Kürt siyaseti bölünür mü? - 2

SEDAT BOZKURT

Bu hafta yazım olmayacaktı. Ama geçen haftaki “Kürt siyaseti bölünüyor, Demirtaş bunun neresinde” başlıklı yazıma, çok az sayıda da olsa, bazı eleştiriler ve tepkiler geldi. Bu çok normal. Çünkü dünyada bugüne kadar herkesin hoşlanacağı bir cümle kurulmamıştır. Hele hele gazetecilerin kurduğu cümlelerden herkesin hoşlanmasını beklemek de hayaldir. Çünkü gazetecinin sadakati gerçeklere karşıdır, gerçekler ile sorumlu olduğu halkı buluşturmak zorundadır. Hep söylerim, hoşunuza gidecek şeyleri dinlemek ya da okumak istiyorsanız, beğendiğiniz sanatçıları dinleyin, edebiyatçıların eserlerini okuyun. Gerçekler çoğu zaman can sıkıcıdır.

İktidarın desteğiyle DEM Parti, Öcalan partisi oluyor. Partiyi İmralı’da kurulacak sekreterya aracılığıyla Öcalan yönetecek. Bu bir durum tespiti. Ve ortaya çıkan bu durumdan hoşlanmayan ve ilkesel olarak doğru bulmayan DEM bileşeni siyasi partiler, organizasyonlar var. Bundan hoşlanmayan DEM yöneticileri ve seçmenleri de var. Bu da bir tespittir ve çok da normaldir. Bu gibi meselelerin AKP’de ve MHP’de yaşanmadığını mı sanıyorsunuz? Yeni kurulan Yeni Parti’de de var, CHP’nin işbaşına getirilen eski yönetiminde de.

DEM partideki bu denklemde Selahattin Demirtaş yok. Muhtemelen de bir süre olmayacak. Kürt siyasetindeki bu bölünme ve küçülme sürecinde Demirtaş’ı görmeme ihtimalimiz yüksek. İktidarın kendisine oy vermeyen Kürt seçmenin DEM’de toplanmasını tercih ettiği sır değil. Böylece CHP’ye ya da Yeni Parti’ye bu oylar gitmiyor. DEM’in küçülmesi, hatta baraj altında kalması da iktidar bileşenlerini, AKP ile MHP’yi, hatta ittifak ortakları Hüda Par’ı memnun eder. Çünkü DEM’in güçlü olduğu seçim bölgelerinde 2’nci parti AKP. DEM’in denklem dışı kalması halinde AKP ile bazı yerlerde Hüda Par milletvekili sayısını katlıyor, yani DEM’in milletvekillerini paylaşıyorlar. Tabii, bunun için DEM’in seçimlerde yüzde 7’nin altına düşmesi gerekiyor. İşte tartışma da burada başlıyor. Düşer mi?

Erdoğan siyaseti matematikten çok faydalanır. Bunun da hesabını AKP’de yapıyorlar. 7 Haziran 2015 seçimlerinde DEM’den önceki parti olan HDP’nin oy oranı yüzde 13,1’di. 14 Mayıs 2023 seçimlerinde bu oran seçime girilen adı ile Yeşil ve Sol Gelecek Parti olarak yüzde 8,8’e geriledi. Yerel seçimlerdeki oyu ise DEM’in 5,7. Yani DEM baraj sınırında bir parti. Ve bu veriler de gösteriyor ki Kürt siyaseti zaten bölünmüş, küçülmüş. (Stratejik oy meselesi başka bir tartışma alanı. 2015 seçimlerinde de HDP kimseyle ittifak yapmadı.)

2015 yılında 7 Haziran seçimlerinde yüzde 13,1 oy alan HDP'nin oyları, 5 ay sonra seçimlerin tekrarlandığı 1 Kasım 2015 seçimlerinde ise yüzde 10,8’e düştü. Milletvekili sayısı da 80’den 59’a geriledi. Yani DEM, nasıl baraj altı kalabilir sorusu varsa kafanızda geçmişe şöyle bir bakmanızı öneririm.

Kürtleri temsil etme yeteneği olan DEM gibi partilerin hem TBMM zemininde hem de sivil siyaset alanında güçlü bir biçimde bulunmaları, demokrasinin hem tesisi hem de muhafazası açısından çok önemlidir. Türkiye’nin en bilinçli ve organize olma yeteneğine sahip bu seçmen, kendisi üzerine yapılacak hiçbir operasyonu kabul etmez. Hele hele konteynerlere doldurup parti parti ya da ittifak ittifak gezdirilecek seçmen hiç değildir.

2011 yılında “Emek, demokrasi ve özgürlük blogu” çatısı altında bağımsız adaylarla seçime giren bu siyasi hareket tam 36 milletvekilini TBMM’ye gönderdi. Mahalle mahalle örgütlenildi, oy pusulasında oy verilecek adayın karıştırılmaması için o adayın bulunduğu yere kadar uzunluğu olan ipler dağıtıldı. İsimler akılda kalmazsa diye.

Bu mücadeleye herkesin saygı duyması gerekir. Çünkü TBMM’yi, ne kadar hukuksuz ve demokrasi dışı müdahaleye muhatap olurlarsa olsunlar, yerel seçimlerin hemen sonrasında devreye sokulan kayyım uygulamalarına rağmen terk etmediler. Sivil ve demokratik siyasette ve seçimlere katılmaya, üzerlerindeki çift taraflı baskıya rağmen ısrar ettiler. Bunun bedelini halen cezaevinde olan Demirtaş başta olmak üzere ödeyenler var.

Şimdi gelinen noktada Öcalan, Devlet Bahçeli ve Erdoğan ile iş birliği içindedir. Bunun tartışılacak bir yanı da yoktur. Bu işbirliği, PKK’nın silah bırakmasının ve kendini feshetmesinin ötesine geçmiştir. Bu işbirliği DEM’in önüne resmi olmasa da her konuda olmasa da Cumhur İttifakı ile fiili bir birliktelik getirir mi? Mesele bu. Buna göre, Öcalan’ın mevcut pozisyonu üzerinden “hayır” demek, “evet” demekten daha zor.

Bahçeli mesela, “HDP ve DEM kapatılsın, onları hemen kapatmayan Anayasa Mahkemesi kapatılsın” noktasından buraya sizce niye geldi? Ya da “Kürt meselesi vardı, çözdük, bitti” diyen Erdoğan. Bu soruların yanıtı belli: Önümüzdeki seçimi garanti altına almak. Suriye’deki gelişmelerin de seçim kazanmanın önüne en azından başlangıçta geçtiğini de unutmamak lazım.

Şimdi memlekette “Öcalan devreye girdi, PKK kendini lağvetti, her mesele bitti” havası esiyor. Düne kadar “sonuç” olan PKK, bir anda nasıl “neden” hâline geldi? Kürt meselesi demeden, benim bir yazımda da belirttiğim gibi, “memleketin en önemli 2 meselesinden biri” nasıl çözülecek? MHP tabanında var olan “Devlet Bey'in bir bildiği vardır” toptan kabulü Kürt seçmenin bir bölümünde de “Vardır başkanın bir bildiği” haline dönüşmüş vaziyette. Bu hâl, demokratik siyaset için iyi bir hâl değil…

Not: Demirtaş’ın politik olarak bir pozisyon alması halinde bu pozisyonun ne olacağını merak edenler, Türk medyası gibi Kürt medyasının bir kısmının görmediği, bir kısmının da “hafif” geçtiği son mektubuna bakmalarını öneririm.

Önceki ve Sonraki Yazılar
SEDAT BOZKURT Arşivi