AKP’nin Çeyrek Asrı-5: Çankaya'dan Saray'a: Gül tasfiye edildi, Davutoğlu gölge başbakana dönüştü

SEDAT BOZKURT | Cumhurbaşkanlığı makamının yetki ve sınırları, Türkiye’nin siyasi tarihinde liderlerin ağırlığına göre değişti. Abdullah Gül ile Recep Tayyip Erdoğan arasındaki güven ilişkisinin zamanla aşınması, Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde yaşanan güç mücadelesi ve Erdoğan’ın karar mekanizmalarındaki belirleyici rolü, AKP iktidarında yürütmenin nasıl merkezileştiğini ortaya koydu.

SEDAT BOZKURT

Kurucu kadrolar anayasa hazırlarken hep en yüksek makama liderlerinin oturacağı kesin kabulü ile işe başlarlar. Bu nedenle ya bazen abartırlar ya da pratikte ortaya çıkabilecek meselelerin halledileceğini varsayarak eksik bırakırlar. Türkiye’deki anayasalarda da bunu görüyoruz. 12 Eylül anayasası dahil. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda Atatürk veya İsmet İnönü oturduğu zaman, tek parti iktidarının da doğal sonucu olarak yetki, görev ve sorumluluk alanları da seçilmeleri de tartışma konusu olmadı. Celal Bayar, Atatürk’ün yakın arkadaşı olmasının yanı sıra ilk sivil cumhurbaşkanı olarak çok partili hayata geçilmesiyle seçildi. Sorun yaşanmadı. Sorun ondan sonra başladı.

AKP döneminde Gül ismi üzerinden tartışmalar parlamentoda cumhurbaşkanı seçildikten sonra, yapılan anayasa değişikliğiyle tekrar seçilip seçilemeyeceğini netleştiren düzenleme ile bitti. Tekrar seçilmeyi isteyecek miydi, şimdi bu sorunun yanıtı aranıyordu. Erdoğan aday olmaya niyetliydi. Bu nedenle Gül’ün kapısını tekrar aday olması için ilk Erdoğan çalmadı, MHP lideri Devlet Bahçeli çaldı ve CHP ile orak adaylarının olmasını istedi. Gül bu teklifi Erdoğan’dan bekliyordu aslında. Cumhurbaşkanlığına çıktıktan sonra tüm karar alma mekanizmalarının dışına yavaş yavaş ve bilinçli bir biçimde itildiğinin de farkındaydı. Erdoğan ile yola çıktıkları, birliktelikleri ve birbirlerine güvenleri aşınmıştı ve bunun pek çok sebebi vardı. Gül Bahçeli’nin teklifini çok nazik bir biçimde reddetti. Ardından Erdoğan geldi Gül’e ve aday olup olmak istemediğini sordu. Soru çok açıktı. Gül soruya soru ile karşılık verdi, “asıl sen istiyor musun?” Erdoğan evet yanıtı verince, Gül “tarihteki kardeş kavgalarının neye mal olduğunu bilirim. Bu makam senin hakkın. Karşına aday olarak çıkmam. Putin-Medvedev değişimi de bize yakışmaz. Ama parti önemli bunun geleceğini beraber kurgulayıp planlayalım” dedi. Bu talebe olumlu yanıt veren Erdoğan partinin geleceğine ilişki konuyu bir daha hiç açmadı. Adaylığını açıkladı ve devletin gereği olan görüşmeler dışında Gül’ün kapısını çalmadı. Sadece 16 Nisan 2017 referandumuna kadar.

Halkın seçtiği ilk cumhurbaşkanı

Gül “parlamenter sistemden yana” olduğunu söyledi ve meseleyi kapadı. Bunun üzerine dönemin TBMM Başkanı İsmail Kahraman Gül’ü aradı ve en azından Kayseri’de bir program yapmasını istedi. Gül sert bir biçimde bu öneriyi de reddetti. Erdoğan, CHP ile MHP’nin ortak adayı Ekmeleddin İhsanoglu ile yarıştı ve sonuçta halkın seçtiği ilk cumhurbaşkanı oldu.

Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığını Mehmet Ali Şahin açıkladı. Erdoğan adaylığının açıklandığı toplantıda yaptığı konuşmada “Halkın seçtiği cumhurbaşkanı ve halkın seçtiği başbakan Türkiye’yi uçuracak” dedi ama öyle olmadı. İlk uçan kendi yetki alanını sınırladığını düşündüğü başbakanlık oldu.

Gül’ün görevden ayrılacağının bir gün öncesinde 27 Ağustos 2014’te toplanan AKP Olağanüstü Büyük Kongresi, Gül’ün bürokrasi ve siyasete taşıdığı Ahmet Davutoğlu’nu Erdoğan’ın tercihi olarak genel başkan seçti. Bunu Gül de herkes gibi çıkan haberlerden öğrendi. Çünkü başta ABD’deki gizli Pennsylvania ziyareti ve Suriye meselesi olmak üzere Dışişleri Bakanı olarak o dönem görev yapan Davutoğlu ile araları soğuktu. Buna rağmen Erdoğan, Gül ile konuşsaydı ve “genel başkan kim olsun diye?” sorsaydı Erdoğan’ın alacağı yanıt kesinlikle Ahmet Davutoğlu olurdu. AKP’nin ilk olağanüstü kongresinde yaşanan tablo da içinde pek çok ilk barındırıyordu.

Gül görevini Çankaya Köşkü’nde düzenlenen törenle Erdoğan’a devretti

Anayasanın açık hükmüne rağmen cumhurbaşkanı seçildikten sonra Erdoğan parti genel başkanı ve başbakan sıfatlarını bırakmamıştı. Bu kongreye de seçilmiş cumhurbaşkanı, Başbakan ve AKP Genel Başkanı olarak katılmıştı. Anayasa bir kez daha taca çıkmıştı bir Erdoğan rutini olarak. 28 Ağustos 2014’de Gül görevini Çankaya Köşkü’nde düzenlenen tören ile Erdoğan’a devretti ve aynı gece Ankara’yı terk ederek İstanbul’a gitti. Gül buradaki devir teslim törenin yaptığı konuşmada 40 yıllık beraberliklerinden söz etti, beraber çok önemli işler başardıklarını anlattı. Erdoğan ise uyum ve koordinasyona vurgu yaptı, büyük hizmetler gerçekleştirdiklerini söyledi. Gül’ün aslında siyasete dönme niyeti vardı. 12 yıllık iktidarları döneminde kritik meselelerde hep o vardı. Erdoğan’ı bir nevi “dengeleyen” isimdi. Tek başına kalan Erdoğan’ın çık sıkıntı yaratacağını düşünüyordu. Ama Erdoğan’ın hamlesi nedeniyle siyasetin dışında kalınca zorlamadı 2018 yılına kadar. O tarihte kapısı çalınınca siyasete ilişkin hamle yapma kararı aldı. (Aslında o dönem siyasete Erdoğan’a rağmen girseydi Deniz Baykal’ın Erdoğan’ın siyasi yasağını kaldırırken öngördüğü “birbirlerine düşecekler” iddiası 12 yıl sonra gerçekleşebilirdi.)

Fazilet Partisi’ndeki yenilikçi-gelenekçi mücadelesinde İstanbul Kongresinde yenilikçilerin karşısına aday olarak çıkan ve kazanan Numan Kurtulmuş’a Erdoğan sıcak bakmıyordu. Gül’ün, Kurtulmuş’u partiye davet etme teklifine de karşı çıkmıştı. Ama 12 Temmuz 2012’de Saadet Partisi genel başkanlığından ayrıldıktan sonra HAS partiyi kuran Kurtulmuş, adı başka türlü ifade edilse de partisiyle Erdoğan’ın daveti üzerine AKP’ye katıldı. Erdoğan böylece partiyi gelecekte Millî Görüş kökenlilerle birlikte yönetme niyetini ortaya koymuştu. Belki parti içi dengeler için Kurtulmuş ve ekibine ihtiyaç duyuyordu. Bu katılımdan da Gül’ün haberi yoktu. Bakanların hatta kendi kadrosunda yer alan MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın bile Gül’e muhtelif meselelerde bilgi sunmasının önünü Erdoğan kesmişti.

Davutoğlu genel başkan seçildikten sonra hükümeti kurma görevini Erdoğan’dan aldı, 29 Ağustos’ta hükümet üyelerini açıkladı. Daha doğrusu Erdoğan’ın belirlediği üyeleri açıkladı. Gezi sonrasında politikasını güvenlikçi hatta oturmaya başlayan Erdoğan bu ısrarını sürdürüyordu. İç Güvenlik Yasası ile polisin yetkileri arttırıldı. AKP 7 Haziran 2015 seçimlerine Davutoğlu başkanlığında gitti. AKP birinci parti oldu ama meclisteki çoğunluğunu kaybetti. Erdoğan direksiyona geçerek süreci yönetmeye başladı. Davutoğlu samimi bir biçimde CHP ile koalisyon görüşmeleri sürdürürken Erdoğan koalisyon kurulmaması ve ülkenin tekrar seçime gitmesini kurguluyordu. Ülke, çözüm sürecinin hemen ardından yaşanan olaylarla terörize olmuştu. Ankara, Diyarbakır ve Suruç’ta patlayan canlı bombalarla onlarca insan yaşamını kaybetmişti. PKK’nın seçim sonuçlarından hoşlanmadığı sonucu çıkarılan hendek eylemleriyle de onlarca insan hayatını kaybetmişti. Koalisyon görüşmeleri olumsuz sonuçlandı.

Erdoğan seçim hükümeti kurdurarak tekrar seçim kararı aldı

Erdoğan 7 Haziran seçimlerinden tam 32 gün sonra AKP Genel Başkanı Davutoğlu’na hükümeti kurma görevini verdi. Davutoğlu da koalisyon görüşmelerine 12 gün sonra başladı. AKP sadece CHP ile görüştü. 5 tur ve saatler süren görüşmeler yapıldı koalisyon protokolün muhtelif maddeleri üzerinde de anlaşma sağlandı. CHP’nin talepleri arasında hukuk devleti, cumhurbaşkanın anayasal sınırlar içine çekilmesi, örtülü ödeneğin başbakan tarafından kullanılması, siyasi ahlak yasası gibi Davutoğlu’nun da hoşlanacağı maddeler vardı. Hükümetin kurulmasını engelleyen Erdoğan seçim hükümeti atayarak ülkeyi seçime götürdü.

(CHP bu dönemde MHP Lideri Bahçeli’ye başbakanlık dahil pek çok teklif götürdü. Hepsinde de hakarete varan yanıtlar aldı. Bahçeli seçim sonuçları açıklanır açıklanmaz partisinde her zamanki gibi kimseye haber vermeden erken seçim çağrısı yapmıştı. Yani o zaman da bir cumhur ittifakı işleyişi varmış.)

Erdoğan seçim hükümeti kurdurarak tekrar seçim kararı aldı. Bu arada da parti yönetimine tek başına iktidar olacakları garantisi verdi. Öyle de oldu 1 Kasım seçimlerinde oyunu yüzde 9 arttıran AKP yüzde 49 oy oranı ile tek başına iktidar oldu. Seçim hükümetine bakan olarak giren MHP’li Tuğrul Türkeş parti disiplinine verildi ve partiden ayrılıp AKP’ye geçerek uzun dönem Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptı. Daha sonra onu ihraç eden MHP ise Türkeş’in yanına geldi.

Bu arada Davutoğlu’na Erdoğan, parti yönetiminde ya da kabinede kendi ekibini kurmasına izin vermiyor, paralel bir hükümet ve parti yönetimi oluşturarak her şeye hâkim olmaya çalışıyordu. Alınan bazı kararlardan bile Başbakan ve genel başkan olarak Davutoğlu sonradan haberdar oluyordu. Erdoğan, Davutoğlu’nun ısrarlarına karşın Milletvekili bile olmasına karşı çıktığı Ali Babacan’ın kabineye girmesine onay vermemişti. Kabine ya da parti yönetimi toplantılarında konuşulan mevzularda bir sorun çıktığında belli isimler hemen telefon ile Erdoğan’ı arayıp onu soruyor ve yanıtı karar gibi toplantıya aktarıyorlardı. Bakanlar Kurulu toplantıları artık hep sarayda ve Erdoğan başkanlığında yapılıyordu. Davutoğlu pratikte müsteşar gibiydi.

AKP 5’inci olağan kongresi 12 Eylül 2015’te toplandı. Davutoğlu bu kongrede kendi listesi ile parti yönetimini oluşturmak istedi ve listeyi Erdoğan’a sundu. Erdoğan itiraz etti ama Davutoğlu başta direndi. Durum bir anda ciddileşmişti. Kendi iradesi ile çok sayıda teşkilat operasyonu yapan Davutoğlu “Erdoğan’a rağmen genel başkan olabilir miydi?” sorusu ciddiyet kazanmıştı. O dönem Erdoğan’ın Davutoğlu’nun kazanması halinde yeni bir parti kuracağı bile ileri sürülüyordu. Davutoğlu çok sıkışmıştı. Uzun zamandır görüşmediği Gül bile Davutoğlu’na dolaylı olarak kendi listesi ile aday olası için destek iletmişti. Arınç Davutoğlu’nun yanındaydı. Davutoğlu kongre sabahı Erdoğan’ın listesi ile salona geldi ve kısa süreceği her halinden belli olan genel başkanlık koltuğuna tekrar oturdu.

Araştırma Haberleri