Eğitim sisteminin anatomisi: Çocukların görünmeyen mücadeleleri, sistemin açıkları ve eşitsizliklerin belirlediği gelecek
GÜLSEVEN ÖZKAN | Bir çocuk okulda şiddetle, diğeri açlıkla, bir başkası eğitimden kopma veya güvencesiz çalışma riskiyle karşı karşıya. Bu farklı sorunlar eğitim sisteminin çocukların ihtiyaçlarına ne ölçüde yanıt verebildiği sorusunda birleşiyor. Eğitim Reformu Girişimi’nden Burcu Meltem Arık, Türkiye’de eğitim sisteminin açıklarını, derinleşen eşitsizlikleri ve çocukların görünmeyen ihtiyaçlarını anlattı.
GÜLSEVEN ÖZKAN
Türkiye’de yeni eğitim öğretim yılıyla birlikte okullardaki şiddet, çocukların eğitim dışına çıkması ve eğitim sistemindeki eşitsizlikler yeniden gündeme geldi. Kısa Dalga Medya’ya konuşan Eğitim Reformu Girişimi’nden araştırma uzmanı Burcu Meltem Arık, eğitimdeki sorunların yalnızca okul yönetimleri, öğretmenler ve aileler üzerinden ele alınamayacağını belirterek yapısal sorunlara vurgu yaptı.
Okulda şiddetin arkasında toplumsal gerilimler var
Okullardaki şiddetin kısa sürede çözülebilecek bir sorun olmadığını belirten Arık, şiddetin okulun sınırlarını aşan, toplumsal koşullarla doğrudan ilişkili çok katmanlı bir mesele olduğunu söyledi. Ekonomik yoksulluk, toplumsal kutuplaşma, ayrımcılık, ailelerin yaşadığı güçlükler ve dijital ortamlardaki şiddet biçimlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Arık, “Çünkü okulda şiddet dediğimiz aslında okul içinde başlayıp biten bir sorun değil. Artık çocuklar ve yetişkinler, okullar toplumdan ayrı değil, azade değil” dedi.
Toplumdaki ekonomik koşulların, ilişkilerin ve gerilimlerin okullara taşındığını belirten Arık, şiddetin nedenlerini anlamak için geçmişten bugüne yaşanan değişimin karşılaştırmalı analizlerle incelenmesi gerektiğini ifade etti.
Arık, “Bu mesele okullara da bırakılamaz” diyerek okulların kendi içlerinde alacakları önlemlerin, toplumsal sorunlarla eş zamanlı mücadele edilmediği sürece sınırlı kalacağını belirtti. Şiddetin önlenmesinde çocukların ihtiyaçlarını anlamanın yanı sıra şiddeti besleyen koşulların değiştirilmesi gerektiğini söyleyen Arık, şu ifadeleri kullandı:
“Şiddet meselesini bugün çözmek istiyorsak burada çocukların ihtiyaçlarını ve neden buna eğildiklerini anlamak kadar bu şiddeti besleyen toplumsal koşullara da çok acilen değiştirmemiz gerekiyor.”

Arık, bu koşulların başında bireysel silahlanma, kutuplaşma dili ve ekonomik yoksulluğun geldiğini vurguladı.
“Her gün birden çok krizle karşı karşıya kalıyoruz”
Toplumda sürekli karşılaşılan şiddet olaylarının ve gerilimlerin çocukların yaşamını da etkilediğini belirten Arık, bu durumu “yavaş şiddet” kavramıyla açıkladı. Arık, kadın cinayetleri, ekonomik yoksulluk, çatışmalar ve kutuplaşmanın bir gerilim hattı oluşturduğunu söyledi.
Bireysel silahlanmanın da ciddi bir sorun olduğuna dikkat çeken Arık, ruhsatlı silah sahiplerine silahlarını korumaları ve güvenli biçimde saklamaları yönünde gönderilen mesajları örnek gösterdi. Silah taşımanın beraberinde sorumluluk getirdiğinin yeterince içselleştirilmemesini eleştirdi.
Okulsuz Çocuklar 1 - Suça sürüklenen çocuk anlatıyor: Fişlediler beni abla
Arık’a göre okul şiddetiyle mücadele, yalnızca okul kapılarına güvenlik görevlisi yerleştirmekle ya da olay yaşandıktan sonra disiplin önlemleri almakla sınırlı tutulamaz. Şiddeti ortaya çıkaran toplumsal ortamın da değiştirilmesi gerekiyor.
Dijital şiddet tartışmasında sorumluluk aileye bırakılıyor
Çocukların dijital oyunlar ve çevrim içi platformlarda şiddetle karşılaşmasının da sorunun önemli bir boyutu olduğunu belirten Arık, tartışmanın çoğunlukla ailelerin çocuklarına telefon vermemesi gerektiği noktasına sıkıştırıldığını söyledi. Oysa dijital platformların ve oyun şirketlerinin sorumluluklarının da tartışılması gerektiğini belirten Arık, şöyle dedi:
“Bu platformlar, bu oyunlar daha kurulduğu zaman, daha yayına geçmeden, yani hayata geçmeden belli yükümlülükler ve sorumluluklar verilmeli ki arkasından sorumluluk aileye ve çocuğa yüklenebilsin.”
Arık, çocukların hangi yaşta hangi içeriklere erişebileceği, platformların çocuklara nasıl hitap edeceği ve yaş sınırlamalarının nasıl uygulanacağı gibi konularda şirketlere sorumluluk yüklenmesi gerektiğini belirtti.

Çocukların dijital ortamlara yönelmesinin arkasındaki ihtiyaçların da göz ardı edildiğini vurgulayan Arık, spor alanlarının ve sosyalleşme olanaklarının sınırlı olmasına dikkat çekti.
“Peki, tamam almasın diyelim. Aile de vermesin diyelim. Peki, buradaki sosyalleşme ve burada bir ihtiyaç gideriliyor. O ihtiyacı nasıl karşılıyoruz biz?” diye soran Arık, ekonomik güçlükler nedeniyle çocukların sosyal etkinliklere erişemediğini, ailelerin de geçim mücadelesi içinde çocuklarıyla ilgilenmek için yeterli zaman ve imkân bulamadığını ifade etti.
Arık, “Aileye, bireye, çocuğa, öğretmene, rehberlik öğretmenine yüklenmek en kolay yol diye düşünüyorum doğrusu” dedi.
Rehber öğretmenler hem sayıca yetersiz hem yalnız
Okullardaki şiddetin önlenmesinde psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin önemine dikkat çeken Arık, bu alandaki personel yetersizliğinin çocukların erken dönemde fark edilmesini ve izlenmesini güçleştirdiğini söyledi.
Ortalama 350’yi aşan öğrenciye bir rehber öğretmenin düştüğünü belirten Arık, bazı okullarda bu sayının bin, hatta iki bin öğrenciye kadar çıkabildiğini ifade etti.
Okulsuz Çocuklar 2- Okuldan sokağa, işten ölüme: Eğitimden kopan çocuklar anlatıyor
Rehber öğretmenlerin yalnızca disiplin sorunu ortaya çıktığında ya da kariyer planlaması gerektiğinde başvurulan kişiler olarak görülmesini eleştiren Arık, bu hizmetlerin çocukların gelişimlerini destekleyen, sorunları erken fark eden ve okul yaşamını bütüncül biçimde izleyen bir yapıya dönüştürülmesi gerektiğini söyledi.
Arık, “Çocukların erken gelişimlerinin desteklenmesinde, güçlüklerin herhangi bir güçlüğün erken fark edilmesinde, kademeler arasında geçtiği zaman o çocuğun takip edilmesinde okul ilişkilerinin kurulmasında önemli bir işleve sahip” dedi.
Ancak mevcut koşullarda rehber öğretmenlerin karmaşık sorunlarla tek başlarına mücadele etmek zorunda kaldıklarını belirten Arık, sınıf öğretmenleri, branş öğretmenleri ve okul yönetimleri arasında iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Çocukların ihtiyaç duyduklarında okul dışındaki uzmanlık hizmetlerine de yönlendirilebilmesi gerektiğini söyleyen Arık, bunun için ilgili kamu kurumları arasında daha etkili bir işleyiş kurulmasının önemine dikkat çekti.
“Çocuklar, öğretmenler, veliler kendilerini değerli hissetmiyorlar”
Okula aidiyet, disiplin ve güvenlik meselelerinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirten Arık, eğitim sisteminin temel amacının yeniden tartışılması gerektiğini söyledi.
“Nasıl bir insan biz hedefliyoruz bu eğitimde? Nasıl bir toplumda yaşamak istiyoruz sorusu kaçmış durumda” diyen Arık, eğitim sisteminde akademik başarı, sınav sonuçları ve rekabetin ön plana çıktığını, çocukların okulda nasıl bir yaşam deneyimi kazandığının ise yeterince tartışılmadığını ifade etti.
Okulsuz çocuklar 3- İdareciler anlatıyor: Eğitim sistemi neden öğrenciyi kaybediyor?
Arık, sık sık değişen eğitim politikalarının, öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin görev yerlerindeki değişimlerin de okul kültürünün oluşmasını zorlaştırdığını belirtti.
“Çocuklar, öğretmenler, veliler kendilerini değerli hissetmiyorlar okulda. Farklılıklarıyla kabul görebilecekleri bir yer değil de 'benim notum 80 üstü 96 olduğu zaman, ben şu okula gittiğim zaman, şu başarıyı kazandığım zamanla benim değerim' söylüyor” diyen Arık, çocukların değerinin sınav sonuçları ve akademik başarı üzerinden belirlenmesini eleştirdi.
Okula aidiyetin yalnızca öğrencilerin okulda bulunmasıyla sağlanamayacağını belirten Arık, çocukların okulun kurallarına, öğrenme süreçlerine ve kararlarına katılabilmesi gerektiğini söyledi. Arık, öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri alanların sınırlı kaldığını vurguladı.
Okulsuz Çocuklar 4- 1,5 milyon çocuk örgün eğitim dışında, en az 604 bin çocuk okul yüzü görmüyor
Spor, sanat, kültür ve bilim etkinliklerine erişimin önemine işaret eden Arık, okullarda güvenlik ve disiplin önlemlerinin gerekli olduğunu ancak bunların kapsayıcı ve onarıcı bir anlayışla uygulanması gerektiğini belirtti.
Çocuk yoksulluğu okul yaşamına nasıl yansıyor?
Çocuk yoksulluğunun eğitimdeki eşitsizlikleri derinleştirdiğini belirten Arık, yoksulluğun yalnızca öğrencinin okul malzemelerini alamaması ya da sosyal etkinliklere katılamaması üzerinden değerlendirilemeyeceğini söyledi.
Bazı çocukların kahvaltı yapmadan okula geldiğini, bazılarının eğitim malzemelerine erişemediğini ve ücretli sosyal etkinliklere katılamadığını belirten Arık, çocukların beslenme koşullarının da düzenli biçimde izlenmesi gerektiğini ifade etti.
Okulsuz Çocuklar 5 - Milli Eğitim yap boz tahtası: Bakan değişince sistem de değişiyor
“Nasıl? Besleniyor görünüyor ama nasıl besleniyor? Çocuk proteine erişiyor mu, meyveye erişiyor mu? Düzenli mi? Düzenli bir yemek verilebiliyor mu?” diye soran Arık, çocuk yoksulluğunun bütün boyutlarıyla izlenebilmesi için kamu kurumlarının birlikte çalışması gerektiğini söyledi.

Arık’a göre Milli Eğitim Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı arasındaki iş birliği güçlendirilmeli, gerektiğinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da sürece dahil edilmeli. Ailelerin desteklenmesi ve çocukların eğitim yaşamına tam katılımını sağlayacak sosyal desteklerin çeşitlendirilmesi gerekiyor.
“Ücretsiz bir öğün, öncelik verilmeyen bir mesele”
Okullarda ücretsiz yemek talebinin neden karşılanamadığı sorusunu da yanıtlayan Arık, bütçe yetersizliğinin tek başına kabul edilebilir bir açıklama olmadığını söyledi.
“Bu kadar büyük ekonomisi olan bir ülkede bence kabul edilebilir bir yanıt değil” diyen Arık, ücretsiz okul yemeğinin hayata geçirilmesinin bir öncelik ve kaynakların yönlendirilmesi meselesi olduğunu ifade etti.
Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin önemli bir bölümünün personel giderlerine ayrıldığını belirten Arık, çocukların ihtiyaçlarına yönelik yatırımlar için ayrılan kaynakların artırılabileceğini söyledi. Arık, “Dolayısıyla biz bunun yapılamazdan ziyade önceliklendirilmeyen bir mesele olduğunu savunuyoruz ve bunun olması için de uzun yıllardır çalışıyoruz” dedi.
Okuldaki şiddetin görünmeyen kaynakları: 4 araştırma, çarpıcı sonuçlar
Ücretsiz okul yemeğinin çocukların sağlığı, ruh sağlığı ve bilişsel gelişimi açısından yaşamsal önemde olduğunu vurgulayan Arık, bu konuda Sağlık Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı’nın da sürece dahil olması gerektiğini belirtti.
Çocuklar hangi aşamada eğitim sisteminin dışında kalıyor?
Eğitimden kopan çocukların yeterince izlenemediğini belirten Arık, okul terkini bütün çocuklar için aynı nedenlerle açıklamanın mümkün olmadığını söyledi.
Göçmen çocukların, Roman çocukların, kız çocukların, erkek çocukların ve özel gereksinimli çocukların eğitim sisteminde farklı aşamalarda görünmez hâle gelebildiğine dikkat çeken Arık, her grubun karşılaştığı engellerin ayrı ayrı incelenmesi gerektiğini ifade etti.

Roman çocuklarının eğitim sisteminin daha başında yeterince izlenemediğini belirten Arık, bazı bölgelerde kız çocuklarının ortaöğretim döneminde eğitimden uzaklaştığını söyledi. Evde bakım sorumluluğu üstlenmek zorunda kalan, kardeşlerine ya da hasta aile bireylerine bakan kız çocuklarının eğitimlerinin kesintiye uğrayabildiğini belirtti.
Arık, aile bütçesine katkı sağlamak zorunda kalan çocukların da özellikle 14 yaşından itibaren eğitimden kopma riskiyle karşılaştığını ifade ederek çocuk işçiliğiyle mücadele ve eğitimde kalmayı destekleyen politikaların birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.
Özel gereksinimli çocukların da okul öncesi ve ilkokulda daha görünürken ortaokuldan liseye geçişte ciddi kayıplar yaşayabildiğini belirten Arık, “Yani hangi çocuk sistemin neresinde görülmüyor ve kaybediliyor? Bu büyük bir mesele" dedi.
Arık, devamsızlık verilerinin etkili biçimde izlenmesinin önemine dikkat çekti. Çocuğun okuldan uzaklaşmasının nedeninin yalnızca akademik başarısızlıkla açıklanamayacağını belirten Arık, ailevi ve toplumsal koşulların da incelenmesi gerektiğini söyledi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve UNICEF’in yürüttüğü çalışmanın önemine değinen Arık, çocukların okul dışında kalmasına yol açan nedenlerin belirlenerek buna uygun müdahaleler geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Ortaokulda çocukları izleme boşluğu
Arık, eğitimden kopuş tartışmalarında özellikle ortaokul döneminin daha ayrıntılı incelenmesi gerektiğini söyledi. İlkokulda çocukların daha etkin izlenebildiğini, ortaöğretimde ise devamsızlık ve sınıf tekrarı gibi uygulamaların bulunduğunu belirten Arık, ortaokulda çocukların değişen ihtiyaçlarının yeterince takip edilmediğini dile getirdi.
“Burada liseye geçiş baskısının da yüksek olmasıyla beraber çocuğun izlenmesi daha akademik izleme üzerine gidiyor. Ama çocuğun başka gereksinimleri, ihtiyaçları devreye giriyor, ve onlar çok sınırlı karşılanabiliyor gibi geliyor bize” diyen Arık, özellikle 4’üncü sınıftan 5’inci sınıfa geçişle birlikte 5, 6 ve 7’nci sınıflarda yaşanan kırılmaların araştırılması gerektiğini belirtti.
Arık’a göre yalnızca 8’inci sınıftaki Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavına odaklanmak yeterli değil. Çocukların okuldan kopuş sürecine girmeden önce verdikleri işaretlerin zamanında fark edilmesi gerekiyor.
MESEM’lerde çocukların korunması denetime bağlı
Mesleki Eğitim Merkezleri’nde (MESEM) yaşanan öğrenci ölümleri ve iş güvenliği sorunlarını değerlendiren Arık, çocukların korunmasının yeterince güvence altına alınmadığını söyledi.
Gazeteciler Umay Aktaş Salman ve Kayıhan Keskin’in MESEM’lerde 32 öğrenci ile 15 öğretmen ve yöneticiyle yaptıkları araştırmaya değinen Arık, koordinatör öğretmenlerin iş yükü ve işletmelerdeki denetim koşullarının önemli sorunlar arasında bulunduğunu belirtti.
Bazı koordinatör öğretmenlerin 18, bazılarının ise 70 öğrenciden sorumlu olabildiğini söyleyen Arık, bu koşullarda öğrencilerin düzenli biçimde izlenmesinin zorlaştığını ifade etti.

Arık, “Koordinatör öğretmenlerin uzmanlığıyla çalışılan yerin uzmanlığı arasında burada Çalışma Bakanlığı’nın çok daha etkili bir denetim ve yaptırım süreci yapılması gerekiyor” dedi.
Öğrencilerin iş sağlığı ve güvenliği açısından korunmasının yalnızca öğretmenlerin ya da işletmelerin kişisel inisiyatifine bırakılamayacağını vurgulayan Arık, işletmelerin daha etkili denetlenmesi gerektiğini belirtti.
Rapor: Her 4 öğrenciden 1'i okulda silah ve bıçak görüyor
MESEM öğrencilerinin okula gittikleri günlerde de nitelikli bir eğitim ortamına ihtiyaç duyduğunu söyleyen Arık, bazı okullarda derslerin boş geçebildiğini ve öğrencilerin okul yaşamına katılımının sınırlı kaldığını ifade etti.
Çocukların mesleki eğitime yönelmesinde ekonomik zorunlulukların ve geçmişte yaşadıkları başarısızlık deneyimlerinin etkili olabildiğini belirten Arık, şöyle dedi:
“Dolayısıyla onların da okulda kalmasını sağlayacak olanaklar güçlenmeli. Aksi takdirde çünkü biz bunu gerçek anlamda özgür bir eğitim tercihi olarak göremeyiz.”
Öğretmen akademileri için bağımsız değerlendirme çağrısı
Milli Eğitim Akademileri uygulamasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Arık, kamuoyunun akademilerin işleyişine ilişkin yeterli bilgiye ulaşamadığını söyledi.
Akademilerde uygulamaya dönük eğitimin beklendiğini ancak kendilerine ulaşan değerlendirmelerde teorik içeriğin ağırlığının ve uygulama olanaklarının sınırlılığının öne çıktığını belirten Arık, öğretmenlerin akademilerden kazandıkları yetkinliklere ilişkin soru işaretleri bulunduğunu ifade etti.
Milli Eğitim Akademisi'nde "kültür sanat" uygulamaları: Engin Altan Düzyatan filmi
Arık, “Akademilerin neyi karşılayamadığını tam göremiyoruz çünkü çok açık değil henüz” dedi.

Uygulamanın başarısına ilişkin kesin bir değerlendirme yapabilmek için sürecin izlenmesi gerektiğini vurgulayan Arık, akademilerin hangi sorunları ne ölçüde çözdüğünün bağımsız biçimde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Yeni müfredatın etkisini değerlendirmek için erken
Yeni müfredatın eğitim ortamlarına yansımasını değerlendirmek için henüz erken olduğunu belirten Arık, Türkiye’de müfredat değişikliklerinin sonuçları yeterince incelenmeden yeni değişikliklere gidildiğini ifade etti.
Yeni programın gerektirdiği ölçme ve değerlendirme çalışmalarının öğretmenlere zaman ve kaynak ayrılmasını gerektirdiğini belirten Arık, programın yalnızca yazılı içeriğine bakılarak başarı değerlendirmesi yapılamayacağını söyledi.
Arık, “Sınıfta nasıl hayata geçtiğini, çocukların öğrenme deneyimine nasıl yansıdığını, nasıl değiştirdiğini anlamak gerekiyor” dedi.
Yeni müfredatın sonuçlarına ilişkin henüz yeterli araştırma ve değerlendirmenin bulunmadığını belirten Arık, uygulamanın öğrencilerin öğrenme deneyimini nasıl değiştirdiğinin ortaya konulması gerektiğini ifade etti.
PISA’da başarı kadar eşitsizliklere de bakılmalı
Türkiye’nin PISA sonuçlarını değerlendiren Arık, elde edilen ilerlemenin önemli olduğunu ancak sonuçların arkasındaki eğitim politikalarının ve devam eden eşitsizliklerin de incelenmesi gerektiğini söyledi.
Okullar arasındaki öğrenme farklarının sürdüğüne dikkat çeken Arık, mesleki ve teknik Anadolu liseleri ile fen liseleri arasındaki farkların 10 eğitim yılına karşılık gelebildiğini belirtti. En yüksek gelir grubundaki öğrencilerle dezavantajlı gruplar arasındaki fen puanı farklarının da dört öğretim yılına ulaşabildiğini ifade etti.
Arık, bu farkların azaltılması için dezavantajlı okullara yönelik desteklerin artırılması ve çeşitlendirilmesi gerektiğini söyledi.
PISA’da bu yıl ilk kez çok boyutlu yoksulluk göstergesinin ele alındığını belirten Arık, Türkiye’de öğrencilerin yaklaşık yüzde 42’sinin en az bir tür maddi ya da sosyal yoksulluk yaşadığını, OECD ortalamasının ise yüzde 12 civarında olduğunu aktardı.
Arık, bu verilerin eğitim politikaları açısından önemli bir uyarı olduğunu belirterek devamsızlık nedenlerinin ve okula gitmeyen öğrencilerin hangi gruplarda yoğunlaştığının daha etkin biçimde incelenmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye’nin hesaplamalı problem çözme alanındaki performansının da tartışılması gerektiğini belirten Arık, öğrencilerin bilimsel bilgilerini dijital ortamlarda problem çözmeye aktarma becerilerinin gelecekte daha da önemli olacağını vurguladı.

Çevresel okuryazarlık alanındaki sonuçların da nedenleriyle birlikte incelenmesi gerektiğini söyleyen Arık, başarıyı sağlayan uygulamaların belirlenerek sürdürülmesinin önemine dikkat çekti.
Eğitim verilerine erişim giderek zorlaşıyor
Eğitim Reformu Girişimi’nin çalışmalarında veriye dayalı değerlendirmeye önem verdiğini belirten Arık, kamu kurumlarının verilerine erişimde ciddi sınırlılıklarla karşılaştıklarını söyledi.
“Giderek azalıyor ulaşma verisi. Her sene ısrarla talep ediyoruz, bir dönem daha açıktı ve paylaşıyorlardı. Bu sene yine kapandı” diyen Arık, yalnızca Milli Eğitim Bakanlığı ve TÜİK’in kamuya açık verileriyle yetinmek zorunda kaldıklarını ifade etti.
Bu nedenle uluslararası araştırmalara, akademik çalışmalara, alan uzmanlarının değerlendirmelerine ve nitel araştırmalara başvurduklarını belirten Arık, veriye dayalı politika üretiminin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Arık, çalışmalarının ve yayınlarının karar alıcılar tarafından yakından takip edildiğini bildiklerini ancak veri erişiminin sınırlı olmasının eğitimdeki sorunların kapsamlı biçimde analiz edilmesini güçleştirdiğini söyledi.
"Bu çocuklar okula gitmeyecekler de nereye gidecekler?”
Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullardaki şiddet olaylarının ardından gündeme getirdiği eğitim süresinin kısaltılması tartışmasını da değerlendiren Arık, eğitim dışına çıkacak çocukların nasıl izleneceği ve hangi hizmetlere erişeceği sorularının yanıtlanmadan bu tartışmanın yürütülmesini eleştirdi.
Özellikle 14 yaşından itibaren çocukların eğitim dışına çıkışının arttığını belirten Arık, çalışma zorunluluğunun ve kız çocuklarının karşılaştığı farklı sorunların bu süreçte etkili olduğunu söyledi.
Arık, eğitim süresinin kısaltılması ya da uzatılması tartışmalarının çocukların eğitim hakkı ve kamusal hizmetlere erişimiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini şöyle vurguladı:
“Bu çocuklar okula gitmeyecekler de nereye gidecekler ve ne olacak? Onlara ne sunacak devlet?”
Eğitim süresine ilişkin kararların çocukların yaşamında yaratacağı sonuçların önceden değerlendirilmesi gerektiğini belirten Arık, özellikle ekonomik imkânları sınırlı çocukların nasıl destekleneceğinin açıklanmasını istedi.
“Yani kısalabilir, uzayabilir. Ne olacaksa çocuklar bulundukları kamusal ortamda ne ile karşılaşacaklar? Hangi hizmetlere erişecekler? Hangi hizmetlere erişemeyecekler? İmkanı olmayan çocuklar için ne olacak, ne sağlanacak sorularının yanıtlarına ihtiyacımız var” diyen Arık, bu sorular yanıtlanmadan eğitim süresine ilişkin bir değişikliğin tartışılmasını sakıncalı bulduğunu ifade etti.
“Çocuk hakları temelinde tartışılmıyor”
Eğitimde kısa vadede gündeme alınması gereken sorunları da sıralayan Arık, tartışmaların çocuk hakları temelinde yürütülmediğini ve eğitim sistemindeki paydaşlar arasındaki güvenin zayıfladığını söyledi.
“Hiçbir tartışmanın çocuk hakları temelinde yapılmadığını ya da çok sınırlı yapıldığını düşünüyoruz. Bizce en temel meselelerden bir tanesi bu” diyen Arık, okula ve eğitime duyulan inancın yanı sıra adalet duygusunun da zayıfladığına dikkat çekti.
Arık, çocukların okula kayıtlı olmasının tek başına eğitim hakkından yararlandıkları anlamına gelmediğini belirterek nitelikli eğitim hakkına erişemeyen çok sayıda çocuk bulunduğunu vurguladı.
“Dolayısıyla biz erişimi sağladık sayısal olarak. Niteliği nasıl arttırabiliriz sorusunu yeterince sormadığımızı düşünüyorum” diyen Arık, öğretmenlerin desteklenmesinin ve öğretmenlerle dayanışmanın da eğitim politikalarının vazgeçilmez bir parçası olması gerektiğini söyledi.
Çözüm için hangi adımlar atılmalı?
Burcu Meltem Arık’ın verdiği bilgilere göre eğitimdeki sorunların çözümü için öne çıkan öneriler şöyle:
- Şiddetin toplumsal nedenleriyle mücadele: Bireysel silahlanma, kutuplaşma, ayrımcılık ve ekonomik yoksulluğu azaltmaya yönelik politikalar geliştirilmeli. Okul güvenliği toplumsal koşullardan bağımsız ele alınmamalı.
- Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerini güçlendirmek: Rehber öğretmen sayısı artırılmalı, öğrenci başına düşen uzman sayısı azaltılmalı ve okul içindeki tüm paydaşların birlikte çalışması sağlanmalı.
- Çocukların okula aidiyetini artırmak: Öğrenciler okulun kurallarına ve kararlarına katılabilmeli. Spor, sanat, kültür ve bilim etkinliklerine erişimleri genişletilmeli.
- Ücretsiz okul yemeğini yaygınlaştırmak: Bütün çocukların en az bir öğün ücretsiz ve nitelikli yemeğe erişimi sağlanmalı. Çocuk yoksulluğu düzenli biçimde izlenmeli.
- Okul terki için erken uyarı sistemi kurmak: Devamsızlık verileri etkin izlenmeli. Özellikle ortaokul döneminde çocukların eğitimden kopmasına yol açan nedenler belirlenmeli ve çocuk bazında destek mekanizmaları oluşturulmalı.
- MESEM’lerde denetimi artırmak: İşletmelerde iş sağlığı ve güvenliği denetimleri güçlendirilmeli. Koordinatör öğretmenlerin öğrenci yükü azaltılmalı ve çocukların korunması kurumsal güvencelere bağlanmalı.
- Öğretmen yetiştirme uygulamalarını bağımsız değerlendirmek: Milli Eğitim Akademilerinin işleyişi şeffaflaştırılmalı. Akademilerin öğretmenlerin mesleki yeterliliklerine katkısı bağımsız araştırmalarla ölçülmeli.
- Eğitim verilerini erişilebilir kılmak: Milli Eğitim Bakanlığı ve ilgili kurumlar verileri düzenli, güncel ve ayrıntılı biçimde kamuoyuyla paylaşmalı. Eğitim politikaları karşılaştırılabilir araştırmalarla değerlendirilmeli.
- Eğitim süresini çocukların ihtiyaçlarıyla birlikte tartışmak: Eğitim dışına çıkabilecek çocukların hangi hizmetlere erişeceği, nasıl korunacağı ve eğitim haklarının nasıl sürdürüleceği açıklığa kavuşturulmadan süre değişikliği yapılmamalı.
- Çocuk haklarını ve nitelikli eğitim hakkını merkeze almak: Eğitim politikaları yalnızca sınav başarısı ve okullaşma oranlarıyla değil, çocukların güvenliği, eşitliği, katılımı ve nitelikli öğrenme olanaklarıyla değerlendirilmeli.
Rapor: Her 4 öğrenciden 1'i okulda silah ve bıçak görüyor
Liselerdeki şiddetin anatomisini çıkaran araştırma: Seni evinden aldıracağım
Kaynak: Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.



