Suç örgütlerinin kamu ayağı: Üniformalı şüpheliler

Suç örgütlerinin kamu ayağı: Üniformalı şüpheliler
Suç örgütlerine yönelik operasyonlar, dikkat çekici bir tabloyu ortaya koyuyor. Mafya artık sadece sokakta değil, kamu kurumlarının veri sistemlerinde de kol geziyor. "Casperlar" operasyonuyla bir kez daha gündeme gelen bu durum, emniyet, yargı ve diğer kamu kurumlarındaki "köstebek" faaliyetlerinin ulaştığı boyutu gösteriyor.

CANAN COŞKUN

Kamu kurumlarında görevli memurların suç örgütleriyle kurduğu bağ, son dönemdeki operasyonların ve iddianamelerin en şaşırtıcı kısmını oluşturuyor. POLNET sorgulamalarından UYAP verilerine, tapu kayıtlarından gümrük geçişlerine kadar devletin tüm imkânlarının birer "ticari meta" gibi çetelere pazarlanması, sadece güvenliği değil, adalet sistemini de temelinden sarsıyor. Son dönemde kamuoyuna yansıyan suç çetesi dosyalarından öne çıkanlardan bazıları şöyle:

Casperlar: POLNET ve UYAP ekranları çeteye açıldı

Kamuoyunda "Casperlar" olarak bilinen suç örgütüne yönelik son operasyonda 7 polis, bir zabıt katibi ve bir gümrük muhafaza memuru tutuklandı. Polislerin Emniyet’in kapalı veri sistemi POLNET üzerinden çeteye bilgi sızdırdığı, operasyon listelerini paylaştığı belirlendi. Hatta Almanya’da yakalanan örgüt lideri İsmail Atız’ın Almanya’da çete üyelerini tutuklatan savcıya suikast düzenleyeceği iddiasıyla yakalanan başka bir çete üyesine POLNET ekran görüntüleri yolladığı ortaya çıktı. Zabıt katibi ise UYAP sorgulamaları karşılığında hesabına yatan paraları "borç ödemesi" diyerek savundu.

Ayhan Bora Kaplan ve "kuponcu" polisler

Ankara Emniyeti’nde suça bulaşan polisler ise Ayhan Bora Kaplan soruşturmasıyla iyice görünür oldu. Aralarında emniyet müdür yardımcılarının da bulunduğu isimler rüşvet ve malvarlığı kanununa muhalefetten yargılandı. Hesabındaki yüklü parayı açıklayamayan polis Serdar Coşkun’un savunması ise ibretlikti: "Bütün devlet memurları kupon peşindedir, birikimini değerlendirmek ister.”

Sinan Ateş cinayeti: Polisler ve "reisim" denilen azmettiriciler

Sinan Ateş suikastı, emniyet içindeki sızıntının en ağır sonuçlarından biriydi. Cinayetin azmettiricisi olmakla suçlanan Tolgahan Demirbaş’a "reisim" diye hitap eden eski Ankara Cinayet Büro Amiri Mustafa Ensar Aykal’ın olaydan aylar önce Ateş’in konum bilgilerini paylaştığı belirlendi. Tetikçi Eray Özyağcı’yı Ankara’ya getirenlerin özel harekat polisleri Aşkın Mert Gelenbey ve Murat Can Çolak olması, şebekenin devletin operasyonel gücünü nasıl kullandığını gösteriyordu. Ayrıca Komiser Talha Atalay da kişisel verileri hukuka aykırı yaymakla suçlanan isimler arasında yer aldı.

Zindaşti ve Ünğan: İki baron arasındaki polisler

Uyuşturucu baronu Naci Şerifi Zindaşti ile hasmı Ünğanlar arasındaki savaşta da polisler aktif rol oynadı. İddianamede yer alan bilgilere göre, sanık polisler savaşın iki tarafındaki barona da bilgi taşıyordu. Kapalı devre sorgulama sistemlerinden alınan veriler üzerinden taraflara bilgi ve belge sızdırıldığı, hatta bazı polislerin, çetelerin hedefindeki kişileri ve ailelerini takip edebilmeleri için onlara yol gösterdiği, hedef kişilerin araç bilgilerini sistemden sorgulayıp uyuşturucu baronlarına 'istihbarat desteği' sağladığı belirlendi. Ayrıca cinayet büro amirliğinde görevli bazı kamu görevlilerinin Zindaşti’nin kızı ve yeğeninin öldürülmesiyle ilgili soruşturma sürerken baronla görev dışı irtibat kurarak soruşturmanın seyrini etkileyecek bilgiler paylaştıkları iddia edildi.

Tapu dairesinden Adnan Oktar’a veri akışı

Sadece emniyet değil, tapu müdürlükleri de suç örgütlerinin kullanımına açılmış durumda. Pendik Tapu Müdürlüğü çalışanı S.Y.’nin özellikle Ermeni vatandaşların miras bilgilerini sorgulayıp Adnan Oktar örgütüne servis ettiği belirlendi. Örgütün bu verilerle "miras payı" üzerinden yurttaşları haraca bağlayarak gelir elde ettiği savunulmuştu.

Memur forumlarındaki "sızıntı" paylaşımları

Kamu görevlilerinin suça bulaşma hali dijital platformlara da yansımış durumda. Memurlar.net gibi sitelerin forumlarında, POLNET sorgusu veya "göreve ilişkin sırrın açıklanması" nedeniyle ceza alan memurların görevlerine iade edildiği veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla cezasızlıkla ödüllendirildikleri görülüyor. Forumlardaki paylaşımlar, kişisel verilerin sorgulanmasının bir "yol" haline getirildiğini ve disiplin süreçlerinin bu sızıntıları önlemede yetersiz kaldığını gösteriyor.

Milli Emlak dolandırıcılığı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı bir iddianameyse, Milli Emlak arazilerini sahte tapularla pazarlayan bir şebekeyi ortaya çıkardı. Şebekenin üyeleri arasında kimler yoktu ki! İzmir'de bir polis, Çevre Şehircilik Bakanlığı'nda 4 memur, Sağlık Bakanlığı, Yargıtay ve Devlet Su İşleri'nde (DSİ) görevli 3 memur ve bir de AKP Genel Merkez çalışanı. 11 kamu görevlisinin dolandırıcılık eylemlerini inandırıcı göstermek için Milli Emlak Genel Müdürlüğü’ndeki boş odaları "ofis" olarak kullandıkları ortaya çıktı. Hatta şebeke üyelerinin sahte MİT kimlikleri kullanarak bürokrasideki isimlerin sağ kolu oldukları imajını yarattıkları iddianameye girdi.

Çürümeyi ifşa eden gazeteci tutuklu

Milli Emlak dolandırıcılığına dair bu iddianameyi kamuoyuna duyuran gazeteci Alican Uludağ'dı. Uludağ, 19 Şubat’ta Casperlar operasyonunun ardından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıklamasını alıntılayarak devlet kurumlarındaki bu organize çürümeye dikkat çeken bir paylaşım yapmıştı. Kamudaki suç ağının ulaştığı boyutlara işaret eden bu değerlendirmesinin ardından gözaltına alınarak tutuklanan Uludağ, bugün cezaevinde.

Suça bulaşmış kamu görevlileri devletin sistemlerini çetelere açarken, bilgi sızdıran polisler görevlerine iade edilirken bu karanlık ağı deşifre eden bir gazetecinin parmaklıklar arkasında olması, "suçla mücadelenin" hangi eksende yürüdüğüne dair tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Kaynak:Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.