Süleymancıların devletle imtihanı: Bir ilahiyatçının gözünden güç, meşruiyet, siyaset ve liderlik

GÜLSEVEN ÖZKAN | Bir lider değiştiğinde cemaat ne yapar? İtirazlar, kabulleniş, yön değişimi... Devletle çatışmadan nasıl varlığını sürdürür, faaliyet alanı daraldığında kendine nasıl yeni meşru yollar açar, ekonomik gücünü nasıl büyütür ve siyasetçilerle nasıl ilişki kurar? Tarikat ve cemaatler üzerine çalışan ilahiyatçı Prof. Dr. Mehmet Ali Kirman, Süleymancıların yaklaşık 80 yıllık dönüşümü üzerinden bu sorulara yanıt verdi... Bir yapının "varlığını koruma" hikayesi...

·

GÜLSEVEN ÖZKAN

Kamuoyunda “Süleymancılar” olarak bilinen cemaatin lideri Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu 32 kişi tutuklandı. Operasyonun ardından Türkiye’de cemaat ve tarikatların yapısı yeniden tartışma konusu oldu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmada yapı “Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütü” olarak adlandırılırken, yetkililer soruşturmanın dini yapılanmadan ziyade mali ve ticari faaliyetlere yönelik olduğunu açıkladı. Operasyonda gözaltına alınan eski Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyesi ve Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Gökçen hakkında ise “ev hapsi” şeklinde adli kontrol tedbiri uygulandı.

Süleymancılar, geniş yurt ve kurs ağı, ticari faaliyetleri ve büyüyen ekonomik yapılanması nedeniyle uzun süredir tartışılıyor. Özellikle öğrenci yurtları, cemaatin en görünür faaliyet alanlarından biri olurken, Aladağ’daki yurt yangını başta olmak üzere yurtlarda yaşanan olaylar denetim ve sorumluluk tartışmalarını da beraberinde getirdi. Son dönemde farklı kentlerde açılan yurtlar üzerinden de cemaatin kamusal alandaki görünürlüğü ve faaliyetlerinin denetimi eleştiri konusu oldu. Cemaatin siyasi tutumu da son yıllarda tartışmanın başka bir başlığına dönüştü. Özellikle 2024 yerel seçimleri öncesinde Ekrem İmamoğlu’na destek verileceği yönündeki iddialar gündeme gelirken, Süleymancıların AKP’ye mesafeli durduğu yorumları da yapıldı. Böylece cemaat yalnızca dini yapılanmasıyla değil, ekonomik gücü, yurt ağı ve siyasi tercihleri üzerinden de kamuoyunda tartışılan yapılardan biri haline geldi.

Cemaat ve tarikatlar üzerine çalışan, bu alanda doktora tezini yazan Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Kirman ile Süleymancıların tarihini, devletle ilişkisini, cemaatlerin Türkiye’deki işlevini ve son operasyonun anlamını konuştuk.

ali-hoca-640
Prof. Dr. Mehmet Ali Kirman

“Çıkış noktası din eğitiminin verilememesiydi”

Prof. Dr. Kirman’a göre Süleymancı hareketinin ortaya çıkışını anlamak için Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki din eğitimi politikalarına bakmak gerekiyor.

Süleymancılar cemaatinin kurucusu olarak bilinen Süleyman Hilmi Tunahan’ın Osmanlı döneminde dönemin en üst düzey dini eğitimlerinden birini aldığını belirten Prof. Kirman, Tunahan’ın medrese eğitimini tamamladığını ve “Medresetü’l-Mütehassisin” olarak adlandırılan uzmanlık eğitiminden de geçtiğini söyledi.

Tunahan’ın Cumhuriyet’in kurulmasının ardından medreselerin kapatılmasıyla eğitim anlayışında yaşanan değişime başlangıçta uyum sağlamaya çalıştığını belirten Prof. Dr. Kirman, daha sonra bu yapıdan ayrıldığını anlattı. Hareketin ortaya çıkışını şöyle özetledi:

“Eğitim alanında yapılan uygulamaların, kendilerinin aldığı din eğitimine uygun bir şekilde din eğitimi verilmeyeceği noktasındaki bir görüş ayrılığı aslında işin ortaya çıkmasına sebep olacak unsur.”

suleyman-640-eski-lider
Süleyman Hilmi Tunahan

Cumhuriyet’in ilk döneminde yaklaşık 20-25 yıllık bir süreçte resmi din eğitiminin ciddi ölçüde sınırlandığını hatırlatan Prof. Dr. Kirman, bu dönemde bazı alimlerin kendi çevrelerinde gayriresmi yollarla din eğitimi vermeye devam ettiğini söyledi.

Tunahan’ın da başlangıçta çevresinde öğrenci bulmakta zorlandığını, hatta kendi çocuklarına din eğitimi verdiğinin bilindiğini aktaran akademisyen hareketin temel çıkış noktasının bu eğitim boşluğu olduğunu belirtti.

1949’da Ankara İlahiyat Fakültesi’nin, 1951’de ise imam hatip okullarının açılmasıyla devletin yeniden resmi din eğitimi vermeye başladığını hatırlatan Prof. Dr. Kirman, 1965’te Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Yasası ile imamlık gibi din hizmetlerinde imam hatip mezunlarının atanmasının Süleymancıların faaliyetlerini de etkilediğini söyledi.

1960’larda hızlı büyüme, 1965 sonrası yön değişikliği

Prof. Dr. Kirman, Süleymancıların tarihsel gelişiminde 1950’li ve 1960’lı yılların önemli bir dönem olduğunu söyledi. Cemaat kaynaklarına göre 1950’lerin başında 70 civarında olan kurs sayısının 1956’da yaklaşık 400’e, 1960’a gelindiğinde ise 1000’in üzerine çıktığını belirten Prof. Dr. Kirman, 1959’da Süleyman Hilmi Tunahan’ın ölümünün ardından Kemal Kaçar’ın liderliği devraldığını hatırlattı.

1960 darbesinin ardından faaliyetlerde kısa süreli bir duraklama yaşandığını, 1962’den itibaren yeniden toparlanma görüldüğünü belirten Prof. Dr. Kirman, 1966’da kurs sayısının 3000’e yaklaştığını aktardı.

Ancak 1965’te Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Yasası’nın çıkarılmasıyla devletin resmi din görevlisi yetiştirme ve atama sisteminin kurulması cemaat açısından yeni bir dönemi başlattı. Prof. Dr. Kirman, “Artık bu cemaatin kurs sayıları falan çok artmıyor. Hatta düşüşe geçiyor diyebiliriz” dedi.

Varlıklarını sürdürmek için eğitimden yurtlara uzanan “meşru” dönüşüm

Süleymancıların Menzil gibi daha sonraki dönemlerde öne çıkan bazı yapılardan daha eski bir geçmişe sahip olduğunu da belirten Prof. Dr. Kirman, hareketin tarihsel seyrinin Cumhuriyet’in ilk dönemlerindeki din eğitimi tartışmalarından başlayarak şekillendiğini hatırlattı.

Prof. Dr. Kirman’a göre 1970’lı yıllardan itibaren Süleymancıların faaliyet alanlarında önemli bir değişim yaşandı. “Artık gayriresmi eğitim alanları değil, okullarında, liselerinde eğitim alanları ben atama yapacağım din görevlisi olarak” anlayışının yerleşmesiyle cemaatin doğrudan din eğitimi verme faaliyetlerinin eski önemini kaybettiğini belirten Prof. Dr. Kirman, bunun yerine yurt ve barınma hizmetlerinin öne çıktığını “Eğitim alanında eğitim vermek değil, eğitim alanlara destek olmak yönüne. Bu şekilde bir değişim yaşadılar” sözleriyle özetledi.

medrese

Prof. Dr. Kirman, özellikle 1971 sonrasında cemaatin mal varlığına yönelik girişimlerin ardından da faaliyet alanlarının çeşitlendirildiğini anlattı. Kız öğrencilere yönelik kurslar, biçki-dikiş faaliyetleri ve yurt hizmetleri bu dönüşümün parçaları arasında yer aldı. Akademisyen, 1983 sonrası, liberalizmin daha geniş bir alana yayıldığı ve özgürlük ortamının genişlediği dönemde bu yapıların faaliyet alanları da çeşitlenmeye başladığını anlattı.

“Eğitimden barınmaya doğru bir dönüş yaşandı” diyen Prof. Dr. Kirman, bu değişimin arkasındaki temel motivasyonu ise şöyle özetledi:

“Kendilerini var edebilecek, varlıklarını sürdürebilecek bir takım meşru yollar, meşru kanallar bulmaya çalışıyorlar. Bunlar da tabii varlıklarını korumak, sürdürmek istiyorlar.”

Bu dönüşümün yalnızca Süleymancılara özgü olmadığını belirten Prof. Dr. Kirman, cemaatlerin değişen koşullara uyum sağlayamadıkları takdirde varlıklarını sürdüremeyeceklerini söyledi. Süleymancıların da farklı dönemlerde faaliyet alanlarını değiştirmesini bu çerçevede değerlendiren akademisyen, “Din eğitiminin verilmediği bir dönemde din eğitimi verdiler. Din eğitimi vermelerinin önünde bir takım engeller çıkınca, 65-70’li yıllardan sonra da yurt hizmetlerine döndüler” dedi.

“Ehl-i sünnet çizgisinde, devletle çatışmayı istemezler”

Süleymancıların dini çizgisine ilişkin genel değerlendirmesinde Prof. Dr. Kirman, grubun İslam’ın ehl-i sünnet olarak bilinen ana gövdesine bağlı olduğunu, “Bu grup, bu cemaat Müslüman bir cemaat. Bunun altını özellikle çizmemiz lazım” diyerek ifade etti.

Akademisyen, ehl-i sünnet anlayışının önemli özelliklerinden birinin devlet otoritesiyle doğrudan çatışmamak olduğunu belirterek Süleymancıların da genel olarak bu çizgide olduğunu söyledi. “Bunlar da katıksız bir şekilde ehl-i sünnet inancına bağlı insanlardır” dedi.

Bu nedenle devletle çatışmanın cemaatin karakteristik özelliği olmadığını belirten Prof. Dr. Kirman, grubun vehhabilik ve ehl-i sünnet dışı kabul edilen radikal veya marjinal dini hareketlere de karşı olduğunu söyledi.

Ancak Prof. Dr. Kirman, cemaatlerin zaman içinde liderlerine ve dönemsel şartlara göre farklılaşabileceği konusunda da uyardı. Süleyman Hilmi Tunahan dönemi ile daha sonraki liderlerin devletle ilişkilerinin aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini belirten akademisyen, “Her grubun lideri farklı bir strateji, farklı bir yol izleyebilir” dedi.

Cemaatler üye sayısını neden gizliyor?

Türkiye’deki cemaatlerin üye sayılarının net biçimde bilinmediğini belirten Prof. Dr. Kirman, bu durumun yalnızca Süleymancılar için değil, Menzil ve geçmişte FETÖ için de geçerli olduğunu söyledi.

Cemaatlerin kendilerini çok fazla görünür kılmamak için bunu tercih ettiklerini aktaran Prof. Dr. Kirman, yapıların “dini, tarikat ve cemaat yapılanmalarının karşı olduğu bir takım yanlış uygulamalardan dolayı kendimizi korumak amacıyla çok afişe etmek istemiyoruz” şeklinde bir savunma geliştirdiklerini belirtti.

cemaa6-640

Prof. Dr. Kirman’a göre Türkiye’de cemaatlerin ortaya çıkışında ve varlıklarını sürdürmesinde devlet ile toplum arasındaki din alanındaki boşluklar önemli rol oynuyor. Akademisyen bu durumu şöyle anlattı:

“Türkiye’deki İslam anlayışıyla, din anlayışıyla devletin bir takım uygulamaları arasında bir takım farklılıklar söz konusu. Bunların ortadan kaldırılması durumunda aslında birçok cemaatin de fonksiyonunu yitireceğini söyleyebiliriz.”

Ancak akademisyen, burada “laiklik” kavramının kendisinden değil, laikliğin yanlış uygulanmasından söz ettiğinin altını çizdi. Prof. Dr. Kirman, geçmişte laiklik adına yapılan bazı uygulamaların dindar insanların cemaatlere yönelmesinde etkili olduğunu savundu.

1960’lar, 1970’ler ve daha önceki dönemlerde takke gibi dini sembollerin “suç aleti” gibi değerlendirildiğini ve bu tür uygulamalar nedeniyle dindar insanlar hakkında soruşturmalar açıldığını hatırlatan akademisyen, “‘laiklik elden gidiyor’ şeklinde yapılan itirazlarla dindar insanlar hakkında soruşturma açıldı” dedi.

Prof. Dr. Kirman’a göre doğru laiklik uygulandığında insanların dini inançlarını özgürce yaşayabilmesi gerekir. Devletin dini alandaki yaklaşımının baskıcı olduğu dönemlerde ise cemaatler ortaya çıkan boşluğu doldurabiliyor.

“Dine karşı tavırlar dini cemaatleri tetikliyor”

Prof. Dr. Kirman, dini inançlarını özgürce yaşamak isteyen insanların zaman zaman medyada ve kamuoyunda hedef gösterilebildiğini belirterek bu durumun özellikle ibadetlerini sürdüren kişiler açısından sorun oluşturduğunu söyledi. Bu tür yaklaşımların cemaatlerin güçlenmesine zemin hazırlayabileceğini savunarak şöyle devam etti:

“Bunlara yönelik yapılan tepkisel hareketler, reaksiyoner hareketler dini cemaatleri tetikliyor. Yani dini cemaatler bu tür yanlış uygulamaları kullanarak, ‘İşte toplumda böyle yanlışlıklar oluyor, bize gelin, biz sizi din hizmetine verelim, sizi bu konularda yardımcı olalım’ diyebiliyor.”

Bu nedenle Prof. Dr. Kirman’a göre devletin yanlış uygulamaları istemeden de olsa dini cemaatlerin güçlenmesine zemin hazırlayabiliyor.

Lider neden sorgulanmıyor?

Cemaatlerde liderin sorgulanmasının neden zor olduğunu değerlendiren Prof. Dr. Kirman, liderlik makamının yalnızca dini değil, aynı zamanda örgütsel yapının devamlılığı açısından da merkezi bir konumda bulunduğunu belirtti. “Liderliğin sorgulanmasının grubun devamlılığı açısından ciddi bir engel oluşturabileceği düşüncesi bu yapılar içinde etkili” diyen Prof. Dr. Kirman, cemaatlerde liderlik makamının örgütsel yapının merkezinde bulunduğunu ifade etti.

640-kuris
Alihan Kuriş

Süleymancılar gibi uzun ömürlü yapılarda lider değişiminin nasıl gerçekleştiği sorusuna ise Prof. Dr. Kirman, cemaatlerin değişen koşullara hızlı biçimde uyum sağlamak zorunda olduklarını belirterek yanıt verdi. Ona göre bu uyum sağlanamadığında yapıların varlıklarını sürdürmesi mümkün değil.

Süleymancıların liderler ve itirazları

Süleymancıların tarihindeki lider değişimlerinin de bu açıdan önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Kirman, Süleyman Hilmi Tunahan’ın ardından Kemal Kaçar’ın liderliğe geçişinin ciddi itirazlara neden olduğunu anlattı.

Kemal Kaçar’ın liderlik makamına geçmesinin ardından “İtizal ve protesto hareketleri” olarak nitelendirdiği ayrılık hareketlerinin ortaya çıktığını belirten akademisyen, önemli isimlerin cemaatten ayrıldığını ancak liderlik yapısının devam ettiğini söyledi.

kemal-kacar-640-son
Kemal Kaçar

Prof. Dr. Kirman, Süleyman Hilmi Tunahan ve Kemal Kaçar’ın ardından Ahmet Denizolgu’nun, onun ardından da Alihan Kuriş’in liderliğe geldiğini belirterek cemaatin bugüne kadar dört lider değişikliği yaşadığını ifade etti.

Bu değişimlerin her birinin aynı ölçüde tepki yaratmadığını belirten Prof. Dr. Kirman, Ahmet Denizolgu dönemindeki değişimin daha sessiz gerçekleştiğini, Kemal Kaçar’ın liderliğe geçişinde ise daha fazla itiraz yaşandığını söyledi.

Lider değişiklikleri sonrasında yaşanan itirazların cemaatin bütünüyle dağılmasına yol açmadığını belirten akademisyen, “Kısmen olsa da kopuşlar bir süre sonra zayıflayıp sönebiliyor veya gruba geri dönüşler oluyor. Doğrudan böyle çok büyük bir bölünme... Yeni bir grup oluşumu gerçekleşmedi şu an itibariyle” dedi.

Alihan Kuriş’in gözaltına alınmasının ardından yeni bir liderin ortaya çıkması halinde cemaat tabanının bunu hemen kabul edip etmeyeceği sorusuna ise Prof. Dr. Kirman, “Hayır zaten hemen kabullenilmez. Bir süre itirazlar olur. Ama daha sonra o itirazlar zayıflar bir şekilde kabullenmeyi de gerçekleşmiş olur” yanıtını verdi.

Süleymancılar açısından yakın dönemde büyük bir bölünme bekleyip beklemediği sorusuna ise akademisyen, “Hayır şu anda beklemiyoruz. Çok zayıf bir ihtimal” dedi.

“Disiplini kaybeden başarısız olur”

Süleymancıların diğer cemaatlerden ayrılan özelliklerinden birinin de güçlü organizasyon ve disiplin anlayışı olduğunu belirten Prof. Dr. Kirman, ancak bunun yalnızca bu cemaate özgü olmadığını vurguladı. Akademisyen, Batı’daki “yeni dini hareketler” üzerine de çalıştığını belirterek cemaat, siyasi parti veya sendika fark etmeksizin her örgütlenmenin varlığını sürdürebilmesi için disipline ihtiyaç duyduğunu anlattı.

“Disiplinli olmak durumundadır. Disiplini kaybeden başarısız olur ve kendi sonunu hazırlar” diyen Prof. Dr. Kirman, Süleymancıların da özellikle bu yönüyle güçlü bir yapılanmaya sahip olduğunu belirtti.

“Hiçbir cemaat devletten güçlü değildir”

Türkiye’de cemaatlerin ekonomik olarak büyümesi, şirketleşmesi ve “holdingleşmesi” üzerinden yürütülen tartışmalara ilişkin Prof. Dr. Kirman devletin denetim gücünün esas olduğunu, “Bir defa hiçbir cemaat devletten güçlü değildir. Devletin denetim kontrolüne tabidirler” diyerek savundu. Devleti ele geçirme gibi bir durumun söz konusu olamayacağını belirten Prof. Dr. Kirman, geçmişte FETÖ örneğinde devlet yapısına yönelik bir kalkışmanın yaşandığını ve Türkiye’nin bundan önemli bir ders çıkardığını söyledi.

649-umtabiye
Kaynak: Sosyal medya- İstanbul Ümraniye’de cemaate destek veren bir grubun görüntüsü
Ekonomik güç tek başına sorun mu?

Cemaatlerin büyük ekonomik kaynaklara sahip olmasının tek başına dini açıdan sorun olarak görülüp görülmemesi gerektiği sorusuna Prof. Dr. Kirman, meselenin cemaatlerin varlığından ziyade faaliyetlerini hangi hukuki ve meşru kanallardan yürüttüğü ve nasıl denetlendiği üzerinden ele alınması gerektiğini söyledi.

Cemaat yapılanmalarının hukuki açıdan formal yapılar olmadığını belirten akademisyen, Tekke ve Zaviyeler Kanunu nedeniyle bu yapıların faaliyetlerini sürdürebilmek için hukuki ve meşru kanallar bulmak zorunda kaldıklarını anlattı.

Bir cemaatin kurulması ve faaliyetlerinin finanse edilmesinin kolay olmadığını belirten Prof. Dr. Kirman, bu yapıların ekonomik desteğin yanı sıra siyasi destek ve kendilerini dini açıdan konumlandırabilecekleri ideolojik bir zemine de ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

“Cemaatlerin iyisi kötüsünden nasıl ayrılır?”

Prof. Dr. Kirman, Türkiye’deki cemaatlerin nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusunda ise tek bir temel ölçüt önerdi:

“Allah’a bağlıyor mu, seni Allah’a mı bağlıyor, kendine mi bağlıyor?”

Prof. Dr. Kirman’a göre dini cemaatlerin temel işlevi insanların dini ihtiyaçlarına ve sorularına cevap vermek, ibadetlerini yerine getirirken onlara kolaylık ve hizmet sunmak olmalı. Akademisyen, “Bunu yapan cemaatler dini bir cemaattir, İslami bir cemaattir" diye konuştu.

Buna karşılık kişiyi doğrudan cemaat liderine veya belirli bir şahsa bağlayan yapıların farklı değerlendirilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Kirman, “şahsa, kişisel çıkarlara endeksli cemaatlerin” yanlış bir çizgiye girdiğini söyledi.

Yeni cemaatler neden ortaya çıkıyor?

Türkiye’de yeni cemaatlerin ortaya çıkıp çıkmadığı ve mevcut yapılardan neden ayrılıklar yaşandığı sorusuna da yanıt veren Prof. Dr. Kirman, yeni bir yapının kısa sürede ana akım haline gelmesinin kolay olmadığını söyledi.

Akademisyene göre bunun için uzun bir mücadele ve oluşum sürecinin geçmesi gerekiyor. Cemaatlerin içinden ayrılıkların ortaya çıkmasında ise dini uygulamalara ilişkin farklı yorumların etkili olabildiğini belirtti.

foto-630-yurt

Temel farz ibadetler konusunda farklılıkların sınırlı olduğunu, ancak nafile ibadetler ve daha fazla ibadet yapma anlayışının cemaatler arasında farklılaşmaya yol açabildiğini anlattı. Bir grubun üyelerine daha fazla ibadet ve sevap kazanma yönünde telkinde bulunmasının zaman içinde farklılaşmayı doğurabildiğini söyledi.

Cemaatler siyasete neden ihtiyaç duyuyor?

Türkiye’de cemaatlerin siyasi partilerle ilişkisini de değerlendiren Prof. Dr. Kirman, cemaatlerin siyasi aktör haline gelmediğini, ancak siyasetle temaslarının bulunduğunu söyledi. Bir cemaatin seçimlerde veya siyasi tercihlerinde blok halinde hareket etmesinin de onu siyasi partiye dönüştürmediğini belirtti.

Ancak bu ilişkide yalnızca cemaatlerin siyasete ilgisine odaklanılmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Kirman, siyasetçilerin de cemaatlerle ilgilendiğini belirtti. Bunun temel nedenlerinden birinin cemaatlerin oluşturduğu oy potansiyeli olduğunu şöyle özetledi:

“Çünkü siyasetçilerin oya ihtiyacı var. Cemaatlerinde kendilerini güvence altına alacak veya kendilerine hareket alanı oluşturacak siyasi desteğe ihtiyaçları var.”

Prof. Dr. Kirman, cemaatlerin faaliyet alanlarını daha rahat ve özgür biçimde sürdürebilmek için siyasi desteğe ihtiyaç duyabildiğini, siyasetçilerin ise oy desteği aradığını belirterek ilişkinin karşılıklı bir beklenti üzerinden şekillendiğini söyledi.

Türkiye'nin yakın tarihinde Adalet Partisi döneminde de cemaatlerle temasların bulunduğunu belirten Prof. Dr. Kirman, özellikle 2000 sonrası dönemde siyasi-cemaat ilişkilerinin farklı bir boyut kazandığını ifade etti. AK Parti’nin ilk döneminde cemaatlerin önemli bir bölümünün desteğini aldığını, ancak bugün AK Parti’ye oy vermeyen cemaatlerin de bulunduğunu söyledi.

Cemaatler siyasi tercihler nedeniyle devletle karşı karşıya gelir mi?

Dini cemaatlerin siyasi tercihleri nedeniyle devletle karşı karşıya gelmeyi göze alıp alamayacağı sorusuna Prof. Dr. Kirman, bunun mümkün olmakla birlikte çok zor bir karar olduğunu söyledi.

Böyle bir kararın cemaat açısından ciddi sonuçları olabileceğini belirten akademisyen, cemaatlerin siyasi tercihlerinin sonuçlarını hesaba katacağını ifade etti. FETÖ örneğinde bir dönem AK Parti’yi destekleyen yapının daha sonra desteğini çektiğini hatırlatan Prof. Dr. Kirman, devletle karşı karşıya gelmenin büyük bir cesaret gerektirdiğini söyledi.

Cemaatlerde uzmanlaşma ve karar mekanizması

Cemaatlerin büyük yapılar haline geldikçe farklı alanlarda uzmanlaşmaya ihtiyaç duyduğunu belirten Prof. Dr. Kirman, kararların yalnızca birkaç kişinin kişisel değerlendirmesiyle alınmadığını ifade etti. Prof. Dr. Kirman, “Yani maliyet ve kar analizi bunları yaparlar. Yani iktisadı da iyi bilirler. Sosyolojiyi bilirler, psikolojiyi bilirler. Ekonomiyi bilirler” dedi. Akademisyen, cemaatlerin kendi içlerinde farklı uzmanlık alanlarından kişilerin bulunduğunu da belirtti. Hukukçular, iktisatçılar ve psikologların yer aldığı danışma gruplarının bulunabildiğini, ancak nihai kararın lider tarafından verildiğini söyledi.

Almanya’daki yapılanma

Süleymancıların Almanya ile tarihsel bağının da bulunduğunu belirten Prof. Dr. Kirman, Türkiye’den Almanya’ya işçi göçünün başladığı dönemde cemaatin burada yaşayan Türk işçilere dini ve sosyal alanlarda destek sağlayan ilk yapılardan biri olduğunu söyledi.

dw-640-foto
Kaynak: Deutsche Welle: 2001-Frankfurt VIKZ Camii’nde Hristiyan-Müslüman diyaloğu etkinliği

Cemaatin günümüzde Avrupa’daki faaliyetlerini İslam Kültür Merkezleri Birliği adı altında yürüttüğünü vurguladı. Almanya’da kurs, yurt ve kültür merkezi olarak faaliyet gösteren yapılar bulunduğunu belirten Prof. Dr. Kirman, Türkiye ile Almanya arasında para transferlerinin tek başına olağandışı kabul edilemeyeceğini söyledi. Ancak bu transferlerin hangi amaçla yapıldığına ilişkin soruşturmanın sonuçlarının görülmesi gerektiğini belirtti.

“12 Eylül döneminde de davalar açıldı”

Süleymancıların geçmişte devletle hiç karşı karşıya gelmediği yönündeki değerlendirmelerin doğru olmadığını belirten Prof. Dr. Kirman, 1980 Darbesi sonrasında da cemaat yöneticilerine yönelik davalar açıldığını söyledi.

Kemal Kaçar’ın bazı davalardan yargılandığını belirterek kimi davaların mahkûmiyet, kimilerinin ise beraatle sonuçlandığını ifade etti.

Cemaatin hiçbir zaman devletin denetimiyle karşılaşmadığını söylemenin doğru olmayacağını belirten Prof. Dr. Kirman, “Zaman zaman devletin gücünü gösterdiği, denetim fonksiyonunu yaptığı dönemler olmuştur” dedi.

Cemaatlerin önündeki en büyük sınav: Meşruiyet, denetim ve şeffaflık

Türkiye’de cemaatlerin önümüzdeki 20 yıldaki en büyük sınavının ne olacağı sorusuna Prof. Dr. Kirman, genç kuşakların sekülerleşmesi, ekonomik yapılanmalar veya devlet denetimi gibi başlıklardan önce meşruiyet kanallarının oluşturulması gerektiğini söyledi.

Cemaatlerin meşruiyet kanallarının oluşturulmaması halinde devletin bunları yasal olarak denetlemesinin de güçleşeceğini belirten Prof. Dr. Kirman, farklı ülkelerdeki uygulamalara dikkat çekti. Amerika örneğini veren akademisyen, dini yapılara belirli bir hareket alanı tanınırken denetimin de elden bırakılmadığını söyledi. ABD’de dini faaliyet yürüten yapıların hukuki sistem içinde faaliyet gösterebildiğini, ancak mali ve hukuki denetimin sürdüğünü belirten Prof. Dr. Kirman, Türkiye açısından da faaliyet alanı ile denetim arasında bir denge kurulması gerektiğine işaret etti.

Akademisyene göre temel mesele, cemaatlerin faaliyetlerini sürdürebileceği meşru bir hukuki zeminin oluşturulması ve bu faaliyetlerin şeffaf biçimde denetlenebilmesi.

Şeffaflığın yalnızca cemaatler açısından değil, siyasi partiler, dernekler ve vakıflar açısından da önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Kirman, Avrupa ve ABD’de çeşitli dernek ve vakıfların faaliyetleri ve bilgilerini internet üzerinden yayımladığını söyledi. Türkiye’de de benzer bir şeffaflık beklentisinin bulunduğunu ifade etti.

Cemaatlerin siyasi partilerle ilişkilerinin de açık biçimde ortaya konulması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Kirman, siyasi destek karşılığında faaliyet alanı sağlanması gibi karşılıklı ilişkilerin toplum tarafından bilinmesinin önemine dikkat çekti.

İktidar değişince cemaatler neden yeniden tartışılıyor?

İktidarla yakın ilişki kuran cemaatlerin, iktidar değişikliklerinden sonra neden devlet tarafından denetlenmesi gereken yapılar arasında tartışıldığı sorusuna Prof. Dr. Kirman, siyasi iktidarlarla cemaatler arasındaki görüşmelerin içeriğinin çoğu zaman kamuoyunca bilinmediğini söyledi.

Bu ilişkilerin önemli bölümünün kapalı kapılar ardında yürüdüğünü belirten akademisyen, görüşmelerin bütün ayrıntılarına kamuoyunun vakıf olmadığını ifade etti.

Bu nedenle cemaatler ile siyasi iktidarlar arasındaki ilişkilerin şeffaf olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Kirman, demokratik sistemlerde şeffaflığın yalnızca siyasi partiler için değil, toplumsal örgütlenmeler için de temel bir beklenti olduğunu söyledi.

FETÖ sonrası devletin bakışı değişti mi?

FETÖ’nün ardından devletin cemaatlere bakışında değişiklik olup olmadığı sorusuna Prof. Dr. Kirman, devletin kendi güvenliğini koruma refleksinin doğal olduğunu söyledi. Devletin kendisine yönelik herhangi bir tehdide karşı kendini koruma refleksinin bulunması gerektiğini belirten Prof. Dr. Kirman, cemaatlerin de kendi varlıklarını korumaya çalıştığını, devletin de aynı şekilde kendi güvenliğini koruma refleksine sahip olduğunu ifade etti.

Son operasyon ne anlama geliyor?

Son operasyonun Süleymancılar açısından geçmişe kıyasla dikkat çekici olup olmadığı sorusuna Prof. Dr. Kirman temkinli yaklaşarak, “Her olayı ayrı değerlendirmek lazım” dedi.

Operasyonun doğrudan cemaate yönelik bir operasyon olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Kirman, soruşturmanın mali ve ticari boyutunun netleşmesinin beklenmesi gerektiğini söyledi. Akademisyen, soruşturmanın tamamlanması ve elde edilen delillerin ortaya çıkmasının ardından daha sağlıklı değerlendirme yapılabileceğini ifade etti.

Süleymancıların tarihsel olarak ehl-i sünnet çizgisinde ve devletle çatışmaktan uzak bir yapı olarak tanımlanması nedeniyle operasyonu kendisinin de temkinli biçimde “garipsediğini” belirten Prof. Dr. Kirman, “Devlete bağlılığını her vesileyle ifade eden bir topluluk” ifadelerini kullandı.

Özellikle cemaatin tabanı ile lider kadrosunun birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Kirman, FETÖ örneğinin de bu açıdan dikkatle ele alınması gerektiğini, “Lider kadro ile cemaatin tabanı arasında doğrudan bir şey kurmamamız gerekiyor" diyereke özetledi.

Masumiyet karinesine dikkat çeken Prof. Dr. Kirman, soruşturma devam ederken kişilerin veya cemaat mensuplarının topluca suçlu ilan edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Kaynak: Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.