Uyuşturucu çıkmazı-3: Suça sürüklenen çocuklar ve uyuşturucu tehdidi
Songül KARADENİZ
Kısa Dalga - Türk Ceza Kanunu'nun 32’nci maddesine göre, 12 yaşın altındaki çocuklar işledikleri suçlardan dolayı cezai ehliyete sahip değilken, 13-15 yaş aralığında ise fiillerinin hukuki sonuçlarını algılama yetileri Adli Tıp tarafından değerlendiriliyor ve bu yetinin gelişmemiş olduğu tespit edilirse cezai sorumlulukları ortadan kalkıyor. 16-18 yaş arasındaki çocuklar ise hâlâ çocuk kabul edildiklerinden, suç işlemeleri halinde indirimli ceza alıyor. Adli tıp uzmanı Prof. Dr. Halis Dokgöz, bu durumun suça sürüklenen çocukların özellikle hırsızlık, gasp, uyuşturucu ticareti gibi suçlarda kullanılmasına yol açtığını ve çocukların cezai ehliyeti olmayan birer suç aracı haline getirildiğini belirtti.
TÜİK 2023 Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuk İstatistikleri’ne göre suça sürüklenen çocuklar yaralama, hırsızlık ve pasaport kanununa muhalefetten sonra en çok uyuşturucu suçuna sürüklendi. 2022 yılında ise uyuşturucu suçuna sürüklenme üçüncü sıradaydı.
“Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak, satın almak” suçu isnat edilen çocukların karıştığı olay sayısı 2015’ten bu yana en yüksek seviyeye ulaştığı 2022’de 9 bin 304 iken 2023’te yüzde 5,9 azalarak 8 bin 752’ye geriledi. En az olay sayısı ise 5 bin 718 ile pandeminin başladığı 2020 yılında kaydedildi.
2023 Narkolog raporuna göre, madde kullanıcılarından oluşan örneklemde “aile içinde şiddet var mı?” sorusuna “hiç” yanıtını verenlerin oranı 2022 yılı için yüzde 27,9. Raporda, “literatürde parçalanmış veya ilişki ve iletişimin düzgün yürümediği ailelere mensup çocuklarda, uyuşturucu kullanma riskinin yüksek olduğu gibi bir tespit bulunduğu ve 2022 yılında bu soruya verilen cevapların literatürü kısmen doğruladığı” belirtiliyor.
Çocukları suça sürüklenmeye iten pek çok faktör olduğunun altını çizen Prof. Dr. Halis Dokgöz, “Ben sadece madde bağımlılığı açısından ele almıyorum olayı. Bu ailenin aile içi ilişkilerinin, dinamiklerinin bozulması kadar aile içerisinde çocuğa şiddet uygulanması kuşkusuz önemli bir birincil faktör. Şiddete uğrayan her çocuk madde bağımlısı olacak, madde kullanacak diye bir durum söz konusu değil. Ama söz konusu değil derken mutlak değil. Şiddet de bir parametre olabilir. Ama en çok aile dinamiklerinin bozulması, çocuğun aile içerisinde, sosyal çevre içerisinde, okul çevresi içerisinde, mahallesinde yaşadığı sosyokültürel sosyal çevresindeki iletişim bozuklukları çocuğun maddeye yönelmesinde önemli faktörlerden birisi. Yani en önemli faktör o dengenin, ilişkilerin bozulması” dedi.
“Sosyoekonomik seviyesi yüksek ailelerde de çocukların uyuşturucuya yönelme eğilimi arttı”
Sadece sokakta yaşayan çocuklar ya da aile bütünlüğü bozulmuş çocuklar değil, aile içerisinde yaşayan çocukların da uyuşturucuya eğilim gösterdiğini belirten Prof. Dr. Dokgöz, özellikle sosyoekonomik ve sosyokültürel olanakları yetersiz, kalabalık ailelerde büyüyen çocukların suça sürüklenme ve uyuşturucuya yönelme riskinin daha yüksek olduğunu aktardı. Dokgöz şöyle devam etti:
“Bu sadece sosyokültürel, sosyoekonomik seviyesi düşük yerlerde oluyor diye de yanlış anlaşılmasın. Tam tersine bunu sosyoekonomik olarak yüksek çekirdek ailelerde de görüyoruz. Zaten buralarda görülmeye başlanmasıyla birlikte olayın bir sorun haline dönüştüğünü de anlıyoruz. Yani aile bütünlüğü, aile düzeni olmayan sosyoekonomik seviyesi düşük yerlerde gözükürken artık sosyoekonomik seviyesi yüksek ailelerde de çocukların uyuşturucuya yönelme eğiliminin arttığını görüyoruz. Bunun ortaokul seviyesine kadar indiğine ilişkin emniyetin, jandarmanın sunduğu bilimsel veriler var.”
“Esrar, diğer maddelere geçişi kolaylaştırıyor”
Narkolog raporunda, uyuşturucu madde kullanmaya başlamadan önce tütün ve alkol kullanıp kullanmadığı sorusuna verilen yanıtlarda tütün kullanım oranının yüzde 81, alkol kullanım oranının ise yüzde 36,1 olduğu kaydedildi. Sigara ve esrarın bağımlılığın en önemli faktörlerinden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Halis Dokgöz, “Çünkü artık sigara içmek, sosyokültürel olarak bir büyüme argümanı olarak kullanılıyor. Çocuklar ya da ergenler için kendini ifade etmede bir faktör haline geldi. Bundan sonraki süreçte, özellikle bağımlılık sürecinde, esrar toplumda çok yaygın şekilde kullanılmaya başlandı. Kullanılan bu madde, esrar, diğer maddelere geçişi kolaylaştırıyor. Yani esrar kullanan bir kişi, esrar kullanmakla yetinmiyor. Özellikle son zamanlarda, "met" dediğimiz bir baş belası gibi yapay uyuşturucu maddeler söz konusu. Esrar, bu maddelere geçişi sağlıyor. Bu maddeler ise yapay yollarla, kimyasallarla elde edildiği için daha ucuz olmakta ve toplumun her kesimine hitap eder hale geldi. Çocuklar da maalesef özellikle ergenlik döneminde, bir büyüme durumu ya da kendini iyi ifade etme, kendini iyi hissetme umuduyla bu maddelerle karşı karşıya kalıyorlar” dedi.
Mağduriyet türüne göre “Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak, satın almak” nedeniyle güvenlik birimine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 2023’te bin 871 oldu. 2015’e kadar yer alan verilere göre en fazla olay sayısı 2 bin 172 ile 2019’da, en az olay sayısı ise bin 340 ile 2021’de yaşandı.
Gaziantep Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Aysun Baransel Isır, Çocuk İzleme Merkezleri (ÇİM) raporlarına göre madde kullanım yaşının 10-12 yaş aralığına kadar düştüğünü vurgulayarak bu durumun bireysel, ailevi ve toplumsal düzeyde ciddi riskler barındıran bir halk sağlığı krizi olduğunu aktardı. Prof. Dr. Aysun Baransel Isır, “Uzun yıllar Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği (ÇİİÖDER) yönetim kurulunda bulunmam nedeniyle özellikle Suriyeli göçmenlerin çok yaşadığı ve çok sayıda göç alan kentlerde uyuşturucu suçlarında artış olduğunu gözlemliyoruz. Çocuk adalet sistemi, yetişkin adalet sisteminden farklı olarak rehabilitasyon odaklı ceza adaletini ve koruma alanlarını birlikte ve bütüncül bir yaklaşımla ele almayı gerektirir” ifadesinde bulundu.
“Çocuklar önce mağdur olarak madde kullanımı veya suç ortamıyla tanışır”
Uyuşturucu suçlarında mağdur çocuk ve suça sürüklenen çocuk kavramlarının hukuki ve sosyolojik olarak farklı anlamlar taşıdığını belirten Prof. Dr. Baransel, “Bu ayrım çocuğun suça nasıl karıştığını, hangi bağlamda değerlendirileceğini ve hangi müdahale yöntemlerinin uygulanacağını belirlemek açısından önemli. Mağdur Çocuk, hukuken ve toplumsal olarak zarar gören, fiziksel, psikolojik veya sosyal olarak mağdur edilen çocuktur. Uyuşturucu suçları özelinde bu kavramlar, çocuğun uyuşturucuyla olan ilişkisinin doğasına göre şekillenir. Genellikle çocuklar önce mağdur olarak madde kullanımı veya suç ortamıyla tanışır, daha sonra suça sürüklenen çocuk haline gelebilir. Bu süreç şu şekilde gelişebilir: Maddeye maruz kalma, bağımlılık süreci, suç örgütlerinin hedefi olma, adli sürece girme. Bu döngünün kırılması için erken müdahale ve koruyucu önlemler kritik öneme sahip” dedi.
Çocukların uyuşturucu kaynaklı suçların mağduru olmasında ailevi, çevresel, ekonomik, psikolojik ve hukuki birçok faktörün bir araya gelerek etkili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Aysun Baransel Isır, ebeveyn ihmali, aile içi şiddet ve ekonomik zorlukların çocukları madde kullanımına yönlendirebileceğini aktardı. Suç oranı yüksek bölgelerde akran baskısı ve suç örgütlerinin etkisinin bu riski artırdığı ifade eden Prof. Dr. Baransel, psikolojik travmalar ve aidiyet arayışının bağımlılık riskini yükselttiğini, yetersiz yasalar ve bilinçlendirme eksikliğinin ise sorunu derinleştirdiğini vurguladı.
Prof. Dr. Aysun Baransel Isır, “Ancak bir o kadar da önemli olan konu şudur ki; uyuşturucu suçlarından mağdur çocuk sayısının da SSÇ sayısının %20 oranında olduğu, her yıl bu kadar çocuğun SSÇ adayı olduğu görülmektedir. Bu sorunun çözümü için hem bireysel hem de toplumsal düzeyde koruyucu önlemler alınması gerekiyor. Çocukların suça sürüklenmesini önlemek için erken müdahale, bilinçlendirme ve güçlü bir sosyal destek mekanizması şarttır” dedi.
Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği (SHUDER) İstanbul Şube Başkanı İkram Doğan, çocukların madde bağımlılığı ve suça sürüklenmesiyle mücadelede mevcut kamusal mekanizmaların yetersiz olduğunu belirterek, sorunun bireysel değil yapısal boyutlarına dikkat çekti. Doğan, okullarda yürütülen çalışmaların büyük ölçüde bilgilendirme düzeyinde kaldığını, süreklilik ve etkililik açısından eksikler bulunduğunu söyledi.
Doğan’a göre çocukların madde kullanımına yönelmesi; yoksulluk, eğitimde eşitsizlik, sosyal dışlanma ve erken yaşta çalışma gibi faktörlerin iç içe geçtiği toplumsal bir sorun. Bu nedenle yalnızca aileleri sorumlu tutmanın gerçekçi olmadığını vurgulayan Doğan, “Yeterince yapılandırılmış koruyucu ve önleyici kamusal mekanizmalar yok. Eğitim sistemi sosyal koruma işlevini yerine getiremiyor; çocuklar riskli davranışlara açık hale geliyor” dedi.
“Okullarda erken uyarı sistemi yok”
Uyuşturucu ile mücadelede kurumlar arasındaki görev dağınıklığının ciddi sorun yarattığını ifade eden Doğan, erken müdahalenin önündeki en büyük engelin koordinasyon eksikliği olduğunu dile getirdi. Okullarda sistemli bir risk izleme mekanizması bulunmadığını belirterek, “Çocuk okulu terk ettiğinde ya da okul bağını kaybetmeye başladığında bunu takip edecek bir yapı yok. Rehberlik servislerinin personel yetersizliği nedeniyle bu yükü taşıması mümkün değil” diye konuştu.
Doğan, her okulda sosyal hizmet uzmanı istihdam edilmesi gerektiğinin altını çizerek, bu uzmanların çocukların yaşadığı çevre, aile yapısı ve sosyal koşulları bütüncül bir çerçevede değerlendirebileceğini kaydetti.
"Sosyo-ekonomik koşullar belirleyici rol oynuyor"
Yoksulluk ve eşitsizliklerin çocukları riskli akran gruplarına yönelttiğini söyleyen Doğan, özellikle dezavantajlı bölgelerde okul terk oranlarının yükseldiğini hatırlattı. Çocukların sosyal dışlanma nedeniyle “kabul görme” arayışıyla madde kullanımına yönelebildiğini aktaran Doğan, devletin öncelik vermesi gereken politikaları şöyle sıraladı:
- “Her okul ve birinci basamak sağlık biriminde sosyal hizmet uzmanı görevlendirilmesi,
- Kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi ve sorumlulukların net tanımlanması,
- Yoksulluğu azaltıcı ve aileyi güçlendirici sosyal politikaların hayata geçirilmesi,
- Eğitimde kapsayıcı ve eşitlikçi reformlar yapılması,
- Riskli bölgelerde toplum, gençlik ve danışmanlık merkezlerinin kurulması,
- Tüm hizmetlerde çocuğun yüksek yararı ilkesinin esas alınması.”
Doğan, “Çocukları bağımlılıktan korumanın en etkili yolu, onları yoksulluktan, dışlanmadan ve umutsuzluktan korumaktır” diyerek sosyal adalet temelli politikaların önemine dikkat çekti.
Uyuşturucu çıkmazı-1: Kamu harcamaları yükseldi, sentetik uyuşturucu kullanımı arttı
Uyuşturucu çıkmazı-2: Davalarda artış... Türkiye kaçakçılık rotalarının merkezinde
Kaynak:Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.