Uyuşturucu çıkmazı-2: Davalarda artış... Türkiye kaçakçılık rotalarının merkezinde

Uyuşturucu çıkmazı-2: Davalarda artış... Türkiye kaçakçılık rotalarının merkezinde
2022'de ceza mahkemelerinde açılan uyuşturucu davalarında bir önceki yıla göre yüzde 25 artış yaşandı. 2023’te ise ‘uyuşturucu ticareti’ dosyalarında yüzde 2'lik artış oldu.

Songül KARADENİZ

Kısa Dalga - Adalet İstatistikleri’ne göre, ceza mahkemelerinde seçilen on suç türünden biri olan uyuşturucu (TCK 188-191) suçunun 2022 yılı içinde açılan dosya sayısı bir önceki yıla göre yüzde 25 oranında arttı. Bu veri 2023 yılında TCK 188 ve 191 olarak iki ayrı kategoride verildi. Bir önceki yıla göre TCK 191 için bir artış olmazken, TCK 188 için yüzde 2’lik bir artış gözlendi. Geçen sene birçok suç türünün açılan dosya endeksinde artış yaşanırken 2023’te gözlenebilen en yüksek artış yüzde 25 ile dolandırıcılık suçunda yaşandı. Bu veriyi kasten öldürme (%6), yağma (%2) ve uyuşturucu (%2) suçları takip ediyor.

metin, ekran görüntüsü, çizgi, diyagram içeren bir resim Yapay zeka tarafından oluşturulan içerik yanlış olabilir.

Uyuşturucu madde bağlantılı suçlardan ceza infaz kurumunda bulunan kişi sayısı en yüksek seviyeye 114 bin 924 ile 2022 yılında ulaştı. 2023 yılında ise bu sayı yüzde 14,4’lük azalış ile 98 bin 355 oldu.

Adalet Bakanlığı istatistiklerine göre, 2023 yılında ceza infaz kurumuna giren hükümlülere ilişkin toplam suç sayısı 678 bin 429 oldu. Bu suçların yüzde 10,1’ine tekabül eden "Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak” suçu 68 bin 243’e ulaştı. Yüzde 2,8’i ise "Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti" suçundan 18 bin 839 oldu.

"Türkiye ana uyuşturucu rotalarının merkezinde"

Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Halis Dokgöz, Türkiye’nin Avrupa’ya uzanan dört ana uyuşturucu kaçakçılık rotasının merkezinde yer aldığına dikkat çekerek bu konuda etkili bir mücadele stratejisi geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Avrupa Uyuşturucu Trendleri Monitörü’ne göre, İstanbul’un da yer aldığı 11 şehirden elde edilen kanıtlar, eroinin hâlâ geniş ölçekte erişilebilir olduğunu ve perakende fiyatlarının çoğunlukla istikrarlı olduğunu gösteriyor. Rapora göre, en yüksek fiyatlar Londra ve Hamburg’dayken en düşük fiyatlar ise İstanbul ve Bükreş’te gözlendi. Bu durumun, söz konusu şehirlerin geleneksel eroin kaçakçılık rotalarına yakınlığıyla ilişkili olabileceği belirtiliyor. Türkiye’nin 2023 yılı eroin yakalama oranlarında bir azalma kaydedilse de uluslararası araştırmalara göre, Afganistan’daki durum kullanım oranlarında belirgin bir etki yaratmadı. Raporda ayrıca, Afganistan’daki haşhaş ekili alanlarda büyük çapta azalma olmasına rağmen, bazı bölgelerde ekim faaliyetlerinin sürdüğü, afyon stoklarının ise bol miktarda bulunduğu ve Avrupa’ya eroin akışının kesintiye uğramadığı aktarılıyor.

Bazı gözlemcilerin, Avrupa genelinde Türk organize suç grupları arasındaki son şiddet olaylarının eroin pazarında bir daralma yaşandığına işaret ettiğine inandığı da belirtiliyor. Kısa Dalga’da yer alan The Guardian’ın araştırmasında da Türk çetelerin Avrupa uyuşturucu pazarındaki liderlik çatışmasındaki infazları gündeme geldi. Özellikle iki rakip Türk çete olan Tottenham Boys ile Hackney Turks arasındaki 10 yıldan uzun süredir gerçekleştirilen infazların devam ettiği anlaşılıyor. Ancak Sınıraşan Organize Suçlara Karşı Küresel Girişimi’nin saha araştırmaları pazar daralması ve buna bağlı şiddet olaylarıyla ilgili bir örüntüyü doğrulayamadı.

"Asıl sorun denetim ve bilgi eksikliği"

Prof. Dr. Halis Dokgöz, Türk Ceza Kanunu'nun 188’inci maddesi kapsamında uyuşturucu ticaretine verilen cezaların yeterince caydırıcı olduğunu ancak sorunun denetim eksikliği ve toplum bilgilendirmesi noktasında yaşandığını vurguladı. Dokgöz şunları kaydetti:

“Yani uyuşturucu kullanmanın da uyuşturucu ticaretini yapmanın da cezaları hiç hafif değil. Problem ne? Bizim bunu bir sorun olarak kabul edip çözümüne yönelik hareket etmemiz gerekiyor. Çözüme yönelik hareket etmek için de Türkiye uyuşturucu raporu gibi bununla ilgili yıllık raporlamalara ihtiyacımız var. Buna yönelik de çözüm önerileri üretmemiz gerekiyor. Bu çözüm önerileri, bir adli çözüm önerileri, iki tıbbi çözüm önerileri. Bir, madde bağımlılığına bulaşmış kişileri rehabilite etmemiz, tedavi edip rehabilite edip topluma yeniden kazandırmamız gerekiyor. İkincisi bu ticaret yollarını engellememiz ve bu işleri yapan kişileri cezalandırmamız, sistemi cezalandırmamız gerekiyor.”

Türkiye’nin uyuşturucu ticaretinde önemli bir rota olduğunu ve bununla ilgili bir akış sistemi geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Halis Dokgöz, “Avrupa'ya giden uyuşturucu ticaretinde dört tane ana rotanın Türkiye üzerinden geçtiğini biliyoruz. Bu konuda toplumu da bilgilendirmemiz gerekiyor. Çok önemli işler yapılıyor; emniyet, jandarma ve adli tıp kendi üzerine düşeni yapıyor. Fakat bizim bu uyuşturucu ticareti ve mekanizması ile ilgili toplumu da bilgilendirmemiz gerekiyor. Çünkü toplumun, bunun ne olduğunun farkına varması gerekiyor. Yani basit bir yapay uyuşturucu maddeden tutun, komplike bir maddeye kadar bu şeylerin neler olduğu ve ne tür zararları olduğuna ilişkin kamuoyunu bilgilendirici çalışmalar yapmamız gerekiyor. Hatta okullarda bu konuda hem öğrencilere hem öğretmenlere hem de velilere eğitimler vermeliyiz. Fakat burada da tabi ki bıçak sırtı bir durum söz konusu. Bu verilen eğitimler sırasında çocukları da akılda hiç yokken özendirmemek gerekiyor. Yani bu işi bilim insanlarının yapması gerekiyor” dedi.

“Suç ile suç geliri arasındaki bağı kurmak bu yasal şartlarda imkansız”

Gazeteci Cengiz Erdinç, son yıllarda artan uyuşturucu suçlarıyla ilgili kamu görevlilerinin ihmali veya dahli iddialarının özellikle yerel düzeyde ve alt kademelerde karşılığının olabileceğini belirtti. Metamfetaminin hızlı yayılmasının dahi başlı başına ciddi bir ihmal göstergesi olduğunu vurgulayan Erdinç, yargı tarafında ise bağımsızlık sorununun “cezasızlığı” beslediğini ifade ederek şunları söyledi:

“Örneğin önemli bir ismi Abdullah Alp Üstün’ün ev hapsiyle tahliye eden ve kaçmasına olanak sağlayan hakim meslekten çıkarıldı, ancak bir ceza soruşturmasının konusu olmadı. Yapanın yanına kar kaldı. Organize suç ve uyuşturucuda en önemli parametre ‘suç gelirlerine’ odaklanılması ve organize suçun finansal kaynağının ortadan kaldırılması. Bu konudaki yasalar eksik ve yetersiz, suç ile suç geliri arasındaki bağı kurmak bu yasal şartlarda imkansız. Kaçakçılık suçlarında otomobil, kamyon gibi eşyaların müsaderesi var ama suç gelirlerinin müsaderesi yok. Kullanım düzeyinde savcıların yürütmesi gereken ‘denetimli serbestlik’ kurumu da bürokratizmin çarkları arasında işlemez halde.”

Uyuşturucu suçlarının arkasındaki “baron” söyleminin gerçeği yansıtmadığını belirten Erdinç, organize suç yapılarının artık uzmanlaşmış bir iş bölümüne dayandığını, parayı ve maddeyi aynı anda izleyebilmenin neredeyse imkânsızlaştığını vurgulayarak şunları kaydetti:

“Bu mümkün olsa bile yargıdaki sorunlar, siyasi etkiler kolluk güçlerinde de isteksizliğe yol açıyor. Bu koşullarda uyuşturucu suçları yayılmayı sürdürüyor. Çünkü karşısında güçlü bir kamuoyu olsa bile, siyaset isteksiz, arkasında siyasetin desteğini görmeyen savcılar ve kolluk güçleri de isteksiz. Bir de organize suça bir girişim olarak baktığınızda uyuşturucu geliri sadece bir kalem. Bunun yanına haraç, yasadışı bahis, gasp, nitelikli yağma diye gelir getiren kalemleri de eklediğinizde devasa bir kara para havuzu ve gücü oluşturuyor. Kamu bu güce karşı kendisini koruyabilecek siyasi ahlaktan, denetim mekanizmalarından ve kamuoyu gücünden yoksun.”

Emniyet, jandarma ve Adli Tıp’ın üzerine düşeni yaptığı yönündeki resmi söylemin sahadaki tabloyla örtüşmediğini savunan Erdinç, Adli Tıp’ın fentanil kaynaklı ölümler gibi kritik verileri kamuoyuyla paylaşmadığını, polisin ve jandarmanın çabasının ise çoğu zaman yargıda karşılık bulmadığını ifade etti.

“Adli Tıp Kurumu ya işini iyi yapmıyor ya da rakamları bilerek, isteyerek gizliyor”

Erdinç, “Bundan bir süre önce Gürsel Tekin, devlete ait resmi rapordan söz etti ve veriler paylaştı. Bu verilerde örneğin Türkiye’de resmi olarak hiç görülmeyen ‘fentanil’ kaynaklı 87 ölümden söz etti. Verdiği gerçek ölüm rakamlarının resmi rakamların üç katından fazla olduğunu gösteriyordu. Bu açıklamalar yalanlanmadı. O zaman örneğin bu rakamları sağlıklı olarak izlemesi gereken Adli Tıp Kurumu ya işini iyi yapmıyor ya da rakamları bilerek, isteyerek gizliyor” dedi.

“Jandarma ve polisin çabaları yargıda sönümleniyor ve bu bir isteksizlik de yaratıyor” diyen Erdinç, bu durumun zamanla isteksizliğe ve yolsuzluğa zemin hazırladığını belirtti.

Devletin kamu kaynaklarıyla yaptığı atık su analizlerinin sonuçlarının da kamuoyundan saklandığına dikkat çeken Erdinç, “Yurttaşların vergileriyle finanse edilen bir araştırmanın, yurttaşları önlem almaya, farkında olmaya yöneltmesi gereken sonuçları yurttaşlardan gizleniyor” ifadesinde bulundu.

Uyuşturucunun dışında, yasadışı bahis, insan ve silah kaçakçılığı gibi milyarlarca dolarlık organize suç alanlarında da ciddi bir bilgi karanlığı bulunduğunu belirterek, 2017’de silahlı şiddetin neden dörtte bir oranında arttığının hâlâ bilinmediğini hatırlattı.

Timur Soykan’ın Ağustos 2025’te yaptığı bir haberde ise sahte e-imza ile Mıhyeddin Yakışır isimli bir torbacının narkotik şube baş komiseri olmasına değinildi. Bu durumu Soykan, “Devletteki üst düzey yöneticiler adına sahte e-imza çıkararak üniversite, lise diploması, ehliyet ve pek çok belge üreten çetenin faaliyetleri, Türkiye’nin en büyük skandallarından biri olarak tarihe geçti” şeklide aktardı.

Soykan, bir başka yazısında ise “Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanlığı döneminde Türkiye uluslararası suç örgütlerinin merkezi haline gelmişti. Özellikle vergi barışı uygulamaları, ucuza T.C. vatandaşlığı satılması ve kara para aklamanın kolaylığı mafya gruplarını buraya çekmişti. Türkiye bu nedenle kara paranın aklanmasında gri listeye alındı” ifadesinde bulunmuştu.

Kaynak:Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.