Muhalefet ekonomi, fon krizi ciddi

SEDAT BOZKURT

Bir yazımda “tüm Türkiye olarak aynı sinema salonunda 2 ayrı film izliyor gibiyiz” demiştim. Yaptığım bu tanım artık iyice netleşmiş bir fotoğraf karesine dönüşmüş vaziyette. Mesele, politik kutuplaşmayı aşmış, gerçeklerin bile farklı ve kesin kabul aşamasına kadar gelmiş durumda. Toplumun bir kısmının “doğruları” ile diğer kısmının doğruları arasındaki mesafe kapanamayacak kadar uzak. (Bunu siyaset kadar medyanın da ürettiğini unutmayalım) Memlekete ilişkin umut beslemenin önündeki en tehlikeli engel de işte budur.

Cumhurbaşkanlığı sistemi ülkeyi dibe vurdurdu. Her veri bunun ispatı. Ama halen “otopsi” gerektiren bu sistem için “teşhis ve tedavi” tartışmalarına tanık oluyoruz. 95 yıl süren, darbe ve muhtıralarla ara verilmesine karşın, ağır aksak da olsa, eksik de olsa işleyen parlamenter sistemde hiçbir zaman Türkiye’nin ekonomisinden eğitimine, sağlıktan dış politikasına kadar, savrulma bile diyemeyeceğimiz, bu kadar kötü yönetime tanıklık yapmadık. Türkiye’de gelmiş geçmiş hiçbir iktidar -darbe yönetimleri de buna dahil- durmadan para bulmak için vatandaşının sırtına, bu kadar hem de dolambaçlı yollarla yüklenmedi.

Sadece doğalgaz fiyatlandırmasına bakmanız yeterli bunun için. Her aya ve her ile göre fiyatlandırma olur mu? Bu doğal gaz vatandaşın ihtiyacı. Yurtdışı çıkış harcı mesela. Çipli pasaportla yurt dışına çıkıyorsunuz otomatik geçişten. Çok medeni ve hızlı. Ama o ne önünüzde bir kuyruk, çıkış harcınızın ödenip ödenmediğini kontrol eden bir polis memuru. Karikatür gibi ama güldürmeyenden.

Doktorda muayene oldunuz ve reçete yazıldı. Şehir hastaneleri ile kaynakları, bina yapan müteahhitlere aktaran, bununla da övünülen sağlık sistemindesiniz. Eczaneye gidiyorsunuz, reçete ile aldığınız sıradan 3 ilaç için nakit 116,10 lira veriyorsunuz, gelen mesajda 167,51 lira da maaşınızdan kesileceği yazıyor. Sistem tam Sülün Osmanlık. Sadece bu para tahsilat sistemi bile AKP’nin son 15 yıllık pratiğinin özetidir. Başka bir örneğe gerek yoktur.

Fon var olan çatlağı genişletti

Fon meselesi AKP içinde ve tabanında var olan faylardaki çatlakları harekete geçirdi. Daha önce itiraz edecekleri doğru ve haklı zemini bulmakta zorlanan AKP içindeki “rahatsızlar” hemen harekete geçerek fonun yarattığı zeminin üzerine çıkarak tepinmeye başladılar.

(Bu grubun rahatsızlığının temeli de yaşananlardan daha çok dışlanmaktan kaynaklanmaktadır. İtirazlardaki fark edilme, önemsenme niyeti açıkça görülüyor. Öyle olmasa itirazların ve eleştirilerin temelinde, atananlar değil atayan olurdu.)

Bunun kolaylaştırıcısı da bu konuda hayli sıkışmış olan AKP Genel Başkanı Erdoğan oldu. Tipik Erdoğan tarzı ile tekrar karşılaştık. Kısa süre suskunluk, sonra en yüksek volümden “hesap sorma” vaadi. Ardından zamana yayarak etkisini azaltmak hatta mümkün ise unutturmak. Fon üzerinden parti içinde yaşanan tartışmalara da bir süre göz yumacak Erdoğan. Fon krizinin parti içindeki ayrışmasını da yönetecek yani. Bunun bir parti içi mücadeleye dönüşeceğini bekleyenler hayal kırıklığına uğrayacaktır. Erdoğan buna izin vermez. Ama kriz gerçekten iktidarı götürebilecek düzeyde.

Aslında bu yöntem Millî Görüş geleneğine hiç de yabancı değildir. Siyasetin finansmanı için Millî Görüş’ün yarattığı bir yöntemdir bu. Yurtdışında camilerde yapılan toplantılara katılarak Millî Görüş adına para toplayan aktörlerin tamamına yakını AKP’de şimdi. Süleyman Mercümek adı modelin de adı olarak anıldı uzun süre. Yimpaş, Kombasan bu modelin eseri olan yapılardır ve bunlardan hayli fazla vardır. Deniz Feneri’ni de unutmayın. AKP’nin kuruluş öyküsündeki yeri hayli kalındır Deniz Feneri’nin. Fakirlik öyküleriyle izlenme rekorları kıran Deniz Feneri, o günün koşullarından daha vahim fakirlik öykülerini neden bugün ekranlara taşımıyor hiç düşündünüz mü? Daha sonra “FETÖ”leşen “Kimse Yok mu”nun yayınlarına katılmak için AKP’liler birbiri ile yarışırlardı. O gün ellerinde devlet yoktu, bugün var. O nedenle o kurumların yerini bugün devlet kurumları, politikayı finanse etmenin yerini de kişisel zenginleşme almış. Mağdur aynı ama. Tablo net.

Vahim Türkiye tablosu

Gıda enflasyonunda Türkiye 4’üncü sırada. Önünde İran. Venezüella ve İran var. Bu ülkelerin mazereti var Türkiye’den farklı olarak. Dünyanın en yüksek politika faizine sahip Venezüella’dan sonra 2’nci ülke Türkiye. Bu rekora “faiz sebep enflasyon sonuç” denilerek ve Nass’ın gereği yapılarak geldik. 3,5 yıldır vatandaşın içtiği acı reçeteye karşın da bir arpa boyu yol alınamadı. 2027 yılında bütçe giderleri yüzde 38, gelirleri ise yüzde 37 artacak. Kâğıt üstünde bile açık hemen kabulleniliyor. Faiz giderlerindeki artış ise yüzde 41. Çalışan kesim için öngörülen artış ise sadece yüzde 24. Tablodaki matematiğin bile itiraz ettiği kara bir düzen bu.

Yüzde 2 ile 3 arasında olan ve “hormonal”olarak adlandırılan büyüme rakamlarının arkasına saklanan ekonomi yönetimine de takılmayın. Hele hele batıyı örnek göstererek buradan başarı üretenlere hiç bakmayın. Tayvan’ın büyüme oranı yüzde 11, Kazakistan’ın 8. Ermenistan bile yüzde 5 büyüyor. Asya blokunda büyümeyen ülke yok gibi. En düşük oran yüzde 4 ile Sri Lanka’da. AKP’li 24 yılın ortalaması, o çok eleştirdikleri “eski” Türkiye ortalaması kadar bile değil.

Küresel demokrasi raporunda Türkiye 173 ülke arasında 149’uncu. Yani sondan 23’üncü. Hiç buralarda olmamıştı. Basın, hukuk, yargı bağımsızlığı konularında da Türkiye’nin yeri farklı değil. Sefalet endeksinde Türkiye Venezüella ve Sudan’ın ardından 3’üncü sıra. Ama bunları konuşan yok.

Türkiye hem muhalefetsiz hem de siyasetsiz bir memleket halini aldı. İktidarın tek somut muhalefeti, ekonomideki olumsuz ve daha da olumsuz olacak tablo ile fon gibi ortaya çıkan, iktidarı sarsan ama toplum örgütlenemediği için sonuç alınamayan krizler. Seçmen, seçime doğru alım gücündeki görece ve kalıcı olacağı algısına kapılıp anketlerdeki “kararsızlar” kategorisinden çıkıp Erdoğan ve partisine tekrar oy verebilir. Bunun önüne geçmenin yolu, seçimler sonrasının, bugünkünden daha ağır olacak tablosunu ortaya koymak olacaktır. Ama bunu yapacak güvenilir ve iktidar alternatifi bir muhalefet ortada yok. Tek tek muhalefet partilerine bakıldığı zaman dramatik durum net görülüyor.

Halkın her anlamda kutuplaşmış olma halinde medyanın katkısının altını çizdim. Medya, görevleri arasında yer almayan bir pratiği bugün şiddetle uygulamaktadır. O da haberi saklama, gerçekleri karartma. En basit meselelerde bile haberin yarısını iktidar medyasından diğer yarısını ise iktidar karşısında kendisini konumlandırmış ve az sayıda kalmış medya organlarından alabiliyorsunuz. Bu da sağlıklı değil…

Önceki ve Sonraki Yazılar
SEDAT BOZKURT Arşivi