CİMER: Reis ile doğrudan irtibat kurma algısı ve otoriterleşmeye katkı sağlayan araç

Adalet arayışında "ek bir kanal" olarak görülmesiye gündem gelen CİMER, hukukçulara göre yargının alternatifi haline geldikçe risk üretiyor. Uzmanlar, sistemin ifade özgürlüğü ve hukuk devleti açısından tartışmalı sonuçlar doğurabileceğini savunuyor.

GÜLSEVEN ÖZKAN

Yargı süreçlerinin yavaş işlediğini düşünen birçok yurttaş için Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) artık yalnızca bir şikâyet hattı değil; “üst makamlara ulaşma” ve süreci hızlandırma aracı olarak görülüyor. Bir hukuk devletinde hak arama yolları olması gereken yargı ve idari mekanizmalar etkisizleştirilirken CİMER'in öne çıkmasının en önemli nedeni de "yukarı ile doğrudan temas kurduğu" hissinin verilmesi. Akademisyenlere göre çözümün en yukarda, liderde, reiste olduğu inancını yerleştiren CİMER, ifade özgürlüğü üzerinde bir baskı aracı olarak da işlev görüyor ve bu haliyle otoriterleşmeye katkı sunan bir araç niteliğinde.

“Cumhurbaşkanımızın benden haberi olsun istiyorum”

CİMER’in, yargı organlarının yetmediği bir ortamda, bireysel adalet arayışındaki rolünü somutlaştıran örneklerden biri Kahramanmaraş’ta yaşandı. 6 Şubat depremlerinde ailesini kaybeden Nurgül Göksu’nun başvuruları sistemin yurttaş gözündeki anlamını görünür kılıyor.

6 Şubat depremlerinde Ezgi Apartmanı’nın yıkılması sonucu oğlunu, gelinini ve 6 aylık torununu kaybeden Nurgül Göksu, üç yıldır sürdürdüğü hukuk mücadelesinde yalnızca mahkeme salonlarında değil, CİMER üzerinden de adalet aradığını söylüyor. Göksu, CİMER’i adalete ulaşmak için yardım ve başvuru yolu olarak gördüğünü, amacının adaletin sağlanması olduğunu vurguluyor.

“Üç yıldan bu yana bir adalet mücadelesi veriyorum”

“Çocuklarımı kaybettikten sonra ben enkazda 12 gün boyunca delil nöbeti tuttum. Kesilen kolonu ve diğer yapılan tahribatlara ait delilleri buldum. Delil kişiler ve savcılık tutanak altına aldılar” diyen Göksu iddianamenin hazırlanmasının aylar sürdüğünü vurguluyor.

İddianamenin gecikmesi, firari sanıkların yakalanması gibi konularda CİMER’e dört ayrı başvuru yaptığını söyleyen Göksu, CİMER’i doğrudan yargının yerine koymadığını, ancak adaletin sağlanması, sürecin hızlanması ve üst makamlara ulaşabilmek için bir araç olarak gördüğünü ifade ediyor. Mahkemelerde taleplerin karşılık bulmasının uzun sürdüğünü belirten Göksu, özellikle resmi verileri daha hızlı temin edebilmek, yardım alabilmek için de CİMER’e başvurduğunu, “Diğer CİMER başvurusunun mahallede kaç binanın yıkıldığı ile ilgili oldu. Cevabını aldım, onu mahkemeye de sundum. Ben bunu mahkemeden talep etsem bir sonraki duruşmaya geliyor, gelmiyor. CİMER’den talep edip direkt kendim elime ulaşmasını istedim. Nihayetinde elime çok hızlı bir şekilde ulaştı” ifadeleriyle anlatıyor.

“Bir vatandaş olarak ulaşmam mümkün değil”

Göksu, CİMER’i tercih etmesinin bir diğer nedenini ise üst düzey yetkililere doğrudan ulaşamamak olduğunu söylüyor:

“Benim Adalet Bakanlığı’na ulaşmam mümkün mü? Adalet Bakanı’yla görüşemiyorum. İçişleri Bakanlığı’na ulaşamıyorum. Ne yapıyorum? Ben de şikayetimi CİMER üzerinden yazıyorum. CİMER bir şekilde Adalet Bakanlığı’na bir yazı gitsin, en azından bir dosya açılsın, en azından benden haberleri olsun. Üç yıldır mücadele veriyorum. Üç yıldan bu yana mücadele veren bir anne var. Bu anneden haberleri olsun istiyorum. Cumhurbaşkanımıza ulaşabilsem ben Cumhurbaşkanımıza da ulaşıp benden haberi olmasını istiyorum."

“Adalet için de kullanıyoruz, insanlar süreç uzadığı için CİMER’e başvuruyor”

Kendi deneyiminden yola çıkarak vatandaşların neden CİMER’e yöneldiğini de değerlendiren Göksu, “Yereldeki mahkemelerde süreç çok uzadığı için CİMER’den daha kolay bir şekilde ulaşabileceğimizi düşünüyoruz. En azından Cumhurbaşkanlığı’na veya Adalet Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na bir yazı gitsin istiyoruz. CİMER’den yardım alıyorum ve Adaletin yerine gelmesi için CİMER’i kullanıyoruz” diyor.

Göksu’nun ifadeleri, CİMER’in bazı yurttaşlar için adalet mücadelesinde tamamlayıcı bir kanal olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Ancak bu tablo, hukuk çevrelerinde farklı bir tartışmayı da beraberinde getiriyor.

Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu: “CİMER süreçleri adalet bilincini zayıflatıyor”

Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu, CİMER üzerinden yapılan başvuruların hukuk sistemi ve adalet algısı üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Köroğlu, hak arama yollarının yargı ve idari başvuru mekanizmaları olması gerektiğini vurgulayarak son yıllarda CİMER’in “daha etkin sonuç alınan” bir yol gibi görülmesinin adalet duygusunu olumsuz etkilediğini söyledi.

Köroğlu, “İnsanların herhangi bir haksızlık ve hukuka aykırılık karşısında gitmesi gereken yol yargı makamları veya idari makamlardaki disiplin şikayet süreçleri olmalıdır. Ama son yıllarda bu CİMER sistemi yüzünden her şeyin buraya iletilmesi sanki daha etkin sonuç alındığı gibi bir algı oluşturdu. Bu da adaletin sağlanması noktasında alternatif beklentilere itiyor insanı” dedi.

CİMER’in teoride katılımcılık ve hesap verebilirlik görüntüsü sunduğunu ancak pratikte farklı sonuçlar doğurduğunu belirten Köroğlu, “İnsanlar orayı bir hak arama mekanizmasından çok ‘şikayet silahına’ dönüştürdü. ‘Şimdi CİMER’e yazacağım’ söylemi yaygınlaştı. Kurumlar da çözüm odaklı değil, risk odaklı davranmaya başlıyor. Doğru mu, adil mi diye değil, ‘üstümüze yazı gelir mi’ diye düşünüyor” ifadelerini kullandı.

"İfade özgürlüğü zarar görüyor"

Bu durumun kurumlar üzerinde bir “panik devleti” etkisi yarattığını söyleyen Köroğlu, ifade özgürlüğünün de zarar gördüğünü dile getirdi. Köroğlu, “Hukuk devleti konuşmayla yaşar; şikayet korkusuyla susan bir topluma dönüştürüyor kurumları. CİMER süreçlerinin siyasal ve toplumsal bir baskı aracına dönüşme riski var” diye konuştu. Dilekçe hakkının anayasal bir hak olduğunu hatırlatan Köroğlu, denetimsiz kullanımın ihbar kültürünü beslediğini belirterek şunları söyledi:

“Bu mekanizma denetimsiz kaldığında hak arama yolu olmaktan çıkar, ihbar kültürü oluşturur, kurumların çözüm üretme reflekslerini zayıflatır, ifade özgürlüğünü etkiler, masumiyet karinesini zedeler. Herkes herkes hakkında yazabilir ve bu süreçler insanların huzurunu bozan sonuçlar doğurur.”

Köroğlu, hukuk devletinin şikayetle değil adaletle güçleneceğini vurgulayarak, “Yurttaşın devletle ilişkisini korkuyla değil hakla sağlamalısınız. Mahkemelerle, kurumların kendi çözüm üretme refleksleriyle sağlamalısınız” dedi. Toplumda yargıya ve hukuk devletine olan inancın zayıfladığına dikkat çeken Köroğlu, “İnsanlar ‘Savcılığa gitsem ne olacak’ diyerek CİMER’i bir hak arama yolu gibi görmeye başlıyor. Bu da korku kültürü yaratıyor ve adalet bilincini ortadan kaldırıyor” değerlendirmesinde bulundu.

"CİMER’e erişim kolay, hak kaybı yaşanabilir”

Avukat Hasan Hüseyin Alpaslan ise, “CİMER’e erişim kolay. Bazı insanlar CİMER’i yargı açısından bir alternatif olarak görüyorlar. Ancak yeterince bilgi sahibi olmayanlar yargı alanına giren ve yargının işlem yapacağı konularda CİMER’e başvurabiliyor. Bu durumda yargı süreci de gecikebiliyor, dosya kapabilir, hak kaybı yaşanabiliyor" ifadelerini kullandı.

Hukuk cephesindeki bu uyarılar akademik çalışmalarda da kendisini gösteriyor. Siyaset bilimi literatüründe CİMER’in yalnızca bir başvuru hattı değil, aynı zamanda siyasal sistem içindeki işleviyle de tartışıldığı görülüyor.

"Siyasi eleştirler soruşturma konusu oluyor”

Çankırı Karatekin Üniveristesi’nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde görev yapan ancak daha sonra İngiltere’deki Wolverhampton Üniversitesi’nde akademik çalışmalara devam eden Dr. Öğretim Üyesi Çağlar Ezikoğlu, 2023 yılında “International Social Science Journal” adlı uluslararası dergi için, “Türkiye'de CİMER: Siyasi katılım için devrim niteliğinde bir platform mu, yoksa otoriterlik için bir araç mı?” adlı makale yazdı.

Türkiye’deki CİMER üzerine yazılan akademik çalışmaların daha çok sistemin işlevi üzerine olduğunu dile getiren Dr. Ezikoğlu, “CİMER üzerine eleştirel bir bakış açısının da olabileceği bir çalışma yaptım. Çünkü temel amacım buradaki literatürdeki boşluğu doldurmaktı” dedi. CİMER’ın kapatılmasına yönelik bir görüşü olmadığını ve sistemin varlığını önemli olduğunu dile getiren Dr. Ezikoğlu, CİMER’in etkileri üzerine yazdığı çalışmasıyla ilgili bilgi verdi.

CİMER’e yönelik her açıdan resmi veriler paylaşılmadığını dile getiren Dr. Ezikoğlu, kamuoyuna yansıyan raporlardan ve basın yayın kuruluşlarında yer alan haberlerden yararlandığını ifade etti. CİMER şikayetleri ardından sonraki süreci incelediğini ve analiz ettiğini anlatan Dr. Ezikoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Makalede, Eskişehir'de bir parkta yoga yapan kadınların ahlaka aykırı hareket ettiği iddiasıyla CİMER’e şikayet edilmesi, bir öğretmenin içki içerken sosyal medyada bir foto paylaşmasından dolayı CİMER’e şikayet edilmesi gibi biraz daha siyasi kutuplaşmaya hizmet edebilecek ve doğrudan siyasi içerikli şikayetleri ele aldım.

Bu şikayetlerin sonrasında da çoğu zaman yargı kuruluşlarının ve emniyet kuruluşlarının, diğer idari kuruluşlarının hareketi hızlıca geçtiği ve çeşitli yasaklamalar ya da çeşitli soruşturmalar açtığında tespit ettim.”

İfade özgürlüğüne tehdit

Akademisyen Dr. Çağlar Ezikoğlu, CİMER başvurularının ifade özgürlüğü ve siyasal katılım üzerindeki etkilerine ilişkin görüşlerini paylaştı. Ezikoğlu, özellikle sosyal medyada iktidarı eleştiren paylaşımların da kısa sürede CİMER’e şikâyet edilebildiğini ve bu şikâyetlerin hızla yargı süreçlerine aktarılabildiğini belirterek bunun kamuoyunda tartışma yarattığını söyledi.

Makalesinde yer verdiği tespitleri aktaran Ezikoğlu, “Burada bir sansür mekanizmasının, ki bu önemlidir, farklı boyutuyla bir siyasal katılım aracı içerisine yerleştirilmesini görüyoruz. Yani siz iktidarın hoşuna gitmeyen bir eylemde bulunduğunuz zaman CİMER’e ihbar edilebilme ve akabinde de soruşturma geçirebilme tehdidi altına giriyorsunuz” dedi.

Bu durumun ifade özgürlüğü üzerindeki etkisine dikkat çeken Ezikoğlu, “Sayısal olarak şu demek değil; bütün şikayetlerin yüzde 60-70’i değil. Hayır. Ama toplum nezdinde muhalif olan figürlerin ya da bazı eylemlerin çok rahatlıkla baskı altına alınabildiğini 3-5 örnekten, 10-15 örnekten rahatlıkla görebiliyoruz. Bu zaten tamamen ifade özgürlüğünü bastırmakla alakalı bir şey” ifadelerini kullandı.

Üniversitelerde de benzer bir baskı potansiyelinin oluştuğunu savunan Ezikoğlu, öğretim üyelerinin ders içerikleri nedeniyle CİMER’e şikâyet edilebilme ihtimaline dikkat çekerek şunları söyledi:

“Herhangi bir şekilde dersinizi anlattığınızda, dersteki ilgili konulardan mutlu olmayan öğrencilerin CİMER’e şikayet etme potansiyeli ortaya çıkıyor. Mesele bu potansiyelin hızlı bir şekilde idari kurumlar tarafından soruşturmaya dönüşmesi. Sorun bu. Bu da Türkiye'de bu adalet mekanizmasının CİMER aracılığı baskı aracına dönüştürmesine yol açabiliyor. Burada bir sansür mekanizmasının, ki bu önemlidir, farklı boyutuyla bir siyasal katılım aracı içerisine yerleştirilmesini görüyoruz. Eleştiri sonucu geçirilen soruşturma olması.

Benim tespit edebildiğim, CİMER’in, özellikle kitlelerin daha doğru bir ifadeyle söylemek gerekirse, toplum nezdinde AKP iktidarının hoşuna gidemeyecek olan, gitmeyen faaliyetlerin vatandaş eliyle ki bunun da aslında vatandaş olup olmadığını da bilmiyoruz. Bu başka bir şekilde organize edilmiş bir şey de olabilir, ihbar kültürünün oluşturulması ama daha önemlisi bu ihbar kültürünün de iktidar tarafından hızlı bir şekilde değerlendirilip muhalif kesimler üzerinde bir baskı aracına dönüştürülmesi.”

"Vatandaşla devlet arasındaki bağı güçlendiren bir araç olarak kalması gerekiyor"

CİMER’in tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini savunmadığını vurgulayan Ezikoğlu, kurumun başlangıçtaki amacına işaret etti. Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER) döneminde vatandaş-devlet iletişimini güçlendirme amacı taşıyan yapının, başkanlık sistemi sonrasında dönüşüm geçirdiğini öne süren Ezikoğlu, “Devrimsel bir platform olabilir ama siz bu devrimsel platformu otoriterleşmeyle paralel kullanırsanız o zaman başka bir yere evrilir” dedi.

Çözüm önerisini de paylaşan Ezikoğlu, CİMER’in siyasal katılımı artıran ve vatandaşla devlet arasındaki bağı güçlendiren bir araç olarak kalması gerektiğini belirterek, “Bu kurumun sadece bu amaçla hareket etmesi gerekiyor. Başka amaçlarla hareket etmemesi gerekiyor. İçerik olarak böyle bir kurum ortadan kaldırılsın fikrinde değilim. Tam tersine destekliyorum. Olması gereken bir kurum. Ama dönüşüm sürecinde, Türkiye’nin otoriterleşme sürecine katkı sağlayan bir araç haline geldiğini yaptığım çalışmalardan gözlemlediğimi söyleyebilirim” diye konuştu.

“Popülist yönetim tarzının bir aracı haline geldi”

Araştırmacı- Yazar Tanıl Bora ise, Birikim Dergisi’nde 11 Aralık 2024 tarihli “CİMER” başlıklı yazısında "CİMER’in, otoriter rejimi tahkim etmeye yaramanın yanı sıra, popülist tarz-ı siyasete çok uygun bir uzviyet, bir ‘organ’ olduğunu düşündüğünü" belirterek şunları yazmıştı:

"Adı üstünde, vatandaşların doğrudan en yukarısı ile, yani riyaset/reislik ile, lider/reis ile irtibat ve iltisak kurma zehabına, zannına hitap ediyor. Her türlü çözümün, çarenin ‘orada,’ en yukarıda, liderde olduğu inancını besliyor.

‘Organ’ dedik ama aslında organ-olmayan bir organdır. Kurum-olmayan bir kurumdur. Yine popülist tarz-ı siyasete uygun olarak, kurumkırımı yeniden üreten bir kurum-olmayan-kurumdur; kurumların yerleşik (kurumsal) mekanizmalarını bypass eden, onlara paralel hat çeken bir mekanizmadır. Kurumsal mekanizmaların işlemezliği kabulünü çoğaltan bir mekanizma…

Hissedilen CİMER’in (hissedilen hava durumu misali), başka deyişle yerleşik CİMER algısının, yasama-yürütme-yargıyı birbirine dolayan, topak hale getiren bir algı olduğunu ekleyelim buna. CİMER, tasavvurlardaki yargı-yürütme-yasama mefhumlarını ‘ortaya karışık’ hale getirmeye yarıyor. Ki bu da popülist tarz-ı siyasete uygundur."

NOT: İletişim Başkanlığı CİMER'e yönelik bilgi talebine ve eleştirilere yönelik söz hakkı verme isteğine henüz yanıt vermedi.

Gülseven Özkan, İstanbul Ticaret Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden başarı bursuyla 2011’de mezun oldu. Gazeteciliğe Hürriyet Daily News’ta stajyer olarak başladı. Hürriyet , Independent Kürtçe ve Medyascope'da çalıştı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde İnsan Hakları Hukuku yüksek lisans eğitimi aldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği 2017 Röportaj Ödülü, 2025 Avrupa Birliği Araştırmacı Gazetecilik Jüri Özel Ödülü sahibidir. Haberlerinde kadınlar, çocuklar gibi toplumda yer alan dezavantajlı gruplara öncelik veriyor. Ocak 2026’dan beri Kısa Dalga'da çalışıyor.

Özel Haber Haberleri