TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

Ankara'nın hafıza sürgününde bir direniş durağı: Nur Apartmanı

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

Ankara’nın köklü mahallelerinde süren hummalı yıkım çalışmaları, semtleri yavaş yavaş dev bir şantiye sahasına dönüştürüyor. Her gün geçtiğimiz sokaklarda önce etrafı perdelerle çevrilen, ardından sessizce yıkılan yapılar; yalnızca taşını, duvarını değil, içlerinde biriken hikâyeleri de beraberinde götürüyor. Hafıza kırımına tabi tutulan bu yapılar, enkaza dönüşmüş anılarıyla hayatımızdan birer birer çekilirken geriye derinlerde yankılanan içli bir sızı kalıyor.

Ankara’nın Kavaklıdere semtinde yer alan Kennedy Caddesi kentin toplumsal hafızasında yalnızca bir ulaşım aksı değil, geçmişin izlerini taşıyan bir hatıra koridoru. Bir zamanlar Boylu Sokak adıyla bilinen bu caddenin kaderi, 22 Kasım 1963’te ABD Başkanı John F. Kennedy’nin suikast sonucu öldürülmesinin ardından değişir. Attar Sokak’tan başlayıp Atatürk Bulvarı’na kadar uzanan, eski ABD Elçiliği’nin karşısında son bulan bu sokak, 28 Aralık 1963 tarihli Milliyet gazetesinde kamuoyuna duyurulduğu üzere artık “Kennedy Caddesi” adını taşımaya başlar.

Milliyet Gazetesinde çıkan haber

Tarihsel bir sürecin izini taşıyan Kennedy Caddesi’nde, zaman içinde pek çok nitelikli yapı kentsel dönüşümle birlikte sessizce yok edildi. Birer birer kaybolan bu yapılar, yalnızca fiziksel varlıklarını değil, taşıdıkları hikâyeleri de geride bırakarak kentin hafızasında boşluklar açtı. Bugün ise Kennedy Caddesi’nin Nur Apartmanı sakinleri, etraflarını kuşatan bu dönüşüm dalgasının kapılarına dayanmasını beklemeden, kendi hafızalarını, yaşanmışlıklarını ve evlerini koruma altına alma çabası içindeler. Yalnızca bir binayı değil, bir zamanı, bir komşuluk biçimini ve bir yaşam kültürünü savunmaya çalışıyorlar.

İşte bu istek ve arzu ile bana ulaşan apartman yöneticisi Cengiz Karakaşoğlu ile birlikte, Nur Apartmanı’nın hikâyesine doğru bir yolculuğa çıktık.

Cengiz Karakaşoğlu ve Tezcan Karakuş Candan

Nur Apartmanı

Yıldızeli’nden Ankara’ya bir kamusal hafıza

Cengiz Karakaşoğlu’nun yaşamı, 1954 yılında Sivas’ın Yıldızeli’nden başlayan bir göç hikâyesiyle yön değiştirir. Ailesiyle birlikte Ankara’ya uzanan bu yolculuk, yalnızca bir coğrafya değişimi değil, aynı zamanda yeni bir hayatın, yeni bir kentin içine yerleşme çabasıdır.

Babası Ahmet Karakaşoğlu, eski bir PTT çalışanıdır. Cumhuriyet’in bürokratik düzeni içinde emeğiyle yer edinmiş bu baba figürü, Yenimahalle’ye yerleştiğinde aslında bir ev kurmaktan fazlasını yapar ve bir yaşam hattı açar. O hat, kentin hızla büyüyen, dönüşen ve çoğalan dokusu içinde bir ailenin tutunma çizgisine dönüşür.

Cengiz Karakaşoğlu’nun çocukluk ve ilk gençlik yılları bu yüzden Yenimahalle sokaklarında şekillenir. Ankara’nın henüz daha sakin, daha geçirgen mahallelerinde koşan bir çocuk olarak büyür. Farklı kültürlerin, farklı dillerin ve farklı yaşam biçimlerinin iç içe geçtiği bir gündelik hayatın içinde yoğrulur. Bu çok seslilik, onun dünyayı algılama biçiminin de temelini oluşturur.

Çalışma hayatına PTT’de başlar. Kurumun disiplinli yapısı içinde yalnızca görev yapan biri değil, aynı zamanda yazan, gözlemleyen ve kaydeden bir figürdür. PTT dergisine yazdığı metinlerle başlayan bu üretim hattı, zamanla daha geniş bir kamu alanına doğru uzanır ve RTÜK’e kadar devam eder. Müşavirlik Bölge müdürlükleri ile uzun yıllara yayılan bu bürokratik yolculuğun sonunda RTÜK’ten emekli olur.

Karakaşoğlu’nun hayatı, Ankara’nın kurumsal hafızasına uzanan, kişisel olanla kamusal olanın iç içe geçtiği bir tanıklık haline gelir. Yenimahalle’nin geçirgen mahalle kültüründe yoğrulan o çocukluk heyecanı, 1968 yılında Nur Apartmanı’nın kapısından içeri ilk adımını attığında, yerini yeni bir hayatın mimarisine ve bugüne dek sürecek bir aidiyet bağına bırakır. 60 yıl önce tasarlanmış bu yapı yalnızca bir konut değil, Ankara’nın bir dönemine ait mimari düşüncenin bir yaşam kurmanın izlerini taşıyan bir hafıza durağıdır.

Nur Apartmanı’n da Nejat Tekelioğlu imzası

Mimarı, Ankara’da “sinemalı apartmanlar” olarak anılan özgün yapı tipinin önemli isimlerinden Nejat Tekelioğlu’dur. Talip Apartmanı-Talip Sineması, Nergiz Apartmanı-Nergiz Sineması ve Orkide Apartmanı-Menekşe Sineması gibi örnekler, Tekelioğlu’nun hem gündelik yaşamı hem de kamusal eğlence kültürünü aynı yapı içinde birleştiren mimari yaklaşımının izlerini taşır.

Görsel 4-Nur apartmanı projesi ve temel ruhsatı-Cengiz Karakaşoğlu Arşivi

Nur Apartmanı’nın mal sahibi Pehlül Taşpolat’tır. Tekelioğlu tarafından hazırlanan mimari proje 5 Şubat 1966 tarihinde onaylanır onaylanmaz, temel ruhsatı üç ay sonra alınarak inşa süreci başlatılır. Yapının fenni mesuliyetini inşaat yüksek mühendisi Duran Çeki üstlenir. Oturum izni 1973 yılında verilmiş olsa da, Cengiz Karakaşoğlu’nun 1968’den itibaren burada yaşamaya başlaması, bu yapının resmî tarihlerden çok daha önce başlayan bir “yaşayan hafıza” taşıdığını gösterir.

Nur Apartmanı farklı dairelerde farklı metrekarelerle tasarlanan, her konumda insanın bir arada yaşayabileceği 58 yılı aşan bir süre, köklü komşuluk ilişkilerinin ve Ankara’nın değişen yüzüne tanıklık eden gündelik hayatların taşıyıcısı.

İnsanlar unvanlarıyla değil selamlarıyla tanınırdı.

Nur Apartmanı’nın koridorlarında Ankara’nın farklı yüzleri yan yana yaşar, aynı sahanlıklarda devlet ciddiyetiyle deniz kokusu, eski Anadolu terbiyesiyle başkent modernliği birbirine karışırdı. Adımınızı attığınızda merdivenler size yük vermez. Merdivenin insan odaklı rıht yüksekliği ile yorulmadan tutunmadan bir ritm gibi keyifle çıkıldığını ayaklarınız hisseder.

Cengiz Bey’in tanıklığı ile yâd edilen komşuluklar apartmanın duvarlarında saklı. Üst katlarda Deniz Albayı Nafiz Ilıcak ile SSK’da müfettiş olan bir Cumhuriyet kadını Semra Ilıcak otururdu. Amasyalı ailenin evlerinin kapısı açıldığında apartman boşluğuna bazen deniz hikâyeleri, bazen ince bir kahve kokusu yayılırdı. Küçük kızları Sitare’nin ayak sesleri ise apartmanın merdivenlerinde yankılanan çocukluğun neşesini taşırdı.

İş insanı Yılmaz Ulusoy’un babası Saffet Ulusoy’da Nur Apartmanı sakinlerindendi. İş dünyasının tanınan isimlerinden biri olmasına rağmen apartman hayatının sade ritmine karışan eski kuşak insanlar Nur Apartmanı’nda karşılaşırlardı. Sabahları ağır adımlarla apartmandan çıkış, akşamları kapı önünde komşularla edilen sohbetler… O yıllarda insanlar unvanlarıyla değil, selamlarıyla tanınırdı.

Ahmet ve Naciye Sarıkaya çifti Kastamonu Araç’ın dinginliğini Ankara’ya taşıyan bir aileydi Evlerinin içinden gelen seslerde ağır misafirlikler, uzun sofralar, ince belli bardaklarda koyu çaylarla taşra zarafeti hissedilirdi. Hakim oğulları Selim Bey’in ciddiyetiyle Naciye Hanım’ın sıcaklığı aynı evde yan yana dururdu. Şimdi apartmanda yaşamayı sürdüren Sezar Hanım ise sanki bu eski zamanın son tanıklarından biri gibi hâlâ o duvarların arasında geçmişin seslerini inatla taşıyor. Nur Apartmanı’nda insanlar yalnızca aynı binada yaşamıyor,aynı zamana, aynı hafızaya ve aynı Ankara’ya ait anı biriktiriyor aidiyet hissediyorlardı.

"Sen nerelisin demek aklımıza bile gelmezdi": Sofik Bacı ve komşuluk

Cengiz Karakaşoğlu'nun mekânla hemhal olan anılarında Ankara’nın yitip giden çok kültürlüğü, sıcak mahalle dokusu kendine özel bir yer ediniyor. Bu hatırlama aynı zamanda yitip gidene bir yasa dönüşüyor. Kennedy Caddesi’nden önce yerleştiği Yenimahalle Coşkun Sokak'taki çocukluk yıllarını özlemle anan Karakaşoğlu, o dönemin komşuluk ilişkilerini ve ayrımsız hoşgörüsünü şu sözlerle özetliyor: "Vallahi hiç yani adını filan sormazdık bile... Sen nereden geldin, nerelisin falan demek aklımıza gelmezdi. O kadar sıcak, o kadar candan ilişkilerimiz vardı".

O yıllarda mahallenin ayrılmaz bir parçası olan Ermeni komşuları Sofik Bacı ile her bayram yumurta ve et alışverişi yaptıklarını anlatan Karakaşoğlu, "Sofik Bacı der, başka bir şey demezdik çocuk olarak. Yani çok severdik" diyerek kentin unutulmuş çok kültürlü yapısına ışık tutuyor.

Evlerinin hemen karşısında yıkılan ve kentsel dönüşüme yenik düşen binanın inşaatını gördükçe kentsel mekânların ruhsuzlaşmasına sitem ediyor Cengiz Bey. Eski mahalle samimiyetini bulamamanın yarattığı boşluğu şu sözlerle ifade ediyor: "Yenimahalle’deki o sıcaklığı, o ilişkileri gördükten sonra başka yerde bunu bulamayınca diyorsun ki bir eksiklik var... O sevecenlikle karşılaştırıyorum. Öyle olunca da mutsuz oluyor insan. Bunu bulamıyorum maalesef".

"160 metrekare yerine 80 metrekare", kentsel dönüşüm ve silinen anılar

Bugünlerde bu köklü geçmiş ve yaşanmışlıklar, kentsel dönüşüm tehdidiyle karşı karşıya. Mimari değeri, geniş bahçesi 27 dairesi yol kotunun altında 4, yol üstündeki 3 katı ile kentsel dönüşümcülerin dikkatini çeken bir yapı. Müteahhitler kapıları aşındırmaya başlamış bile. Nur Apartmanı'nın salt arsa payı amacıyla kentsel dönüşüme gitmesine sakinleri şiddetle karşı çıkıyor. Karakaşoğlu, dönüşüm sürecindeki rantsal yaklaşıma dair tepkisini doğrudan şu sözlerle dile getiriyor: "Biz burayı yıkarız. Daireleri yenileriz ama şu anki oturduğunuz dairelerin yarısı kadar size pay veririz dediler. Yani şu anda ben neredeyse 160 metrekarede oturuyorum. 80 metrekarelik bir dairede oturmak elbette ki kimseyi memnun edemez bu koşullarda... Her halükarda ben sağlam olduğuna inandığım binanın yıkılmayacağını düşünüyorum. Binada çok fazla anım var ama yarın yıkıldığında, kentsel dönüşüme girdiğinde elbette onlar da gidecek. Dolayısıyla istemiyoruz".

Cengiz Karakaşoğlu ve apartmanın giriş kapısı

Derin tahliye ve kayboluştan varoluşa anı hamallığı

Bu itiraz, yalnızca bir apartmanın değil, kentin hafızasına karşı duyulan kamusal sorumluluğun da çağrısı. Eğer Nur Apartmanı gibi Ankara’nın hafızasını taşıyan yapılar tescillenip koruma altına alınmazsa, geriye yalnızca fotoğraflarda, plan arşivlerinde ve giderek solan anlatılarda varlığını sürdüren bir kent anlatısı ile, yerine ikame edilen topografyası değiştirilmiş, hikayeden yoksun, birbirinin benzeri bozulmuş kent silueti kalacak.

Çankaya Belediyesi ve Büyükşehir Belediyesi Cumhuriyet’in planlı yerleşimlerindeki konut yapıları ve dönemin nitelikli apartmanlarının korunmasına yönelik güçlü bir irade ortaya koymuyorlar. Bu nedenle Cumhuriyet’in köklü mahallelerindeki yık yap yaklaşımı buldozer gibi sokaklara giriyor. Nitelikli konut dokusunu, modern mimarlık eseri evleri, Cumhuriyet’in kadrolarının hikâyelerini önüne katarak, Küçükesat, Kavaklıdere, Gazi Osman Paşa Ayrancı, Anıttepe, Emek ve Bahçelievler’de Ankara’nın sivil mimarlık hafızasını yerle bir eden devasa bir şantiyeye dönüşüyor.

Görsel 6-Kavaklıdere'de kentsel dönüşüm yıkımları-Tezcan Karakuş Candan

Bir zamanlar ağaç gölgeleriyle, balkon sohbetleriyle, çocuk sesleriyle yaşayan bu mahalleler devasa bir şantiye gürültüsünün içinde hafızalarını kaybediyor, bulanıklaşıyor. Bir kapının eşiğinde bekleyen anılara, bir ağacın gölgesinde edilen sohbetlere, pencerenin önünden geçen hayatlara, sokağın yıllarca biriktirdiği zamana format çekiliyor.

Kentsel dönüşüm bir hafıza silicisi olarak “ gelir, yıkar, gider” yazılarını binaların üzerine asıldıkça perişan olan insanlarda yaratılan boşluk doldurulamıyor. Adım adım, gün gün yaşanan bu derin tahliyeye karşı durmak yalnızca bir binanın geleceği değil, bir kentin kendini hatırlama, hafızasını koruma biçimidir.

Nur Apartmanı işte tam da bu silme işlemi ve derin tahliyeye karşı, hâlâ hatırlanabilir bir kent parçası olarak durmak için uzattığı elin tutulmasını, korunmayı, kollanmayı gelecek kuşaklara anı hamallığı yapmayı sürdürmek istiyor.

Sofik Bacı’nın araladığı bayram kapısı

Bayramın arifesinde Nur Apartmanı hala ayakta. Belki de bugün Nur Apartmanı’nda en çok hissettiğimiz şey, Sofik Bacı’nın araladığı kapıdan taşan sıcaklık, çocuklara uzatılan bayram yumurtası ve “Sen nerelisin?” diye sormadığımız o Ankara’yı hâlâ içinde taşıyor olması. Nur Apartmanı’nın direnişi biraz da bu yüzden kıymetli.

O kapı kapanırsa, biz de bir parçamızla birlikte kapanacağız.

İyi bayramlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
TEZCAN KARAKUŞ CANDAN Arşivi