10 Ekim Katliamı ve cevapsız kalan sorular

HASAN AYDIN

11 yıl önce DİSK, KESK, TMMOB ve TTB gibi sendika ve kitle örgütlerinin çağrısıyla, “savaşa inat, barış hemen şimdi” şiarıyla Emek, Demokrasi ve Barış Mitingi'ne katılanlar Ankara Garı önünde 10 Ekim günü, IŞİD’li iki intihar bombacısının hedefi oldular.

İlki 10.04’te, ikincisi de birkaç saniye sonra patlatılan bombaların etkisiyle gerçekleştirilen katliam ve sonrasında 103 kişi yaşamını yitirirken, çoğunluğu ağır olmak üzere 500’den fazla kişi de yaralandı.

Savaşın karanlığına karşı barış umudunu büyütmek için, Türkiye’nin farklı illerinden Ankara’daki mitinge katılmak için gelen emekçiler, memurlar, kadınlar ve gençlerin umudu, ne yazık ki mitingin başlangıcında gerçekleştirilen bu acımasız, kanlı saldırı ile engellenmek istendi.

10 Ekim Ankara Gar Katliamı'nın hesabı yalnızca bombaları patlatanların yargılanmasıyla sınırlı tutulamaz. Toplumda büyük acılara, onarılması güç yaralanmalara ve travmalara yol açan böylesine büyük ve acımasız saldırı, güvenlik sistemlerinin bütün aşamalarını ve o dönemdeki kamu görevlilerinin ihmallerine yönelik sorgulamayı da gerektirir.

Geride bıraktığımız 11 yıl içinde yakalanan IŞİD’li sanıklardan bazıları yargılandı, çeşitli cezalara çarptırıldı. Bazıları ise firari durumunda. Öte yandan mitinge dair alınan güvenlik önlemleri, saldırı öncesinde yapılan istihbarat çalışmaları ve patlamalardan sonraki polis müdahalesi üzerine yapılan tartışmalar, adalet arayışında önemli başlıklar olarak yerini korumaya devam etti.

Miting öncesi alınan güvenlik önlemlerinin yetersizliği

Yargı dosyalarına yansıyan idari kayıtlarda, 10 Ekim mitingi için gerekli güvenlik hazırlıklarının yapıldığı, arama tedbirlerinin alındığı, güzergâh kontrolünün gerçekleştirildiği ve bunun için de çok sayıda güvenlik personelinin görevlendirildiği ifade ediliyor.

Bu önlemlere rağmen hazırlanan güvenlik planı, 10 Ekim günü için yeterli olamamıştır. Diyarbakır ve Suruç patlamaları sonrasında IŞİD tarafından kalabalık bir toplantı ve/veya mitinge yönelik ses getirecek birden çok canlı bomba eylemi yapılacağına dair açık istihbarat varken, bu bilgiye dayalı neden acil bir önlem alınmadığı da merak ediliyor.

Bu katliamı planlayan, lojistik destek sağlayan ve doğrudan yardım eden IŞİD’lilerin bir kısmı bombalı saldırıdan kısa bir süre sonra çok sayıda otomatik silah ve patlayıcılarla birlikte Gaziantep’te yakalandı. IŞİD’in Türkiye örgütlenmelerini aydınlatabilecek bilgiye sahip iki elebaşı Yunus Durmaz ve Halil İbrahim Durgun’un yakalanmamak için kendilerini patlatarak öldüğü emniyet yetkililerince açıklandı.

Katliam sonrasında, yakalanan ilk şüpheli Yakup Şahin’in 14 Ekim’de alınan ifadesi bir hafta sonra basına sızdı. Şahin ifadesinde Gaziantep’ten iki araçla yola çıktıklarını, kendisinin öndeki aracıyla gözcü olduğunu, arkadaki araçta canlı bombaları taşıyan Halil İbrahim Durgun’un kendisini takip ettiğini, kullanmış olduğu aracın Adana-Pozantı’da polis aramasına takıldığını, fakat Durgun’un camları filmle kaplı Focus marka aracının yapılan aramadan nasıl geçtiğini anlamadığını ifade ediyordu.

Her miting öncesi şehir dışından gelen araçların aranması, kimlik kontrolü ve kamera çekimlerinin yapılması söz konusu iken, bu işlemlerin o gün neden yeterli düzeyde yapılmadığı sorularına verilecek yanıtlar da yetersiz kaldı. Miting tertip komitesi başkanı KESK Genel Sekreteri Hasan Toprak, basına yaptığı açıklamada, miting öncesi ve sonrasındaki tuhaflıklara dikkat çekerek “alanda emniyet görevlilerinin bulunmadığını, trafiğin istenen saatte kesilmediğini, yürüyüşe başlanacakken emniyetçe bekletilmelerinin şüpheli olduğunu” söylüyordu. (10 Ekim Ankara Katliamı Davası / Duymak Zorundasınız, sayfa 32)

Patlama sonrası olay yerinde yaşanan hukuksuzluklar

Patlamanın ardından en fazla tartışılan konulardan biri de alandaki kitleye polisin yaptığı müdahaleydi. Olay yeri ile ilgili olarak 95 avukatın hazırlamış oldukları tutanakta; "olay yerine gelindiğinde patlamaların gerçekleştiği yerin korunma altına alınmadığı, patlamalardan yaklaşık 1,5 saat sonra olay yeri inceleme ekiplerinin, 2,5 saat sonra da başsavcı vekilinin olay yerine geldiği, bazı insanların delillerin üzerine basarak gezindikleri, olay yeri inceleme alanının dar tutulduğu, kimliklendirme için zorunlu doku örnekleri, eşya ve suçun aydınlatılmasında yarayacak gerekli fiziksel delillerin inceleme dışı bırakıldığı, patlamanın ardından patlama alanına doğru mitinge katılanlara karşı göz yaşartıcı kimyasal ve plastik mermi kullanıldığı ve ambulans yolunun da çevik kuvvet tarafından kapatıldığı" ifade edilmişti.

Saldırı sonrasında ilk öncelik yaralıların planlı bir biçimde tahliyesi, sağlık ekiplerinin olay yerine ulaşması ve ilk yardımın kesintisiz yürütülmesidir. Kalabalığı kontrol altına alma gerekçesiyle kullanılan yöntemlerin yaralılara erişimi engellediği gerçeği söz konusudur.

Adalet arayışı bitmedi

Ankara Gar Katliamı'na ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame 13 Temmuz 2016’da Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. IŞİD’li Yunus Durmaz adlı katliam planlayıcısının evinde ele geçirilen dijital materyallere dayandırılarak hazırlandığı ifade edilen bu iddianamenin, yetersiz olduğu ve birçok soruya cevap veremediği dava avukatlarınca ifade edildi.

• İlk duruşma 7 Kasım 2016’da başladı. Yargılama saldırıyı gerçekleştiren kişiler ile örgütsel hazırlık ve lojistik faaliyetlerle bağlantılı sanıkların ceza sorumluluğunu belirlemeyi amaçlıyordu. Davada tutuklu olanların dışında hâlen firari sanıklar da bulunmaktaydı.

• Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, 3 Ağustos 2018’de ana davada kararını açıkladı. Mahkeme 9 sanık hakkında “anayasal düzeni ihlal ve kasten öldürme” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Firari 16 sanığın dosyası ayrıldı. Erman Ekici adlı sanık ise örgüt yöneticiliği suçundan 18 yıl hapse mahkûm edildi. Bu karardaki ceza hükmü saldırının örgütsel boyutuna ilişkin olması nedeniyle önemliydi.

• Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi ana davadaki hükümleri istinaf aşamasında inceledi. 2020’de verilen kararla 9 sanık hakkındaki ağırlaştırılmış müebbet cezalarının önemli bir bölümünü onadı. Dosya daha sonra Yargıtay'a gönderildi.

• 29 Temmuz 2022’de Yargıtay 3. Ceza Dairesi Erman Ekici’nin örgüt yöneticiliği mahkûmiyetini bozarak, Ekici’nin kasten adam öldürme ve insanlığa karşı suç işleme ile yargılanmasını istedi.

• 1 Temmuz 2024’te Yargıtay'ın bozma kararından sonra Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi 9 sanık hakkındaki mahkûmiyetleri yeniden hükme bağladı. Erman Ekici’ye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verirken, diğer yandan Ekici hakkında insanlığa karşı suçtan beraat kararı verdi. Bu davanın insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmesi ile davaya ilişkin zaman aşımı işletilmiş oldu. Ekici hakkında insanlığa karşı suçtan verilen beraat kararına karşı istinaf başvurusu da Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi'nce reddedildi.

• 25 Eylül 2026’da Suriye’de yakalanarak Türkiye’ye getirilen Ömer Deniz Dündar bu dosyada tutuklu sanık olarak Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandı. Mahkeme, Dündar’ın tutukluluğuna karar vererek duruşmayı 3 Aralık 2026 tarihine erteledi. Sonuç olarak firari sanıklar açısından dava hâlâ devam ediyor.

Kamu görevlilerinin görev ihmali hakkındaki süreç

Katliam saldırısı öncesinde elde edilen istihbaratın değerlendirilmesi ve miting için gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmadığına dair tartışmalar yıllardır sürüyor. Ankara 2. Sulh Mahkemesi, soruşturmayı yürüten Ankara Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı Suçlar Bürosu'nun talebiyle, 11 Ekim 2015’te soruşturma dosyası üzerinde kısıtlama kararı aldı.

Dönemin Başkanı Ahmet Davutoğlu tarafından daha önce “öfkeli çocuklar” olarak tanımlanan IŞİD’lilerin bombalı intihar saldırısı sonrasında ülkede üç günlük yas ilan edildi. Eleştiriler üzerine Başbakan ve AKP Genel Başkanı Davutoğlu, “Bu hükümet AK Parti hükümeti değil, seçim hükümetidir. Keşke ulusal birlik hükümeti ile zorlukları göğüsleseydik” dedi.

Saldırıdan hemen sonra İçişleri, Adalet ve Sağlık bakanları bir basın toplantısı düzenledi. Bir gazetecinin, İçişleri Bakanı Selami Altınok’a güvenlik zafiyeti nedeniyle istifa etmeyi düşünüp düşünmediğini sorması üzerine yanında oturan Adalet Bakanı Kenan İpek gülmüştü. Kameralar karşısında acının ve öfkenin dorukta olduğu bir günde gerçekleşen bu gülme olayı da kamuoyunda büyük tepkilere neden olmuştu.

Bu basın toplantısında gazetecinin sorusuna “Güvenlik açığı ile alakalı hiçbir şey söz konusu değildir. Miting Sıhhiye Meydanı’ndadır ve miting alanının etrafı bariyerlerle kapatılmıştı ve alana girildiğinde arama yapılacaktı. Mitingle alakalı herhangi bir güvenlik zafiyeti düşünüyorum” şeklinde yanıt veren Bakan Altınok’un bu açıklamasına rağmen İçişleri Bakanlığı, Ankara İl Emniyet Müdürü ve iki emniyet şube müdürünü 14 Ekim 2015’te görevden almıştı.

İçişleri Bakanlığı'ndan konuyla ilgili olarak da şu açıklama yapılmıştı:

“10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde meydana gelen menfur terör saldırısını bütün yönleriyle soruşturmakla görevlendirilen mülkiye ve polis başmüfettişlerinin teklifleri doğrultusunda soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi için Ankara İl Emniyet Müdürü, İstihbarat Şube Müdürü ve Güvenlik Şube Müdürü görevlerinden uzaklaştırılmıştır.”

Mülkiye başmüfettişi ve polis başmüfettişlerinin Ankara Gar saldırısıyla ilgili hazırlamış oldukları 25 Şubat 2016 tarihli ön raporda, Ankara Emniyet Müdürü başta olmak üzere konuyla ilgili şube müdürleri hakkında soruşturma izni verilmesi istendi. Valilik ise sorumlu emniyet görevlileri hakkında soruşturma izni vermedi. Bu kararın gönderildiği Cumhuriyet Başsavcılığı da itiraz hakkını kullanmadı.

Raporun ayrıntıları o dönemde Cumhuriyet Gazetesi'nde Kemal Göktaş, Evrensel Gazetesi'nde ise Cem Gurbetoğlu ve Tamer Arda Erşin imzasıyla yayınlanmıştı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise 10 Ekim Ankara Gar saldırısına dair müfettiş raporunu haberleştiren gazetecilere kamu görevlisinin hüviyetini açıkladıkları suçlamasıyla soruşturma başlatmıştı.

8 Şubat 2017’de Ankara Bölge İdare Mahkemesi, 3. İdari Dava Dairesinin E. 2016/569, K. 2017/81 sayılı kararında Ankara Valiliği'nin 1 Kasım 2016 tarihli işleme koymama kararını kaldırdı. Bu kararla, ilgili kamu görevlileri hakkında yapılan başvurunun değerlendirilmesinin önü açılmış oldu.

14 Aralık 2023’te Anayasa Mahkemesi, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı'nda ihmali bulunan kamu görevlilerine ilişkin soruşturmanın takipsizlikle kapanması üzerine yapılan bireysel başvuruyu “kabul edilemez” buldu. AYM kararıyla birlikte olaya ilişkin kamu görevlilerinin ihmaliyle ilgili başvurulacak hukuk yolları tükendi.

10 Ekim Ankara Gar saldırısında yaralanan Selçuk Coşkun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 9 Temmuz 2024’te Türkiye’nin İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesindeki yaşam hakkı bakımından yükümlülüklerini yerine getirmediğini ifade eden bir başvuru yaptı. AİHM de yaşam hakkının ihlal edilmediğine hükmederek tazminat talebini reddetti.

Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı, kamu görevlilerinin ihmaline ve görevi kötüye kullanmalarına dair 6 Kasım 2023’te Gaziantep Valiliği'nden soruşturma izni istedi. Valilik soruşturma izni vermedi. Son olarak 17 Haziran 2026 tarihli kamu görevlileri yönünden yeniden “soruşturma yapılmasına yer olmadığına” hükmedildi. Dosyayı takip eden 10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu, katliamın insanlığa karşı suç niteliğinde olduğunu, bu nedenle zaman aşımı uygulanamayacağını savundu. Avukatlar, yalnızca faillerin değil, ihmali bulunan kamu görevlilerinin de sorumluluğunun araştırılması gerektiğini belirtti.

Bu katliama ilişkin davalarda mağdur aileler ve onların avukatlarının ısrarlı mücadeleleri yaşananları kamuoyunun gündeminde tutma çabaları çok değerli ve önemlidir. Saldırının ardından kısa bir süre sonra Ankara Gar katliamında yaşamlarını yitirenleri unutmamak, hak arayışı mücadelesini büyütmek ve faillerden hesap sormak amacıyla 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği kuruldu.

10 Ekim mağdurlarını adaletsizlikle, haksızlıkla ve hafızasızlıkla terbiye etme çabalarına karşı heykeltıraş Metin Yurdanul’un yaptığı simgesel anıtın, 9 Ekim 2024’te Ankara Garı önünde açılışının yapılmasının önemi büyüktür.

Bu saldırı davası tüm geçmiş aşamalarına rağmen henüz bitmemiştir. Bir katliamın hesabını sormak birkaç eli katili cezalandırmakla tamamlanamaz. Saldırının nasıl örgütlendiği, faillerin kimlerden yardım aldığı, saldırı öncesinde hangi istihbarat bilgilerinin bulunduğu ve vatandaşın güvenliğini sağlamakla yükümlü kamu kurumlarının görevini yerine getirip getirmediği soruları da adalet arayışının içindedir. Adalet, yalnızca verilen cezalarla değil, gerçeğin tüm yönleriyle araştırılması ve sorumluluğun hukuka uygun biçimde gerçekleştirilmesi ile anlam kazanır.

“Hatırladığın kadar güçlü, unuttuğun kadar suçlusun” cümlesinden hareketle 10 Ekim Ankara Gar Katliamı unutulmamalı, gerçek suçlular ve bu olayla ilgili görev ihmal olanlar adalet önünde yargılanmalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
HASAN AYDIN Arşivi