Eğitimin üvey evlatları: Ücretli öğretmenler

HASAN AYDIN

Yapılan görüşmeler ve anket çalışmalarında kendilerini “köle”, “mevsimlik işçi” veya “üvey evlat” olarak nitelendiren ücretli öğretmenlerin görevlendirilmesine, öğretmen ihtiyacı bulunan farklı illerde bu eğitim-öğretim yılında da devam ediliyor.

Bu görevlendirmelerde başvuru için her ne kadar bazı kriterler öne sürülüp belgeler istense de siyasi iktidarın yerel temsilcileri ile yandaş sendika yetkililerinin referanslarının da devreye girdiği yönünde iddialar bulunmaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın ataması yapılmayan yüz binlerce öğretmene rağmen “eğitimde kaynakların verimli kullanılması” gerekçesini ileri sürerek bu eğitim-öğretim yılında da ücretli öğretmen görevlendirmesine devam etmesi tam bir çelişkidir.

İl ve ilçe millî eğitim müdürlükleri; okullarda boş kadro, doğum izni, ücretsiz izin, hastalık ve rapor gibi nedenlerle kadrolu öğretmen açığı oluştuğunda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 89. maddesine ve 4. maddenin C fıkrasına dayanarak ücretli öğretmen görevlendirmeleri yapmaktadır.

Türkiye'de 1998 yılında kesintisiz sekiz yıllık eğitime geçilirken İngilizce öğretmenliği branşında açık oluşmuştu. MEB, bu açığı kapatmak amacıyla ilk kez bu tarihte ücretli öğretmen görevlendirmesi yaptı. Daha sonraki süreçte, özellikle 2006'dan bu yana farklı branşlardan binlerce ücretli öğretmenin görevlendirilmesine devam edildi.

Öğretmenlik uzmanlık mesleğidir

Öğretmenlik, nitelikli insanların yetiştirilmesinde topluma rol model olmayı gerektiren profesyonel bir meslektir.1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu'nun 43. maddesi öğretmenliği, “Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleği” olarak tarif etmesine rağmen MEB, yeterli düzeyde alan bilgisi ve pedagojik formasyonu olmayan, çoğunlukla ön lisans mezunu ya da farklı alanlardan mezun kişileri okullarda ücretli öğretmen olarak görevlendirmeye çalışmıştır. Sonuçta bu durum, kamuoyunda herkesin öğretmenlik yapabileceği algısına yol açmıştır.

1996-1997 eğitim-öğretim yılında da eğitim fakültesi mezunlarının yetersiz kalması nedeniyle alan dışından; ziraat mühendisliği, veteriner hekimlik, su ürünleri ve fen-edebiyat fakültesi mezunu binlerce kişi, pedagojik formasyon şartı aranmaksızın doğrudan sınıf öğretmeni olarak atanmıştı. Bu uygulama kamuoyunda ciddi tepkilere yol açmıştı.

MEB, görevlendirilen ücretli öğretmen sayısını, illere göre dağılımını ve bunlara ilişkin istatistiki verileri net olarak kamuoyuyla paylaşmıyor. Eğitim sendikalarının açıkladığı verilere göre bu yıl çalışan ücretli öğretmen sayısı 86 bin civarında. Bu sayı, toplam kadrolu öğretmen sayısı dikkate alındığında küçümsenmeyecek bir orana işaret ediyor.

Ücretli öğretmenlerin çalışma koşulları

Çoğunlukla kadrolu öğretmenlerin gidip çalışmak istemediği bölgelerdeki okullarda görevlendirilen ücretli öğretmenler, güvencesiz ve ağır koşullarda çalışıyor.

İşlerinin sürekliliği yok. Kadrolu öğretmen görevine döndüğünde ücretli öğretmenin görevi hemen sona erebiliyor. Çalışmaları, büyük ölçüde yetkili idarecilerin inisiyatifine bağlı. Özellikle okul müdürü, görev yaptığı süre içinde ücretli öğretmenden memnun kalmazsa ikinci kez görevlendirilmesi söz konusu olmayabiliyor.

Ücretli öğretmenler yalnızca girdikleri derslerin karşılığı olan ücreti alıyor. Öğretmenevi, paso ve banka promosyonu gibi kadrolu öğretmenlere sunulan bazı hizmetlerden yararlanamıyor; nöbet ücreti ve kırtasiye ödeneği de alamıyorlar. Çalışmadıkları hafta sonlarında, bayramlarda, ara tatillerde ve yaz tatilinde ücret alamıyor, sigortaları da çalışmıyor.

Her an işten çıkarılma tehdidi altında yaşayan ücretli öğretmenler, yeri geldiğinde ve koşullar uygun olduğunda ek işlerde, semt pazarlarında ya da köylerde bağ ve bahçelerde çalışarak yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor.

Sürekli geçici bir iş döngüsü içinde olan ve geleceğe ilişkin planlar kuramayan ücretli öğretmenlerin güvencesizliği, özel yaşamlarını da etkiliyor. Mesleki doyum sağlayamayan ve aldığı düşük ücretle açlık sınırı altında yaşamaya çalışan ücretli öğretmenlerde tükenmişlik ve buna bağlı tepkiler de oluşabiliyor.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2019-2023 Stratejik Planı'ndaki GZFT (Güçlü Yönler, Zayıf Yönler, Fırsatlar ve Tehditler) analizinde ücretli öğretmenlik uygulaması, “zayıf yönler” kapsamında gösterilmişti.

Ücretli öğretmenlere uygulanan mobbing

Ucuz işgücü uygulamasının eğitimdeki temsilcisi olan ücretli öğretmenler, özellikle görevlendirildikleri bazı merkezi okullarda başta okul idarecileri olmak üzere bir kısım kadrolu öğretmen, veli ve hatta öğrenciler tarafından mobbinge uğrayabiliyor.

Dersine giren öğretmenin ücretli ve geçici olduğunu öğrenen bazı öğrenciler, bilinçli olarak sınıf içinde disiplinsiz davranışlar sergileyerek hem dersin işlenişini engelliyor hem de öğretmenin itibarını düşürmeye çalışıyor.

Bazı veliler de çocuklarının öğretmenle ilgili en küçük memnuniyetsizliğini okul idaresine şikâyet olarak yansıtabiliyor. Bu durum, ücretli öğretmenlerin “işimden olurum” anlayışıyla bazı yanlış tutumları görmezden gelerek sınıfta daha toleranslı davranmayı tercih etmelerine neden olabiliyor.

Yapılan görüşmelerde ücretli öğretmenler, öğretmenler odasında bilinçli olarak dışlandıklarını ve sosyal ilişkilerinin engellendiğini ifade ediyor.

ucretli-ogretmenlik

Ücretli Öğretmenler Dayanışma Derneği'nin talepleri

Yıllarca ek ders karşılığında geçici statüde çalışan ücretli öğretmenlerin özlük ve emeklilik haklarını savunan, kadro talebiyle eylemler düzenleyen Ücretli Öğretmenler Dayanışma Derneği üyeleri, 2026-2027 eğitim-öğretim yılı öncesinde Millî Eğitim Bakanlığı önünde toplanarak ücretli öğretmenlerin prim ve emeklilik haklarının verilmesini, liyakat esaslı bir emek ataması yapılarak kadroya geçirilmesini ve eşit işe eşit ücret ödenmesini istedi.

Dernek üyeleri ayrıca Kamu Denetçiliği Kurumu'nun ücretli öğretmenlerin prim gün sayılarına ilişkin lehte verdiği tavsiye kararının uygulanmasını talep etti. Dernek Başkanı Levent Atasoy, 2 Eylül'de yaptığı konuşmada şunları ifade etti:

“Ücretli öğretmenler toplumun en mağdur kesimidir. Bunu herkesin duyması gerekmektedir. Yeni eğitim-öğretim yılında ücretli öğretmenlere bir statü verilmesi gerekmektedir. Bir öğretmen 25-30 bin liraya çalışmasın. Emeklilik haklarının iadesi için buradayız. Kamu Denetçiliği Kurumu'nun ücretli öğretmenler için verdiği tavsiye kararının uygulanmasını istiyoruz. Emektar ücretli öğretmenlerin geçmişe dönük sigorta primlerinin kendilerine iade edilerek emeklilik haklarının verilmesini istiyoruz.”

Eğitim Sen'den destek

Ücretli Öğretmen Dayanışma Derneği'nin 10 Eylül 2026 tarihinde MEB önünde gerçekleştirdiği eyleme destek ziyaretinde bulunan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Kemal Irmak da ücretli öğretmenlerin sorunlarına dikkat çekti. Irmak şu açıklamalarda bulundu:

“Dünyanın hiçbir eğitim kurumunda aynı işi yapıp onun üçte biri oranında ücret alan bir öğretmenlik uygulaması yok. Bugün fiili olarak çalışan arkadaşlarımız 86 bin. Ancak biz şunu biliyoruz ki yıllarca öğretmenlik yapıp artık bıkıp usanarak evinde oturan, sayıları 100 binlere varan ücretli öğretmenler var.”

Ücretler ve girilen ders saatleri

Mevcut uygulamada ücretli bir öğretmenin bir haftada gireceği maksimum ders sayısı 30, bir aksama olmaması durumunda aylık ders sayısı da 120'dir. Ancak bu sayı, öğretmenin branşına ve okulda ihtiyaç duyulan ders sayısına göre daha da düşük olabilir.

2026 yılının ilk yarısında, ocak-temmuz döneminde net 167 lira olan ek ders ücreti, 2026-2027 eğitim-öğretim yılında net 185 liraya yükseldi. Daha önceki mevzuatta ücretli öğretmene her 5 ders saati için 1 saat ilave ek ders ücreti ödeniyordu. Bu oran, 1 Kasım 2023'te yayımlanan 7769 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile her 2 ders saatine 1 saat ve 1,5 katsayı olarak değiştirildi.

Buna göre 30 saat derse giren bir öğretmenin haftalık ders sayısı, 1,5 ile çarpıldığında 45 saate çıkmış oluyor. Aylık yansıması ise 45 saat x 4 hafta = 180 saat oluyor. Bu rakam, bir saatlik ders ücreti olan 185 lira ile çarpıldığında 185 x 180 = 33.300 liralık aylık maksimum tavan ücret ortaya çıkıyor.

Ancak bu ücreti bütün ücretli öğretmenlerin alabilmesi söz konusu değil. Çünkü genel olarak haftada 30 saat üzerinden ders giren ücretli öğretmen sayısı oldukça az. Açlık sınırının altında kalan bir ücrete mahkûm edilen ücretli öğretmenin geçinebilmesi son derece zor.

Ücretli öğretmenin sigortası kaç gün yatıyor?

Ücretli öğretmenlerin sigortalı olacakları gün sayısının hesaplanmasında maaşa esas alınan maksimum 180 saat değil, öğretmenin fiilen ders girdiği 120 saat esas alınıyor.

Türkiye'de 4857 sayılı İş Kanunu'nun 63. maddesine göre haftalık normal çalışma süresi azami 45 saattir. İş hukukunda bu süre haftanın çalışılan günlerine, yani 6 güne bölünerek günlük çalışma süresi belirleniyor.

45 saat 6 güne bölündüğünde yasal günlük çalışma süresi 7,5 saat oluyor. SGK mevzuatına göre kısmi süreli çalışan gruplar içinde yer alan ücretli öğretmenlerin ay içindeki prim gün sayısı, o ay içinde çalışılan toplam sürenin yasal günlük çalışma süresi olan 7,5 saate bölünmesiyle hesaplanıyor.

Fiilen girilen toplam 120 saatlik ders süresi 7,5'e bölündüğünde 16 günlük sigorta yatırılmış oluyor. Girilen ders sayısı azaldıkça bu miktar daha da düşüyor. Bazı ücretli öğretmenler, SGK primlerini 30 güne tamamlamak için ayrıca ödeme de yapıyor. Genel olarak aylık 12-13 günlük sigortayla bir ücretli öğretmenin emekli olması, adeta bir hayal olarak nitelendiriliyor.

10 Eylül'de Milli Eğitim Bakanlığı önünde toplanan ücretli öğretmenlerden biri, “Sigortamın 2007'den bu yana, 2026'ya kadar yatan kısmı sadece 3.222 gün” derken, başka bir ücretli öğretmen de “Artık biz emekli olamıyoruz. 90 yaşında ancak emekli olabiliyoruz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Kamu Denetçiliği Kurumu, aylar önce haftalık ders saati sınırını aşan ücretli öğretmenlerin sigorta primlerinin aylık 30 gün üzerinden yatırılması yönünde Milli Eğitim Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu'na tavsiyede bulunmuştu.

Yetkili kurumlar, aradan geçen uzun süreye rağmen bu tavsiyeye henüz cevap vermiş değil. Bakanlığın geçmişe yönelik prim ödemelerini kabul etmesi de olası görünmüyor. Daha önce kadroya geçirilenler olmuştu

22 Mart 2018'de, eski Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz döneminde çıkarılan torba yasanın 99. maddesine göre MEB, çalışan 5 bin ücretli öğretmeni 540 iş günü prim ödemesini esas alarak sözleşmeli öğretmen kadrosuna geçirmişti.

Bu uygulama, ücretli öğretmenlerin hizmet süreleri ve prim gün sayıları dikkate alınarak kadroya geçirilebileceğini gösteren önemli bir örnek olarak ortada duruyor. Zor koşullarda; yağmur, kar ve çamur demeden en uzak bölgelerdeki okullarda, kötü şartlar altında çalışan ücretli öğretmenlerin atamaları da hizmet süreleri ve prim gün sayıları dikkate alınarak kademeli biçimde gerçekleştirilmelidir.

Anayasa'ya aykırı olarak çok düşük ücretler ve yarım aylık sigortalarla, deyim yerindeyse kölelik koşullarında çalıştırılan ücretli öğretmenlerin talepleri dikkate alınmalı; eşit işe eşit ücret ödenmeli ve SGK primleri tam yatırılmalıdır.

Ücretli öğretmenlik kalıcı çözüm değildir

Ücretli öğretmenlik, öğretmen açığını kapatmanın kalıcı bir yöntemi değil, eğitim sistemindeki yapısal sorunun üzerini örten geçici bir uygulamadır. Sadece ders sayısı üzerinden geçimini sağlamaya çalışan, ancak özlük ve sosyal haklardan yoksun bırakılan eğitim emekçileri üzerinden sürdürülebilir bir eğitim politikası oluşturulamaz.

Öğretmenlik, birkaç saatlik ders karşılığında ücret ödenerek geçici biçimde sürdürülebilecek sıradan bir iş değildir. Öğretmen, öğrencinin yalnızca ders anlatan kişisi değil; onun gelişimine, kişiliğine ve geleceğine doğrudan etki eden eğitim emekçisidir. Bir tarafta ataması yapılmayan yüz binlerce öğretmen, diğer tarafta okullarda öğretmen açığını kapatmak için güvencesiz biçimde çalıştırılan on binlerce ücretli öğretmen varsa, burada yalnızca ücretli öğretmenlerin değil, eğitim sisteminin de ciddi bir istihdam sorunu vardır.

Öğretmen açığı, yeterli sayıda kadrolu ve güvenceli öğretmen atamasıyla çözülmelidir. Çünkü eğitimde tasarruf, öğretmenin emeğinden kısmakla değil; nitelikli, güvenceli ve eşitlikçi bir öğretmen istihdamı yaratmakla mümkündür.

Önceki ve Sonraki Yazılar
HASAN AYDIN Arşivi