları ekledi:

"Suriye’de geciken ve ertelenen entegrasyon sürecinin bir an evvel gerçekleşmesi, 27 Şubat İmralı çağrısına müzahir gelişmelerin ortaya çıkması lazımdır. SDG/YPG’nin müzakere edilemez talepleri gündeme taşıması akıllara evvela uzlaşmadan kaçmak için mazeret ürettiğini getirmektedir. Bu yanlıştır, istikrar ve huzur hedeflerini sekteye uğratmaktadır. SDG/YPG’nin İsrail’in dümen suyuna girmesi, bu Siyonist alçaklık tarafından Mazlum Abdi’nin PKK’nın kurucu önderliği yerine hazırlanıyor görüntüsü çözümsüzlüğü ve kaosu sertleştirecektir. Buna da hiç kimsenin hakkı yoktur. Ya mutabakatla ya da zorla Suriye’nin üniter yapısı, siyasi ve toprak bütünlüğü kategorik olarak tesis edilmeli, bilhassa Arap aşiretleri Şam yönetiminin ön şartsız yanında durmalıdır."

Özel: "Değil Cumhurbaşkanı’nı, bir vatandaşımızı götürmeye cesareti olan varsa hodri meydan"

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM’de partisinin haftalık grup toplantısında şunları söyledi:

"Biz eleştiriyoruz, en ağır eleştirileri yapıyoruz, onu iktidardan indirmek için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Ama dışarıdan da birileri çıkmış, Maduro’nun görüntüsünü yapay zekayla bir Erdoğan fotoğrafı, Yunanistanlı kendini bilmez, haddini bilmez bir gazeteci ‘Erdoğan’ı da böyle götürecekler...’ Orada dur. Değil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nı, Cumhurbaşkanlığı sarayının önünden bir vatandaşımızı alıp da götürmeye cesareti olan varsa hodri meydan. O kadar değil. Biz ülkemizde ne seçilmişe dokundururuz ne onu seçene dokundururuz. O seçilmiş zulmediyorsa, kötülük yapıyorsa karşısındayız. Ama bizim ülkemizin ama AK Partili ama MHP'li ama en tepedeki ama köyündeki bir vatandaşın saçına dokunacaksın, orada karşında bizi bulacaksın kardeşim, aklını başına alacaksın."

"Maduro örneği hepimize şunu hatırlatmalıdır: Kırılganlıklar, tartışmalar, gerginlikler, bir ülkenin iç cephesini zayıflatmaya yönelik yapılan her şey o ülkedeki herkes için tehdittir" diyen Özel, şu ifadeleri kullandı:

"Artık içeride kavgayı terk etmenin, kutuplaşmayı bitirmenin, toplumsal barışı sağlamanın, milletin gelecek kaygılarını azaltmanın zamanıdır. Sayın Erdoğan iktidarda kalmak için gerginlik, iktidarda kalmak için kutuplaşma, iktidarda kalmak için hakkı olmadığı halde haksız rekabet ve üzerimize şiddet uygulamaktır. Bu sayede yokluk, yoksulluk, işsizlik, güvencesizlik konuşulmasın istemektedir. Biz kendisinin zulmüne direnmeye, onun karşısında asla baş eğmemeye, gerekirse başı vermeye ama baş eğmemeye devam edeceğiz. Ancak Erdoğan'ın tek zulmettiği biz değiliz. Ona oy vermiş AK Partili, MHP'li seçmen de 19 bin liralık maaşla açtır, 28 bin liralık asgari ücretle sefil durumdadır."

ozgur-ozel-2.jpg

19 Mart sürecinde ilan ettiğimiz tüm boykot listesini boşaltıyorum”

Özgür Özel, şunları ekledi:

"19 Mart'tan sonra bizi duymayana, görmeyene boykot yaptık. Kiminin reytingi 0.65’e düşmüş kimi cirosu dörtte birine düşmüş. Kimi milletvekillerimizde, kimi başka yerle ‘Bu boykottan çıkabilir miyiz?’. Ona, buna, buna, buna değil; hepsine birden söylüyoruz: Size 2026’da bir beyaz sayfa, karnenizi ben boşalttım. 2026’da yapılan haberin diline, öyle iftirayı iftiracıdan beter vereni de okuyacağız, haberi aldığı eğitim gereği gazeteci gibi haber yapanı da. Her eleştiri başımızın tacıdır ama bizi görmeyip de dibi görenlere söylüyorum: Bir beyaz sayfa, bundan sonra takip etmeye devam edeceğiz.

Şu an itibarıyla en ciddi hassasiyetle takip etmek üzere, 19 Mart sürecinde ilan ettiğimiz tüm boykot listesini boşaltıyorum. Yeni tur, yeni bilet. Önümüzde bakıyoruz. Herkes işini ona göre yapsın. Kimseden iltimas istemiyoruz, kayırma istemiyoruz. Mesleğini onuruyla yapan, gazeteciliği gazeteci gibi yapan, televizyonculuğu televizyon gibi yapan kim varsa bundan sonra beyaz sayfa önüne açıktır. 19 Mart’taki yanlışı yapana yanlış yapmaya, dibi yeniden yaşatmaya kararlıyız. Hodri meydan, açık çek veriyorum."

Hatimoğulları: "Bu korsanvari tutumu asla kabul etmiyoruz"

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, "Geçtiğimiz cumartesi günü başlayan ABD'nin Venezuela'ya saldırıları, kullandığı yöntemler uluslararası hukuku hepten tanımaması, 21. yüzyılda emperyalizmin gelebileceği sınırları göstermektedir. Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun yatağından kaçırılıp alıkonması hiçbir devletin, siyasetçinin ve halkın güvende olmadığının en çarpıcı kanıtıdır. Bunu kabul etmek mümkün değildir" dedi.

Hatimoğulları, şunları kaydetti:

"Uluslararası hukuku tanımayan bu korsanvari tutumu asla kabul etmiyoruz. Venezuela'da yaşananlar, 'uyuşturucuyla mücadele', 'narkoterör', bu söylemlerle meşrulaştırılmaya çalışılıyor ama gerçekte hedeflenenin ne olduğunun farkına varılmalıdır. Burada hedeflenen rejim değişikliğini, özellikle Çin-Rusya nükleer güçlerini kırmak, İran'a mesaj vermek, enerji denkleminde ve çok kutuplu hale gelen yeni dünya düzeninde ABD'nin kendi üstünlüğünü tahkim etme adımları olarak görmek gerekiyor. Yani hedef bir kuşatma stratejisidir.

Şimdi de ABD; Grönland'ı, Kolombiya ve Küba'yı benzer bir kuşatmayla tehdit etmektedir. ABD'nin son Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi 200 yıl önceki Monroe Doktrini'ne dönüşü işaret etmektedir. Latin Amerika yeniden arka bahçe olarak ilan ediliyor. Tarihi kanla yazılmış Somali'de bugün benzer bir senaryo devrede. Somaliland meselesi bölgesel güçlerin çıkar kavgasının yeni sahnesine dönüşmüş durumda. Körfez'den gelen Petro dolar yeni iç çatışmaların yakıtı oluyor. Libya'da derin ayrışmalar var. Sudan'da Körfez'in Petro dolarlarıyla finanse edilen katliamlar hız kesmiyor. Artık Afrika'da, Orta Doğu'da, Asya'da bir bölgenin kaderini diğerinden ayırmak mümkün değil."

tulay-hatimogullari-3.jpg

"Öcalan'ın özgür iletişim ve haberleşme koşulları sağlanmalı"

Kürt meselesinde tarihi bir eşikten atlandığını söyleyen Hatimoğulları, şu ifadeleri kullandı:

"Evet, iktidar ve devlet 2025'teki bu gelişmelere yakışacak adımları ve toplumsal beklentileri ne yazık ki henüz karşılayamadı. Artık adım atma zamanı. Barışı gerçekleştireceğimize, demokrasiyi bu topraklara armağan edeceğimize yürekten inanıyoruz. Kendimize güveniyoruz ve bizler bu güvenle 2026'ya adım attık ve bu yıl bizler biliyoruz ki bu anlamıyla hepimize çok büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. 2026'da barış ve demokrasiyi eşzamanlı büyütme ile karşı karşıyayız. Türkiye'de yaşanan temel sorun; barış için ortaya çıkan tarihsel imkan somut siyasal ve hukuki adımlarla karşılık bulmuyor. Süreç belirsizliklerle yönetiliyor. Zamana yayılıyor. Bu barışı ilerletmiyor. Barış açıklık, cesaret ve kararlı bir irade ister. DEM Parti olarak şunun altını ısrarla çiziyoruz. Barış süreci belirsizliğe terk edilemez, zamana yayılamaz, başka siyasal dosyaların gölgesine sıkıştırılamaz. Bu süreç niyet beyanıyla değil, Meclis'ten geçecek bir demokratikleşme ve barış paketiyle ilerleyebilir. Yapılması gerekenler somut. İlk etapta hızlıca bazı adımların atılması gerekiyor. Çok söyledik, çok tekrar ettik. Tekrar etmeye de devam edeceğiz. Sayın Abdullah Öcalan'ın özgür iletişim ve haberleşme koşulları sağlanmalıdır."

Hatimoğulları, şunları ekledi:

"Sayın Öcalan'ın yılbaşı arifesinde Suriye'ye yönelik çözüm, barış ve kardeşlik ekseninde çok önemli bir mesajı yayınlandı. Üzerinden saatler geçmeden Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler tehditler savurdu. Biz bir kez daha diyoruz ki bu tehdit dilinden vazgeçin. Bu süreç tehditle, tehdit dilini öne çıkartarak ilerletilebilecek süreçler değil. Suriye halklarının bize ihtiyacı var, tehditlere değil. MHP yöneticilerine de buradan sesleniyorum, tehdit dili bölgeye barış getirmez. Artık silahların değil, diyaloğun konuştuğu bir döneme ihtiyacımız var. Herkesin bu görev ve sorumluluğu bir an dahi unutmadan hareket etmesi çok önemli. Suriye'de en sağduyulu, çözümden ve birlikte yaşamdan yana olanların sesini duymak gerekiyor, bastırmak değil."

Kaynak:Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.