HALE GÖNÜLTAŞ

HALE GÖNÜLTAŞ

Turgut Özal'ın "kara kutusundan" suikast girişimindeki derin şüphe ve ölümündeki kuşkular

HALE GÖNÜLTAŞ

Turgut Özal'ın ölümündeki kuşkular TBMM komisyonunun İmralı'daki görüşmesine ilişkin tutanakların yayınlanmasından sonra yeniden gündeme geldi. Özal'ın sağ kolu ve kara kutusu olarak bilinen Mehmet Keçeciler, kaleme aldığım kitapta konu ile ilgili çarpıcı açıklamalar yapmıştı. Keçeciler, bu kitapta dönemin Ankara Emniyet Müdürü Mehmet Ağar'ın Özal'a 1989 yılında ANAP kongresinde düzenlenen suikast girişiminde güvenlik önlemlerinin İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli'nin emriyle kaldırıldığını söylediğini aktarıyordu. Özal'ın suikast girişiminin arkasında olduğuna inandığı kişi ile ilgili delil olmadığı için soruşturma açılmadığını da söyleyen Keçeciler, halen sağ olan bu ismi, Özal'a söz verdiği için açıklayamayacağını belirtiyordu.

Abdullah Öcalan’ın TBMM çözüm komisyonu üyesi üç milletvekilinin İmralı’da yaptıkları görüşmede 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölüm ile ilgili sözlerinin ardından yakın siyasi tarihin değişmeyen tartışması yeniden alevlendi.

2014 yılında Turgut Özal’ın “kara kutusu” olarak anılan ANAP (Anavatan Partisi) kurucularından, Devlet eski Bakanı Mehmet Keçeciler ile “Merkez Siyasetin Perde Arkası” başlığıyla gerçekleştirdiğim söyleşi kitap olarak yayımlanmıştı.

Keçeciler, bu kitapta 1988 yılında Özal’a düzenlenen suikasta ilişkin bilinmeyenleri anlatmış, ayrıca ölümündeki kuşkularla ilgili soruları da yanıtlamıştı.

Keçeciler, 18 Haziran 1988 Genel Kongresi öncesinde Özal’ın suikasta uğrayacağına dair istihbarat raporları bulunduğunu; Koruma Müdürü Musa Öztürk ve ekibi tarafından da gerekli güvenlik önlemlerinin alındığını belirtmişti.

Keçeciler, “Peki, suikasta uğradığı kongre günü bu güvenlik duvarı nasıl aşıldı?” sorusuna yanıt verirken dönemin Ankara Emniyet Müdürü Mehmet Ağar’ı işaret etmişti. Keçeciler, güvenlik önlemlerinin dönemin İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli'nin talimatıyla, dönemin Ankara Emniyet Müdürü Mehmet Ağar tarafından kaldırıldığını söylemişti. Ancak Mustafa Kalemli, güvenlik önlemlerinin kaldırılması için bir talimat vermediğini söylemişti.

Öcalan'ın "Özal kuşkusu"

TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri; AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ve DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Koçyiğit’in İmralı Adası’na yaptığı ziyaretin ardından görüşmeye dair özet tutanak komisyona sunulmuştu. Rapor yazımına geçen komisyonda, Abdullah Öcalan ile yapılan ve son dinleme toplantısı olan görüşmenin tam metni de kamuoyuna açıklanmış oldu.

Tutanakta kayıtlara geçtiği haliyle Öcalan’ın, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a düzenlenen suikast ve Özal’ın ölümüne ilişkin açıklamaları da yer aldı. Öcalan, “Mehmet Ali Birand’ın 1988’de izin almadan kendisiyle röportaj yaptığını; (Turgut) Özal’ın arayıp ‘Ne yaptın Mehmet Ali, beni yaktın’ dediğini; Ankara’ya döner dönmez bütün gücüyle bu meselenin çözülmesiyle uğraşacakken, Milliyet’te yayımlanan bu röportajdan dört gün sonra suikast yapıldığını; 17 Nisan’da (1993) Özal’ın Özel Kalem Müdürü Kaya Toperi ile bir görüşme yapacakken Özal’ın bir anda öldüğünü ve bu suikastın örtbas edildiğini, ölümünden kuşku duyduğunu…” dile getirdi.

ANAP ve Cumhurbaşkanlığı döneminde Turgut Özal’ın “kara kutusu” olarak anılan ANAP kurucularından, Devlet eski Bakanı Mehmet Keçeciler ile “Merkez Siyasetin Perde Arkası” başlığıyla 2014 yılında gerçekleştirdiğim söyleşi kitap olarak yayımlanmıştı. Keçeciler, 18 Haziran 1988 Parti Genel Kongresi öncesinde Özal’ın suikasta uğrayacağına dair istihbarat raporları bulunduğunu; bu nedenle Koruma Müdürü Musa Öztürk ve ekibi tarafından gerekli güvenlik önlemlerinin alındığını açıklamıştı. Keçeciler, “Peki, suikasta uğradığı kongre günü bu güvenlik duvarı nasıl aşıldı?” sorusuna yanıt verirken dönemin Ankara Emniyet Müdürü Mehmet Ağar’ı işaret etmişti.

Kongrede yoğun güvenlik neden esnetildi?

Keçeciler’e, suikast öncesi alınan güvenlik önlemleri ve kongre salonunda güvenlik önlemlerinin kaldırılmasına ilişkin sorduğum sorular ve yanıtlar şöyle:

– Suikasta uğradığı kongre günü bu güvenlik duvarı nasıl aşıldı?
Kongre döneminde genel başkan yardımcısıydım. Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Mehmet Ağar, kongreden sanıyorum bir hafta önce telefonla arayarak ihbar olduğunu, kongre salonunun girişine X-ray cihazı kurulacağını, delegeleri ve kongreye gelen herkesin aranarak içeri alınacağını; delegelerin de bu konuda duyarlı olmaları konusunda ricada bulundu. Ben de “Yahu zaten partiye girenleri arıyorsunuz, X-ray cihazından geçiriyorsunuz; zaten silahlı kimse parti binasına alınmıyor” dedim. Neticede Ağar’a “Peki” dedim ve kongreden önceki il başkanları toplantısında delegeleri kongre salonuna silahla gelmemeleri konusunda uyardım. Genel Sekreterimiz Akgün Albayrak da kongre öncesindeki son TBMM Grup Toplantısı’nda milletvekillerini salona silahla gelmemeleri konusunda uyardı ve “İçeriye silahlı hiç kimse alınmayacak” dedi.

– Ağar “ihbar” derken suikast ihbarından mı bahsediyor? Siz “Ne ihbarı?” diye sordunuz mu?
İhbar olduğunu söyledi, ayrıntı vermedi. Sanırım bir istihbarattan dolayı böyle bir uyarıda bulundu. Sonuçta kongre günü kapının girişine X-ray cihazı kuruldu. Delegeler ve izleyiciler salona alınmaya başlandı.

Fakat o dönemde Kırıkkale ilçeydi ve delegeleri büyük kongrelere delege sayısından kat kat fazla gelirlerdi. Kırıkkale, salon hâkimiyeti sağlama kabiliyeti en yüksek ilçeydi. Kongre sonrasında kuliste anlatılanlara göre, Kırıkkale heyetinin başında olan Alparslan Pehlivanlı, İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli’ye telefon açarak, “Kendi kongreme aranarak mı gireceğim?” diye tepki göstermiş. O da seçime gireceği için sanıyorum delegelerin yanında aranma durumunu itibar sorunu yapıyor. Sonuçta X-ray cihazı kaldırılıyor ve herkes aranmadan girmeye başlıyor.

Turgut Bey ve Semra Hanım için protokol sırasında yer ayrılmıştı. Ben Turgut Bey’in sağında oturacaktım. Fakat Özal kongreye 45 dakika ya da bir saat gecikmeli gelince direkt konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıktı. Suikast oldu, takır takır ateş ediliyordu. Ateş eden adamın komando taklaları attığını gördüm. Bakanların korumaları da ateş ediyorlardı. Yerimden fırladım ve kürsüye koştum; Özal aşağı eğilmişti. Turgut Bey, “Bir şey yok” dedi. Eline bir mendil sarılmıştı. Biz de eğildik, Turgut Bey’le bir süre orada durduk. Ortam sakinleşince Turgut Bey tekrar konuşmaya başladı. Ben o sırada arkaya geçtim. Kısa bir konuşmanın ardından Özal da arkaya geldi. Erkal Zenger orada tarihî bir görev yaptı; kongre salonuna “Tamam, genel başkanımızın sağlığı iyi. Lütfen ateşi kesin” diyerek sakinleştirici bir konuşma yaptı.

– Alparslan Pehlivanlı, X-ray cihazlarının kaldırılması için kiminle görüşüyor?
Özal bana, “Bu ne Mehmet?” diye çıkıştı. O sırada Özal’ın yanında Semra Hanım, Koruma Müdürü Musa Öztürk, Emniyet Müdürü Mehmet Ağar, Özel Kalem Müdürü Eskişehir Milletvekili Hüseyin Aksoy vardı. Özal çıkışınca ben de “Beyefendi, bir dakika” diyerek Mehmet Ağar’a döndüm ve “Sen bana bir hafta önce telefon açtın; alınacak güvenlik önlemlerini söyledin. Ben de sana ‘Bizi genel merkeze girerken arıyorsunuz; kongrede de hiçbir şeyi eksik etmeyin. Biz de bu doğrultuda gereken tüm tedbirleri alacağız’ demedim mi? Siz kapıdaki güvenliği nasıl gevşetirsiniz?” diye sordum. Ağar, “Size sonra arz ederim” dedi. Bunun üzerine “Hayır, şimdi söyle” diye ısrarcı oldum. Fakat o sırada Özal devreye girdi ve “Tamam, tamam” dedi.

Tekrar Ağar’a döndüm: “Bu parti kongresidir. Ben güvenlik konusunda talimat veriyorum. Bu dakikadan sonra sadece Özal’ın talimatıdır; İçişleri Bakanı da bu kararı değiştiremez. Kongre parti kongresi. Ne hakla güvenliği kaldırırsınız?” dedim.

– Alparslan Pehlivanlı’nın dönemin İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli’yi aradığı yönündeki bilgi size nasıl ulaştı?
Alparslan Pehlivanlı’nın kongre salonunda “Vurdum, geçtim, salona girdim” dediği kulağıma geldi. Fakat güvenlik cihazının kaldırtılması, kasıt olmadan yapılan münferit bir olay.

– Ağar, Alparslan Pehlivanlı ismini Özal’ın yanında söylemedi mi?
Söylemedi. Ama tabii Alparslan Pehlivanlı, İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli’yi aramış. Yani kongredeki düzeni bozan kendi içimizden. Öğleden sonraki oturumda da bazı delegeler “Kalemli istifa” diye tempo tuttu. Kalemli kongrede MKYK’ye adaydı fakat seçilemedi.

– Dönemin Emniyet Müdürü Mehmet Ağar kongre öncesinde ihbar olduğunu söylüyor. Böylesi kritik bir dönemde İçişleri Bakanı, bir milletvekilinin talebiyle güvenlik tedbirlerini gevşetmesi nasıl açıklanabilir?
Kongre ile ilgili kararı Turgut Bey ve ben verebilirim. Güvenlik tedbirlerini kim kaldırttıysa o hata etmiştir. İçişleri Bakanı bir konuda talimat verirse, Emniyet Müdürü bir şey diyemez ve emri uygulamak zorundadır.

– Siz İçişleri Bakanı olsaydınız güvenlik önlemlerinin kaldırılması talimatı verir miydiniz?
Ben öyle bir emir vermezdim. Fakat “Bu emri İçişleri Bakanı verdi” demiyorum. Mehmet Ağar’ın açıklamaları sonuçta böyle bir intiba uyandırdı.

– Peki Alparslan Pehlivanlı bu konuyla ilgili size ya da Özal’a bir açıklamada bulundu mu?
Alparslan Pehlivanlı, kongreden üç ya da dört gün sonra toplanan grup toplantısı öncesinde kongre salonuna girişte yaşananları anlattı. Fakat direkt bana söylemedi; bir grup halindeyken konu konuşuldu. Bu husus o dönemde de gazetelere bu şekilde yansımıştı.

– Güvenliğin gevşetilmesi ile suikast arasında bir bağlantı var mı sizce?
Hayır, olamaz. Güvenliğin gevşetilmesi tamamen teşkilata, delegelere gösteri yapmaya yönelik bir tutum. Mustafa Kalemli de Alparslan Pehlivanlı da Mehmet Ağar da Özal’a çok bağlıydılar ve çok severlerdi. Güvenliğin gevşetilmesi ile suikast arasında asla bir bağ kurulamaz.

Kalemli: Öyle bi talimatım yok

Burada araya girelim: Keçeciler'in anlatımlarında Ağar'ın güvenlik önlemlerinin dönemin İçişleri Bakanı Kalemli'nin emriyle kaldırıldığını söylemesine rağmen, Kalemli hem anılarını yazdığı kitapta, hem de gazetecilerin yönelttiği sorular üzerine bu iddiayı yalanlamıştı.

Keçeciler'in suikast girişimine ilişkin açıklamaları ile devam edelim.

– Kartal Demirağ’ın salona nasıl girdiği konusunda bilginiz var mı?
Kartal Demirağ da X-ray cihazı kaldırıldıktan sonra girmiş olabilir. Sadece Kartal Demirağ değil; simitçi, çörekçi, börekçi bir sürü satıcı da vardı. Tahkikat dosyasında mutlaka vardır. Fakat ben Kartal Demirağ soruşturması sırasında sadece MKYK üyesiydim; kabinede olmadığım için bilgim yok.

– Suikast bir uyarı mıydı? Demirağ istese Özal’ı vurabilir miydi?
Kesinlikle öldürmek için nişan almış. Kurşun mikrofon demirine isabet ediyor. Kurşun mikrofona isabet etmese direkt kalbine geliyordu. Öldürmeye yönelik ateş edilmişti.

– Özal’ın Kartal Demirağ soruşturması sürerken, suikastın çözülmesi konusunda yeterince ısrarcı olduğunu söyleyebilir misiniz?
Rahmetli Özal suikasta ilişkin bana, “Kartal Demirağ kendisini tutan kişiyi bilmiyor. Kendisine sadece para gönderilmiş. Kızılay’dan bir postaneden ankesörlü telefonla konuşulmuş. Çok zorladık; bilse söylerdi” dedi.

Özal, kongredeki video kayıtlarını evinde tekrar tekrar izliyordu. Sorgu sürecinde Kartal Demirağ’ın ifadeleri de önüne geliyordu ve Özal da sorulmasını istediği soruları ilgili makamlara iletiyordu. O dönemde hem Adalet hem de İçişleri bakanları ayrıntılı olarak gelişmeleri Turgut Bey’e iletiyordu.

Suikastın perde arkasını benim bilmem söz konusu değil. Sadece ikili bir görüşmemizde Özal’a, Kartal Demirağ’ın mutlaka konuşturulması ve suikastın aydınlatılması gerektiğini söyledim ve “Hiçbir neticeye ulaşamadınız mı?” diye sordum. Özal da Kartal Demirağ’ın suikast emrini veren kişiyi bilmediğini; ama kendisinin emri veren kişi konusunda bir tahmini olduğunu söyledi. Özal, tahmin ettiği ismi söylemeden önce kimseyle paylaşmamam için yemin ettirdi; ardından da ismi söyledi. “Ama sadece bir tahmin. Tahminden ibaret olduğu için de herhangi bir işlem yapmadık” dedi.

Özal’ın sözleri üzerine ben de “Buna sizin hakkınız yok. Siz mahkemeye verin. Mahkemede yargılansın. Biz hükümetiz. Bu olayın faillerini çıkarmak millete karşı borcumuzdur. Biz hükümetken çıkaramazsak, başka hükümetler hiç çıkaramaz” dedim.

Özal da “Yok, mümkün değil. Son derece profesyonel bir iş. Bu çocuğu (Kartal Demirağ) bulmuşlar fakat hiç yüz yüze temasta bulunmamışlar. Benimki de sadece bir tahmin” dedi ve mahkemeye vermedi. Şüphelendiği kişiyi mahkemeye verse, delil yetersizliğinden ilk celsede beraat edeceğini; bunun da Türkiye’ye itibar kaybettireceğini düşünüyordu. Türkiye’nin başbakanına yapılan suikastı açığa çıkaramayan bir ülke olarak görülmesini istemedi.

– Kartal Demirağ önce idama mahkûm ediliyor. Ardından cezası 20 yıl hapis cezasına çevriliyor ve 4 yıl hapis yattıktan sonra af yasasından yararlanarak tahliye oluyor. Kartal Demirağ’ın genel aftan istisna edilebileceği ek bir hüküm vs. gündeme geldi mi? Özal Af Kanunu’na ilişkin hazırlık sürerken ne düşünüyordu?
Kartal Demirağ’ın arkasında organize bir güç olduğunu biliyordu. Af Kanunu çalışmaları sürerken benim de bulunduğum bir ortamda rahmetli Özal’a, Kartal Demirağ’ın da aftan yararlanacağı söylendi. Özal da “Olsun. Yasalar genel çıkar. O da bu yasadan yararlanacaksa ne yapalım” dedi. Özal böyle söyleyince yasaya istisnai bir hüküm konmadı.

– Özal’ın suikasta dair sizinle isim paylaştı mı?
Evet.

– Kimdi bu isim?
Kimseyle paylaşmadım. Rahmetli Özal sağ olsaydı söylerdim. Fakat öncelikle rahmetli Özal’a verdiğim bir söz, ettiğim bir yemin var.

– Bu kişi sağ mı?
Evet.

Özal’ın Kürt sorununa bakışı

Turgut Özal, vefatından önce Kürt meselesini çözmek için kararlı bir tutum içine girmişti. Kürt sorununun çözümüne ilişkin raporlar hazırlandı. Keçeciler’e Özal’ın Kürt meselesinin çözümüne ilişkin attığı adımlar, hazırlanan raporlar ve ölümüne dair sorularıma verdiği yanıtlar özetle şöyle:

– Özal ölmeseydi iki gün sonra PKK ateşkes ilan edecekti. Özal’ın Kürt meselesini çözme isteğine “büyük bir cesaret örneği” mi, “hata” mı dersiniz?
Özal, Kürt meselesinin nasıl çözülmesi gerektiğini çok iyi tespit etmişti. Çözüm için siyasetin de çözüm sistemi içinde yer almasına inanmıştı. Askerî müdahalelerle çözülemeyeceğini biliyordu.

– 1993 yılında Uğur Mumcu, Adnan Kahveci, Eşref Bitlis, Üzeyir Garih öldürülüyor. 2 Temmuz’da Sivas; ardından Başbağlar Katliamı yaşanıyor. HEP kurucularından Mehmet Sincar öldürülüyor. Adı konmamış darbe midir yaşananlar?
Gayet tabii.

– 1993 cinayetleri ile Özal’ın ölümü arasında bir bağ olduğunu düşünüyor musunuz?
Öyle bir bağ kurmuyorum. O dönemde güvenlik güçleri bu tür antidemokratik adımlar atmayı kendilerinde hak gördüler. Türkiye’yi bu tür yöntemlerle düzeltmeye soyundular. Örneğin “Uyuşturucu ticaretine bulaşmış Kürt iş adamı mı var? Biz onu öldürürüz, yolun kenarına atarız. Böylece öteki Kürtlere de gözdağı veririz” mantığı içindeydiler.

– Cumhurbaşkanlığı döneminde Özal, Kürt meselesinin çözümü için Adnan Kahveci ve Eşref Bitlis’ten rapor istedi mi? Ya da Adnan Kahveci kendi isteğiyle mi bir Kürt raporu hazırlayarak Özal’a sundu? Her iki isim de 12 gün arayla yaşamını yitirdi. Nasıl okudunuz ölümleri?
Rahmetli Özal’ı ve Adnan Kahveci’yi yakından tanıyan bir isim olarak ne Eşref Bitlis’e ne de Kahveci’ye böyle bir talepte bulunduğuna şahidim. Eşref Bitlis konusunda net bir cümle kurmuyorum; fakat Adnan Kahveci’den istemiş olsa kısmen de olsa haberdar olurdum.

Özal, Adnan Kahveci’ye böyle bir görev vermez. Çünkü Adnan Bey’in bu tür konularla herhangi bir bilgisi ve ilgisi yoktur. Kahveci’nin teknik bilgisi ağır basan bir isimdir. Turgut Bey Kürt Raporu hazırlatmak istese çevresinde Galip Demirel, Hasan Celal Güzel gibi uzman çok isim vardı. Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri, Kara Kuvvetleri eski Komutanı Kemal Yamak’a hazırlatırdı.

Kürt raporunu kim hazırladı?

– Adnan Kahveci kendi isteğiyle Kürt meselesinin çözümü için bir rapor hazırlamış olamaz mı?
Adnan’ın en yakın arkadaşlarından birisiyim. Ankara’ya geldiğinde evimde kalırdı. Ben de İstanbul’a gittiğimde onun evinde kalırdım. Füsun Hanım ve Adnan, kardeş gibi sevdiğim insanlardı. Adnan Kürt Raporu hazırlasa benim haberdar olmamam mümkün değil. Adnan Kahveci’nin Kürt raporu yazmasına ihtimal yok. Böyle işlerle de uğraşmaz. Ölümü de şüpheli değildir.

Kamuoyunda 1993’ten bu yana Kahveci ve Bitlis’in ölmüş ya da öldürülmüş olmaları nedeniyle “Kürt raporu hazırladılar, bu nedenle öldürüldüler” algısı oluştu. Mahkemenin verdiği karara göre Adnan Kahveci 8’de 8 kusurlu. Kahveci sisli havada süratli bir şekilde ters yola girmiş; kafa kafaya çarpıştığı aracın sürücüsü de hayatını kaybetti. Adnan benim en yakın arkadaşlarımdandı. Suikast sonucu öldürülmüş olsa kıyameti koparırdık.

Haksızlık. “Adnan Kahveci’yi suikasta kurban ettiler” demek haksızlıktır. Bir takım yakıştırmalar yaparak olayları böyle afaki şeylerle göstermek doğru değil. Bu, insanların zihninde sıkıntılar uyandırır. Rahmetli Kahveci’nin trafik kazasında öldüğünü biliyor ve inanıyorum. O kazadan sonra oğluna da öyle anlatıldı. “Senin babanı Türkiye’nin düşmanları öldürdü” anlatımıyla büyüdü ve öyle düşünüyor; onu mazur görmek lazım.

– Peki, altında Adnan Kahveci’nin imzası olan Kürt Raporu’nu sizce kim hazırladı?
Bilemiyorum. Birileri hazırlayıp Adnan’a vermiştir; altına da ismi konulmuştur.

– Neden?
Çünkü bir Kürt raporu yazmak, yazabilmek Adnan’ın yapacağı iş değildi.

“Özal eceliyle öldü”

– Özal’ın eceliyle öldüğünü söylediniz. Böyle düşünmenize neden olan etmenler neler?
Türkî ülkeleri ziyareti öncesindeki son buluşmamızda kendisini iyi görmedim. Beni Çankaya Köşkü’nde çalışma odasında kabul etti. Köşk’teki makamında yabancı misyon şefleri vardı. Bir ara Pembe Köşk’ün merdivenlerinden çıkarken gördüğümde yüzü bembeyazdı. Telaşlandım. “Beyefendi, siz rahatsızsınız. İyi görünmüyorsunuz. Bu geziyi erteleyin” diye ısrarcı oldum.

“Bu hükümet zaten Türk dünyasıyla aramızı açtı; aramızdaki tek bağ benim. Gitmezsem hepten gücendiririz” dedi. Ben de “Sağlık her şeyden önemli. Biz onlara gider, izah ederiz” dedim. Adeta yalvardım. Fakat ısrarım kâr etmedi. Döndükten sonra kilo vereceğini ve sağlığına yeniden kavuşacağını, ziyareti erteleyemeyeceğini söyledi: “Döndükten sonra diyet yapacağım, kilo vereceğim ve sağlığıma yeniden kavuşacağım. Erteleyemem” dedi.

Sonuçta hasta hasta geziye gitti. Ziyaret dönüşünde sanırım ertesi gündü; heyette ANAP’ı temsilen bulunan Rüştü Kazım Yücelen ile Meclis’te karşılaştık. “Abi, Turgut Bey çok hasta. Sağlığı hiç iyi değil. Bizi dinlemiyor. Seni dinler. Şeyh Nakşibendî Camii’ne ziyaret sırasında Tahiyyat-ı Mescid namazı kıldı; iki rekât secdeden kıyama kalkamadı. Korumalar kollarından tutarak kaldırdılar. Merdivenlerden inip çıkarken de çok zorluk çekiyor” dedi.

Ben yıllarca Özal ile namaz kıldım; hiç öyle bir duruma tanık olmadım. Oraya hasta olarak gitti ve iyice hastalanmış olarak döndü. Zaten sağlığı genel olarak iyi değildi. Her yemekten sonra bir avuç ilaç içerdi. Üç kez kalp krizi geçirmişti: Bypass, göz ve prostat ameliyatları olmuştu. 1992’de prostat ameliyatı olmuştu ve habis çıktığı söylenmişti.

Vefat ettiğinde ölüm raporunu hazırlayan beş profesör, Türkiye’nin en ünlü kalp cerrahlarıydı. Başlarında da Ali Bozer’in kardeşi Yüksel Bozer vardı. Bozer o dönemde Hacettepe Üniversitesi Rektörü’ydü. Yani heyettekiler ANAP ve Özal’ın dostu hekimlerdi. Özal’ın böyle bir zehirlenme suretiyle öldürülmüş olması durumunda mutlaka anlarlardı.

– Otopsi yapılmaması da kafaları karıştırıyor.
Mehmet Perçin’in bana aktardığına göre kalp krizinden öldüğü belli olduğu için ailesi “Kesilip biçilmesine gerek yok” demiş.

Özal’ın vefatını Beyşehir Kongresi’nde aldım. Apar topar Ankara’ya geldim. Fakat aileden olmadığımız için Çankaya Köşkü’ne çıkmadık. Zaten Semra Hanım çok perişan ve üzüntülüydü. O sırada Korkut Özal ve Hüsnü Doğan da köşkteydi.

– Çankaya Köşkü’ne tahsis edilen iki tam teşekküllü ambulansın dönemin hükümeti tarafından çekildiği iddialarını nasıl okumak lazım?
Halil Şıvgın’ın Sağlık Bakanlığı döneminde tam teşekküllü iki ambulans tahsis edilmiş. DYP-SHP koalisyonu döneminde, dönemin Sağlık Bakanı’nın emriyle bu ambulanslar çekilmiş. Ambulansların dahi çekilmesi, Demirel’in Özal’a uyguladığı sert politikanın bir sonucu bana göre.

Önceki ve Sonraki Yazılar
HALE GÖNÜLTAŞ Arşivi