CENGİZ ERDİNÇ
Karaal’ın kaçırılması neyin işareti: Fidye suçu Türkiye’ye bulaşır mı?
CENGİZ ERDİNÇ
Perşembe günü gelen haber dikkat çekiciydi; İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Kültür A.Ş.’nin genel müdür yardımcısı Erhan Karaal gece evinin önünden araçla kaçırılmıştı. Suçta kullanılan aracın ikiz plakalı olması (bir aracın plaka numarasının kopyalanıp aynı model ve renkteki çalıntı araca takılması) olayın arkasında organize suçta deneyimli birilerinin olduğunu gösteriyordu. Ertesi gün de suç organizasyonuna sahte plaka kullanan iki aracın daha karıştığı, iki kişinin gözaltına alındığı duyuruldu. Karaal Cuma sabahı 07.00’de Tuzla’da Metropet Asfalt adlı şirketin şantiyesinde elleri ve ayakları bağlanmış olarak bulundu. Başında, elinde silahla bekleyen adamlar vardı. Olaya karışan 10 kişi gözaltına alındı. Çete Maltepe’de kaçırdıkları Karaal’ı önce Kayışdağı’na götürmüş, bir başka araçla iki defa Avrasya tünelinden geçmiş, son olarak da Tuzla’daki şantiyeye getirilmiş ve burada polis tarafından kurtarılmıştı.
Polis, Karaal’ı kaçıranların yurt dışında firari olarak bulunan A.B. isimli suç örgütü lideri adına hareket ettiğini ve Erhan Karaal’ın eşinden fidye istendiğini duyurdu. Karaal’ın verdiği ifadeye göre çete önce 300 kilo altın istemiş, sonra 500 kiloya çıkmıştı. Bu kadar teferruatlı bir organizasyon yapan çete, Karaal’da yaklaşık 65 milyon dolar değerinde altın olduğunu, Karaal’ın İBB soruşturmasında gizli kasa bulunduğunu düşünüyor, eski Kültür A.Ş. Genel Müdürü Serdal Taşkın’ın altınlarını gizlediğini zannediyordu. “Müebbet hapis” cezasını (Silahlı gasp, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, öldürmeye teşebbüs vs.) umursamayacak kadar gözünü karartan fidye çetesi istihbarat hatası yapmıştı.
Yeni neslin evrimi
Dört-beş yıl öncesinde mahalle çapında ortaya çıkan organize suçun yeni nesli, kısa sürede ve üst üste gelen polis operasyonlarına rağmen hem farklı illere hem de sınır ötesine, Avrupa şehirlerine uzanabildi. Bu “organizasyonel gelişme” kapasitesi, her an yeni suç alanları yaratabilecek bir potansiyel taşıyor. Ve otuz-kırk yıl önce başka ülkelerin yaşadığı deneylere bakılırsa, “fidye” Türkiye’de bahis, haraç ve uyuşturucuyla patlama yapan organize suç için yeni bir alan olmaya uygun.
Bahis ve uyuşturucu gibi büyüme sınırlarına ulaşan “pazarlarda” rekabet, birbiri ardına gelen polis operasyonları nedeniyle çok sayıda çete üyesinin cezaevine girmesi, yakıcı bir kaynak ihtiyacı doğuruyor. Hapisteki üyelerine ve yakınlarına bakma yükümlülüğü, çetelerin varlıklarını sürdürmesi ve yeni üye bulması açısından önemli. Ayrıca yurt dışında illegal faaliyetleri sürdürmek, silahlı ekipleri hareket ettirmek, kimlik, silah temini gibi işler de para gerektiriyor.
İnsan kaldırma A.Ş.!
Bir iş alanı olarak “fidye için adam kaldırma” organize suçun Avrupa ve Güney Amerika’daki hafızasında hâlâ taze. Avrupa’da fidyenin öncülüğünü 1960’ların sonunda İtalya’nın Calabria bölgesinde faaliyet gösteren N’drangheta yapmış, fidye işi Türkçeye “insan kaldırma anonim şirketi” gibi çevrilebilecek “L’anonima sequestri” deyimiyle anılır olmuştu. Kurbanlarını Aspromonte Dağları'nın sarp ve geçilmez ormanlık alanlarında gizleyen N’drangetha’yı başka klanlar da takip etti. 1980’lerin sonuna kadar yaklaşık 600 kişi fidye için dağa kaldırıldı.

Fidye kurbanlarının en ünlüsü “petrol kralı” Paul Getty’nin 1973 yılında kaçırılan torunu John Paul Getty III oldu. Milyarder dede Getty bu işin kendisinden para koparmak isteyen torunu tarafından kotarıldığını düşünmüş ve 13 torunu olduğunu söyleyerek 17 milyon dolarlık fidyeyi (günümüz rakamlarıyla 120 milyon dolardan fazla) ödemeyi reddetmişti. N’drangheta bunun karşısında torunun kesik kulağını ve bir tutam saçını bir zarf içinde İtalyan gazetelerinden birine postaladı. Pazarlıklar sonucu fidye Getty’lerin ABD’de vergi indiriminden yararlanacağı sınır olan 2,2 milyon dolara indi ve torun serbest kaldı ama fidye işi bütün hızıyla sürdü.
Blocco dei beni
İtalya’da fidye işinin sonunu getiren genç bir sulh mahkemesi yargıcı Vincenzo Calia oldu. 1988 yılında bir girişimcinin 19 yaşındaki oğlu Cesare Casella N’drangetha tarafından kaçırılmış, 8 milyar liretlik fidye pazarlıklar sonucu 1 milyar lirete kadar düşürülmüş ve aile bu parayı ödediği halde Casella serbest bırakılmamış, mafya yeni taksitler istemişti. Yargıç Calia burada devreye girdi, kurbanın bütün akrabalarının banka hesaplarını dondurdu, ardından fidye için buluşmaya gelen suçlulardan biri yakalandı ve gerisi geldi. Jandarma 743 gün boyunca yeraltında bir sığınakta zincirlenmiş olan Casella’yı sağ olarak kurtardı. Yargıç Calia’nın cüretli girişimi 1991 yılında, kaçırılanların malvarlıklarının anında dondurulmasına imkân veren “Blocco dei Beni” yasasına dönüştü. Fidye işleri bıçak gibi kesildi.
N’drangetha, “adam kaldırma” işine bir tür sermaye birikimi sağlamak için, geleneksel haraç ve küçük kaçakçılık işlerinden çıkıp büyümek için girdi. Elde ettikleri nakit sermaye ile Kuzey İtalya’daki hafriyat, inşaat ve otoyol projeleri gibi kamu ihalelerine sızmış, daha önemlisi, Kolombiyalılarla kokain ticaretini geliştirme fırsatını yakalamıştı.

Gerillalardan Escobar’a
Organize suç, Kolombiya’da solcu gerillalardan esinlendikleri “fidye” işini siyasi güç sağlamak için kullandı. M-19, ELN ve FARC gibi silahlı örgütler fidyeyi zengin toprak sahipleri ya da uyuşturucu kaçakçılarına karşı bir tür “vergi” gibi kullandı. 1981 yılında Medellin Karteli’nin kurucularından Ochoa kardeşlerin küçüğü Martha Nieves Ochoa’yı kaçırmaları dönüm noktası oldu. Pablo Escobar ve Ochoa kardeşler fidye ödemek yerine yüzlerce kaçakçıdan para ve adam sağlayarak “Kaçıranlara Ölüm” (MAS-Muerte a Secuestradores) adlı paramiliter bir yapı kurup M-19’a savaş açtı. M-19 sempatizanları, üyeleri ağır işkencelere uğradı, öldürüldü, cesetleri ağaçlara asıldı. M-19 birkaç ay sonra Martha Ochoa’yı serbest bırakmak zorunda kaldı.
Kartel kazandı
Medellin Karteli, Kolombiya’nın suçluların ABD’ye iadesini öngören yasasına karşı adam kaçırmayı stratejik bir siyasi hamle olarak kullandı. Escobar’ın da içinde bulunduğu kartel liderleri kendilerine “Los Extraditables” (İade Edilebilecekler) adını veriyorlardı: “ABD’de bir hücredense Kolombiya’da bir mezarı tercih ederiz” diyorlardı. 1988 yılında, gelecekte ülkenin devlet başkanı olacak Andrés Pastrana’yı kaçırdılar; ancak birkaç gün sonra tesadüfen kurtuldu. Öfkelenen Escobar aynı gün Kolombiya Başsavcısı Carlos Mauro Hoyos’u kaçırdı, öldürttü ve cesedini otoyol kenarına bıraktı. Asıl dalga 1990 yılında geldi. Seçkin bir aileye mensup ünlü gazeteci Diana Turbay bir röportaj bahanesiyle kandırıldı, beş kişilik ekibiyle birlikte rehin alındı, bunu Kolombiyalı seçkin ailelere mensup dört kişinin daha kaçırılması izledi. Escobar, İade Yasası'nın geri çekilmesini istiyordu. Rehinelerin bir kısmı 2 yıl kadar tutulduktan sonra serbest bırakıldı, bir kısmı ise öldürüldü. 10 rehinenin öyküsü Gabriel García Márquez’in “Bir Kaçırılma Öyküsü” adlı kitabının konusuydu. Sonunda Escobar kazandı. 1991 yılında Kolombiya yeni anayasasıyla kaçakçıların iadesini yasakladı.
Bu fidye işinin bir sektöre dönüşmesini durdurmadı, Kolombiya’da yılda 3 bin 500 kişi fidye için kaçırılıyordu. Çok zenginler, yüksek güvenlikten yararlanabildikleri için hedeflerini orta sınıfa indirdiler. Kurbanların zorla ATM’lere götürülerek birkaç saat içinde hesaplarının boşaltılması “Milyoner Turu” diye adlandırıldı.
FARC ve ELN de 1990’larda bu faaliyete geri döndü. ELN gerillaları otoyollara kurduğu sahte askeri kontrol noktalarında durdurduğu kişilerin banka hesaplarını kontrol ediyor, varlıklı olanları fidye için ormana kaçırıyordu. FARC da bu işi sistemli hale getirdi, erişilemez dağlarda rehine çiftlikleri oluşturdu. Sıradan sokak çeteleri, kaçırdıkları kişileri belli bir para karşılığında FARC’a devrediyordu. 2002 yılında devlet başkanı adayı Ingrid Betancourt FARC tarafından kaçırıldı ve altı buçuk yıl boyunca ormanda rehin tutuldu, 2008 yılında bir istihbarat operasyonuyla kurtarıldı. İnsan kaçırmaya karşı 1996 yılında kurulan GAULA (Kişisel Özgürlük İçin Birleşik Eylem Grupları) adı verilen seçkin birimler asker, polis, istihbarat ve savcılık yetkililerini bir araya getirdi. Gelişen elektronik izleme olanakları ve sert operasyonlar fidye vakalarını ancak 2010’larda yüzde 90 oranında düşürebildi.
Ekspres Kaçırma
Meksika kartelleri genellikle yan faaliyet olarak fidye işine girse de bu kartellerden bağımsız uzman çetelerin işi oldu. Başlangıçta üst düzey servet sahipleri hedef alındı, suçun endüstrileşmesi bu durumu değiştirdi. Eski elit askerlerden oluşan Los Zetas karteli hakim olduğu bölgelerde uyuşturucu ve haraç yanında fidyeyi de bir franchise modeli olarak uyguladı. Artık, kurbanın ne kadar parası varsa birkaç saat içinde çekilmesine dayanan “ekspres kaçırma” trendi vardı.
Hükümetin kartellere yönelik etkili operasyonları karşısında kartellerin parçalanmasıyla ortaya çıkan küçük çeteler de fidyeciliğe yöneldi. ABD sınırına ulaşmaya çalışan göçmenler fidye hedefleri arasına girdi, toplu olarak kaçırıldı ve öldürüldü. Meksika’da gelişen “sanal adam kaldırma” Türkiye’deki “aloculuğa” benziyordu, çeteler kurbanların ailelerini telefonla kaçırıldığına ikna ediyor, banka ve kripto varlıklar üzerinden fidye alıyordu.

İstihbarat olanakları
Geçen hafta yaşanan “fidye girişimi” yeni nesil çetelerin hızlı boy attığı bir iklimde dikkat çekici. Türkiye'de 1970’li yıllarda gerilla hareketleri fidye için insan kaçırdı, ancak bu yaygınlaşmadı. Fidye, organize suçta da kalıcı bir yöntem olmadı. 1990’lı yıllarda terörle mücadele yaftası altında kamu görevlilerinin desteklediği paramiliter unsurlar faili meçhul cinayetlerin yanına fidye için adam da kaçırdılar. Yaratılan dehşet ve hukuksuzluk nedeniyle adam kaçırmada sahte üniformalar ve polis, asker, istihbarat kimlikleri sıklıkla kullanıldı. Bu Susurluk adı verilen skandallar zincirinin önemli bir parçasıydı.
Yeni nesil çetelere yönelik soruşturmalarda adam kaçırma vakaları oldukça sınırlı. Ancak bu çetelerin illegal para sahipleri konusunda edindikleri istihbarat yabana atılır gibi değil. Poliste kaydı olmayan 90 milyon dolarlık servete sahip uyuşturucu satıcısına ulaşabiliyorlar ya da Türkiye ile paylaşılan SKY ECC verilerini polisten rüşvet karşılığı alıp, uyuşturucu tacirlerine haraç için yönelecek kadar beceriye sahipler. Bu nokta istihbaratlar şimdilik tehdit telefonları ve gözdağı kurşunlamalarıyla sınırlı, ama fidyenin çok da uzakta olmadığını tahmin etmek zor değil. Kolluk güçlerinin kamera, plaka, cep telefonu takibi gibi elektronik olanakları hızla kullanması caydırıcı bir faktör. Ancak bu saatlerce süren kamera görüntülerinin izlenebildiği, çok sayıda polisin seferber olabildiği önemli soruşturmalarda geçerli.
Yine de “fidye” organize suçun yeni biçimlerine ait bir tehdit olarak orada duruyor.
Küresel bir kâbus: Okul saldırıları neden yayılıyor?
17 Nisan 2026 Cuma 11:29El Mencho’nun halefini şarkıcılar duyurdu
02 Mart 2026 Pazartesi 00:10Dönüştürülmüş silah neyi ima ediyor?
29 Ocak 2026 Perşembe 00:15ABD’nin Venezuela saldırısı ve ReCordis: Bolivar’ın kılıcını hatırlamak
05 Ocak 2026 Pazartesi 01:55Bir yılın son kurşunları
01 Ocak 2026 Perşembe 00:28“Bak o zaman resmime”
21 Aralık 2025 Pazar 00:20"Tren Hattı" tayfası: Toplu ulaşım güzergahları suçun rotasını nasıl belirliyor?
04 Aralık 2025 Perşembe 00:33Yeni Şafak’ın feryadı ve fincancı katırları
06 Kasım 2025 Perşembe 00:30Serdar Öktem cinayeti, yeni nesil çeteler ve kartellere beş kala
12 Ekim 2025 Pazar 03:45650 kilo demir mi ağır, hukuk mu?
05 Ekim 2025 Pazar 00:20