Görünmez Yurttaşlar 5- Süryaniler yok olmamak için direniyor: 25 bin kişilik hafıza
GÜLSEVEN ÖZKAN | Türkiye’de yaklaşık 25 bin Süryani yaşamını sürdürürken toplum temsilcileri mülkiyet sorunları, göç ve ifade özgürlüğüne yönelik kaygıların devam ettiğini söylüyor. Süryaniler bir yandan yeni okul projeleriyle dil ve kültürlerini korumaya çalışırken diğer yandan Avrupa’dan geri dönüşlerin önündeki hukuki sorunlara dikkat çekiyor. Nusaybin’de yıllar sonra eski adına kavuşan Arbo Köyü ise Süryaniler için hafızayı, geri dönüşü ve yeniden tutunma çabasını simgeliyor.
GÜLSEVEN ÖZKAN
Bir dönem Anadolu’nun birçok kentinde yaşayan Süryaniler bugün varlıklarını sürdürme mücadelesi veriyor. Eğitimden vakıf çalışmalarına, köylere geri dönüşlerden kültürel mirasın korunmasına kadar birçok alanda ayakta kalmaya çalışan Süryani toplumu özellikle gençlerin geleceği konusunda kaygı duyuyor. Bu dosyamızda DEM Parti Mardin Milletvekili George Aslan ile İstanbul Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi Vakfı Onursal Başkanı Sait Susin’in verdiği bilgiler üzerinden Süryanilerin günümüzde karşı karşıya kaldığı sorunları, gençlerin geleceğe bakışını ve kültürel hafızayı koruma çabasını ele aldık.
“86 yıl sonra ilk kez Süryani okulu açma imkanımız oldu”
Türkiye'de 25 bin nüfusu ile varlıklarını sürdüren Süryaniler son yıllarda yeni bir dönem yaşarken Sait Susin Süryani toplumunun mevcut durumunu, ihtiyaçlarını ve beklentilerini anlattı. Süryani toplumunun en önemli adımlarından birinin eğitim alanında atıldığını belirten Susin, 86 yıl aradan sonra ilk kez okul açabildiklerini söyledi. 2013 yılında anaokulu ile eğitime başladıklarını ifade eden Susin, yıllarca eğitimden uzak kaldıkları için ilk adımı anaokulu açarak attıklarını belirtti.
İstanbul Süryani Kadim Mor Efrem Anaokulu’ndaki öğrenci sayısının 40 ila 50 arasında değiştiğini söyleyen Susin, bu okulun devam edebilmesi için ilkokul da açmanın şart olduğunu ifade etti. Uzun süredir devlet yetkililerinden yer tahsisi talep ettiklerini belirten Susin, iki yıl önce Veliefendi’de kendilerine bir arsa tahsis edildiğini, bu arsa üzerinde yeni okulun yapılmasının planlandığını söyledi. Proje çalışmalarının sürdüğünü kaydeden Susin, yeni kampüste hem ilkokulun hem de mevcut anaokulunun yer alacağını ifade etti.

Susin, dilin ve kültürel hafızanın korunmasının okul olmadan çok zor olduğunu vurgulayarak, “Yıllarca okul açmamıza izin verilmediği için dilimizi, kültürümüzü ve hafızamızı kaybetme endişesi taşıyorduk” dedi. Çocuklara kimliklerini, geçmişlerini ve kültürlerini rahatlıkla aktarabildiklerini belirten Susin, “Nüfusumuz bu kadar azalmışken sosyal medyanın doğru yanlış bilgilerinin pompaladığı bu ortamda kimliğimizi çocuklarımıza aktaramazsak yok oluruz” ifadelerini kullandı.
“Bütün gelirimiz cemaatin bağışlarından”
İstanbul Süryani Kadim Mor Efrem Anaokulu’nun en büyük sorunlarından birinin ekonomik olduğunu söyleyen Susin, bağışlarla ayakta duran vakfa anaokulunun ciddi mali yük oluşturduğunu ifade etti. İlkokulun açılmasıyla masrafların daha da artacağını belirten Susin, gelirlerinin büyük bölümünün cemaat bağışlarından oluştuğunu anlattı. Devletin arazi tahsisinin önemli bir katkı olduğunu, ancak yeni okul için maddi desteğe ihtiyaç duyduklarını dile getirdi. İstanbul’daki Süryani toplumunun özellikle Yeşilköy ve Bakırköy çevresinde yoğunlaştığını belirten Susin, vakfın kendi imkanlarıyla arazi alıp inşaat yapmasının oldukça zor olduğunu kaydetti.

17 bin Süryani İstanbul'da yaşıyor
Türkiye’de bugün yaklaşık 25 bin Süryani nüfus bulunduğunu belirten Susin, bunların yaklaşık 17 bininin İstanbul’da yaşadığını söyledi. Midyat’ta yaklaşık 3 bin kişilik bir nüfus bulunduğunu ifade eden Susin, Mardin’de yaklaşık 75 ailenin yaşadığını aktardı. Bunun dışında Adıyaman’da 150-160 aile bulunduğunu söyleyen Susin, İskenderun, Elazığ, Gaziantep, Mersin, Ankara ve İzmir’de de küçük Süryani topluluklarının yaşamını sürdürdüğünü anlattı.
Süryanilerin uzun yıllar yeterince tanınmadığını ifade eden Susin, bunun nedenlerinden birinin tarih boyunca İstanbul’dan uzak kalmaları ve yaşanan baskılar olduğunu söyledi. Ancak son yüzyılda dünyanın birçok ülkesine dağılan Süryanilerin gittikleri yerlerde kiliseler, dernekler ve spor kulüpleri kurduklarını belirtti.
Son yıllarda Süryaniler üzerine yapılan akademik çalışmaların arttığını kaydeden Susin, Artuklu Üniversitesi’nde 2008 yılında açılan Süryani Dili ve Kültürü Bölümü’nün, 2013 yılında açılan Süryani anaokulunun ve özellikle 2023 yılında açılan Cumhuriyet tarihinin ilk Süryani kilisesi olan Mor Efrem Süryani Kadim Ortodoks Kilisesi'nin toplumun görünürlüğünü artırdığını ifade etti. Yeni kilisenin yalnızca ibadet özgürlüğü açısından değil, Türkiye’nin uluslararası prestiji açısından da önemli olduğunu söyledi. Susin, Süryanilerin Hristiyanlığı kabul ettikten sonra özellikle ilim, bilim ve teoloji alanlarında önemli eserler bıraktığını belirterek, "Ortadoğu ve Türk-İslam tarihi üzerine çalışan çok sayıda akademisyen bu kaynakları okuyabilmek için Süryanice öğreniyor" dedi.
Göçler sonrası mülkiyet sorunları devam ediyor
Süryani toplumunun özellikle 1915 sonrası başlayan göçlerle büyük ölçüde dünyanın dört bir tarafına dağıldığını anlatan Susin, 1950’lerden itibaren hızlanan Avrupa göçünün ardından köylerdeki evlerin, tarlaların ve diğer mülklerin önemli kısmının işgal edildiğini söyledi.

Bugün Avrupa’dan geri dönmek isteyen bazı Süryanilerin mülklerine ulaşmakta sorun yaşadığını belirten Susin, bu konuda devletten destek beklediklerini ifade etti. Güneydoğu’daki vakıf gelirlerinin bölgedeki vakıfların kontrolünde olduğunu kaydeden Susin, İstanbul’daki vakıfların ise düzenli gelir kaynağının bulunmadığını vurguladı.
Ortadoğu’daki gelişmelerin Süryani toplumunda ciddi endişe yarattığını belirten Susin, özellikle Suriye, Irak ve Lübnan’da yaşanan olayların bölgedeki Hristiyan topluluklarını yeniden göçe zorladığını söyledi. “100 yıl önce Bağdat’a, Beyrut’a, Halep’e ve Musul’a göç eden Süryaniler bugün yeniden dünyanın dört bir tarafına dağılmak zorunda kaldı” diyen Susin, Musul’daki çok sayıda Hristiyanın mallarını ve mülklerini bırakıp bir gecede göç etmek zorunda kaldığını ifade etti.
“Son 23-24 yılda daha rahat bir dönem yaşandı”
Azınlık hakları konusunda özellikle 2008’de çıkarılan vakıf yasasının önemli bir kırılma yarattığını söyleyen Susin, son 23-24 yılda Süryaniler dahil azınlıkların daha rahat bir dönem yaşadığını belirtti. Geçmişte Süryanilerin çoğu zaman kimliğini gizlemek zorunda kaldığını ifade eden Susin, bugün ise bu durumun büyük ölçüde değiştiğini savundu.
“Eskiden insanlar kendini tanıtmak istemiyordu ama bugün o konuda ciddi bir rahatlama var” diyen Susin, toplumun farklı kesimleriyle ilişkilerinin güçlü olduğunu vurguladı. Dünyanın artık adeta büyük bir ofise dönüştüğünü söyleyen Susin, gelişen iletişim imkanlarıyla birlikte aidiyet duygularının da zayıfladığını belirterek, “Bunun önüne geçmek kolay değil” dedi.
“Gençlerin durumu Türkiye’deki diğer gençlerden farklı değil”
Ortadoğu’daki savaşın Süryani toplumunda da endişe yarattığını söyleyen Susin, buna rağmen yoğun bir genç göçü yaşanmadığını ifade etti. “Türkiye’de yaşayan Müslüman bir gencin yaşadığı kaygılar neyse bizim gençlerimizin durumu da aynı” diyen Susin, toplumdaki genel ekonomik ve siyasi atmosferin herkesi etkilediğini belirtti. Türkiye’deki atmosfere de değinen Susin şöyle konuştu:
“Nefret söylemi bizi üzüyor”
“Gençlerde tahammül eşiğinin düştüğünü, bunun her Türkiye vatandaşı genç için geçerli olduğunu düşünüyorum. Daha önceki dönemlerde olduğu kadar olmamakla beraber nefret söylemlerinin özellikle aşırı milliyetçi kesimlerde zaman zaman dillendirildine şahit oluyoruz. Nefret söylemleri sosyal medyada daha çok dillendiriliyor. Her türlü nefret söylemi bizi üzüyor.”
Toplumlararası ilişkinin günlük yaşamda güçlü şekilde sürdüğünü vurgulayan Susin, kendi çevresinden örnek verdi. “Bu yıl şirketimizin 51. yılı ve bütün müşterilerim Müslüman ve hepsi beni Süryani kimliğimle tanıyor. Çok iyi ilişkiler içerisindeyiz” ifadelerini kullandı.

“Korku var, azınlıklar siyasi meselelerde konuşmuyor”
Öte yandan Türkiye’de artan siyasi kutuplaşma, baskı ortamı ve otoriterleşme tartışmaları sürerken DEM Parti Mardin Milletvekili George Aslan azınlık topluluklarının son durumu ile ilgili bilgi verdi. Aslan, azınlık topluluklarının kendilerini her geçen gün daha güvensiz hissettiğini söyleyerek özellikle iktidarın kullandığı dil ve değişmeyen resmi yaklaşımının toplumdaki nefret söylemini beslediğini savundu.
Türkiye’de Süryani, Ermeni ve Rum nüfusunun toplamda yaklaşık 50 bine kadar düştüğünü belirten Aslan, “Bu kadar az sayıda kalmış topluluklara bile tahammül gösterilmiyorsa, bu durum ülkedeki demokratik sorunların geldiği noktayı gösteriyor” dedi. Siyasi atmosferde giderek sertleşen kutuplaşmanın yalnızca muhalefeti değil, azınlık topluluklarını da doğrudan etkilediğini ifade eden Aslan, özellikle sosyal medya, televizyon yayınları ve siyasette kullanılan ayrımcı dilin korku yarattığını söyledi.
"Türkiye geçmişle yüzleşmedi"
“Nefret söylemi hala çok yaygın” diyen Aslan, “'Kansız Ermeni', 'hain Süryani' gibi ifadeler toplumları hedef gösteriyor. Bu söylemler insanlarda yeniden baskı altında oldukları hissini yaratıyor” ifadelerini kullandı. "Türkiye'de devlet geçmişle gerçek anlamda yüzleşmedi" diyen Aslan, resmi söylemin hala azınlıkları “potansiyel tehdit” olarak gördüğünü savundu.
Aslan’a göre ülkedeki otoriter siyasi iklim ifade özgürlüğü üzerindeki baskıyı da derinleştiriyor. Azınlık topluluklarının açık biçimde konuşmaktan kaçındığını söyleyen Aslan, “Korku var. İnsanlar siyasi meselelerde konuşmuyor, yalnızca dini konularla sınırlı kalıyor. Bu da görünmez bir baskı mekanizmasına dönüşüyor” dedi. Toplumun büyük bölümünün risk almaktan çekindiğini belirten Aslan, özgürce konuşmanın hala güvenli görülmediğini dile getirdi.

“Azınlıklar çoğu zaman “ihanet” ve “dış güçlerle iş birliği” üzerinden tanımlanıyor”
Eğitim sisteminin de ayrımcı dili yeniden ürettiğini savunan Aslan, okul müfredatlarında Süryani, Ermeni ve Rumların kültürlerine, dillerine ve tarihine yer verilmediğini iddia etti. Televizyon dizileri ve resmi tarih anlatılarının ise azınlıkları çoğu zaman “ihanet” ve “dış güçlerle işbirliği” üzerinden tanımladığını belirtti.
Doğu ve Güneydoğu’daki Süryani ve Yezidi köylerine ilişkin sorunların da sürdüğünü ifade eden Aslan, özellikle arazi davalarının dönüş yapmak isteyen aileler açısından büyük bir engel olduğunu söyledi. Kadastro süreçlerinde yurtdışında yaşayan birçok kişinin mülkiyet hakkını kaybettiğini belirten Aslan, hükümetin Avrupa’daki Süryani ve Yezidilere yönelik “geri dönün” çağrılarının ise büyük ölçüde söylemde kaldığını savundu.
“Komisyonlar kuruluyor, sözler veriliyor ama pratikte adım atılmıyor” diyen Aslan, iktidarın demokratikleşme ve güvence vaatlerinin sahada karşılık bulmadığını ifade etti. Özellikle mülkiyet sorunlarının çözülmemesi nedeniyle insanların yeniden hayal kırıklığı yaşadığını belirten Aslan, “Arazisini kaybeden biri neden geri dönsün?” diye konuştu.
“Süryani ve Yezidi köylerinde tedirginlik var”
Bölgede bazı kesimlerin Süryani ve Yezidilerin dönüşünden rahatsız olduğunu anlatan Aslan, bazı köylere yönelik yapılaşma ve enerji projelerinin de topluluk üzerinde tedirginlik yarattığını söyledi. Sadece Hristiyan nüfusun yaşadığı alanlara cami yapılması girişimlerinin geçmişteki baskıları hatırlattığını belirten Aslan, bunun toplumsal korkuyu büyüttüğünü ifade etti.
Kültürel miras konusunda da devlet desteğinin yetersiz kaldığını dile getiren Aslan, birçok kilise ve manastırın restorasyonunun halkın kendi imkanlarıyla yapıldığını söyledi. Bazı tarihi yapıların kaderine terk edildiğini belirten Aslan, devletin koruma politikalarının yetersiz olduğunu savundu.
“Gençler özgür kendilerini özgür hissetmediği için gidiyor”
Genç nüfusun büyük bölümünün yıllar önce yurtdışına göç ettiğini kaydeden Aslan, buna rağmen son yıllarda Avrupa’dan dönüş yapan ailelerin bölgeye ekonomik hareketlilik kattığını anlattı. Ancak demokratik güvence ve hukukun üstünlüğü sağlanmadığı sürece dönüşlerin sınırlı kalacağını belirten Aslan, “İnsanlar sadece ekonomik sebeplerle değil, özgür hissetmedikleri için de geri dönmüyor” dedi.
Bir tabeladan fazlası, Arbo’nun dönüş hikayesi
Aslan’ın sözünü ettiği geri dönüş örneklerinden biri de Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Arbo köyü oldu. Süryanilerin “Tur İzlo” olarak adlandırdığı Bagok Dağı bölgesinde yer alan Arbo, yıllar süren göçler, savaşlar ve zorunlu boşaltmaların ardından yeniden canlanmaya çalışan en eski Süryani yerleşimlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Cumhuriyet döneminde birçok yerleşim yerinde olduğu gibi Arbo’nun adı da değiştirilerek “Taşköy” yapıldı. Ancak köye geri dönen Süryani ailelerin girişimleriyle birlikte köyün tarihi adının yeniden verilmesi için başvuru yapıldı. Nusaybin Belediyesi Meclisi’nin aldığı kararın ardından Kaymakamlığın da onayıyla köy yeniden resmi olarak geçen yıl “Arbo” adını aldı. Daha önce Bethkustan Köyü'nün adının iade edilmesi de bölgede benzer bir adım olarak kayıtlara geçti.
Yedi kez boşaltıldı, şimdi kültür yeniden yaşatılıyor
İsmin iadesi için yürütülen süreçte DEM Parti Mardin Milletvekili George Aslan da girişimde bulunurken kararın ardından köyde yeni tabelanın asılması için tören düzenlendi. Süryani toplumu açısından bu adım yalnızca bir isim değişikliği değil, aynı zamanda geçmişle yeniden bağ kurma girişimi olarak değerlendiriliyor.
Arbo’nun geçmişi ise göçlerle şekillendi. Köyün tarih boyunca yedi kez boşaltıldı. Birinci Dünya Savaşı yılları, 1915 sonrası Sayfo dönemi ve sonraki çatışmalı süreçlerde çok sayıda Süryani aile başta Suriye olmak üzere farklı ülkelere göç etmek zorunda kaldı. 1920’li yıllarda Tur İzlo bölgesinden Kamışlı’ya yoğun göç yaşandığı, Arbo’dan ayrılan aileler burada kendi mahallelerini kurdu.
Uzun yıllar boş kalan köyde dönüş süreci 2000’li yıllarla birlikte yeniden hız kazandı. Avrupa’da yaşayan bazı Süryani aileler köylerine dönerek eski taş evleri restore etti, yeni yapılar inşa etti. Bugün Arbo’da yaklaşık 50 yeni ev bulunurken, köyde altı kilise ve bir manastır yer alıyor. Köyde nüfus neredeyse 100'e ulaştı.
Süryani kültürünün geleceğine ilişkin kaygılarını da paylaşan Aslan, uzun vadede kültürel devamlılığın zorlaştığını söyledi. “Bir halk kendi toprağından koparsa dili ve kültürü zamanla yok olur” diyen Aslan, Türkiye’nin farklı kimlikleri tehdit değil, toplumsal zenginlik olarak görmesi gerektiğini ifade etti.
Kaynak: Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.
