BURAK SOYER
“Mutsuzluğun başkenti”nde dönen dolaplar, “Behzat Ç.”nin yeni sezonunda da ayyuka çıkıyor ve nedense izleyici bunlara hiç mi hiç şaşırmıyor…
Gönüllerin amiri “Behzat Ç.”nin, son macera serisi “Çekiç ve Gül”ün dördüncü sezonu HBO Max’te geçtiğimiz cuma günü tüm bölümleriyle izleyiciyle buluştu. Yönetmenliğini Devrim Özkan’ın üstlendiği, senaryosunu eser sahibi Emrah Serbes’in kaleme aldığı, başrollerinde Erdal Beşikçioğlu, İnanç Konukçu, Berkan Şal, Canan Ergüder, Derin Beşikçioğlu, Kaan Sevi’nin yer aldığı “Çekiç ve Gül: Bir Behzat Ç. Hikâyesi”, bu kez işi ağırdan alan, polisiye tarafından ziyade at izinin it izine ziyadesiyle karışmış memleket gündemiyle hemhal olmuş sekiz bölümlük bir sezonla karşımızda.
“Behzat Ç.” ilk yayınlandığı 2010 yılından bu yana her bölümünde bir vaka üzerine odaklanırken büyük resimde Türkiye Cumhuriyeti’nin içinde on yıllar boyunca çöreklenmiş “devlet içinde devlet”in icraatlarını bir bir ortaya döktü. Kritik noktalara hangi görüşten olursa olsun kendi adamlarını getirerek “derin” yapılanmaların oluşumu dizinin bütününe bağlanırken üçüncü sayfa haberlerinden gündüz kuşağı programlarına, ülkede infial yaratan siyasi cinayetlere kadar el atmadık yer bırakmamıştı. Hrant Dink suikastını da işledi, Sinan Ateş cinayetini de. Yeri geldi KCK’lılarla bağlantılı vakaları çözdü. “İyi bir adam olamayan ama kimsenin adamı da olmayan” “Behzat Ç.”, tek bir şeyden vazgeçmedi: Hakkı yenenin, ezilenin, mağdurun, ensesi kalın kodamanların karşısında artık ağır aksak dahi ilerlemeyen adalet sisteminin yanında kendi adaletini uygulamaktan! Bu yüzden de bizim bildiğimiz on altı yıl içinde en azından emniyet müdür yardımcısı olacakken, yediği kıdem tenzilleri yüzünden bir başkomiser olarak kaldı. Tıpkı itibarı gibi…

Gelelim “Çekiç ve Gül: Bir Behzat Ç. Hikâyesi”nin dördüncü sezonuna. Mevzu hem her teaser’ı bile merakla beklenen bir karakter dizisi hem de polisiye olduğu için çok fazla detaya girmeyeceğim. Ancak Emrah Serbes, kalemini yine neresinden tutsak elimizden kalacak çürümüş bir ülkenin hali pür meali üzerine oynatmış. Kadın, çocuk cinayetlerinden yeni nesil mafyaya, paçalardan akan garibanlığın müsebbip olduğu 100 liralık mesele yüzünden hasmının suratını püreye çevirenlere, failleri üç otuzluk sürede serbest kalan ya da bir gece nezarethanede “misafir edilen” “Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?” diye amcasına, dayısına, babasına güvenip kafasına estiğini yapan hiçbir işe yaramayan asalaklara kadar sıradan bir Türkiye gününde, sosyal medyada, haber sitelerinde, gündüz kuşağı programlarında, televizyonların haber bültenlerinde karşımıza çıkan kokuşmuş ne kadar pislik varsa önümüze dökmüş.
Diziyi bitirdikten sonra izleyenler “Bunu bilmeyen mi var?” diye haklı bir soru sorabilirler. Ancak sanatın bir işlevi de bu zaten: Bilineni, görüneni, kendi yöntemiyle, farklı bir perspektiften aktarmak ve bu soruyu bir kez daha sordurmak. “Çekiç ve Gül: Bir Behzat Ç. Hikâyesi” de dördüncü sezonuyla bunu yeniden fazlasıyla yerine getiriyor. “Mutsuzluğun başkenti”nde dönen dolaplar, “Behzat Ç.”nin yeni sezonunda da ayyuka çıkıyor ve nedense izleyici bunlara hiç mi hiç şaşırmıyor…