Yapay zekâ terapist koltuğuna oturursa ne olur?
Özgür Duygu Durgun
TV ekranlarının yerli ''Dallas''ı Kızılcık Şerbeti'nin karakterlerine geçen bölümlerden birinde Osman adlı yapay zekâ (YZ) sohbet botu da eklendi. Dizinin 'arıza' annelerinden Sevtap, sevgilisinden ayrılmanın acısını sesli robot Osman ile unutmaya çalışıyor. İşin tuhafı bu kurmaca sahnenin gerçek hayatta artık karşılığı var.
Metroda yanımda oturan genç kadın, arkadaşıyla hararetli bir sohbet halinde, ''Chat GPT'ye sordum, o narsistten hemen ayrıl dedi. Resmen sohbet ediyoruz adamla. Bak adam diyorum, aslında biliyorum o bir program'' diyerek anlatıyor. Evet, YZ'ye başvuranların sayısı dünyada olduğu kadar ülkemizde de çığ gibi büyüyor. Temel soru, bu aracın ne amaçla kullanıldığı. Mevcut araştırmalar, Batı ülkelerinde yetişkinlerin yaklaşık %30–%40’ının en azından bir kez YZ sohbet botunu düşünsel, duygusal ya da psikolojik destek amacıyla kullandığına işaret ediyor.
TÜİK verileri 2025’te Türkiye’de bireylerin yaklaşık %19,2’sinin üretken YZ araçlarını kullandığını söylüyor. Ancak bu kullanımın ne kadarı psikolojik/duygusal destek amaçlı olduğuna dair ayrı bir istatistik yok. Metropoll'ün Toplumsal Tükenmişlik ve Güven araştırmasına göre Türkiye'de her iki kişiden biri son bir yılda psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu söylemiş. Zor zamanlarda ilk başvurulan adres, açık ara aile. Katılımcıların %70’i öncelikle aile derken, arkadaşlara yönelenler %9. Psikolog/psikiyatrist (%2), din görevlileri ve manevi destek verenler (%4 toplam), devlet kurumları (%3) ise tabloya daha çok “tamamlayıcı” aktörler olarak giriyor. Bu da gösteriyor ki destek kanallarına YZ'nin katılması an meselesi.
Algoritmaların terapist koltuğuna oturması mümkün mü? Bu gerçekleşirse insan ilişkilerinde ne tür yeni çatışmalar ortaya çıkar? Alanından uzman isimlerle, Kadir Has Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Adil Sarıbay, psikolog Dr. Müge Maraşlı ve psikolog Selin Şardağ ile olası sorunları ve çizilmesi gereken sınırları konuştuk.

Gerçek bağ yerine dijital terapötik ittifak
Adil Sarıbay, ilişkiler gibi karmaşık, insani derinlik ve gerçek empati gerektiren konularda YZ'yi bir otorite veya partner gibi konumlandırmanın insan psikolojisini sığlaştırma ve sosyal beceri ve bağları zayıflatma riski taşıdığını söylüyor. Prof. Dr. Sarıbay, YZ tartışmalarında ''Zararlı yararlı mı sorusu yerine konuya daha nüanslı bir yerden bakmak ve bu aracın hangi koşullarda kime yarar ve zarar getirebileceğine odaklanmak'' gerektiği görüşünde.
''Şu anda son kullanıcı olarak yararlandığımız servisler aslında çok gelişmiş kelime öngörme algoritmaları. Bu da demek ki bir sohbet botu "Bunu birlikte aşabiliriz!" veya “Sana güveniyorum” dediğinde, aslında bir aldatmacayla karşı karşıyayız. Sizinle birlikte olan kimse yok; sadece istatistiksel olarak en olası cümleyi kuran bir algoritma var. Bu durum, kullanıcıların gerçek olmayan bir bağa (dijital terapötik ittifak) yatırım yapmasına ve gerçek insan ilişkilerinden uzaklaşmasına neden olabilir.''

Sarıbay'a göre gerçek hayattaki sosyalleşmede ciddi engellere takılan, belirsizliğe tahammülü az kişiler, YZ ile çok daha “güvenli” hissettikleri bir ilişki yaşadıkları sanrısı yaşayabilir. '' Ancak uzun vadede, gerçek hayatın belirsizliği, bizi eğiten, sosyal becerilerimizi gerçekten kuvvetlendiren, karşımıza çıkardığı zorluklarla bizde bu zorluklara aşma kapasitesi yaratan bir faktördür. Kısa vadede daha konforlu hissetmek için uzun vadedeki bu kazanımlardan vazgeçmek bence bir insanın kendine yapabileceği en büyük kötülüklerden biri.''
YZ'yi gerçekmiş gibi algılamak yeni patolojiler yaratabilir
Genç ve yetişkin psikologu Dr. Müge Maraşlı da benzer görüşte. Maraşlı bir adım ötede bekleyen bir diğer tehlikeye işaret ederek ''YZ'den hızlı bir şekilde kendi düşünce ve duygusunu destekler nitelikte rahatlatıcı yanıtlar almak, kişinin içinde bulunduğu durumu gerçekçi bir şekilde değerlendirememesine ve başa çıkma mekanizmalarını devreye sokmak yerine kolaya kaçmasına sebep olabiliyor. Ayrıca, bir diğer önemli risk de yapay zekayı “Hiçbir zaman kaybedilmeyecek”, “ne yaparsa yapsın, yargılamayacak” bir dost ve destek sistemi olarak algılayan kullanıcılar, YZ'yi “gerçek bir kişi gibi” hissetmeye başlayabilir; patolojik idealizasyon veya projeksiyonlar güçlenebilir. Bazı çalışmalar YZ ile iletişim kesildiğinde “ayrılık” ve kayıp yaşantılarına benzer yas tepkilerinin ortaya çıkabildiğini gösteriyor. Hatta kimi vakalarda bireylerin yapay zeka ile romantik bağlar geliştirdiği, kıskançlık, özlem, terk edilme korkusu gibi duyguları bu yapay ilişkilere yansıttığı görülüyor. Özellikle kendini yalnız hisseden ve yoğun kaygı yaşayan bireylerde yapay zekâ, hızlı ve zahmetsiz bir duygusal rahatlama aracı olarak kullanıldığında davranışsal bağımlılık döngüsünü tetikleyebilir. Bu durum, gerçek kişilerle ilişkilerden geri çekilme, sosyal becerilerin zayıflaması ve duygusal dayanıklılığın azalması gibi sonuçlar doğurabilir. Gençler açısından risk daha da belirgin; çünkü kimlik gelişimi, romantik ilişki deneyimi ve duygu düzenleme becerilerinin oluştuğu bu dönemde YZ arkadaş/partner türü botlar, çatışmasız ve kusursuz ilişki algısı yaratarak gerçek ilişkilerden kaçınmayı pekiştirebilir ve duygusal boşlukları daha da görünür kılabilir'' diyor.

İnsan tekno merkezli sığ bir sürece indirgeniyor
Peki, kendini hayli geliştirmiş, her soruya verilecek bir cevabı olan YZ'den neden psikoterapist olmaz? Hadi oldu diyelim, sonuçları ne olur?
Prof. Dr. Sarıbay'ın değerlendirmeleri şöyle;
''YZ algoritmaları, insan deneyimini veri noktalarına indirgeyerek (örneğin sadece semptom azaltmaya odaklanarak), insanın çok boyutlu yapısını "düzleştirme" riski taşır. Bu durum, psikoterapinin insani özünü kaybetmesine ve "tekno-merkezli" sığ bir sürece dönüşmesine yol açabilir. Ayrıca psikoterapinin pek çok ekolünde insani etkileşim, sürecin merkezinde yer alan bir faktördür. Terapist bu etkileşimin kendisinde yarattığı duygular ve çağrışımları da tanı ve tedavi sürecinde önemli veriler olarak dikkate alır. Danışan için de karşısında (özellikle yüz yüze yürütülen süreçlerde) etten kemikten bir insanın bulunuyor olması, onu yargılamadan dinlemesi ve onunla duygudaşlık etmesi, kişinin duygusal düzenleme kapasitelerini geliştiren en önemli faktörlerden biridir. Bunun yanında terapist danışanıyla yaptığı her seansta, belirsizliğe tahammül başta olmak üzere bazı sağlıklı ruhsal kapasite ve davranışları modelleyen bir role sahiptir. Görece sağlıklı davranışları yalnızca dikte eden bir algoritmanın bunları içselleştirme konusunda ne kadar yeterli olabileceği tartışmaya açık.''
Öte yandan YZ'nin intihar eğilimi veya kendine zarar verme riski gibi acil durumları tespit etmede yetersiz kalması başka bir soru işareti daha yaratıyor. Adil Sarıbay'a göre bu, bir nevi zihninizle ping pong oynamaya benziyor:
''YZ'nin kullanıcıyı manipüle etme veya depresif ya da narsisistik tepkiler verme riski tespit edilmiş durumda. Sosyal medya araştırmalarının bir kısmında şu vurgu var: Sosyal medya, akıl sağlığına dair
kişinin yaşayacağı etkilerin asıl sebebi olmaktan ziyade, kişide var olan eğilimleri kuvvetlendiren bir etki yapar. Aynı şeyin YZ içinde geçerli olabileceğini düşünüyorum. Üçüncü bir göz olmadan YZ ile kendi başınıza konuşmak, aslında kendi zihninizde ping-pong oynamaktan pek farklı değil bence: Sanrılarınız varsa bunları aşırı bir noktaya taşıyıp sizde psikotik bir atak dahi tetikleyebilir bu. O yüzden bu tür bir kullanıma yönelen bir kişinin alabileceği asgari önlem, sağduyusuna güvendiği birisiyle bunu konuşmak olabilir.''
''YZ bir nevi gazlama müessesesi''
Görüşlerine başvurduğumuz bir diğer uzman, çift terapisti ve psikolog Selin Şardağ'a göre ise YZ narsistik yapılanmalara tahminlerden de fazla katkıda bulunuyor çünkü kullanıcıya verdiği mesaj olumlamalardan ibaret. Şardağ'ın değerlendirmesi şöyle; ''YZ hızlı bir regülatör olarak kişiye yaşadığı sorunla ilgili anlık rahatlama sağlayabiliyor. Ancak terapi süreçleri çok farklı çalışır. Terapide daha yavaş ilerleriz ve danışanın bu süreci sindirerek yaşamasını isteriz. Yapay zekayı kullanırken dikkat edilmesi gereken en önemli şey, kişinin YZ'yi ne amaçla kullandığını fark etmesi. Benlik saygısını beslemek adına mı kullanıyor, karar almak için mi başvuruyor yoksa basit bir danışma hizmeti için mi? Kısacası YZ benim hangi zayıf yönüme oynuyor? sorusu çok kritik çünkü sizin zayıf yönünüze oynayan YZ değil de gerçek bir insan olsaydı emin olun bu hiç hoşunuza gitmezdi.''

''Herkes Kendi Hayatının Kahramanı'' ve ''Bu İlişkiyi Konuşmalıyız'' kitaplarıyla tandığımız, psikiyatr Dr. Gülcan Özer'ın YZ'nin aslında bir nevi 'gazlama müessesesi' olduğuna işaret ederek insan ruhunun hızıyla örtüşmediğinin altını çizmesi bu noktada anlamlı. ''YZ sizin ne kadar şahane, ne kadar doğru bir insan olduğunuza dair mesajlar verir. Ancak kişisel olarak gelişmek sanıldığı kadar kolay değildir. Aynaya bak ben önemliyim de, nefes al, bir hafta sonra çok iyi hissedeceksin, gibi telkinler pek işe yaramaz. Çünkü insan ruhu bilindik olana oynar. Aynı olmanın konforu değişimin üstündedir.''
YZ'den destek alanlar, aslında YZ'nin en az tanıdığı insanlar
Bu kadar riske rağmen insanlar neden en mahrem yönlerini neden gerçek bir psikologa değil de YZ'ye açmak istiyor? Prof. Dr. Sarıbay'a göre bunun temel sebeplerden biri mahremiyetle ilgili çekinceler, ikincisi de geleneksel terapinin yüksek maliyeti. Öte yandan, veri güvenliği konusundaki şüpheler de düşünüldüğünde YZ'nin mahremiyetini korumak isteyen kullanıcılar açısından hala cazip bulunmasının hayli ironik olduğunu belirten Sarıbay, kullanıcı profiline dair ilginç bir detaya dikkat çekiyor. Sarıbay, daha varlıklı kesimin "insan" terapistlerden kişiselleştirilmiş ve derinlikli hizmet aldığı, yoksul kesimin ise standartlaştırılmış, algoritma tabanlı ve "tekno-merkezli" bir bakıma mahkum bırakıldığı bir sistemin oluşmaya başladığını belirtiyor; ''YZ sistemlerinin çoğunlukla belirli demografik veriler (genellikle batılı, eğitimli, zengin) üzerinde eğitilmiş olması, bu sistemlerin dezavantajlı grupların kültürel ve sosyal bağlamını anlamada başarısız olmasına ve mevcut eşitsizlikleri pekiştirmesine neden olabilir. Bu da ilginç bir açmazı ortaya çıkarıyor: YZ’den destek almaya en çok ihtiyacı olan (ekonomik sebeplerle) insanlar, aynı zamanda YZ’nin en az “tanıdığı” insanlar.''
Otonom terapist mi, destekleyici asistan mı, sınırı biz belirleyeceğiz
O halde YZ’den psikolojik bağlamda yararlanmanın sınırı ne olmalı? Dr. Maraşlı, YZ'nin bilgiye ulaşımı hızlandırması açısından yararlı olsa da, bu yolla ulaşılan bilginin mutlaka farklı kaynaklardan teyit edilmesi gerektiğini düşünüyor. Prof. Dr. Sarıbay'a göre ise sınırı çizecek olan yine bizleriz yani kullanıcılar. ''Cep telefonları veya sosyal medya hayatımıza ilk girdiğinde onları nerede/nasıl kullanmamızla ilgili bir rehberle beraber gelmedikleri gibi YZ için de bu sınır başta çizilmedi. Şimdi biz araştırma sonuçlarına bakarak yavaş yavaş kendimiz oluşturmalıyız bu sınırı. Literatürdeki tartışmalar, YZ'nin otonom bir "terapist" olmasından ziyade, insan uzmanları destekleyen bir "asistan" rolünde kalması gerektiğini savunuyor. Sınır, bence YZ'nin bir "araç" olmaktan çıkıp bir "özne" gibi algılanmaya başladığı yerde çizilmeli.''
* Kapak görseli, yapay zeka tarafından yapıldı.
Özgür Duygu Durgun
Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu. Cumhuriyet ve Radikal gazetelerinde muhabir olarak çalıştı. Basın danışmanlığı ve içerik yönetimi alanlarında İstanbul merkezli çeşitli ajanslarda görev aldı. Serbest muhabirliğe halen İzmir'de devam ediyor.
Randevu yok, umut yok: Schengen neden tıkandı?
10 Ocak 2026 Cumartesi 08:47'Dayanıklı kent' ama nasıl?
24 Ekim 2025 Cuma 00:30Özel sektör öğretmenlerinin taban maaş mücadelesi
21 Eylül 2025 Pazar 00:15Hasan Aydın yazdı: 12 Eylül Darbesi ve Türk - İslam Sentezi
12 Eylül 2025 Cuma 11:01Yeni açılan kız ortaokulları ve karma eğitim karşıtlığı
02 Eylül 2025 Salı 00:30Endonezyalı motokurye Affan, adalet talebinin simgesine nasıl dönüştü?
01 Eylül 2025 Pazartesi 00:30Grev hakkı olmadan toplu sözleşme olmaz
26 Ağustos 2025 Salı 01:09İspanya yanıyor çünkü
20 Ağustos 2025 Çarşamba 00:20Post-it
31 Temmuz 2025 Perşembe 00:15Orman yangınlarının psiko-politik vekaleti
26 Temmuz 2025 Cumartesi 00:30