TEZCAN KARAKUŞ CANDAN
Kavaklıdere’de bir zaman tamircisi: Zühtü Usta
TEZCAN KARAKUŞ CANDAN
Ankara Kavaklıdere’de Kuğulu Pasajı’nın içerisine girip alt kata indiğinizde, tik-tak seslerinin arasında kaybolduğunuz küçük bir dükkân karşılar sizi. İçeride birbirine karışan ritimlerle zaman "ben buradayım" der... Duvarda kurmalı saatler, sarkaçlı saatler, kol saatleri, çalar saatler, elektronik saatler birer hafıza nabzı gibi atar durur küçük dükkânın içerisinde.
İnsan, var olduğu ilk günden bu yana yalnızca zamanı yaşamaya değil, onu anlamaya, ölçmeye ve hatta ona meydan okumaya çalıştı. Gökyüzünde yer değiştiren yıldızlar, mevsimlerin döngüsü, güneşin gölgelerle kurduğu oyun, suyun ritmi... Hepsi zamanın dilini çözmeye çalışan insanın ilk öğretmenleri oldu. Böylece zamanı ölçmenin tarihi, aslında insanlığın kendini ve evreni anlama tarihine dönüştü. İşte bu küçük dükkânda bile binlerce saatin sesi ile zamanın derin hikâyesinin içerisinde olduğunuzu hissediyorsunuz.
La Chaux-de-Fonds’dan Kuğulu Pasajı’na bir zaman serüveni
Saat endüstrisinin başkenti olan İsviçre La Chaux-de-Fonds’daki Saat Müzesi’ni gezerken hissettiğim o derin hikâyenin başka bir yüzünü, bu küçük dükkânda 70 yıldır zamanı tamir eden Zühtü Usta’nın hikâyesinde keşfediyorum... 1956 yılından beri saatlerin görünmez mekanizmalarına hayat veren büyüteci gözünde, kırılmış bir mili yerine yerleştirirken zamanı durduran Zühtü Usta'nın hikâyesi bir Anadolu masalı... Artvin’in yeşil yamaçlarından, Başkentin bağlarından, betonlaşan sokaklarına, yitip giden bir zanaattan kentin mekânsal belleğine uzanan bu derin yolculuk zamana koşut bir hafıza yolculuğu aynı zamanda.
Paşanın saatinden Ankara’ya düşen yol
Zühtü Usta'nın zamana dokunan ellerinin hikâyesi, 1942 yılında Artvin Hopa'da başlar. Daha birkaç aylıkken Ardahan'da büyük bir mağazası olan babası hayata veda eder. 14 yaşına geldiğinde ise hayatının rotası, denizci ağabeyi Yılmaz Yakut’un İskenderun’daki askerliği sırasında gösterdiği bir ustalıkla aniden değişir. Ağabeyi, kimsenin çalıştıramadığı bir paşanın duvar saatini tamir etmeyi başarır ve komutanın sunduğu mükâfat teklifine karşılık para yerine askerlik bitiminde Ankara'ya gitmek istediğini ve yardımcı olmasını iletir. Paşa Yılmaz’ın bu isteğini kabul eder. Yılmaz Yakut askerlik sonrası Ankara’ya gelir. Kardeşi Zühtü’yü de yanına çağırır. Zühtü vapurla Samsun'a, oradan da akrabalarını yanına alarak trenle Ankara'ya doğru yola çıkar. Ankara Garı bu kez Zühtü Yakut’un doğduğu topraklardan doyduğu topraklara yolculuğunun başlangıç mekânı olur. Başkente adım attığında önce bir radyocunun yanında işe başlayan Zühtü, ardından ağabeyinin yanına geçerek asıl mesleği olan saatçiliğin inceliklerini ondan öğrenir. Bu öğrenme, Zühtü Usta'nın zamanla kuracağı yetmiş yıllık dostluğun başlangıcı olur. O günden sonra saat tamirciliği onun için yalnızca bir meslek değil; sabır, emek ve hafızayla örülen bir hayat biçimine dönüşür. Başkentin ilk saat ustalarından biri olarak Ankara'nın ritmine ortak olur. Ağabeyi ile yaklaşık on yıl süren bu öğrenme ve ortaklık sürecinin ardından, tek başına dükkân açarak kendi kanatlarıyla uçmaya başlar. Ankara Kavaklıdere onun mekânı, zamanı tamir ettiği yer olur.
Üzüm bağlarından bugüne, zembereği bozulmuş kentleşme
Her kentin bir saati vardır: Bir fabrika düdüğü işçinin, sabahın erken saatlerinde simitçiiii sesi emekçinin, bir horozun sesi çiftçinin, bir okul zilinin sesi öğrencinin zaman kavramındaki saatleridir.
Modern kent zamanı ortaklaştırarak kuruldu. Ancak o saatler kendiliğinden çalışmaz. Onları yapanlar kadar, yaşatanların da varlığı kıymetli. Bu yaşatma süreci bir kentin hikâyesini, yok oluşları da içerisinde barındırıyor. Zembereği bozulmuş bir kentleşme sürecinin içerisinde Zühtü Usta'nın atölyesi, Kavaklıdere'nin yıllar içindeki mekânsal dönüşümünün de en yakın tanığı.
İlk dükkânları, o dönem tek katlı bir bina olan eski Kavaklıdere Sineması'nın geniş kapı ağzındadır. O yıllarda Kavaklıdere, etrafında binaların olmadığı, iki katlı bağ evlerinin şenlendirdiği, evlerin arka taraflarında çocukların neşeyle koşturduğu, üzüm bağlarının bulunduğu yeşili bol, grisi az bir semttir. Kışları çocuklar Gaziosmanpaşa yokuşundan aşağıya, şimdiki dükkânının bulunduğu yere yani Kuğulu Park’a kadar kızakla kayar. Zühtü Usta o günleri şöyle yâd ediyor: “O zaman sinema minema yoktu. Onlar hep sonradan yapıldı. Burası dümdüz arsaydı... Şurada Gaziosmanpaşa'dan buraya kadar kayak kayardık. Bina falan yoktu. Üzüm bağları arka taraftaydı.”
Kavaklıdere bağlarını ve iki katlı evlerini kaybetmeye başladıkça yükselen binalar, benzin istasyonları, semtin yeni sakini Amerikalılar ile birlikte başka bir zamana tanıklık eder. Böylece Zühtü Usta’nın müşterileri kentin çehresiyle birlikte şekillenir. Civardaki Amerikan Hastanesi'nden, bowling salonlarından çıkan Amerikalı askerler ve sefaret çalışanları dükkânın müdavimi olurlar. Hatta o dönem Samanpazarı’ndaki bir iki usta dışında pek saat tamircisi olmadığı için İsmet İnönü gibi devlet adamları bile arabasıyla dükkânın ayağına kadar gelir. Yıllar içinde bu yabancı diplomatlar ve devlet adamlarından oluşan hareketliliğe, çevrede yaşamaya başlayan yazarlar, aydınlar ve hocalar da dâhil olur.
Belleğin yediemini, güven duygusu
Saat tamiri aynı zamanda tamirciye duyulan güven işidir. Çünkü bir saatçiye yalnızca bozulmuş bir mekanizmayı teslim etmezsiniz; zamanınızı, aile hikâyenizi ve belleğinizi emanet edersiniz. Dedenizden kalan köstekliyi, babanızın mezuniyet armağanını, annenizin düğün hediyesi, ya da yıllardır kolunuzda yaşamınıza tanıklık etmiş dostunuz, kol saati… Yani bir eşyayı, metalden bir parçayı değil hatıralarınızı teslim edersiniz. İşte bu yüzden saatinizi teslim ettiğiniz kişi aynı zamanda belleğinizin hatıralarınızın da yedieminidir.
Zühtü Usta’nın yarattığı bu güven duygusu emanet edilenlere verdiği değer sınırları aşar. Bugün hâlâ yurt dışından antika saatlerini ona emanet etmek isteyenler bir dostun kapısını çalar gibi Zühtü Usta’nın kapısını aşındırıyorlar. Çünkü onlar da biliyorlar ki Zühtü Usta’nın ellerinde sadece bozulan saatleri çalışır hale gelmiyor, onlara ait olan özel bir anı zarif dokunuşlarla yeniden hayat bularak geleceğe taşınıyor.
Çünkü bu dükkânda yapılan iş sadece bir tamirat değil, eşine az rastlanır bir hassas işçilik ve güven… Her dişli, her yay ve o küçücük vidalar büyük bir sabırla ve sevgiyle yerine oturtulurken, bir hatıranın zamanı yeniden çalışmaya başlar. Titizlikle yapılan bu meziyet, yılların geliştirdiği ustalıkla güvenin birbirleriyle hemhâl olmasının ender örneklerindendir. Belki de bu yüzden Zühtü Usta'nın dükkânından çıkan saatler yalnızca zamanı değil, taşıdıkları hafızayı da yeniden çalıştırır.
Ellerin hafızası: Yokluğun icadı
Yokluk yıllarında hazır alet bulunmadığı için Zühtü Usta, ağabeyinden gördüğü yöntemlerle kendi aletlerini kendi elleriyle yaratır. Sıradan bir çelik toplu iğneyi ortasından delip iplik geçirerek minyatür bir matkap ucu yapar, dişçilerin kullandığı kırık aletleri tıraşlayarak kendi tornavidalarını üretir. Belki de en ilginci, tam elli yıldır elinden düşürmediği o özel alettir: İçinden çelik bir mil geçirdiği basit bir kürdan. "Toplu iğneyi ortadan delip iplik geçirdim... Tornavidaların ağızlarını falan hep ben yaparım çelikten. O zaman matkap falan şu bu yoktu. Bunları hep ağabeyim kendisi yapardı. Ben de ondan öğrendim. Bu gördüğün kürdan. Kürdanın içi de çelik bir mil geçirdim. Saatin delinecek yerini şöyle çevire çevire deliyor."
Zühtü Usta saatin içindeki milimetrik yuvaları bu kürdanla çevire çevire deler, kırılan minicik dişlilere bu el yapımı aletlerle yeniden hayat verir. İnsan vücudundaki elektriğin saatin dengesini bozmaması için özel anti-manyetik cımbızlar kullanır. Dünyanın en hassas mekanik saatlerine aynı sabırla dokunur, saatlerin kılcal damarlarına bu incecik aletlerle müdahale eder. Milyonlarca saatin gelip geçtiği bu eller, mekanik saatlerin yavaş yavaş gevşeyen yaylarının yerini, hiç şaşmadan çalışan pilli mekanizmaların aldığı döneme de tanıklık eder. "Pillilerin makinesi ileri geri yapmaz... Mekanik yavaş yavaş içinden yay gevşiyor ya... Uğraştırıyor." Zühtü Usta pilli mekanizmaların sağladığı kolaylığı bir usta gözüyle kabul etse de, gönlü hâlâ mekanik saatlerin sabır isteyen dünyasında atıyor.
Kimse yok, bitiyor. Bilgilerim benimle birlikte gidecek
Kırılmış bir dişliyi yerine yerleştirirken eli değil, sanki yetmiş yıllık alışkanlık hareket ediyor. Bazı ustaların sadece saati değil, zamanı tamir ettiğini işte o zaman daha iyi anlıyorsunuz. Ancak bu ince sanatın tik-takları artık yavaşlıyor. Gözleri eskisi gibi iyi seçemeyen Zühtü Usta, dükkânını devretmeye, zanaatı bırakmaya hazırlanıyor. Parmaklarının ucu artık yılların yorgunluğunu taşıyor. "Sizden sonra kim yapacak?" sorusuna verdiği cevap ise zanaatın acı bir özeti: "Kimse yok, bitiyor. Bilgilerim benimle birlikte gidecek." Zühtü Usta zamanında yanına aldığı çıraklardan beklentisini bulamayınca dükkâna bir daha yabancı birini sokmamış, kendi çocukları da okuyup başka hayatlar kurmayı tercih edince mesleği devam ettirecek kimsesi kalmamış. Zühtü Usta, "Bırakacağım zaten. Bir memlekete gideceğim balık tutmaya... Silifke Taşucu'nda yazlığım var, oraya gideceğiz," derken 70 yıllık zaman tamirciliğine de sakince veda ediyor.
Zühtü Usta dükkânını kapattığında Kavaklıdere sadece yetmiş yıllık bir saatçiyi yitirmeyecek. Üzüm bağlarından gökdelenlere uzanan bir kentin hafızasını, toplu iğneden mucizeler yaratan o muazzam sabrı ve zamanın ruhuna dokunabilen son ustalardan biri de kentten eksilecek. Ve bazen bir ustanın vedası, yalnızca bir ömrün değil, bir şehrin zamanını da yavaşlatır. Çünkü Ankara'nın hafıza nabzı, yetmiş yıldır tam da o küçük dükkânda atıyor.
Akıl tutulmasına karşı mekânın hafızası: Atatürk Orman Çiftliği’nde yeni betonlaşma
20/07/2026 10:27Bekleme salonu değil, yuva: Uğurlu ve Barış Apartmanı
13/07/2026 00:20Barselona Deklarasyonu: müzakereden mücadeleye, insan ötesi mimarlık
06/07/2026 00:30Geleceğe karşı bir vicdan borcu: Cebeci Ortaokulu
22/06/2026 00:05Papazın Bağı’nda bize ait olan serinliğe tutunmak
08/06/2026 00:36Ankara'nın hafıza sürgününde bir direniş durağı: Nur Apartmanı
25/05/2026 01:23Bir kenti nefessiz bırakmak: Kıbrıs Vadisi’ne rant kuşatması
18/05/2026 00:10Bir suç mahalli olarak "rantyolu"na çevrilen Çayyolu
11/05/2026 00:16101. Yılında Atatürk Orman Çiftliği ve bilançosu
04/05/2026 02:24Şeker Mahallesi’nde 'Yüksek' ihtiras: Etimesgut Belediyesi’nin direnci
27 Nisan 2026 Pazartesi 00:01
