IŞİD'in kadınları 2: Pasif rol mü, militan mı? IŞİD’e Türkiye'den katılan kadınların tartışmalı rolü
HALE GÖNÜLTAŞ
Fotoğraf: ChatGPT
Kısa Dalga — Yargı kararları ve kamuoyunda oluşan yaygın algıya göre IŞİD’e katılan Türkiyeli kadınlar örgüt içinde “pasif” roller üstlendi. Mahkeme kararlarında ve dava dosyalarında kadınların görevlerinin çoğu zaman çocuk doğurmak, ev işleri yapmak ve eşlerine eşlik etmekten ibaret olduğu vurgulandı. Ancak dava dosyalarına girmeyen sosyal medya paylaşımları, örgüt içinden yapılan yayınlar ve Türkiye’ye döndükten sonra verilen söyleşiler, bu tablonun çok daha karmaşık olabileceğini gösteriyor.
Yargı kayıtlarında çoğu zaman “ev hanımı” olarak tanımlanan bazı kadınların, örgüt içinde silahlı eğitim aldığına, din polisi olarak görev yaptığına ve propaganda faaliyetlerinde bulunduğuna dair çok sayıda veri bulunuyor. Bu durum, IŞİD’e katılan kadınların rolünün sanılandan daha aktif olup olmadığı tartışmasını yeniden gündeme getiriyor. Yargı kararları ve bu yönde oluşan kamuoyu algısına göre cihat için örgüte katılan Türk vatandaşı kadınların çocuk doğurmak, yemek yapmak ve evlenmek edilgen rolleri olduğu görüşü hâkim. Fakat dava dosyalarına girmeyen, kadınların örgüt saflarındayken sosyal medya hesaplarında yayımladıkları görüntüler, sosyal medya paylaşımları, Türkiye’ye döndükten sonra verdikleri söyleşiler ve örgüt gerçekleri kadınlara biçilen “pasif” rolünü tartışmalı hale getiriyor.
Kadınlardan oluşan “din polisi”
IŞİD’e katılan kadınların bir kısmı Suriye ve Irak’ta oluşturulan ve Al Khanssa adı verilen, “din polisi” olarak nitelendirilebilecek yapılanmada yer aldı. Al Khanssa tugayının görevi kadınların şeriat kurallarına göre giyinmesini sağlamak, namaz vakitlerinde dükkânların kapalı olmasını denetlemek ve sigara yasağını uygulamak gibi sorumlulukları içeriyordu. Kadınların cihattaki görevleri ve din polisi olarak çalışan kadınların faaliyetleri, o dönemde Minbar at-TaWhid Wa-l-Jihad isimli internet sitesinde yayımlanan haber ve makaleler aracılığıyla dünya kamuoyuna duyuruluyordu.
Artık erişime kapalı olan sitede yer alan makalelere göre din polisinde görev alan kadınlara bir adet silah veriliyordu. Kadınların askeri eğitim alması zorunluydu. Din polisi olacak kadınlar, silahla nasıl savaşılacağını ve nasıl silah kullanılacağını öğrendikleri kamplara gitmekle yükümlüydü. IŞİD’in işgal ettiği bölgelerde görev yaptıkları için Arapça bilmeleri de zorunluydu. Bu nedenle Türkiye, Çeçenistan ve Körfez ülkelerinden giden kadınların önemli bir bölümü Suriye ve Irak’ta din polisinde görev aldı.
2016 yılında Instagram üzerinden örgüt yaşamını paylaşan ve Türk vatandaşı olduğu belirtilen, Umm Rabia kod adını kullanan bir kadın yayımladığı silahlı eğitim videosunun altına şu mesajı yazdı:
“Evet ben bir kadınım. Savaşmama izin verilirse cihatın en ön saflarında savaşmak isterim. Düşmanları ve kafirleri öldürmek için ölüp şehit olacağımı bile bile savaşmak istiyorum.”
Silahlı fotoğraflar ve mahkeme dosyaları
IŞİD’den geri dönüşler 2015’ten itibaren, yani IŞİD Karşıtı Küresel Koalisyon bombardımanlarının yoğunlaştığı dönemde başladı. Örgütün kontrol ettiği bölgelerin Türkiye sınırına yakın olması nedeniyle bombardımanların ardından Türkiyeli militanlar görece kolay şekilde Türkiye’ye dönebildi.
Türkiye’nin 2016’da başlattığı Fırat Kalkanı Harekâtı ise dönüşleri daha karmaşık hale getirdi ve bu süreçte kaçakçı ağlarının rolü arttı. Buna rağmen geri dönüşler sürdü. Türkiye’ye döndükten sonra yakalanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan kadınların dava dosyaları incelendiğinde, neredeyse her dosyada evlerde ele geçirilen telefon ve dijital cihazlarda uzun namlulu silahlarla çekilmiş fotoğraflar bulunduğu görülüyor.
Cihat bölgesinde sadece din polisleri değil, özellikle genç kadınlar atış talimi için götürüldükleri alanlarda silah kullanmayı öğrendi. Ancak kadınların büyük bölümü terörle mücadele ekiplerine verdikleri ifadelerde, silahlı fotoğrafların eşlerinin zorlamasıyla çekildiğini söyledi.
Türkiye’ye iade edilecek IŞİD’liler için süreci nasıl işleyecek?
Kısa Dalga'nın haberi Meclis gündeminde: IŞİD’li kadınlar ve çocukları Türkiye’ye mi getiriliyor?
Mahkemenin “pasif rol” yorumu
Türkiye’de çok sayıda şiddet eylemiyle ilişkilendirilen Gaziantep yapılanmasının önemli isimlerinden Mehmet Kadir Cebael’in eşi Fadile Cebael’in davası bu tartışmanın en çarpıcı örneklerinden biri.
20 Ağustos 2016 Gaziantep saldırısı davasının sanıklarından biri olan Fadile Cebael, IŞİD’den döndükten sonra yargılandı ve beraat etti.
Mahkeme gerekçeli kararında şu ifadeler yer aldı:
“DEAŞ’ın kadınları üye olarak kabul etmediği. . . kadınların tek görevinin ev hanımlığı yapmak, çocuk yetiştirmek ve eşinin hizmetkârlığını yapmak olduğu hususları göz önüne alındığında sanığın atılı suçu işlediğine dair mahkememizde vicdani kanı oluşmadığından beraatı cihetine gidilmiştir.”
Defne Bayrak da Türkiye’ye getirilecek
IŞİD’in toprak kaybetmeye başlaması ve 2019’da Bağuz’un düşmesiyle birlikte örgütün toprak üzerindeki egemenliği sona erdi. Gidecek yeri kalmayan IŞİD mensupları Irak’taki cezaevlerine ya da Kuzey Suriye’de kurulan kamplara götürüldü. El Roj kampında bulunan ve Türkiye’de turuncu listede aranan isimlerden biri Defne Bayrak.
İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Bölümü mezunu olan Bayrak, çeşitli basın kuruluşlarında çalıştıktan sonra 2015 yılında IŞİD’e katıldı. Sosyal medyayı aktif olarak kullanan Bayrak, 2015 yılınrda örgüte katıldığını şu paylaşımla duyurdu:
“Halifelik topraklarındaki tüm kardeşlerime selamünaleyküm. Bundan böyle, bu mübarek topraklardan sizlere haberleri bire bir iletmeye çalışacağım. Rabbim, dileyen tüm kardeşlerime hicret nasip etsin”
Defne Bayrak’ın ilk eşi, 2009 Aralık ayında Afganistan’da ABD’nin Chapman Üssü’ne bombalı saldırı düzenleyen Ürdünlü doktor Hüman Halil Ebu Mulal el-Belavi.
Bayrak 2021 yılında El Roj kampında verdiği söyleşide şunları söyledi:
“Hicret bizim için farzdır. Allah için hicret ettim, ama beklediğim gibi bir şey bulamadım. Bölgeye girer girmez neyle karşı karşıya olduğumuzu anladık. Ortam çok karışıktı. Sorumlu iki Rus kadın bize kötü davrandı. Tuvaletler çok kirliydi. Bu yüzden çocuklar günlerce alıkonuldu. Kocası veya erkek akrabası olmayan kadınlar için hayat çok daha zordu. Eğitim veya sağlık hizmeti almak mümkün değildi. Kadının kimlik kartı bile yoktu.”
Bayrak 2022 yılında El Roj kampından verdiği başka bir söyleşide ise Türkiye’de yargılanmak istediğini söyledi:
“IŞİD birçok kadın ve çocuğu işkenceye maruz bıraktı. İnsanlara çok zulmettiler. Kadınları, çocukları ve orada kalan mültecileri hedef aldılar. Bazı erkekler cinsel ihtiyaçlarını karşılamak için cihada geldi. Çok hayal kırıklığına uğradım. İlk hayal kırıklığım IŞİD, ikincisi Türkiye oldu. Sömürüldük. Burada çok zor şartlar altındayız. Türkiye’de yargılanmak istiyorum”
Tek bir profil yok
Ankara’da konuşulan senaryolardan biri, Kuzey Suriye’deki kamplarda bulunan Türkiyeli kadınların Türkiye’ye getirilerek yargılanması.
Türk kadınları üzerine yapılan analizler, IŞİD’e katılan kadınlar için tüm vakalara uyan tek bir profil oluşturmanın zor olduğunu gösteriyor. Ancak araştırmalar, radikalleşmenin çoğu zaman çocuklarını katı bir dini ortamda yetiştirme isteğiyle hızla derinleşen bir muhafazakârlık biçiminde ortaya çıktığını ortaya koyuyor. Çalışmalar ayrıca Müslüman çoğunluklu bir ülkede yaşayan bazı kadınların aile içindeki dini ağlar ve çevreler aracılığıyla radikal yapılara daha kolay temas edebildiğini gösteriyor. Bazı kadınlar eşlerinin zorlamasıyla örgüte giderken, bazıları ise dini ve ideolojik nedenlerle bu yolculuğun farkında olarak hareket etti.
IŞiD'in kadınları 1- Devlet memuriyetinden IŞİD’e: Sınırı geçen kadınların hikâyesi
Kaynak:Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.