Bir üniversitenin çöküşü (5): Hafızayı silme operasyonu ve "alternatif" direniş

Boğaziçi’nde "kurum kırım" olarak tanımlanan sistematik bir yıkım yaşanırken, “öz Boğaziçili” akademisyenler, son beş yılda bir üniversitede nelerin yapılmaması gerektiğini çok iyi öğrendiklerini söylüyor. Öğrenciler ise barınma krizi ve kampüs alanlarının kaybına karşı okulun hafızasını korumaya kararlı.

CANAN COŞKUN

Boğaziçi Üniversitesi’nde beşinci yılını tamamlayan kayyum yönetimiyle ilgili yazı dizisinin önceki dört bölümünde, idari baskıları, akademik özerkliğin nasıl adım adım daraltıldığını, tarikatlaşma iddialarını ve milyonlarca liralık ihaleleri inceledik. Bugün, tüm bu sürecin üniversite bileşenleri üzerindeki etkilerini tanıklardan dinleyerek seriyi noktalıyoruz.

Boğaziçi Üniversitesi’nde sadece akademik kadrolar değil, üniversiteyi üniversite yapan “mekânsal hafıza” da büyük bir kuşatma altında. Yazı dizisinin final bölümünde Boğaziçi’nin “nefes alıp almadığını” konuşuyoruz. Dosyanın bu bölümünde sözü, Emeritus Prof. Alpar Sevgen, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Prof. Dr. Mine Eder ve tüm bu yıkımın ortasında eğitimini sürdürmeye çalışan Felsefe Bölümü 3'üncü sınıf öğrencisi Umut’a bırakıyoruz.

"Yurt krizi çözülmedi"

  • Boğaziçi Üniversitesi'ne hangi tarihte girdiniz, hangi bölümdesiniz?

Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü 3’üncü sınıf öğrencisi Umut: "Ben İzmir Atatürk Lisesi mezunuyum, Boğaziçi Üniversitesi'ne 2022 yılında girdim. Felsefeden girdim. Şu anda da 2’nci sınıfı bitirdim ama 3’üncü sınıfa başlamadım. Programı onaylatmadım, pasif öğrenciyim. Kalacak yer sıkıntısı, ülke gündemi, okul içerisindeki durumlar…. Tercihlerimi yaparken birinci sıraya Boğaziçi Felsefe'yi yazdım ve girdim, istiyordum da.

Boğaziçi Üniversitesi direnişi sürerken köklü lise öğrencileri destek bildirileri yayınlamaya başlamıştı. İlk destek veren köklü lise İzmir Atatürk Lisesiydi ve bunu biz 10 kişi oturup birkaç saat uğraşıp yazmıştık. O altı kişiden biri bendim ve diğerleri de hazırlayanlar da en azından 3-4 tanesi şu an Boğaziçi Üniversitesi’nde. İzmir Atatürk Lisesi her yıl normalde 30-40 öğrencisini Boğaziçi’ne gönderir. Türkiye tarihinde sevdiğim şeylerden biri de bu. Öğrenci hareketi veya politik bilince erişme yaşı lise zamanında başlıyor, zorunda bırakılıyorsun aslında."

  • 2022’de başlayan barınma krizi çözülebildi mi, barınma ile ilgili sorunlar yaşıyor musun?

"2022 yılında okulun en büyük gündemi yurt kriziydi, barınamayanlar hareketiydi. Bu gündemin içerisine düştük. Bizim dönemde okul 2 bin civarı öğrenci almıştı. Bu yıl kontenjanlar düştü. 1200-1300’lere kadar geriledi diye biliyorum ama yurt krizi hâlâ çözülmedi.

Bir ara iyiye gitti. Normalde benim geldiğim yıl Süperdorm vardı Uçaksavar kampüsünde. Yarı özel büyük bir yurt binasıydı. Orası depreme dayanıksız denilerek kapatıldı. 'Yarım dönem veya bir dönem güçlendirme geçirecek. Ondan sonra tekrar açılacak' dediler. İki yıl da oldu, açılmadı. Bu yıl da kampüsün komple teknoparka verileceği söylendi ve bir daha açılmayacağı dile getirildi.

Güney kampüste bir tane erkek, bir tane kız yurdu vardı. Hamlin Hall ve Theodorus Hall. Hamlin Hall’u önce erkek yurdundan kız yurduna çevirdiler. Sonra yurt binası işlevini tamamen bitirdiler. Kuzey kampüste dört tane yurt vardı, bunların tamamı depreme dayanıksız denilerek kapatıldı. İlk önce iki tanesi yıkıldı. Diğer iki tanesi duruyor. Yıkılanlardan bir tanesinin arazisi hâlâ boş. İstanbul Valiliği İstanbul Proje Koordinasyon Birimi tarafından yeni bir yurt binası inşa edildi. Bu yılın Eylül sonu, Ekim başı civarında bitti. Başlayalı 2-3 yıl oldu ama normalde 450 günde bitmesi gerekiyorken 950 veya 1000 gün civarında filan sürdü inşası ve sorunları da sürüyor. Açılışında inşaatı hâlâ devam ediyordu. Şu anda da orasında burasında su baskını oluyor, duvarları şişiyor, dolaplar devriliyor, internet çekmiyor.

Kilyos'ta da bir tane erkek yurdu vardı. Anadolu Hisarı'na taşınmadan önce orası kullanılıyordu ama Anadolu Hisarı’na taşındığında sadece yurt kaldı. Bu yıl oraya kız ve erkek yurdu koydular. Şu anda Kuzey kampüsteki yeni yurt binası var ama Süperdorm yok. Diğer kuzey yurdu yok. Güneydeki eski erkek yurdu yok. Yurt krizi hiçbir yere kaybolmadı kontenjanlar düşmüş bile olsa. 2022 yılıyla kıyaslarsak daha fazla insan okulun yurtlarında kalıyor. Ama 2022'nin öncesi ve kayyumun öncesi dönemle kıyaslarsak rezil haldeyiz."

Theodorus Hall Yurdu

"Karma yurt harem selamlık oldu"

  • Siz şu anda nerede kalıyorsunuz? Yurtta mı? Yoksa kirada mısınız? Nasıl barınıyorsunuz?

"Şu anda arkadaşlarımın evlerinde kalıyorum. Okula ilk başladığımda Kandilli'de hazırlık sınıflarının kaldığı yurtta kalıyordum. Karma bir yurttu orası. Bu yıl harem selamlık yaptılar. Kandilli’yi komple erkek, Anadolu Hisarı'nı komple kız yurdu yaptılar. Şu an okulun neredeyse her yerinde öyle. Kampüslerin cinsiyetleri var resmen.

Daha sonra hazırlık yılımda Kandilli'den çıkınca Kilyos kampüsündeki yurda yerleştim. 1,5 - 2 ay boyunca orada kaldım ama Kilyos sağlıklı kalabileceğiniz bir yer değil. Her yıl minimum 2-3 tane intihar vakasının yaşandığı, en yakın yerleşim merkezine bir saat uzaklıkta, kışların çok soğuk ve fırtınalı, karamsar geçtiği bir yer. Bu sebeple arkadaşlarımın evinde kalmaya başladım. Mutfakla aram iyi, ev temizleyip yemek yapıyordum. Faturalara destek çıkıyordum. 19 Mart süreci başlayınca ev arkadaşlarımızdan birinin tutucu ailesi beni evden kovdu. Boğaziçi Üniversitesi size komün bir yaşam alanı sunuyor. Kolektif bir bellek ve bilinç sunuyor. Bu sebeple 25-26 farklı evde kaldım. Herkes kapısını açtı. Anahtarlığımda belki 8-9 evin anahtarı vardı. Altı ay öyle geçti. Yaz okulunda bir yurt verdiler yaz okulu boyunca ama yaz okulu bitince tekrar vermediler.

Kayyum öncesinde insanların yurt kredisi olurdu ve bu kredinin nasıl hesaplandığını bilirdik. Önce bu krediyi nasıl hesapladıklarını söylemeyi bıraktılar. Sonrasında da bunları açıklamayı bıraktılar. Şu anda insanlar yurda neye göre yerleştiriliyor, hangi kriterlere bakılıyor, kim kimin önüne geçti hiçbir fikrimiz yok. Çevremde maddi durumunun yeterli olmadığını bildiğim öğrencilerden yurda yerleştirilmeyenler var, ama eve çıkabilecek maddiyatı olan insanların yurt aldığını görüyoruz."

"Para vermeden ders çalışabileceğimiz bir yer yok"

  • Kuzey kampüsün şantiye alanına dönüşmesi kampüsteki günlük yaşamını nasıl etkiledi, kütüphanenin, yurtların, kültür merkezinin, spor alanlarının teknopark gerekçesiyle öğrencinin elinden alınması ders dışı faaliyetlerini ve kampüs kültürünü nasıl kısıtladı?

"Kampüste para vermeden oturabileceğimiz bir yer yok. Ders çalışabileceğimiz bir yer yok. Geceleri çatısının altına girebileceğimiz yurt dışında hiçbir yer yok. Saat 5'ten sonra kulüp odaları eskiden çok dolu olurdu. Kulüp odalarını kampüsün en ücra köşesine attılar. Sadece fiziksel olarak binaları da kaybetmekle kalmadık. Örneğin Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübe’nün açık hava gösterimleri Güney meydanda her yıl yazın yapılırdı. Bunları yasakladılar. Yani soyut mekânlarımızı da kaybettik. Garanti Kültür Merkezi’nde 500 kişilik Ayhan Şahenk ders salonu var. Aynı zamanda bir konferans sahnesi, orasının teknopark yüzünden yıkılacağı söylentisi var. O dersleri insanlar nerede alacaklar? Çünkü aynı kapasitede başka bir derslik yok. Orada Dağcılık ve Mağaracılık Kulübü’nün kullandığı tırmanma duvarı var. Türkiye'deki bir üniversiteye ait olan ilk kapalı tırmanma duvarlarından bir tanesi. O duvara ne olacak? Spor salonunda ne olacak? Bütün spor takımları orada yapıyor antrenmanlarını.

Orta kantinde iki tane 10-15 kişinin bir araya gelebileceği büyük oval masa vardı, onları da restorasyon yapılacağı gerekçesiyle kaldırdılar. En fazla dört kişinin beraber oturabileceği kıraathane masalarına çevirdiler. Binadan içeri girdiğinizde sol taraftaki köşe Nilgün Marmara'nın hep oturduğu köşeydi. Nilgün Marmara köşesi diye bilinirdi. Restorasyon zamanında okula oraya bir anıt konulmasını teklif ettik. Kampüsün neresine bakarsanız bakın kayyum yönetiminin dörtten fazla insanın bir araya gelmemesini istediğini hissedebiliyorsunuz."

Boğaziçi'nde bu yılın başında kafe boykotuyla ilgili eylem yapıldı.

"Paraşüt akademisyenler"

  • 2021’den bu yana okuldan çok sayıda deneyimli hoca görevden alındı veya okuldan uzaklaştırıldı. Yerlerine gelen kadroların akademik derinliğiyle ilgili ne düşünüyorsun? Kürsüdeki hocanın özgürce konuşabildiğine inanıyor musun?

"Okuldaki 'paraşüt' hoca sayısı hâlâ okulun kendi akademisyenlerinin sayısından daha az ama bir noktada da nicelikten ziyade niteliğe ihtiyacımız var. Kaybettiğimiz hocaların hepsi okulun en köklü, kültürünün temelini oluşturan hocalardandı. Yeni gelen akademisyenlerin -akademisyen demek de istemiyorum- çok büyük bir kısmı İngilizce konuşamıyor. Konusuna hakim değil ya da hakim olduğu yer departmanın İslam'la alakalı tarafı, İslam felsefesi, İslam sosyolojisi, İslam tarihi gibi… Bir barınamama, ait olamama, sahiplenilememe tavırları var birçoğunun. Farkındalar istenmediklerinin ve sevilmediklerinin. Paraşüt kadrosuyla öğrenci genelinin bir hayat görüşü farklılığı var ve o buzu eritmek çok zor. Kabul edemiyoruz, ısınamıyoruz. 'Paraşüt' olmaya devam edecekler bizim için. Her yıl seçim ders seçim takvimi haftası geldiğinde bütün bölüm gruplarında insanlar hangi hocanın paraşüt olduğunu soruyor, paraşütlere alternatif önerilmesini istiyorlar."

Kulüp odaları taşındı

  • Okuldaki köklü kulüplerin kapatılması veya faaliyetlerinin durdurulması, kampüsteki "güvenli alan" ve "tartışma kültürü"ne nasıl etkiledi?

"Okulda kulüp ve topluluklar olarak iki statü var. Topluluklar daha özgür, o prosedürel bağlılıklara o kadar da riayet etmek zorunda olmayan, kulüplerse kulüplerarası kurulun ve okul yönetiminin onayladığı, kurum tarafından tanınan ve okula resmi belgeler sunma yükümlülüğü olan oluşumlar. Okulda toplamda 80-90 civarı öğrenci kulüp ve topluluğu var. Her alandan insanı, her ilgi alanından aktiviteyi bulabiliyorsunuz.

Aslında okulda size akademik anlamda bölümünüz bir şeyler katıyor, öğretiyor ama asıl aidiyet hissini veren Boğaziçi Üniversitesi kültürüne bakış açısını veren yerler öğrenci kulüp ve toplukları. Bu okulda ne kadar uzun süre kalırsan o kadar fazla şey kazanıp çıkarsın. Kimse zamanında mezun olmaz zaten. Yeni gelen insanlara bunları anlatmaya, bunları aktarmaya çalışıyoruz.

Kulüp odaları normalde Güney kampüste erkek yurdu olarak kullanılan Hamlin Hall’daydı. İnsanlar oralarda geceleri oyun oynuyor, akşamları şiir okuyordu. Bir sosyal hafıza vardı orada. Ancak yurt kapatılıp kulüp odaları gittikten sonra Güney kampüste insan kalmadı. Bu yeni bir şey ve normal değil. İnsan yok, etkileşim yok, sosyal hayat yok. Tam anlamıyla 'öğren - mezun ol - çalış - sisteme dahil ol' ortamı. Boğaziçi’nin sahip olduğu temel değerleri bunun üzerine kurulu değil."

Hamlin Hall binası

Naci İnci'den imam hatiplilere özel tanıtım

  • Okuldaki tarikatlaşma ve cemaatleşme iddialarıyla ilgili gözlemlerin var mı?

"Bu yıl düzenlenen tanıtım günlerinin son gününde Kartal İmam Hatip ve benzeri okullardan ilk 100'e giren 30-40 kişilik bir ekip geldi. Bu ekip, Naci İnci ve BURA Derneği çantalı kadınların eşliğinde diğer kişilerden ayrı bir şekilde tanıtım günlerine alındı. Naci İnci, o insanlara kendisi anlattı okulu.

Üniversitenin girişinde İlim Yayma Cemiyeti'nin yurdu var. Devasa bir yurt krizimiz olmasına rağmen ve bir yurdun inşası üç yıla kadar uzayıp bir türlü bitmezken, Naci İnci’nin ve Fazıl Önder Sönmez'in vakfı kısa bir süre içinde Kuzey kampüsün karşısına prefabrik bir yurt yaptı. Bu yurda başvuru toplanırken uyruk ve cinsiyet sorup referans istediler. Aldıkları insanların tamamı ve bu yurdun etkinlikleri de dini yönelimli.

Her yıl bu liselerden, bu derneklerin yurtlarından gelen öğrenci sayısı gitgide artıyor. Kayyımın fonladığı bu derneklere, bu şuralara bağlı kulüplerin etkinlikleri her yıl gitgide daha kaliteli ve daha büyük hale geliyor.

Bazen bazı kulüpler inaktif pozisyona düşebiliyor. Bu durumda kayyım yönetimi diğer kulüplere ve kulüplerarası kurula duyurmadan bir yönetim kurulu öğrenci ataması yapıyor ve kulübü ele geçiriyor. Ondan sonra o kulüplere ortak açıklamalar yayınlatmaya başlıyor. Yani öğrencilere ait alanların da bazı mevzilerini ele geçirip oraları kullanmaya başladılar. Bu kulüplerden bir tanesi bu yıl okula yeni gelen öğrencilerin grubuna çökmeye çalıştı ve bu yüzden iki grup vardı bu yıl."

"Unutmama, hatırlama ve kaydetme"

  • Okula ilk girdiğinde 2021’de yaşanan olaylar çok tazeydi, kayyım rektörler de kadrolarını yeni yeni yerleştiriyordu. Bu üniversite ortamı senin için bir "anomali" mi, yoksa "yeni normal" mi?

"Yeni normallerden biri yeni direniş yolları. Tıpkı kayyumun yeni kuşatma politikaları keşfetmeye başlaması gibi. Okuldaki 4'üncü yılıma başladım ve öğrendiğim yegane şeylerden biri şu oldu: En iyi direniş yöntemi kayyuma rağmen, odanın içerisindeki o devasa file rağmen ve onu unutmadan engellenen işi yapmaya devam etmek.

Boğaziçi Üniversitesi'nde en çok duyduğunuz direniş kelimelerinden biri 'alternatif'tir. 2017'de ilk kayyum rektör atandığında ve yemekhane zamları protestosu başladığında Kuzey kampüsteki barakaya öğrenciler 'alternatif yemekhane' dedi.

Toplu mezuniyet yasaklandığında 'alternatif mezuniyeti' çıkardı Boğaziçi Üniversitesi. Bu yıl dördüncüsü yapıldı. Gelenek haline geldi. Bir direniş paradigması var, bir şeyleri diğerlerine rağmen yapmak ve devam ettirmek. Tanıtım günleri de ele geçirildiği için broşürler basıldı, bir performans sanatı eylemi yapıldı. Buna 'alternatif tanıtım günleri' dediler.

Boğaziçi Üniversitesi'nin 160 yıllık bir geleneği, kültürü var. Bu yeni direnişin getirdiği anlatı ve kültür aktarımı değerleri yeni bir normal olarak kalmaya devam edecek.

Kazandığımız ikinci bir yeni normal de kolektif hafıza. 19 Mart sürecinin de bizim üniversitemize kazandırdığı en önemli yeni gelenek ve yeni normal bu oldu sanırım. Okulda gittikçe gelişen bir unutmama, hatırlama ve kaydetme geleneği başladı."

2021'deki alternatif mezuniyet töreni

"Meclisin gözünün önünde yaşandı"

  • Boğaziçi Üniversitesi'ne 2021 yılında tepeden inme atanan kayyum yönetimi 5 yılın sonunda üniversiteyi nereden nereye getirdi?

Emeritus Prof. Alpar Sevgen: "Boğaziçi Üniversitesi boğulmadan, batmadan eğitimi sürdürmek ve sonunda normal bir düzene geçmek üzere çabalıyor. Boğaziçi'nin “Bu yapılanları beğenmiyoruz” dediği zaman başvurabileceği iki şey var. Bir tanesi hukuk, ikincisi kamuoyu ve bir numaralı kamuoyu da Türkiye Büyük Millet Meclisi. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin önünde oluyor bu olaylar. İşgal altında değiliz. Çok şükür “hür ve bağımsızız”. Meclise bu ülkenin oylarıyla gelmiş insanlar Boğaziçi’ne ne yapıldığını görmüyorlar mı? Buna razılar mı? İktidar ya da muhalefet farketmez, meclisin bu duruma el koyması lazım gerektiğini düşünüyorum.

Üniversite olmaktan çıkartılmış Boğaziçi 5’nci senesinde ne halde? Hâlâ yaşıyor. Nefes alıyor ve hiç olmazsa direnecek kabiliyeti var ve onunla çok gurur duyuyorum. Habire yukarıdan aşağıya merdiven basamaklarını iniyoruz. bir yerde durup tekrar tırmanmaya başlamamız lazım ve yüce meclisin de bunu görmesi lazım."

BÜVAK'a atanan kadrolar

  • Siz de mütevelli heyeti üyesisiniz BÜVAK’ta. Kayyım kadroları gelince BÜVAK’ta nasıl bir değişim yaşandı?

"Ben Boğaziçi'nin kurulduğu yıllardan bir süre sonra BÜVAK mütevellisi oldum. Boğaziçi'nin sonradan dahil olduğu Üniversiteler Kanunu’nun çok sıkı mali kuralları vardı. Vakıf tamamen Boğaziçi yönetimine olabildiği bütün maddi manevi desteği vermek üzere kuruldu ve öyle hep devam etti.

Bu son yaşananlar hiç kitapta yazmayan şeyler. Boğaziçi 40 senede 190'a yakın mütevelli atamış. Her sene 3-4 kişi civarında atama yapılmış. Kayyum idaresi geldiğinde BÜVAK'ta çoğunluğu yoktu. Onun için BÜVAK mütevelli heyetini ele geçirmesi lazımdı, bu yüzden bir senede 163 kişi atadılar."

"Askıda özerklik"

  • Peki üniversite idealini dünyadan örneklerle karşılaştırırsak Boğaziçi son beş yılda neyi kaybetti?

"Nazi döneminde 1933-45 arası, Alman üniversitelerinde yüzde 19 hoca kaybı var. Tabii orada hocaların bazıları kaçıyor, bazılarını yakalayıp toplama kamplarına gönderiyorlar. Bazı Almanlar da itiraz ediyor böyle şey olmaz diye. 12 senede ortalama yüzde 19 kayıp, senede yüzde 1.6'ya denk geliyor. Biz bu kayyım yönetimi başladığı zaman yaklaşık 450 hocaydık. Nazi rejiminin üniversitesi olsaydık kayıp hoca sayısı 36 edecekti. Boğaziçi'nin kayıp hoca sayısını saymak lazım. 36'yı geçtiysek Nazi çıtasını geçtik.

Amerika'da Yale’den doktoramı alalı 50 seneyi geçti ve Yale senatosu bu sene hangi gün, hangi saatte toplanacak biliyorum ama Boğaziçi'ni bilmiyorum. Yale senatosunun kararlarını çok rahat takip ediyorum. Boğaziçi senatosunda ne oluyor bilmiyorum. Size normal geliyor mu bunlar?

Chicago Üniversitesi 90’a yakın Nobel sahibi. Yani dile kolay, 90 Nobel! Üniversitenin rektörüne soruyorlar 'Sizin tılsımınız nedir' diye. Fikir üretmek, tartışmak ve bunları yaparken başına bir şey gelecek diye korkmamak olduğunu söylüyor.

Üniversite yönetiminin düşüncelerinden farklı düşündüğünüz için üniversite sizi cezalandırmaması lazım. Üniversite yöneticisi size düşüncenizi üretmeniz ve bunu söyleyebilmeniz için gerekli imk

ânı açmak zorunda. Toplumun ileri gitmek için kurduğu kurumlar üniversiteler. Üniversitenin birinci görevi öğrencileri eğitme açısından onlara düşünmeyi öğretmek, sorgulamayı öğretmek ve öğrenmeyi öğretmek. Yani eline bir katalog verip 'Hadi bunları çalış sabah bana söyle' tarzında değil.

Hocalarınız iyiyse oraya iyi öğrenci gelir, oraya fonlar da gelir, mezunları başarılı olur, üniversitesine döner yardımcı olur. Bunun için sizin düşünen ve sorgulayan hocalara ihtiyacınız var. Ben bu fikri tartışırken bölüm başkanından, dekandan, rektörden korkmayacağım. Düşündüğünüz neyse onu söyleyeceksiniz. Bunu söyleyemiyorsanız zaten üniversiteyi kaybediyorsunuz.

Boğaziçi Senatosu’na dışarıdan çok sayıda atama yapıldı. Öz Boğaziçililerin olmadığı bir senato Boğaziçi Senatosu olabilir mi? Bir üniversitenin en tepe karar kurulları senatodur. Senato akademik yönü veren yerdir.

Akademik filtreleri atlayıp 'rektör istediğini atar' haline getirirseniz Boğaziçi’nde 'Öz Boğaziçili' lafı da çıkar, 'paraşüt' lafı da çıkar. Biz Boğaziçi'nin normal filtrelerinden geçerek gelen hocalara artık 'öz Boğaziçili' diyoruz. Bölüm ve fakülte filtrelerinin by-pass edilerek veya suni filtre oluşturularak, tepeden idari olarak girenlere ve yükseltilenlere de 'paraşüt' deniliyor. Yani Boğaziçi bilimle, ilimle, bilimle alakası olmayan siyasi soslu bir yönetim altında.

Boğaziçi’nde kayyım yönetiminin uygulamalarına karşı dünyanın davası açıldı. Aslında bizim tek bir dava açmamız lazım. O da Anayasa'nın 130'uncu maddesinde düzenlenen özgürlük ve özerkliğin yok olmasıyla ilgilidir. Bu davayı açamıyormuşuz, çünkü Anayasada hangi hareketlerin özerkliğe karşı olduğu tarif edilmiyor. Askıda özerklik… Komik değil mi?"

"Kuzey kampüsün yüzde 44'ü gitti"

  • Peki iş öğrenciler açısından nasıl gidiyor? Yani bir kurum üniversite olma vasfını yitirirken bu durum öğrencilerin hayatına nasıl yansıyor kampüste?

"Üniversite arazisi, kurum adına tapulu veya devlet tarafından kullanımına tahsisli arazidir. Bunu da ikiye ayıralım, bir tanesi kampüs arazisi yani öğrencinin öğrenim, eğitim gördüğü yaşam alanı aynı zamanda. Derslikler, laboratuvarlar, konferans salonları, tiyatrosu, spor salonları, meydanları, yatakhane vs, yani öğrencinin üniversitede yaşadığı, çalıştığı, spor yaptığı, kahve içtiği alan. Bir de üniversitenin kampüs alanı dışında arazisi olabilir.

Boğaziçi'de kuzey kampüste olanlara bakalım. Teknopark yapılacak diye üniversitede kütüphaneyi, yurtları, spor salonunu, kültür merkezini yıktılar, futbol sahası gitti. Kuzey kampüs alanının yüzde 44’ü Teknopark’ta gitti. Kütüphaneyi yıktılar. Kütüphanesi yıkılan üniversite gördünüz mü? Kütüphanesini yıkan üniversiteye hâlâ üniversite denir mi? İki tane yurt binası yıkıldı Kuzey kampüste. Bir tane de büyük yurt binası vardı Süperdorm denilen. Orası da iptal edildi. Yaşam alanından da iki yurt gitti. Şimdi buna üniversite yönetim denilebilir mi?

Boğaziçi teknoparka ilk 1990'larda girdiği zaman Kuzey kampüste çok küçük bir yer verdi. Deneme, sınama olmak üzere, yani deneyelim bakalım ne oluyor diye.

Halbuki Boğaziçi’nin Dudullu örneği var. Boğaziçi’nin Dudullu'da üniversite arazisi yok. Organize sanayi bölgesi Boğaziçi ile anlaşarak bir arazi tahsis etti. O araziye para da ödenmiyor. Orada çok iyi çalışan bir teknopark kurduk. Teknopark böyle kurulmalı. Orta Doğu ve İstanbul Teknik Üniversitesi gibi çok büyük alanlara sahip değilseniz yapılması gereken bu. Öğrenciyi üniversiteden kovalamak değil.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gözlerinin önünde Boğaziçi Kuzey kampüsün yüzde 44'üne el konuldu. Peki bu kime gidecek? Boğaziçi Üniversitesi'nin kurulu teknopark şirketi zaten vardı. Boğaziçi bunun yüzde 97 hisse sahibiydi, yüzde 3 de Boğaziçi'nin vakfı BÜVAK'a aitti. Bu şirket kendini feshetti ve Boğaziçi Teknopark'a devretti. Boğaziçi Teknopark'ın Boğaziçi Üniversitesi ile bir ilgisi yok, Boğaziçi adını kullanan bir şirket. Boğaziçi Üniversitesi'nin burada hissesi yüzde 20. Yani üniversite burada azınlıkta. Kendi arazimizi veriyoruz ve azınlıktayız. Böyle bir şey olabilir mi? Bu kamu yararına olabilir mi? Böyle kamu yönetimi olabilir mi? Boğaziçi’nin kampüs arazisine bu şekilde çökülüyor. Bunun adı çökme. Başka bir şey değil. Yapılan öğrencinin üniversitesizleştirilmesidir."

Yıkılmadan önce Aptullah Kuran kütüphanesinden bir görünüm

"Boğaziçi yerli ve milli bir projeydi"

Bir siyaset bilimci olarak, Boğaziçinde 2021den bu yana yaşanan süreci Türkiyedeki genel demokratik erozyonun neresine koyuyorsunuz? Boğaziçi bu anlamda bir "laboratuvar" mı?

Prof. Dr. Mine Eder: "Bu yaşadığımız olay Boğaziçi Üniversitesi'ne özgü bir süreç olarak değil, bütün üniversitelerin genel bir krizi olarak görüyorum. Yüksek öğrenimin niteliği ve amaçlarıyla ilgili ciddi bir çöküntü yaşanıyor.

Her ile bir üniversite yapıp, o illeri kalkındırma amacıyla üniversite sayısında bir patlama yaşandı. Üniversite öğrencisi sayısı bir ara 8 milyona çıktı. Ama şu anda istatistiklere göre en çok işsizlik üniversite mezunları arasında var. Yani üniversiteli olmanın aslında işsizlik olasılığını arttırdığı bir ülkede yaşıyoruz. Küresel eğilimlerden çok farklı bir süreç bu.

Boğaziçi Üniversitesi de nitelikli bir kamu üniversitesi olma özelliğine sahipti. Yani geçmişinize, sınıfınıza, geldiğiniz ekonomik güce hiçbir şekilde bakmadan zekanızla girebildiğiniz ve de yalnızca zekanızı yarıştırdığınız bir ortamda çok farklı profillerdeki öğrencileri bir araya getirip, nitelikli bir kamu üniversitesi kimliğiyle ücretsiz eğitim verme projesiydi. Aslında son derece yerli ve milli bir proje bu.

Şimdi bu böyle bir proje neden yok edilir, kısmına gelince, gerçekten iktidarın uzantısı olması istenen üniversiteler hayali var burada. Yani bu üniversiteleri iktidara biat eden ve onların ideolojisiyle aynı çizgiye getiren bir sosyal mühendislik projesi olarak diye düşünebiliriz bunu.

Bu maalesef giderek demokrasi niteliğini kaybeden rejimlerde çok rastladığımız bir proje: Üniversiteleri hizaya getirme. Üniversiteleri kendi ideolojilerinin uzantısı olarak görme. Bunu yalnızca Türkiye'de de görmüyoruz. Brezilya'da, Macaristan'da, ABD’de ve birçok yerde görüyoruz. Üniversite kavramı büyük bir kriz geçiriyor o anlamıyla.

Türkiye'de genel olarak demokratik hakların, ifade özgürlüklerinin, çoğulculuğun çok ciddi şekilde zarar gördüğü bir süreçten geçiyoruz. Üniversiteler de tanımları itibariyla eleştirel, çoğulcu, çok farklı renklerin, kişiliklerin bir araya geldiği mekânlar. Böyle mekânlar tehdit olarak algılanıyor ve böyle mekânların hizaya getirilmesi gerektiği düşünülüyor. Şu anda Boğaziçi'nin yaşadığı da o. Hizaya getirtilmeye çalışıyoruz. Demokratik çöküşün mikrokozmu diyebiliriz Boğaziçi Üniversitesi'nde yaşananlara.

Bu çok üzücü bir şey aslında. 'Kurum kırıcı' olma hali var burada ve kurumu kırarken onun isminden, cisminden, etinden, sütünden yararlanıp iktidarın uzantısı haline getirip kurumu ele geçirme durumu bu. O yüzden de çok kırılganlar. İktidarın değişimiyle kurulan bu mikrokozm çökecektir diye düşünüyorum. Çünkü kağıttan bir kaplan gibi arkasında iktidarla bu kadar rahat davranabiliyor."

"Üniversitenin tüm mekânları ticarileşti"

  • Demokratik denetimin olmadığı bir yerde mali denetimsizliğin (vakıflar, şirketler, ihaleler) ortaya çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Şeffaflıktan uzaklaşma, üniversitenin "kamu kurumu" niteliğini, akademik birikimi ve prestijini nasıl etkiliyor?

"Ranta, metalaşmaya dayalı bir eğilim zaten küresel ekonomide de küresel eğitim camiasında da var. Biz üniversiteyi üniversite prensipleri üzerinden savunmak zorundayız. Mesela bugünlerde eğitim-öğretim süresini üç seneye indirme tartışmalarında da 'bir an önce okusunlar da iş dünyasına katılsınlar' tavrı var. Burası bir meslek yüksekokulu değil, öğrencinin kendisini bulduğu, kendini sorguladığı, eleştirdiği, kendinden çok farklı insanlarla birlikte olduğu, bazen de 'rahatsız', yani konfor alanından çıktığı yerlerdir. Ama kötü bir nepotizm üzerinden ilerleyen bir kariyer mantığı var.

İnanılmaz bir metalaşma var. Üniversitenin tüm mekânları ticarileşti. Teknopark’tan alınan kira, Survivor’dan alınacak reklam geliri, üniversite içindeki mekânlarda yaşanan çocuk işçi cinayeti, mekânların düğünlere kiralanması…"

"Tek başımıza değiştirmek mümkün değil"

  • Boğaziçi’nin aldığı hasar onarılabilecek mi?

"Aslında 'iyi bir üniversite nasıl yönetilir'le ilgili çok şey öğrendik ve inanılmaz bir dayanışma ağı geliştirdik. Bütün bileşenlerle, öğrencilerle, mezunlarla koordineliyiz. Birbirimizi hiç tanımadığımız kadar tanıyoruz. En büyük kazanımın bu olduğunu düşünüyorum.

Bu da şunu beraberinde getiriyor: Türkiye'de devran dönmezse bizim tek başımıza Boğaziçi'ni iyileştirmemiz ve değiştirmemiz mümkün değil. Devran dönerse geri kalan arkadaşlarımızla biz bu kurumu tabii ki tamir ederiz. Çünkü o hafızamız var bizim. 'Çok iyiydik' demiyorum ama katılımcı kültürümüz ilmek ilmek oluşturulan bir hafıza. O pratiklerin ne kadar değerli olduğunu da bu son yıllarda çok iyi anladık.

Beş yılın bize kazandırdığı en büyük şey gerçekten inanılmaz bir dayanışma ağı ve iyi bir üniversite üzerine tartışma. O yüzden tamir ederiz."

Özel Haber Haberleri