Genelge ve talimatlarla öğretmen yönetilemez

HASAN AYDIN

Milli Eğitim Bakanlığı, resmi ve özel okullarda 2026-2027 Eğitim Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemleri konu alan 2026/70 sayılı genelgeyi 19 Ağustos 2026 tarihinde Bakan Yusuf Tekin'in imzasıyla yayımlayarak 81 ile gönderdi. 44 maddeden oluşan bu genelge, 2026-2027 eğitim öğretim yılının Bakanlığın politikaları doğrultusunda "uygulama birliği" içinde yürütülmesini amaçlıyor. Birçok maddesi tartışmalı ifadeler barındıran bu genelgeye, eğitimciler ve muhalif eğitim sendikaları tepki gösterdi.

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), genelgenin temel yaklaşımının; eğitimin kamusal, bilimsel, laik, çoğulcu ve demokratik niteliğini güçlendirmekten, öğretmenlerin mesleki gelişimini sağlamaktan ve eğitim sisteminin yıllardır çözülemeyen sorunlarına çözüm üretmekten uzak olduğunu açıkladı.

Eğitim ve Bilim İş Görenleri Sendikası (Eğitim İş) ise genelgenin, eğitimin kronikleşmiş sorunlarına çözüm üretmek yerine, öğretmeni daha fazla denetleyen, öğretim süreçlerini merkezi talimatlarla kuşatan ve yönetmeliklerle düzenlenmiş alanlarda dahi genelge yoluyla yeni yükümlülükler yaratmaya çalışan bir anlayışın ürünü olduğunu ifade etti.

Okullarda kalabalık sınıfların varlığı, güvenlik risklerinin devam etmesi, öğrencilere bir öğün ücretsiz yemek verilmemesi, hijyen koşullarına sahip bir ortamın tam sağlanamaması, öğrencilere temiz ve içilebilir su temin edilememesi, tarikatlar aracılığıyla laik ve bilimsel eğitime karşı faaliyetlerin artması; öte yandan öğretmenlerin ekonomik, özlük ve sosyal haklarının yeterince iyileştirilmesi gibi önemli sorunlar devam ederken Milli Eğitim Bakanlığı, yasalara uygun olmayan, yeni yükümlülükler yaratan, öğretmenin mesleki itibarını zedeleyen, idari baskı ve kısıtlamalara öncelik veren genelgelerle eğitim ve öğretime yön verme anlayışını sürdürmektedir.

MEB'in genelgesi, öğrencilerin sosyal ve kültürel gelişimine uygun olmayan, değerler eğitimi kapsamı, çoğulculuk, farklı kimliklerin temsili ve eleştirel düşünce açısından tartışmalı olan ve 2024'te bir oldubittiyle kabul edilip uygulamaya sokulan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ni esas almaktadır.

Genelgede bir taraftan öğretmenin mesleki itibarından, bilgi ve deneyiminden yararlanılmasından, öneri ve görüşlerinin değerlendirilmesinden ve karar süreçlerine katılımından bahsedilirken, diğer tarafta öğretmenin giyeceği önlükten, norm fazlası öğretmenlerin belli bir takvime bağlı olmaksızın atanmalarından, veri girişleri yükünden ve çalışma biçimlerinden bahsedilmektedir.

Öğretmenin itibarı sadece söylemde

Genelgenin 2. maddesinde, eğitim ve öğretim süreçlerinin asli unsuru olan öğretmenlerin mesleki itibarlarının korunup güçlendirilmesi den; bilgi, birikim ve tecrübelerinden mevzuatla belirlenen görev, yetki ve sorumlulukları çerçevesinde etkin bir biçimde yararlanılması; planlama, uygulama, değerlendirme ve karar süreçlerine etkin katılımlarının sağlanmasından; görüş ve önerilerinin değerlendirilmesinden, saygı, güven, iş birliği ve dayanışmaya dayalı çalışma ortamlarının oluşturulmasından bahsetmektedir.

Doğru olan bu ifadelerin uygulamadaki karşılığı ise genel olarak yeterli değil. Yazılanlar kâğıt üzerinde kalıyor. Geçmişte, farklı iktidarlar döneminde, yetkililerin her fırsatta aleyhlerine yapmış oldukları açıklamalarla itibarsızlaştırılmaya çalışılan öğretmenlere karşı oluşturulan olumsuz bakış açısı bugün de sürüyor. Genelgenin bazı maddeleri (23. ve 43. madde) öğretmenin saygınlığından, bilgi, birikim ve tecrübelerinden yararlanılmasından, eğitim süreçlerine katılmasından bahseden genelgenin 2. maddesiyle çelişmektedir.

Eğitim sisteminin en önemli asli unsurlarından biri olan öğretmeni, daha fazla denetlemek için çok sayıda talimat yazmaya gerek yoktur. Öğretmen, alanında uzmanlık, mesleki formasyon eğitimi almış, bunların sonucunda da diplomasını hak etmiş, eğitim öğretim ile ilgili yasaları, yönetmelikleri bilen ve takip eden kişidir.

Öğretmenin itibarı, görüşlerinin dikkate alınmasıyla, mesleki özerklikle, öğrencisine ayırdığı zamanla, çalışma yükünün azaltılmasıyla, branşındaki bilgi ve pedagojik birikimiyle, fikirlerini özgürce ifade etmesinin yanında ekonomik ve sosyal güvencesiyle yükselir. Öğretmenine güvendiğini ifade eden bir Bakanlığın, öğretmenin çalışma hayatını çok ayrıntı içeren talimatlarla düzenlemek zorunda kalması bir çelişkiye işaret etmektedir.

Dijital teknoloji ve öğretmenin artan iş yükü

Okullarda dijital teknolojinin kullanılması; öğretmenin sınav sonuçlarını değerlendirme, raporlama, öğrenci gelişimini izleme, veli-okul iletişimini düzenli takip etmede önemli faydalar sağlamaktadır. Buna karşı çıkmak doğru değildir. Fakat öğretmenin bilgisayara veya çeşitli eğitim platformlarına yapmış olduğu veri girişlerinin önemli bir bölümü eğitim sürecine katkı sunmuyorsa, yapılan bu iş giderek bilgisayar evrakçılığına yol açar.

Öğretmenin iş yükü artar. Aynı veri farklı sistemlere, tekrar tekrar giriliyorsa burada öğretmenin eğitime ayıracağı zamanı çalan bir bürokrasi oluşur ve öğretmen de veri memurunun yapacağı işleri üstlenir. Genelgenin 7. maddesinde İşletmelerde Mesleki Eğitim ve Staj (MEB-İMES) mobil uygulamasının koordinatör öğretmenler tarafından aktif, düzenli ve zorunlu biçimde kullanılması öngörülüyor. İlgili mevzuatlarda tanımlanmış dijital yükümlülüğü MEB-İMES uygulaması ile zorunlu tutmak yanlıştır. 9. maddede ise Öğretmen Bilişim Ağı (ÖBA) üzerinden erişime sunulan, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Öğretmen Eğitim Paketleri’nin öğretmenlerce tamamlanması istenirken, Bakanlığın tek yönlü eğitim politikasının benimsetilmesinin yolu da böylece açılmış oluyor.

Genelgenin 18., 19., 20., 28. ve 36. maddelerinde çok sayıda raporlama ve veri girişinin zamanında, eksiksiz ve doğru yapılmasının istenmesi, öğretmenin görev yükünün ne denli büyük olduğuna işaret etmektedir. Bu durum, süreç içinde öğretmenin öğrencilerine ayıracağı zamanın azalmasına neden olacaktır.

Önlükle itibar kazanılır mı?

Genelgenin 23. maddesi, öğretmenlik mesleğinin saygınlığı, temsil sorumluluğu ve öğrencilere örnek olma niteliğinden söz ettikten sonra öğretmenlerin kılık ve kıyafetlerinde mesleğin vakarına ve kamu hizmetinin ciddiyetine uygun hareket etmelerini ve "önlük" giymelerini öngörüyor. Ayrıca bu hususun öğretmenler kurulunda ele alınması ve millî eğitim müdürlüklerince takip edilmesi de isteniyor.

Öğretmenlerin önlük giyme zorunluluğu yasa ve yönetmeliklerde yazılı değildir. 2023 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'nın yayımladığı 2023/28 sayılı genelgesinin 11. maddesinde "öğretmenlerin, mesleki temsil ve öğrencilere rol model olma bakımından önlük giymeyi tercih etmeleri teşvik edilecektir" denmekteydi. O dönem bu maddeye ilişkin Bakan Tekin'in açıklamaları eğitimde tek tipleştirme tartışmasını başlatırken, eğitim emekçilerinin de büyük tepkisine yol açmıştı.

Eleştiriler üzerine Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, "Biz öğretmen arkadaşlarımıza tavsiye kararında bulunduk. Şu an bir zorunluluk değil" demiş, devamında da, "24 Kasım'da öğretmen arkadaşlarımıza bir önlük hediye etmeyi planlıyoruz" açıklamasında bulunmuştu. Dönemin Eğitim Sen Genel Başkanı Necla Kurul, Bakan Tekin'in öğretmenlerin "eğitimciye yakışır şekilde giyinmesine" ilişkin eleştirisine, "Böyle bir hakareti kabul etmiyoruz. Öğretmenler ne giyeceğini bilecek iradeye sahip meslek grubudur" yanıtını vermişti. Kurul devamında iktidarın rahatsızlığının özellikle kadın eğitim emekçileriyle ilgili olduğunu ifade etmişti.

O yıl Bakan Tekin'in açıklamalarının ardından İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü, meslek liselerinde hazırlatılan önlük tasarımlarını beğenmeyerek, önlük boylarının daha uzun olması talimatını vermişti. Eğitim İş Genel Başkanı Kadem Özbay da, "Bunun amacı başta kadın öğretmenler olmak üzere öğretmenlerin kıyafetlerine karışmaktır. Dizinin biraz üzerindeki önlüğü bile tahammülleri yok" açıklamasını yapmıştı.

2023 yılı 24 Kasım'ında yaklaşık 1 milyon 150 bin öğretmene ücretsiz önlük dağıtmayı hedefleyen MEB, bu önlüklerin parasının halkın ödediği vergilerden kesildiğini hiç dile getirmedi. Öğretmenlerin çoğunluğu da bu önlükleri almadı ya da alıp giymedi.

Özellikle kadın öğretmenlerin kişisel giyinme tercihlerini görünmez kılmaya çalışan anlayış, laik, demokrat eğitim emekçilerinin haklı karşı duruşu karşısında önlük giydirme çabasında başarılı olamadı. Aradan 3 yıl geçti.

Mevzuatta öğretmenlere ilişkin yeni bir kıyafet düzenlemesi yapılmadan, 2026/70 Genelge'de "önlük giymeleri" ifadesinin kullanılması dikkat çekicidir. MEB hukuk normlarını esas almalıdır. Öğretmenin itibarının ve kamu hizmetinin ciddiyeti önlük giymeyle sağlanmıyor.

3 yıl önce tavsiye edilen ve öğretmenlerin büyük çoğunluğunun kabul etmediği bu uygulama, 2026 yılı Ağustos ayında yayımlanan genelge ile neden kesin bir açıklama ile gündeme getiriliyor?

Sınıfların birleştirilmesi veya kapatılması

Genelgenin 26. maddesinde, eğitim öğretim yılı içerisinde sınıf mevcutlarında azalma olması durumunda ilgili şubelerin birleştirileceği ve öğrencisi kalmayan şubelerin kapatılacağı ifade edilmektedir.

Aynı sınıf seviyesindeki şubeler birleştirildiğinde kalabalık sınıflar oluşacak, dolayısıyla öğretmenlerin bu sınıflardaki ders verimliliği azalacak ve devamında da bazı branşlardaki öğretmenler norm kadro fazlası konumuna düşeceklerdir.

Öte yandan Milli Eğitim Bakanlığı, 2025-2026 eğitim öğretim yılında yayımlamış olduğu genelgede, nüfusu az ve dağınık olan köy ve benzeri yerleşim yerlerinde öğrencilerin erişiminin esas olduğunu, öğrencisi azalan okulların açık kalacağını ifade etmişti. Bir tarafta öğrencinin eğitime erişiminden bahsedilirken, diğer tarafta şubelerin birleştirilmesi veya öğrencisi azalan şubelerin kapatılması istenmektedir? MEB yetkilileri, bu durumu nasıl açıklayacaktır?

Norm kadro fazlası öğretmenin geleceğinin belirsizleşmesi

Eğitim planlamasındaki yanlışlıklar, haftalık ders sayısının düşürülmesi, öğrenci yetersizliği sonucu sınıfların birleştirilmesi ya da kapatılması, norm kadro fazlalığına yol açmaktadır. Norm fazlası durumuna düşmek öğretmenlerin kişisel suçu değildir.

Genelgenin 43. maddesi, norm kadro fazlası öğretmenlerin "herhangi bir takvime bağlı olmaksızın" alanlarında öğretmen ihtiyacı bulunan eğitim kurumlarına atanmalarını öngörüyor. Ayrıca ders görevi verilemeyen ihtiyaç veya norm kadro fazlası kadrolu öğretmenlerin Millî Eğitim Akademisi’nde eğitime alınmaları ve eğitimin ardından "öğretmen ihtiyacı" bulunan diğer alanlarda görevlendirilecekleri de belirtiliyor.

9 Ocak 2026 tarihli ve 33132 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı'na Bağlı Öğretmenlerin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği'nin 34. maddesi, ihtiyaç ve norm kadro fazlası öğretmenlerin yer değiştirmelerini ayrıntılı bir usule bağlıyor. Yönetmeliğin 34. maddesinde öncelikle kadroların bulunduğu ilçe, ardından ilçe grubu; tercihlerin dikkate alınması ve hizmet puanı üstünlüğü gibi esaslar düzenleniyor. Hizmet puanı yetersizliği nedeniyle tercihte bulundukları eğitim kurumuna atanamayanlar ile tercihte bulunmayanların atamaları aynı ilçe grubu, boş norm kadrosu bulunan eğitim kurumlarına, hizmet puanı düşük olandan başlanarak resen yapılması öngörülüyor. Maddenin 8. fıkrasında ise bu yer değiştirme işleminin zamana bağlı olmaksızın gerçekleştirilebileceği belirtiliyor.

Burada genelgenin 43. maddesi, yönetmeliğin 34. maddesinde belirlenen tercih, hizmet puanı, ilçe ve ilçe grubu gibi usul ve güvencelerle birlikte nasıl uygulanacaktır? Genelge, yönetmelikte belirlenmiş olan usul ve esasların dışına çıkmamalıdır. Uygulamada öğretmenin tercih hakkı, hizmet puanı esası, mazeretler ve resen atama koşulları net bir şekilde ortaya konulmalıdır.

Öte yandan yıllar süren bir eğitim sonucu kendi alanında uzmanlaşmış bir öğretmenin, kendi alanı dışında başka bir alanda görevlendirilmesinin hangi hukuki ve pedagojik kriterlere göre yapılacağı da merak konusudur.

Norm kadro fazlası öğretmenlerin görev yeri değiştirilirken aile bütünlüğü, mazeretleri, tercih hakkı ve hizmet puanı kriterlerinin tespitinde objektif davranılması gerekmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın son 3 yıldır her eğitim öğretim yılı başında benzer sorunlar için yeni genelgeler yayımlaması tek başına çözüm değildir. Bakanlık yeni yasaklar ve yeni talimatlar sıralamak yerine, mevcut hükümlerin neden uygulanmadığını (kayıt parası alınmaması) açıklaması ve uygulanmasını güvence altına alması gerekir.

Öğretmeni asli görevi olan eğitimden uzaklaştıran veri girişi gibi bürokratik yükler azaltılmalı, dijitalleşme öğretmene yeni bir angarya değil, zaman kazandıran bir araç haline getirilmelidir. Okul güvenliği temenni cümleleriyle değil, personel, fiziki güvenlik ve denetim standartlarıyla somutlaştırılmalıdır.

Öğretmeni yeni talimatlarla kuşatmak yerine ona güven verilmeli, mesleki özerkliği güçlendirilmeli, norm kadro sorunu öğretmenin omuzlarına yüklemek yerine eğitim planlaması sorgulanmalı ve öğretmenin kıyafeti ile değil, emeği ve mesleki birikimi ile ilgilenilmelidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
HASAN AYDIN Arşivi