İLKE ATİK TAŞKIRAN

İLKE ATİK TAŞKIRAN

Susturulmanın en etkili yolu: Konuşabildiğini sanmak

İLKE ATİK TAŞKIRAN

Reuters Gazetecilik Araştırmaları Enstitüsü'nün 48 ülkede, 100 bine yakın kişiyle hazırladığı Dijital Haber Raporu 2026, bir dönüm noktasını resmen ilan etti. Sosyal medya ve video platformları, %54'lük haftalık kullanım oranıyla tarihte ilk kez televizyonu, gazete sitelerini ve radyoyu geride bıraktı.

Raporun başyazarı Jim Egan bunu sektör için bir dönüm noktası olarak tanımlıyor. Ona göre insanlar hem haberi daha çok tüketiyor hem de haberden daha çok yoruluyor; çelişkili ama çağımızı anlatan bir tablo.

Türkiye'de tablo daha da sert. Katılımcıların %60'ından fazlası haberlerden bazen ya da sık sık kaçındığını söylüyor. Bu oranla Bulgaristan, Hırvatistan ve Yunanistan ile aynı kümedeyiz. Haber kuruluşlarının kendi site ve uygulamaları üzerinden doğrudan erişim oranı ise 2021'de %63 iken, 2026'da %51'e kadar gerilemiş durumda. Okurlar uzaklaşıyor, kurumlar küçülüyor.

Peki kaçan bu kitle nereye gidiyor ve gittiği yer gerçekten terk ettiği yerden daha güvenli mi?

Özgürleşme mi, sadece adres değişikliği mi?

18-24 yaş grubunda haberin birincil kaynağı artık %50 oranında sosyal medya. Bu kuşak için "manşeti kim seçti", "bu haber kimin çıkarına yazıldı" gibi sorular giderek anlamını yitiriyor. Çünkü karşılarında bir editör, bir patron ya da belirgin bir yayın politikası yok; yalnızca akıp giden bir ekran var.

Algoritma, hiçbir holdinge bağlı olmayan, hiçbir iktidara hesap vermeyen, kişiye özel ve tarafsız bir bilgi kaynağı vaat ediyor. Ya da en azından kullanıcıya öyle hissettiriyor.

Oysa burada yaşanan şey bir özgürleşmeden çok, denetimin biçim değiştirmesi.

Eski sistemde en azından kimin sansürlediğini, hangi gazetenin hangi sermaye grubuna ait olduğunu, hangi kanalın hangi siyasi ya da ekonomik ilişkiler içinde haber yaptığını biliyordunuz. Bu bilgi rahatsız edici olsa da en azından bir adres gösteriyordu.

Yeni sistemde ise sansürün, yönlendirmenin ya da önceliklendirmenin varlığından bile haberdar olmuyorsunuz. Çünkü müdahale artık bir manşetle değil, görünmezlikle gerçekleşiyor.

Platformların görünmeyen itaati

İşte raporun gözden kaçan ama belki de en önemli verisi burada karşımıza çıkıyor.

TikTok, hükümet kaynaklı içerik kaldırma taleplerinin %91,8'ine uyum gösteriyor. Aynı kategoride X %85,7, Instagram ise %79,2 ile onu takip ediyor. Yani editöre güvenmediğim için buradayım diyerek sığınılan üç büyük platform da taleplerin büyük çoğunluğuna itiraz etmeden uyum sağlıyor.

Buna internet yavaşlatmaları, VPN engellemeleri, Discord gibi platformlara yönelik erişim kısıtlamaları ve kimlik doğrulama tartışmaları da eklendiğinde çevrim içi ifade alanı zaten baştan daralmış bir zeminde şekilleniyor.

Bir başka ifadeyle, özgür hissettiren mecra, geleneksel medyadan daha hızlı, daha sessiz ve çok daha görünmez bir biçimde taleplere uyum gösterebiliyor.

Üstelik kaldırılan içeriğin yokluğu, bir manşet ya da sansürlendi etiketi olarak karşımıza çıkmıyor. İçerik yalnızca kayboluyor, akıştan düşüyor, hiç var olmamış gibi davranılıyor.

Görünmeyen denetimi kim fark edecek?

Gazeteye duyulan güvensizlik, bir dönem alternatif medya arayışını doğurdu. İnsanlar kendi mecralarını kurdu; bağımsız haber siteleri, podcastler, YouTube kanalları ve dijital yayınlar ortaya çıktı. Kapatıldılar, dava edildiler, ekonomik baskılarla karşılaştılar. Ama bütün bunlar aynı zamanda bir direniş oluşturuyordu. Çünkü bir mecra susturulduğunda bunu biliyordu. Okuru da neyin engellendiğini görebiliyordu. Sansür görünürdü; karşısında durulabilir, itiraz edilebilir, hatta etrafından dolaşılabilirdi.

Algoritmaların dünyasında ise daha karmaşık bir mekanizma işliyor. İçerik çoğu zaman kaldırılmıyor. Paylaşılmaya devam ediyor, beğeni almaya devam ediyor, kullanıcı konuştuğunu, eleştirdiğini, hatta muhalefet ettiğini düşünüyor. Oysa algoritma sessizce erişimi daraltıyor, yayılmayı yavaşlatıyor, görünürlüğü azaltıyor. Böylece kişi sesinin duyulduğunu sanırken, aslında yalnızca kendisine ayrılmış dar bir odada konuşuyor.

Bir diğer deyişle, susturulduğunu bilmeden konuşmaya devam ediyor.

Bugün genç neslin teslim olduğu mecra, eleştirip uzaklaştığı sistemden daha şeffaf, daha hesap verebilir ya da daha özgür değil. Aksine daha sessiz, daha itaatkâr ve daha küresel bir editöre teslimiyet sağlıyor.

İnsan, susturulduğunu bildiğinde direnebilir; ama konuşabildiğini sandığında…

Önceki ve Sonraki Yazılar
İLKE ATİK TAŞKIRAN Arşivi

Merhamet medyadan öğrenilebilir mi?

21 Nisan 2026 Salı 00:20

İnternetsiz bir dünya kuruluyor

14 Nisan 2026 Salı 00:10