AKP’nin Çeyrek Asrı-4: 17–25 Aralık’tan çözüm sürecinin sonuna: İktidarın güvenlikçi rotası

SEDAT BOZKURT | 17-25 Aralık operasyonları, Rusya ile yaşanan uçak krizi ve çözüm sürecinin sona ermesi üzerinden ilerleyen süreç; AKP iktidarının cemaatle ortaklığından çatışmaya, dış politikadaki yön değişimlerinden yeniden güvenlikçi siyasete uzanan Türkiye’nin siyasal dönüşümünü şekillendirdi.

·

SEDAT BOZKURT

Devletler hakimiyetlerini, içte ya da dışta kurabilmeleri için polis, yargı ve askere ihtiyaçları vardır. Demokratik devletlerde bunların görevleri yasalarla belirtilir ve bu yasal alanın dışına çıkılmasına izin verilmez. Yani işler yazılı metinler ve onları bağımsız yorumlayacak düzgün bürokratlarla yürütülür. Bu bürokratlar tercih edilirken meseleye hakimiyeti ve görevi yerine getirip getirmeyeceği gibi kriterler göz önünde bulundurulur. Bu nedenle eğitim düzeyi düşük ve konuyla o güne kadar ilgisi olmamış bakanların altına, Türk bürokrasisinde, en az 12 yıl devlet deneyimi ve mesleki yeterliliği olan üst düzey bürokratlar getirilirdi. Tabi işi doğru düzgün yapmak istiyorsanız. Yoksa, hukuksuz da olsa sizin istediklerinizi yapacak bürokrat arıyorsanız o zaman devreye başka kriterler giriyor. Cemaat mensubiyeti bir dönem böyleydi. AKP’nin bürokraside atayacak kadrosu yoktu. Cemaatin ise iyi eğitim almış ve bürokraside yol kat etmiş bir kadrosu mevcuttu. Yani kolayca buluşmuşlardı.

Erdoğan ve bakanların telefon konuşma kayıtları sızdırıldı

Takvim yaprakları 17 Aralık 2013’ü gösterdiği sabah erken saatlerde savcıların kontrolünde polis rüşvet operasyonu yaptı. Operasyon yapılan iş adamlarının tamamı iktidara yakın ve bazı iktidar üyeleri ile yakın ilişkiler kurmuşlardı. Operasyonun hedefinde çocukları üzerinden 4 bakan da vardı. Operasyon sabahı yasadışı olarak elde edilen aralarında Başbakan Erdoğan ve bakanların da bulunduğu telefon konuşma kayıtları sızdırıldı. “Paraları sıfırlama” meselesi tarihin sayfalarında hem de sesli olarak yer aldı. Operasyonun merkezinde İran asıllı iş adamı Rıza Sarraf vardı. Bu operasyonun şoku atlatılmadan 25 Aralık tarihinde içinde Başbakanın oğlu Bilal Erdoğan’ın da adının geçtiği 2’nci bir operasyon ile siyaset sahnesi güne uyandı. Durumun ciddiyetine anlayan hükümet şoku atlattıktan sonra hemen karşı hamleye girişti. Meseleyi “Cemaat hükümete darbe yapıyor” diye açıklamaya karar verdi ve bunu da cemaate yönelik bürokrasideki görevden almalar ve dershanelerin kapatılmasına tepki olarak açıklamaya çalıştılar. Başarılı da oldular.

17-25-bakanlar

Cemaat için kurular paralel devlet tanımlaması da bu günlerin ürünüdür. Çok sayıda göz altı ve tutuklamaların ardından hükümet gücünü yokladıktan sonra harekete geçti. İlk olarak operasyonu yapan savcı Celal Kara’nın görev yerini değiştirdi. Operasyonda adı geçen içişleri Bakanı Muharrem Güler’in yerine, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ata atandı. Şüpheli sıfatı ile Bilal Erdoğan ifade vermeye çağrıldı, Emniyet Müdürü Selami Altınok bu çağrıyı işleme almadı. Başbakanın evinin çevresine özel tim yerleştirdi. Başbakan gittiği her yere oğlu Bilal Erdoğan’ı da götürdü ve koruma önlemleri arttırıldı. Evlerden çıkan paralar ve para sayma makineleri günlerce konuşuldu. Bu paraların cemaat mensuplarınca konulduğu bile ileri sürüldü. Ama mahkeme sonunda paralar evlerinde bulunan sahiplerine iade edildi. 14 Şubat 2014 tarihinde operasyon sonucu tutuklananlar serbest bırakıldı, Erdoğan adalet yerini buldu diye bu tahliyeleri değerlendirdi. Oysa ki MİT, Rıza Sarraf merkezli iddiaların tamamını aylar önce raporlar halinde Başbakanlığa bildirmişti. Yani devletin olup bitenden haberi varmış.

Ayrıca Sarraf çıktıktan sonra iktidarın kanallarından birisinde Türk bayrakları eşliğinde tek başına cari açığı nasıl kapattığını anlatmıştı. Kahraman olarak o gün sunulan Sarraf ABD’de hâkim karşısını çıkınca Türkiye, ABD’ye 2 kez “vatandaşını iade etmesi” için nota verdi. İtiraflarda bulunduğu öğrenilince de bu “vatandaş” bir anda unutuldu. Operasyonun emniyet ayağını ortadan kaldıran Selami Altınok daha sonra AKP Milletvekili oldu.

Bakanlar için Yüce Divan’a sevk kararı çıkmadı

Operasyonu yapan yargı ve polis mensupları, Erdoğan tarafından Gülen cemaatinin oluşturduğu paralel devlet yapılanması örgütü üyesi oldukları açıklandı. Ama 4 bakan istifa etti ve bakanlar hakkında iddiaların soruşturulması için TBMM’de komisyon kurulmasına da karar verildi. Bakanlar, Egemen Bağış, Zafer Çağlayan, Muharrem Güler ve Erdoğan Bayraktar için kurulan komisyonda beklenildiği gibi sayısal çoğunluk AKP’de olduğu için Yüce Divan’a sevk kararı çıkmadı.

17-25-tbmm

Bu arada sadece Bayraktar kıl payı bir oy ile soruşturmaya dahil oldu ve hep kendisini diğer 3 bakandan ayrı tutan ve hatta onları suçlayan açıklamalarda bulundu. TBMM’de kurulan soruşturma komisyonu 7 ay çalıştı. O süre içinde Erdoğan Cumhurbaşkanı Davutoğlu başbakan olmuştu. Yüce Divan oylaması öncesinde Davutoğlu eski bakanların yargı karşısına çıkması gerektiği savunuyordu ve Erdoğan ile ilk ciddi krizi yaşıyorlardı. Erdoğan milletvekillerini topluyor ve yargıya gerek olmaksızın bunu kendi içlerinde halledeceklerin söyleyerek onları ikna etmeye çalışıyordu.

Tüm bunlar olurken AKP grubu da fire veriyordu. İhraç talebiyle disipline verilen Ertuğrul Günay, Erdal Kalkan ve Haluk Özdalga istifa ettiler. Daha önce ayrılan Hakan Şükür, İdris Bal, Hasan Hami Yıldırım ve İdris Naim şahin ile parti grubu fire vermeye başlamıştı. Bu operasyonların ardında iktidar yargıda boş bulunan alanları, AB’nin de “yargı bağımsızlığı bitiyor” tepkisine karşın gerçekleştirdi. Operasyonu yapan bürokratlar “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya çalışmakla” suçlandı.

Bahçeli’nin 17.25’te duran saati

Bu dönemin simge fotoğraflarından birisi de Devlet Bahçeli’nin pilleri çıkarıldığı için 17.25’te duran saatidir.

bahceli

MHP tüm oylamalarda eski bakanların Yüce Divan’a gitmesi için oy kullandı. MHP bu süreci 3 ciltlik kitapla ölümsüzleştirdi. Hemen arkasından yapılan yerel seçimlerde AKP oyunu bir önceki yerel seçimlere göre arttırdı. Toplumun yolsuzluk algısının değiştirilmesine neden olan 17/ 25 Aralık, ardından gelen her yolsuzluk iddiasının da “geçiştirilmesini” sağladı. Bugün bu algı değişikliğinden yakınanlar bizzat AKP’liler.

Bu arada önce kahramanlık öyküsüyle daha sonra da mahcubiyetle anlatılan ve Türkiye’nin başını yıllar sürecek bir belaya sokan olay, Rus savaş uçağının düşürülmesi yaşandı. NATO üyesi bir ülke tarafından bir Rus savaş uçağının düşürülmesi dünyayı ayağa kaldırmaya yetti. Rusya ile gerginlik arttı ekonomik ambargo uyguladı, Türk firmalara iş, işçilere vize vermedi, turist göndermedi, Türkiye’de ihracatı durdurdu. Putin Erdoğan’ın telefonlarına yanıt vermedi. Görüşmeye çağırdığı zaman da kapısında dakikalarca bekletti. Rusya ile ilişkilerin düzelmesi için NATO ve ABD ile ilişkileri bozmak pahasına 2,5 milyar dolarlık S 400 füze alımı ve nükleer santralde ekonomik ödünler verildi. Erdoğan ve Davutoğlu’nun politik olarak üstlenmekte yarıştıkları uçak düşürme ve S 400 alımı nedeniyle Türkiye F 35 programından çıkarıldı, pek çok ekonomik yaptırıma muhatap oldu. Milyarlarca Dolar kaybın yanında Türkiye’nin bir ittifak olarak NATO’daki ve buna bağlı olarak batıdaki yeri tartışmaya açıldı. Erdoğan bu tartışmalardan da kısmen muhafazakâr tabanının hoşuna gidecek öykü çıkarmaya çalışmayı da ihmal etmedi. Şangay İşbirliğine dahil olmanın bile tartışıldığı o dönemi Rusya’dan gelen kesin ve olumsuz açıklamalarla son verildi. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Rus uçağını düşüren pilotlar da tutuklandı ve o meselenin faturası da bir anda “FETÖ”ye çıkarılmaya çalışıldı. Oysa uçak düşürüldüğü zaman talimatı “ben verdim” diyen bir başbakanı vardı memleketin. (Bugünlerde S 400’den kurtulma için hayli çaba harcanıyor. Tipik bir AKP siyasetidir S 400 meselesi.)

Çözüm süreci

AKP’nin politik niteliğinin anlaşılması için en önemli verilerden birisi çözüm sürecidir. Yılardır muhtelif yapıların iktidarlarını mutlaklaştırmak için kullandıkları Kürt meselesini AKP de çözüm diyerek de terörle mücadele diyerek de kullanmış ve bunda da başarılı olmuştur. Erdoğan meseleye bakışını ilk olarak 2005 yılında yaptığı Diyarbakır ziyaretinde devlet adına yapılanlara getirdiği öz eleştiri ile vermiş ve bir paradigma değişikliği beklentisi yaratmıştı. Ardından Cumhurbaşkanı Gül bilimsel bir çerçevede ve devlet projesi olarak meseleye el atmış hatta o dönem kullandığı Güroymak’ın eski adı Norşin ile de bunun sinyalini vermişti. 2009'da başlatılan Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi ve demokratik açılımıydı bu. Ama artından PKK’nın şiddetinin dozunu arttırması ile projeye son verilmişti.

Ardından Erdoğan devreye girdi süreci MİT ile beraber Beşir Atalay koordinatörlüğünde tekrar başlattı. Süreç PKK ve onun yöneticileriyle görüşmeleri de içerdiği için, bu görüşmeleri yapanlara yasal koruma da getirildi. 2014 yılında “Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine” ilişkin kanun çıkarıldı. Burada PKK “kurum” olarak ima edilirken, PKK lideri Öcalan tarafında da onaylanan bu metin ile yaşananların da “terör” olduğu kayıt altına alınıyordu. Alışıldığı gibi süreç olumlu giderken AKP ve Erdoğan tarafından sahiplenildi, olumsuz bir noktaya gelince kendilerinin dışındaki gelişmeler olarak nitelendirildi.

Bunların en somutu Dolmabahçe Sarayı'nda açıklanan metindir. Erdoğan metnin içeriğine karşı olduğunu açıklamasına karşın, sadece metine değil oradaki oturma düzenine bile karıştığı bizzat oradaki aktörler tarafından açıklandı. Erdoğan daha önce onay verdiği süreç, yol haritasına şiddetle karşı çıktı. Dolmabahçe’deki toplantıyı bir “doğru bulmadığını” ifade eden Erdoğan heyetin hem AKP hem de hükümet üyelerini bir anda boşa düşürdü. Erdoğan’ın en temel itirazı izleme heyeti kurulmasınaydı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç atılan her adımdan Erdoğan’ın haberinin olduğunu söylemesine karşın Erdoğan özellikle “izleme heyeti” kurulması fikrinin kendi dışında oluşturulduğunu anlattı. Mesele içinden çıkılmaz bir hal almıştır son dönemece girildiğinde. Heyetin HDP tarafı bu sürecin sonra ermesinin ardından yargılanmış ve ceza da almışlardı.

Bölgedeki meselelerin hemen hemen tamamı gibi süreç Ceylanpınarı’nda 2 polisin şehit edilmesi ile sonlandı. Çözüm süreci yerini, Erdoğan’ın yeni politik hattı uyarınca terörle mücadele ve güvenlikçi hatta ve bunu simgeleyen yeni siyasi yapı ve kişilere bıraktı.

Kaynak: Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.