"Erken yaşta evlilik" ve çocuk istismarı Hükümet rövanş peşinde, çocuklar tehlikede

"Erken yaşta evlilik" ve çocuk istismarı Hükümet rövanş peşinde, çocuklar tehlikede

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu  Genel Başkanı Canan Güllü’ye göre çocuk istismarına ilişkin af teklifinin iktidar tarafından aralıklarla gündeme getirilmesinin en önemli nedeni rövanş alma isteği.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu  Genel Başkanı Canan Güllü’ye göre çocuk istismarına ilişkin af teklifinin iktidar tarafından aralıklarla gündeme getirilmesinin en önemli nedeni rövanş alma isteği.

“Ben buna rövanş alma diyorum, tabir yerindeyse. Çünkü 2005 yılında Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliği hazmedemedi Türkiye’de bazı kesimler. Yüzyıllardır süren erkek egemenliğinin kadınlar üzerindeki değişime karşı açtığın savaşın bugün devam eden sürecidir bu. Hepimiz biliyoruz ve bekliyoruz, tetikteyiz, hazırdayız, 2016’da raflara konduğu zaman önerge, bir gün o raftan ineceğini, genel kurula geleceğini düşündük. Ki biliyorsunuz infaz yasası taslağı görüşülürken de önümüze çıkmıştı.”

Mor Çatı kurucularından Av. Canan Arın kadınların güçlenmesinin, erkek iktidarının işine gelmediği görüşünde. Arın’a göre amaç, cumhuriyeti yıkmak, laikliği yok etmek ve şeriatı getirmek. Onun için de Medeni Kanun’un kazanımlarının hemen hemen tamamının geri alınmaya çalışıldığını söylüyor. Sözü ona bırakalım:

“Eski Medeni Kanun’da kızlar ve erkekler için evlenme yaşı farklıydı ve bu hakikaten çocuk evliliklerine yol açıyordu. Yeni Medeni Kanun yapılırken, dedik ki Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve hatta TCK’nın 6. Maddesinin fıkralarından bir tanesi 18 yaşın altındakilerin çocuk olduğunu söyler. Dolayısıyla çocuk olan herhangi bir insanın bir ticari, hukuki işlem yapması mümkün değildir.”

Nebahat Akkoç, Türkiye’de ve özellikle  Kürt illerinde kadın hakları ve aile içi şiddet konusunda öncü bir role sahip. Kamer’deki yol arkadaşlarıyla beraber doksanlı yılların ortasından itibaren aile içi şiddeti gündeme taşıyıp kadınlara destek oldu. Çocuk yaşta evlilik vakalarıyla ilgili oldukça deneyimli olan Akkoç süreci şöyle yorumluyor:

“Bizim Kamer’i kurduğumuz ve çalışmaya başladığımız 1997 yılında çocuk yaşta evliliklere çok fazla rastlanıyordu, o zaman çocuk yaşta evlilik oranı bizim bölgemizde yüzde 52 idi. Sonraki yıllarda çeşitli değişiklikler oldu ve en büyük değişiklik Türkiye’nin AB aday adaylığı sürecinde kadın hareketinin kattığı ivme ile yaşadık biz. Dolayısıyla 2005 yılından beri geçerli olan Türk Ceza Kanunu çıktı.”

Akkoç deneyimlerini anlatmadan önce kestirmeden şöyle bir tespit yapıyor:

“Hem genel olarak kadın hareketi için hem de benim için gerçekten bu yasa söylenildiği şekilde çıkarsa, Türkiye’deki kadınlar aleyhine somutlaşmış ilk geri adım olacak.”

Peki bu teklif yasalaşırsa ne olur, Türkiye’deki kadınların hayatı nasıl değişir? Canan Güllü çarpıcı ve biraz da korkutucu bir tarif yapıyor:

“Yasalaşması demek hepimizin çatıya çıkıp intihar etmesi demek. Şu anda diyorlar ki, 10 yaşındaki bir kız çocuğunun, kendinden 15 yaş büyük biriyle erken evlendirilmiş olabilir; köy meydanında birinin hoşuna gitmiş, kaçırılmış, tecavüz edilmiş olabilir ya da bir şekliyle anne-babanın kararıyla bir erkeğe hediye edilirse, 10 yaşındaki çocuğun kendinden 15 yaş büyük biriyle evlendirilmesinde sakınca yoktur. Onların evlilik dediği şey 10 yaşındaki, 12 yaşındaki, 14 yaşındaki çocuk için evlilik değil, sadece bir cinsel kullanılma, bir meta olarak erkeklerin cinselliğini tatmin ettiği bir mekanizma.”

Evliliğin iki kişinin ruh birliği, beyin birliği ve beden birliğiyle toplumu var eden yeni nesillerin oluşmasını sağlayan bir birlik olduğunun altını çizen Canan Güllü, bu teklifle oluşacak evliliklerin ise çok başka bir şey olduğunu söylüyor, sözü ona bırakalım:

“10 yaşında sokakta bebekle, kendi yaşıtı çocuklarla oynayan çocuğu sokaktan alıyoruz ve diyoruz ki, sizi evlendirdiniz, siz aile oldunuz, bu sorumluluğu taşıyın. Sonra da biz kadın örgütleri karşı çıkınca, diyorlar ki siz 15-16 yaşındaki flörtlere karşı çıkmıyorsunuz, ama 11-15 yaş arasındaki evliliklere karşı çıkıyorsunuz? Bizim 15 yaşına kadar olan çocukların bedensel gelişimini sadece ergenlik ve adet olarak kabul eden zihniyetin, gelişmemiş diğer taraflarıyla okuldan alınmasına, hayattan koparılmasına müsaade etmiyoruz. O yaşta evlendirilen çocuk eğitim alamıyor, karar verme yetisi gelişmiyor, toplumsal olarak bir izolasyon içinde yaşıyor, sosyal gelişimi sağlayamıyor ve yeni nesli var edemiyor.”

Evlilik konusunda Canan Arın da, adaşı Canan Güllü gibi düşünüyor. Çünkü ona göre de evlilik bu kadar laubali bir müessese değil. Arın ayrıca dünyada da önemli bir sorun olan çocuk yaşta evlendirilen kız çocukları meselesinin bazı sonuçları hakkında da bilgiler veriyor:

“Aile dediğiniz nedir, aile dediğiniz eşit bireyler arasında kullanılan bir ilişkidir, yoksa birinin diğerine tahakküm etmesi, birinin diğerini ezmesi değildir. İstanbul Sözleşmesi’ne karşılar. Kız çocuğu ne kadar erken yaşta evlenirse o kadar çok itaat edecek, o kadar çok çocuk doğuracak, ne kadar çok çocuk doğurursa o kadar niteliksiz iş gücü piyasaya sürülecek. Dolayısıyla bunu istiyorlar. Kız çocukları ne kadar erken evlendirilirlerse, bedenlerine ve sağlıklarına o kadar büyük zararı oluyor. Daha önce yayınlanan bir makalemde de bahsetmiştim, fistula denilen bir hastalığa yol açıyor kız çocuklarının erken evlenmesi ve erken doğum yapması. Ve çocuklar idrarlarını ve büyük abdestlerini tutamıyorlar, o nedenle de iğrenç bir koku yapılıyor ortalığa ve kızlar çocuklarıyla beraber olamıyorlar. Afrika’da bu iş çok yaygın olduğu için, onlara orman kenarında çadırlar kurmuşlar, oralara sürmüşler bu kız çocuklarını.”

Nebahat Akkoç ise erken evlendirilen ya da cinsel şiddet sonrası evlenmeye zorlanan kız çocuklarına dair gözlemlerini anlatırken, aslında yasanın sonuçları konusunda bütün kadınları uyarıyor:

“Biz o zaman erken yaşta evlilikler bir yana, tecavüze uğramış çocuklar görürdük, duruşmalara katılırdık, sayısını bile hatırlamıyorum izlediğim duruşmaların, koca koca adamlar, mahkeme heyetleri, izleyenler ve belki tecavüzcü. Karşıda titreyen, korkan bir çocuk. Adama sorulurdu, sen buna tecavüz ettin peki evlenecek misin? Eğer adam evet evleniyorum derse, genellikle ceza almadan serbest kalırdı. Ve tecavüze uğradığı için büyük bir travma yaşamış o çocuk, 12-13-14 yaşındaki o çocuk hayatı boyunca bir tecavüze mahkum ediliyordu, çünkü bir kere travma ile başlayan bir ilişki söz konusu oluyordu ve bu ömür boyu kadının çilesi haline geliyordu. Bana şu anda yasa çıkarsa, bizim istemediğimiz şekilde onaylanırsa bana o dönemdeki bu durum bu sefer daha aleni, daha yasal bir düzenleme haline gelecek gibi görünüyor. Dolayısıyla bunu çok inanılmaz buluyorum.”

Peki bu yasayı savunanlar neden ergenlik çağındaki flörtlerle çocuk evliliğini karşılaştırıyor ya da karıştırıyor? Canan Güllü’ye göre bu kadın kazanımlarını adım adım yok etmek demek:

“15 yaşındaki çocuğun cinselliğinin oluşma aşamasındaki flörtleriyle, bu taraftaki evliliği birbirine karıştıran zihniyetin yapmaya çalıştığı şey aslında kazanılmış Cumhuriyet değerleriyle bütün kazanımların üstüne bir çizgi çekmektir. Çünkü bu taslakta diyor ki, 13 yaşındaki tamamlamış olmak. 13 yaşını tamamlamış olmak demek, Medeni Kanun’un bize bıraktığı ve 60 yıldır yürürlükte olan kadınların 16 yaşından önce evlenemeyeceğine dair, bunun için mahkeme kararı gerektiğine dair kazanımların boşa çıkarılmasıdır. Yani Medeni Kanun’un boşa çıkarılmasıdır. Biz adım adım müftüye nikah yetkisinden bu yana, ondan önce bedeninizin bütünlüğüne karışılan kürtaj olayından bu yana, artık resmi kazanımların ve kadınları miras hukukunun dışında bırakan bir sürece doğru gidiyoruz.”

Rıza yaşı ile cinselliği yaşama yaşı arasındaki fark önemli. İkisinin birbirine karıştırılması ya da aynıymış gibi gösterilmesi, insanın hormonal ve bedensel olarak gelişmesi ile yetişkin bir birey olmasının karıştırılması anlamına geliyor, bilinçli ya da bilinçsiz. Canan Arın buna ne diyor, dinleyelim:

“Rıza yaşına gelmiş olan bir kızın tabii ki cinsel isteği vardır. Türkiye’deki kız çocuklarının aşk dediği nedir kuzum? Camdan bakar, kapının önünden yakışıklı bir oğlan geçiyorsa ah ona aşık olduğunu zanneder, hemen evlenir, çünkü cinsellik yaşamak istiyordur, o cinselliğin çılgınlığı geçtikten sonra gerçekler ortaya çıkar, ya feci şekilde dayak yer, bilmem kaç tane de çocuk olmuştur, bu iş ölüme kadar gider. Büyük bir adamın küçük bir çocuğu böyle istismar etmesinde de kız birdenbire büyük bir insan yerine konulduğunu zannediyor önce, o adamın cinsel kölesi haline geliyor, bundan aldığı hazla da mutlu olduğunu düşünüyor ama gerçekten mutluluk bu mu? Okuma yazma bilmeden, dünyayla herhangi bir ilişki kurmadan, dünyada görecek pek çok şeyi görmeden bir adamın cinsel kölesi olmak mutluluk mudur? Bunların hepsi Medeni Kanun’u by pass etmek için yaratılan gerekçeler bence, asıl mesele Medeni Kanun’u tamamen ortadan kaldırmak, şeriatı getirmek, mümkünse İstanbul Sözleşmesi’nden ve CEDAW’dan çekilmek ve tam anlamıyla kadınları köle haline getirmek ama zannetmiyorum ki, bu tasarıları getirenlerin kız çocukları sahip oldukları haklardan vazgeçsinler.

Bu rıza yaşı Türkiye için 15’tir. 15 ila 18 yaş arasındaki çocukların cinselliği yaşama hakları yok mudur sorusu gelebilir akla? Evet vardır. O nedenle biz ilk Türk Ceza Kanunu Kadın Grubu olarak, karşılaştırmalı olarak ceza kanunu hazırlamıştık ve 104. Madde eklemiş ve demiştik ki, 15-18 yaş arasındaki çocuklar tecavüz olmamak kaydıyla, arada en fazla beş yaş fark varsa cinselliği yaşayabilirler, bunun için bunun suç sayılmaması gerekir. Öyle ya bunu engelleyemezsiniz. Bunu koşa koşa gidip iptal ettirdiler, şimdi utanmadan 27 yaş fark koyuyorlar. Yani torunla evlendirecek.”

Peki cezaevindeki erkekler sahiden mağdur mu? Yoksa mağdurlar bu erkeklerle çocukken evlendirilen genç kadınlar mı ya da kız çocukları mı? Ya bu mağduriyetin giderilme yolları, var mı, bulunabilir mi?

Canan Güllü’den mağduriyetin tarifini dinlemekte fayda var:

“Olaya doğru gözle bakalım, şimdi siz 11 yaşında evlendirildiniz, tecavüz edilerek mi evlendirildiniz, o yaşın verdiği anne baba kararıyla mı evlendiniz, o yaşın ben sevdim aldım hikayesini de söylüyorlar ama ben masal diyorum onlara. Hadi öyle evlendiler diyelim. Birincisi evlendikten sonra korunmayı bilmeyen bir çocuk mecburen ya dokuz ya da 10 ay sonra bir çocuk doğuruyor. Doğurduğu andan itibaren ya hastaneye gidecek, hastaneye gittiğinde de bu doğumdan yaşının küçük olduğu ortaya çıkacak, eğer doğru işleyen bir sağlık sistemi ise, zorunluluk gereği bunu beyan etmek zorunda. Çünkü BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre 18 yaş altı birey çocuktur, dolayısıyla bildirmesi ve bu suçu işleyen kişinin, hakkında şikayet olmasa dahi kamu davası açılması gerekiyor. Ama bu kamu davası ne yazık ki öyle altı ayda sonuçlanmıyor, en erken beş yıl sonra sonuçlanıyor ve bu beş yıllık süreç içinde çocuk büyümüş oluyor, 18 yaşını geçince çocukları okula gitsin ve kimlikleri çıksın diye resmi nikah kıyılıyor ve resmi nikahtan sonra belki altıncı, belki yedinci, belki dokuzuncu senede mahkeme karar veriyor diyor ki; beyefendi sen suçlusun, hadi gel cezanı çek. Burada benim farklı bir gözle bakıp mağduriyet yoktur demem mümkün değil. Mağduriyet vardır, bir kadın zaten erken evlendirilerek birinci mağduriyeti yaşamıştır, iki herhangi bir eğitimi ve mesleği olmadığı için bir erkek eline bağlıyken erkeğin hapse girmesiyle mağdur olmuştur, üçüncü olarak ekonomik mağduriyet yaşamıştır, bu yetmezmiş gibi erkeğin anne ve babası tarafından hele bir de kaçırılmışsa, senin yüzünden denilerek dördüncü mağduriyete uğramıştır.)

Söz mağduriyetten açılmışken, böyle bir yasanın ‘evleneceksen tecavüz edebilirsin’ şeklinde yorumlanabileceğini de söyleyen Nebahat Akkoç, herkesin unuttuğu bir tarihi de hatırlatma gereği duyuyor:

“Öyleydi ve ben bunun tanığıyım, biliyorsun Kamer 1997’de yıldır ve epeyce uzun bir süredir sahalardayız. Ve nasıl zor bir yerden başladığımızı, nasıl güzel yasalar çıkardığımızı, onların hatta iyi uygulanması için de hükümetin irade gösterdiğini ama daha sonra bu iradeden vazgeçtiğini, şimdi ise neredeyse bu geri adımı atmaya hazırlandığını söyleyebilirim. 2006 yılında Tayyip Erdoğan o zaman başbakandı ve bir başbakanlık genelgesi çıkardı. Çünkü erken evlilikler çok yoğundu, tecavüzcüsüyle evlendirme meseleleri vardı, namus adına işlenen cinayetler vardı. Yani yasalar bir yana o genelge tek başına, kadına yönelik şiddet için atılmış çok önemli bir adımdı.”

“O genelge kadınların ve kız çocuklarının korunmasına yönelik her türlü tedbiri aldığı gibi, her ildeki kamu kurum ve kuruluşlarına, sivil toplum kuruluşlarına, kadın ve kız çocuklarının şiddetten, namus cinayetlerinden, her çeşit istismardan korunması için her çeşit rolü ve görevi tanımlıyordu üstelik.”

Peki bu mağduriyetler nasıl biter, tek çözüm erkeğin salınması mı? Ya sosyal devlet?

Canan Güllü, mağduriyetlerin giderilmesiyle ilgili adeta devlete bir tür rehberlik hizmeti sunuyor:

“Bu memlekette bu mağduriyetlerin yaşanmaması için alınacak önlemler vardır. Bir, bu tür erken evliliklerde dini nikah kıyan hocaların bu konudaki suçunu, yani Anayasa’nın iptal ettiği maddeyi tekrar yerine koymak. Neydi o madde? Resmi nikah olmadan, dini nikah kıyılamaz. Bununla ilgili bir harekette bulundu mu hükümet? Hayır bulunmadı. İkincisi, bu kişileri bildiğimiz anda bildirildiğinde eğer olay erkek tutuklanıp, bunun bir suç olduğu tespit edilse, belki yeni nesil üremeyecek ve o kız çocuğu okuluna devam edip, belki de hayatını kurma şansına sahip olacaktı. Üçüncüsü içeri girdi, girdikten sonra tek yol dışarıya çıkarmak mı, suçunu affetmek mi? Hayır. Sosyal bir devletsiniz, kadına bir ev verebilirsiniz, TOKİ bir konut verebilir ya da kira yardımı yapabilir, çocuklara kreşe ve okula götürme yükümlüğününü devlet yerine getirebilir, daha da ileri giderek belki de hiç yapmadığı, içinde kalan bir meslek kursuna giderek genç kadını bir meslek sahibi yapabilirsiniz. Yani sosyal devlet olmaktan kaçarak, halledilmesi gereken sorunların çözümünü gözünü kapatıp, arkasını dönerek, ‘ben bu suçu bir kereliğine affediyorum’ dediğiniz sadece 2016’dan bu yana onbinlerce kişi erken yaş evliliği dediğimiz suçu işlediler. Bugün bu affı yaptığınız zaman, nasılsa bana da af çıkacak diyen düşüncelerle bu sistem devam edecektir. Dolayısıyla tecavüz nesli üreyecektir.”

Peki umut var mı? Var diyorlar üçü de.

Canan Güllü konuşsun:

“Meclis’e gelmemesi adına bunu sayın Cumhurbaşkanına anlatmak istiyoruz, çünkü parlamenter sistemde bir bütünlük vardı, tartışırsınız, konuşurdunuz, çünkü tek yetki Cumhurbaşkanında. Ve ben her zaman söylediğim bir cümle ile konuşmama devam etmek istiyorum, Cumhurbaşkanlığı makamı çocuklara tecavüz edilme makamını onaylayacak bir makam değildir.

Ben bu toplumun, bu ülkede yaşayan halkın vicdanına güveniyorum. Bakmayın erken yaşta evlendirilen sayısı var, ama 83 milyonluk toplumun da çocuklarına tecavüz edilmesi için böyle bir yasaya evet demeyeceğini sayın Cumhurbaşkanı da biliyor.”

Canan Arın da umuda dair sorumuzu,  1995’te katıldığı Birleşmiş Milletler’in Çin’deki toplantısında tanıştığı muhafazakar bir kadınla yaşadığı anıyı naklederek yanıtlıyor:

“Bir Türk kadının konuşma yapacağını duydum, gittim. O zaman bizim için daha alışılmamış, başı bağlı, mavi gözlü bir kız. Bir konuşma yapıyor. Neyse kız benim avukat olduğumu öğrendi, başı bağlı ya İslami politikaları desteklediğini düşünüyoruz ama bana sorduğu Türkiye’de mi boşanırsa daha karlı çıkar, yoksa Kanada kanunlarına göre boşanırsa mı daha karlı çıkardı. Tabii ki aklını kullanıp böyle yapacak. 1995’te biz eski Medeni Kanun’a tabiydik, bugün edinilmiş mallara katılma rejimi söz konusu. Onun için onların da böyle bir şeyi kabul edeceklerini, sahip oldukları haklardan vazgeçeceklerini sanmıyorum. Eğer gözleri bağlı ve tamamen bu konuları destekleyenlerin militanları değillerse.”

Nebahat Akkoç’a göre ise bu bir siyasi irade meselesi:

“Eğer ki birtakım muhafazakâr oyları gözden çıkarmamak adına yapılıyorsa bu yasa, yanlış hesap yapılıyor. Çünkü şu anda benim gördüğüm, son 30 yıldır kadın ve insan hakları çalışıyorum, kadınlar arasındaki en yüksek işbirliğini sağlamış durumdayız. Yani kadınlar nerede durduklarına, kim olduklarına bakılmaksızın, bu yasa her birinin hayatında bir yere değiyor ve esasında çocuklarıyla ilgili kaygı taşıyorlar. Dolayısıyla o hesap yanlış hesap olur.”

Etiketler :