Beyoğlu Belediyesi'nin eski ruhsat müdürü şimdi Ayasofya’dan sorumlu

Beyoğlu Belediyesi'nin eski ruhsat müdürü şimdi Ayasofya’dan sorumlu

Ayasofya korunamıyor; tarihi kapısı yeniyor, mermerleri kırılıyor. Yetkililer sus pus. Sanat Tarihi Derneği Başkanı Şerif Yaşar, “Sorun liyakat sahibi olmayanların kültür işlerini yapması” diyor. Mesela Ayasofya’nın yeni müdürü, Beyoğlu’nun ruhsat işlerinden sorumluydu.

MEHVEŞ EVİN


Ayasofya Müzesi, camiye çevrilmesinin ikinci yılında tartışmaların merkezinde. Bir taraftan “Ayasofya özgürlüğüne kavuştu” diyenler, bir taraftan da Ayasofya’nın iyi korunmadığını gösteren skandallar…

Hatta Prof. Dr. İlber Ortaylı, geçen sürede Ayasofya’yı 3 milyon kişinin ziyaret etmesini “facia” olarak niteleyip "Ayasofya’nın restorasyon için belli bir müddet mutlaka kapatılması gerekiyor" diye yazdı.

Ayasofya’nın tarihi kapısının “koparıldığı” skandalını ortaya çıkaran Sanat Tarihi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Şerif Yaşar ile buluştuk. Ayasofya’dan Yerebatan’a, definecilikten kültür politikalarına tüm gelişmeleri konuştuk.

whatsapp-image-2022-08-06-at-14-34-42.jpeg

Ayasofya’nın sorumlu müdürü olarak atanan Talip Keskin’in Beyoğlu Belediyesi’nde Ruhsat İşleri Denetim müdürü olduğunu öğrendim. Eski Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’ın Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı olduğu bir yönetim anlayışında şaşırtıcı değil....

Şerif Bey, Ayasofya'nın kapısının tahrip olmasını siz duyurdunuz. meselesinde. Ne olmuştu, hatırlatır mısınız?

- Nisan ayında bir hocam bana bir fotoğraf attı. Ayasofya'nın kapalı alanında 5 tane kapı vardır. En ortadaki daha devasadır, Imparator Kapısı denir. İşte o Imparator Kapısı’nın tarihi madalyonu dediğimiz ahşap kısmı ağır şekilde zarar görmüş. Koşa koşa Ayasofya'ya gittim. Biliyorsunuz artık müze olmadığı için içeriye kolunuzu sallaya sallaya girebiliyorsunuz. Ben de girdim ve tabii şok oldum.

Zaten ortalık birbirine girdi. Sonradan anlaşıldı ki kapı koparılıp yenmiş!

Koparılma meselesi tazeydi çünkü ahşabın beyaz dokusu görünüyordu. Neyse oradaki güvenlik görevlilerini aradım. “Haberimiz yok” dediler. Nasıl haberiniz yok ya? Müdür bey dedikleri arkadaşı aradılar. Dedi ki “evet bilgim var”. Peki soruşturma açıldı mı? Çünkü bu işlenen suç birinci dereceden tarihi esere zarar vermek! “Hayır” dedi. İnsanlar gelip geçerken kutsal saydıkları için ellerini sürüyorlarmış…

Peki ne oldu, suç duyurusunda bulunuldu mu?
- Evet biz bulunduk.

İyi de devletin bunu yapması, koruması gerekmiyor mu?

Gerekiyor. Fakat müdür bey ve bu işlerden bi haber neden bir haber biliyor musunuz? Çünkü kendisi bu konularda uzman değil.

Bir dakika müdür bey, Ayasofya Cami'nin müdürü mü? Görevi ne?

Inanın kendileri bile bilmiyor, niye biliyor musunuz? Ben bunu bizzat baş müfettişlere, oradaki yetkililere sordum. Şimdi burası müze iken buranın bir müze müdürü ve bir bilim kurulu vardı. Herkesin görev alanı belliydi. Müzeden camiye çevrilince şöyle bir karar alındı: Kapalı alan, yani şimdi o namaz kılınan alan Diyanet Işleri Başkanlığına bağlandı. Ayasofya'nın avlu kısmında 6 tane oda vardır. Şimdi orada Istanbul Müze Müdürlüğü’nün bir odası var. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün bir odası var. Güvenliğin bir odası var. Diyanet'e bir tane oda vermişler.

Ne yapıyorlar bu odalarda pardon?

Hiçbirşey! Soruyorum, arkadaşlar ne oluyor burada? İşte valilikten emir gelmesini bekliyoruz… Çünkü henüz orada sorun çözülememiş. Bir tane arkadaş görevlendirmişler. Ayasofya'nın Diyanet işleri haricindeki görevler ona bağlı. Güvenliği, temizliği, korunması bir restorasyon yapılacaksa bu arkadaş oradan sorumlu. Kim bu arkadaş? Daha önce Beyoğlu Belediyesi’nde ruhsat işleri müdürü olan kişi. Misbah Demircan zamanında barlara, mekanlara ruhsat veriyormuş. Tabii ki doğal olarak da bu işleri de bilmiyor. Ne kanunu biliyor, ne yönergeleri.

İyi de Vakıfların, başka kurumların denetim görevi yok mu?

Bir problem bu. Asıl Bilim Kurulu’nun dağıtılması çok korkunçtu. Ülkenin en önemli profesörleri, bizantologları orada bilim kurulunu oluşturuyordu. 1500 yıllık, çok hassas Ayasofya için kararları veriyorlardı. Onlar yok! En son gittiğimde beni içeri almadılar. Girerseniz dahi fotoğraf çektirmeyiz dediler.

Hayırdır, neden?

Sonradan anladım nedenini. Çünkü orada yeni bir skandal olmuş. Nedir bu skandal? Şimdi Ayasofya'yı temizleyecekler, tamam güzel… Bir makine getirmişler ama makine o kadar ki ağır ki 1500 yıllık zemindeki mermerler kaldıramamış, kırılmış! Mermerler kırılınca alelacele bir restorasyon yapılmış, derz yapılmış. Gerçekten bu işten anlayan olsa der ki “bu ağırlıkta bir makine makineyi buradaki mermerler kaldırmaz. Bunun üzerinden yürütmeyelim”. 1500 yıllık mekan diyorum bakın. Yani söylerken çok basit ama ya düşünürken biraz kaç tane yapı var yok böyle dünyada? Ayasofya büyüklüğünde kubbesi olan büyük bir bina kalmadı. Niye ? 500 yıl önce Mimar Sinan o kadar güzel bir restorasyon yaptı ki fil ayağı dediğimiz desteklerle ömrünü uzattı. Şimdi biz bu şekilde ömrünü kısaltıyoruz! Ayasofya Bilim Kurulu dağıtılmadan önce şöyle bir karar almışlar: Ayasofya artık o kadar eskidi ki içeride 25 kişiden fazla insanın alıp vereceğin nefesten oluşacak nem dahi Ayasofya'ya zarar verir!

İlber Ortaylı da “facia” nitelemesini yaptı. Pek çok tarihi yerde, eserler ve mekan zarar görmesin diye randevu sistemi uygulanıyor. Bir yandan da müzeyi camiye dönüştürmüşsünüz halka açmışsınız bununla övünüyorsunuz. Nasıl olacak?

İşte problem şurada. Ayasofya cami statüsüne çevrildi tamam, problem yok. Ama Ayasofya camisini Zeytinburnu'ndaki bir mahalle camisi gibi kullanamazsınız. Bunun özel bir statüsü olması gerekiyor. Ziyaretçi, namaz ve diğer konularda.

Ayasofya’nın etrafında namaz kılacak, insanları dolduracak büyüklükte cami var. Ama mesele o değil..

Ayasofya zaten cami idi. İki yıl öncesine de camide ezan hep okunuyordu. Arkasındaki girişte küçük alanda da zaten namaz da kılınıyordu. Hem cami hem müze statüsündeydi, çok güzel gidiyordu.

Mesela freskler ne oldu? Siz en son gittiğinizde ne gördünüz?

Göstermediler, izin talebinde bulundum. Fresklerin bulunduğu üst kat kapalı. Artık sadece imamların dinlenme alanıymış… Dünyanın en önemli mozaikleri ve freskleri Ayasofya'da ve Kariye'de. Kariye de şu anda kapalı ve orayı da biliyorsunuz cami statüsüne çevirmek gibi bir durum var.

Fresklerin önlerine perde falan çekilmişti.

Yukarıdaki bazı alanların perdeleri açıldı ama şu anda tam mihrap kısmının üstündeki fresk, Meryem Ana'nın kucağındaki bebek Isa kapalı. Tam mihrabın üstündeki melek freskleri, insan sureti olmadığı için açıldı. Bizim tek problemimiz bunların dünya kültürel mirasının en önemli parçası olması. Bakın Türkiye için değil, dünya kültürel mirasının en önemli parçası Ayasofya. Ve bu torunlarımıza, diğer nesillere de kalsın. Hep Istanbul’da var olsun, insanlar akın akın gelip ziyaret etmek için kuyruğa girsin…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi de Yerebatan Sarnıcı'nı restore
edip açılışını yaptı. Çok güzel temizlendi, yenilendi iyi ama orada da bazı sorunlar da var galiba?

  • İçeride çok güzel işler yapılmış, özellikle o hantal betonarme yol
    oradan çıkarıldı. Sarnıcın kemerleri birbirine bağlayarak sağlamlaştıran
    demir çubuklar paslanmıştı, tamamı değiştirildi. Medusa heykeli de öyle, çok güzel bir iş oldu. Fakat dış kapısının cephesinin değiştirilmesi çok yanlış. Niye diyeceksiniz? Bakın sarnıcın tam o çıkış kapısı Ayasofya’ya bakıyor. Tarihi yarımada dediğimiz asıl Istanbul’un tam ortası. Bir bakıyorsunuz tarihi dokuya metal bir giydirme yapılmış. Yanlış. Tarihi dokuya hiç uygun değil. Modern bir dokunuş ama o kadar çirkin durmuş ki!
  • Bunu söyleyince de problem oluyor, siyasi algılanıyor çünkü restorasyonu İBB yaptı. Çok can sıkıcı değil mi?

Kültürel miras alanlarının siyaseten eleştirilmesi meselesi çok anlamsız.
Hepimiz insanız ve insanın olduğu yerde hata olur. En büyük problem şurada. Hatayı kabullenme meselesi yok.

  • Tarihi yarımadanın bir bütün olarak yönetilmesi gerekmez mi?

    Durum şöyle: Eskiden İstanbul pay edilmiş. Yani Kültür Bakanlığı'na bağlı olan alanlar, Istanbul Büyükşehir Beleyesi'ne bağlı tarihi alanlar.
    Işte mesela Galata Kulesi IBB'ye bağlıydı, Kültür Bakanlığı devraldı orayı. Yerebatan Sarnıcı IBB'ye bağlı. Mesela öğrenciler müze kart alıyor, ama Yerebatan Sarnıcı'na giremiyor çünkü orası için ekstra para vermemiz lazım. Çünkü orası IBB'ye bağlı. Bu uygulama çok yanlış.
  • Arkeoloji Müzesi'nin yeni sergi salonunun açılışında Kültür ve Turizm Bakanı konuştu: “En çok arkeolojik çalışma yapan ülkelerin başındayız” demiş. Ayrıca “ Arkeolojik sit alanları 20 yılda 3 kattan fazla arttı”ğını iddia etmiş. Türkiye'de benim bildiğim kadarıyla, pek çok doğal sit alanıyla beraber arkeolojik sit alanları tarumar ediliyor. E o zaman nereden çıktı bunlar?


    Geçen yıl bir yönetmelik yayınladı Kültür Bakanlığı ve dedi ki:
    “Artık sivil halkımız da arkeolojik kazı yapabilir.” Nasıl yapabilir? Gelecek izin alacak, gerekli techizatı şuyu buyu varsa gidip yapabilecek. Ama burada ne oldu biliyor musunuz?
  • Definecilik, tarihi eser kaçakçılığı arttı!
    E kim denetleyecek bu kadar insanı? Neden bütün sosyal medya mecralarında rahat rahat videolarını paylaşabiliyorlar? Işte bu yönetmelik yüzünden, bu cezasızlık yüzünden, bu yanlış uygulama yüzünden… Olması gereken şu: Arkeolojik kazı sadece üniversitelerin ya da ilgili bölümlerin akademisyenleri, başkanlığındaki heyetler tarafından yapılır. Şu anda arkeolojik kazı bir meslek haline geldi ve her taraf tarumar ediliyor, yerle bir ediliyor. Çok tehlikeli bir yönetmelik!
  • Amaç ne olabilir?

Güya defineciliğin önüne geçecekti . Ama tam tersi defineciliği
özendirir bu iş. Zaten Türkiye de en büyük problemimiz ne ,
denetim yetersizliği. Yasa var ama denetleme yok ceza yok
yani. O yüzden bir de bunu cesaretlendirmek çok yanlış.

Bir yandan Haydarpaşa'da da kazılar sürüyor ve çok önemli buluntular olduğuna dair haberler görüyoruz. Arkeolojik buluntular taşınacak deniyor ama…

Bir belirsizlik var, orada da kamuoyu yeterince bilgilendirilmiyor mesela. Yenikapı kazılarında hatırlıyorsunuz değil mi? Muazzam şeyler çıkartıldı ortaya. Devamı da gelecekti ama devam edildi… Ya da misal,

Cengiz Inşaat'ın Bodrum'da o sit alanında inşaat yaptığı alanda
tarihi kalıntıular keşfedildi ve Danıştay kararı var. Ona rağmen inşaat durmuyor. Yapılan en büyük hata bakanlığın Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın birarada olması.

Bakan turizmci zaten. ETS turun sahibi.

Turizmden anlıyor diyelim, çok güzel. Peki kültürden anlıyor mu.?

O yüzden Kültür Bakanlığı’nı ayıracaksınız. Çünkü dünyanın en önemli
kültürel alanında yaşıyoruz. Mezopotamya burada, Ege İyonya burada, Frigler burada, Hititler burada her şey burada! Böyle bir ülkede
Kültür Bakanlığı apayrı olacak ve liyakatlı olacak. İşte o zaman zaten Turizm Bakanlığı gelir, entegre bir şekilde çalışır. Biz bugün hâlâ Göbeklitepe gibi dünyanın en önemli arkeolojik alanını yeterince pazarlayamıyoruz.