ORHAN GAZİ ERTEKİN

ORHAN GAZİ ERTEKİN

Türban ile serüvenimiz

Yazının en başından iki iddiada bulunacağım. Birincisi Türkiye’de türban yasağının anayasal ve yasal bir gerekçesi olmadı. Geçmişte de olmadı bugünde de…Yönetmelik ve genelge düzeyinde ortaya çıkmıştır yasaklar. Bugünkü siyasi tarafların türban üzerine konumları ise Türkiye’nin hukuk ile ilişkisine ve bu ilişkinin doğasına dairdir. Türkiye siyasetinde yasalar ve anayasalar siyasi tarafların oyunlarının sahası ve aracıdır. Türk devlet bilimi ve politik oyuncuları böyle çalışır: Yasalar politikanın hacmini ve mesahasını oluşturur…

İkinci iddiam ise türbanın her daim siyasi bir mesele olduğudur. Kültürel bir mesele olduğunda da siyasi bir meseledir. CHP’nin ve Türkiye’de solun görevi onu bir kültürel alan haline getirmek, AKP ve benzerlerinin ise ideolojik ve politik bir mesele haline dönüştürmektir. Yani AKP ve CHP türban ve yasalar bahsinde makul bir politik oyunun içindedirler. Türbanı AKP’den daha fazla ideolojik ve politik bir mesele haline getiren yakın dönem CHP geleneğinin dili ve söylemi değişirken özgürlük ve eşitlik ihtimali giderek yükselecektir. Çünkü türbanın ortak toplumsal zamanımızın dışına yerleştirilmesinde ısrar onun daha güçlü bir siyasi sembol olmasından başka bir sonuç doğurmaz. Bu nedenle CHP’nin kendi geleneğini terk ederek türbanı kültürelleştirme hamlesi makul ve yenilik getiricidir. Tıpkı onun siyasi bir mesele olarak kalması için uğraşan AKP’nin karşı hamlesinin eski oyunları devam ettirmeye çalışması gibi…

Sürecin hikayesi şöyledir:

Cumhuriyetçiler ve Türban Yasağı

Kemalistler 1970’lerdeki genelge atılımlarından sonra 1980’lerin sonunda bir anayasa mahkemesi karar gerekçesinden hareketle üniversitede türban yasağı üretmişlerdi. Ne anayasa ne yasalar bu yasağı koyuyordu. Sadece bir kararın gerekçesinden bir ibare üzerinden yasak getirildi üniversitede. Bunun üzerine AKP 2008’de parlamentoda içinde o dönem Kürt siyasi hareketinin partisi olan DTP'nin (Demokratik Toplum Partisi) de olduğu 411 oyla “türban serbestisi” getireceğini düşünerek bir anayasa değişikliği tasarısı hazırladı. Anayasal değişiklikte türbana dair bir ifade yoktu aslında. Ama zamanın anayasa mahkemesi bunun türban düzenlemesi olduğunu söyleyerek değişikliği iptal etti. Herkes birbirini doğru anlıyordu. Çünkü bu ülkede her yasanın ancak iktidar gücü ile konuşabileceği, iktidar değiştiğinde aynı yasanın başka türlü konuşacağı hepimize öğretilmişti. Türkiye’nin hukuk ile ilişkisi buydu….

Türban, Anayasa ve Kanun

Şimdi ise CHP kanun değişikliği, AKP ise anayasa değişikliği öneriyor… İlk olarak türbana anayasal çözüm olmaz! Türbanı açık bir ifadeyle anayasa metninde serbest bırakmak türbanı bir resmî üniformaya dönüştürür. Bu Cumhuriyet ile birlikte kurulan “Türk tipi Diyanet Devleti”ni Rus tipi “kilise devleti”ne doğru ilerletir. Çünkü anayasal düzeyde türban zaten serbest olduğundan ona anayasal bir statü açmak onu devletin esas yapılardan birisi haline getirmek anlamına gelir. Kanun düzeyinde ‘türban”ı doğrudan anarak serbest bırakmak ise türbanı kurumsal bir muhatap haline getirir. Kanunda amaç eğer türbanın yasak olduğu yerlerde serbest bırakmak ise yapılacak şey yasağı kaldırmaktır. Çünkü türban da dahil her türlü giyim birbiriyle ilintili bir giyim kuşam özgürlüğü içinde yaşam bulur. Anayasa ve yasalar, türbana özgürlüğü genel ve ilkesel düzeyde çözerler. Bu çerçevede CHP’nin yasa taslağı incelendiğinde “kadınların giyim kuşam özgürlüğü” ile ilgili olduğu ortaya çıkıyor ve özgürlük alanlarının yasallaştırılması bakımından bir sorun görünmüyor.

Bu gelişmelerin Türkiye solunun genelinde bir laiklik alarmı ile karşılanması oldukça tuhaftır. Oysa “Türk tipi laiklik”, gayrimüslimler ve Alevilerin Cumhuriyetin makul ve makbul kimliğinin dışında tutulması nedeniyle başarısız ve çelişik bir laiklik türüdür. Sadece Diyanet İşleri Başkanlığından söz etmiyorum. Cumhuriyetin sonraki toplumsal kimlik politikaları ile de beslenen “din esaslı mübadele” politikaları da Türkiye laikliğinin esaslı toplumsal temellerinin dışlanması ile ilerlemiştir. Bu yol Türk laikliğinin sürekli kendi kuyruğunu ısırmak üzere üretilmiş bir “kamu anlayışı”na dayanır ve laikliği bizzat dinselliğin içinde inşa eder. Sünni İslam temeline dayalı bir kimlik oluşturup, toplumu bu kimliğin içine yerleştirerek laiklik söylemine sahip çıkmak Cumhuriyeti daimi bir dinsellik krizi içinde tutmuş, laikliğini de bu krizin sahası yapmıştır. Bu nedenle bu geleneğin içinde yer tutarak verilecek bir sekülerizm mücadelesi yoktur. Fakat dinsel alanların kültürelleştirilmesine ve orada özgür kılınmasına dair her tür yenilik; yeni bir söylem ve vaat, politik alanı da yeniler ve geliştirir. HDP bunu çoktan keşfetmişti. Fakat CHP’nin politik teolojiye yavaş yavaş ilgi duyması iyiye işarettir…

Önceki ve Sonraki Yazılar