Okullarda şiddet ve geç kalan devlet gerçeği

HASAN AYDIN

Önce 14 Nisan' da Şanlıurfa' nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Meslek Lisesi' nde, bir gün sonra da Kahramanmaraş' ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu’nda gerçekleşen, çok sayıda ölüm ve yaralanmalara neden olan okul saldırıları, eğitim emekçileri ve kamuoyunun büyük tepkisine neden oldu. Siverek'teki okul saldırısını, okulun eski öğrencisi 19 yaşındaki Ömer Ket, pompalı tüfekle gerçekleştirmiş,16 kişiyi yaraladıktan sonra da aynı silahla intihar etmişti. Büyük öfkeye neden olan bu saldırıyı protesto etmek için alanlara çıkan eğitim sendikaları, 15-16 Nisan' da ülke genelinde iki gün süreyle iş bırakma eylemi başlattı.

Eğitim sendikaları, okullarda kadrolu güvenlik personeli, yeterli rehber öğretmen, sağlıklı ve güvenli eğitim taleplerini basın açıklamalarıyla dile getirirken, okullardaki artan şiddet olayları nedeniyle Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'ide istifaya çağırdılar. Açıklamalarda" Okullarımızı şiddete teslim etmeyeceğiz" ve "Eğitimde şiddet istemiyoruz" sloganları öne çıktı. Ankara'daki eylemler devam ederken Kahramanmaraş’taki Ayser Çalık Ortaokulu'nda öğretmen ve öğrencilere yönelik katliama dönüşen silahlı saldırı haberi gelince, Eğitim - Sen ve Eğitim - İş sendikaları iki gün olarak planladıkları iş bırakma eylemlerini üç güne çıkardı.

ekran-resmi-2026-04-27-05-36-47.png

Kahramanmaraş' taki okul katliamı

Çok sayıdaki can kayıpları ve ağır sonuçları nedeniyle Türkiye'nin en büyük silahlı okul saldırısı, Kahramanmaraş 'taki Ayser Çalık Ortaokulu'nda 15 Nisan günü aynı okulun 8. sınıf öğrencisi İsa Aras Mersinli tarafından gerçekleştirildi. Saldırıda 1'i öğretmen ve 8'i öğrenci olmak üzere 9 kişi hayatını kaybetti. 6'sı da ağır olmak üzere 13 kişide yaralandı. Polis Başmüfettişi babasına ait 5 silah ve mermi dolu 7 şarjörle okula gelip bu acımasız saldırıyı gerçekleştiren ve 2014 yılında ABD deki California Üniversitesi yakınlarında düzenlediği saldırıda 6 kişiyi öldüren Elliot Rodger 'in görselini WhatsApp profilinde kullanan saldırgan öğrencinin de olay esnasında öldüğü açıklanırken, babası Uğur Mersinli' de olay sonrasında tutuklandı.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş ' taki okullarda meydana gelen büyük okul saldırılarının ardından ülke genelinde okullardaki güvenlik tedbirleri artırıldı. Okul önlerinde ve okul çevresinde polis ekiplerince yoğun denetimler gerçekleştirildi. Kahramanmaraş Milli Eğitim Müdürü Erhan Baydur görevden alınırken yerine Turan Akpınar atandı.

İçişleri, Millî Eğitim, Adalet ve Sağlık Bakanları bölgeye giderek incelemelerde bulundu. Aile ve Sosyal Hizmet Bakanlığı, ailelere psikososyal destek sağlamak için uzman personelden oluşan ekiplerin sahaya yönlendirildiğini açıkladı. Sürecin devamında İçişleri Bakanı ve Milli Eğitim Bakanı 81 ilin valisi ile video konferans üzerinden basına kapalı bir toplantı yaparak okullardaki ve çevresindeki güvenlik önlemlerini değerlendirirken aynı zamanda olayı incelemek için Bakanlık Başmüfettişlerini görevlendirdikleri açıklamasını yaptılar.

Bir gün arayla gerçekleşen ve okul katliamına dönüşen bu saldırılar, şiddetin eğitim kurumlarında sadece bireysel değil, aynı zamanda yapısal bir olgu haline geldiğini göstermektedir. Okulların, öğrenciler ve eğitim emekçileri için güvenli ve sağlıklı kamusal bir alan olma özelliği mutlaka korunmalıdır.

Olay gerçekleştikten sonra önlem alma

Türkiye'de kamu yönetimindeki pratik; çoğunlukla bir olay gerçekleşmeden önce önlem almaya değil, olay olduktan sonra önlem alma ve müdahale etme alışkanlığına dayanıyor. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen okul saldırıları ise en ağır sonuçları ile karşımızda duruyor. Okul güvenliğinin sağlanması ve alınacak önlemlerle ilgili olarak eğitim sendikaları, konunun uzmanı akademisyenler, duyarlı gazeteciler ve bazı muhalif siyasi parti yöneticileri, yıllardır iktidara ve özellikle cemaat ve tarikatlarla protokol imzalayan Millî Eğitim Bakanı'na uyarılarda bulunup, önerilerini açıklıyor ve raporları kamuoyuna sunuyorlardı. Fakat Milli Eğitim Bakanlığı, dile getirilen bu hayati riskleri, birer olasılık olarak görüp hep erteledi. Bakan Yusuf Tekin Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli doğrultusunda laik bilimsel eğitimi dikkate almayarak kendi eğitim politikasını sürdürdü.

2024/11/16/yusuf-tekin-1.webp

4 Haziran 2023' te göreve başlayan Yusuf Tekin' in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde, okullarda meydana gelen şiddet olaylarına bağlı olarak öğretmen ve öğrenci ölümleri ve yaralanmaları arttı. Kahramanmaraş'taki okul katliamının ardından CHP’nin Gölge Millî Eğitim Bakanı Suat Özçağdaş, iktidarın şiddet olayları ile ilgili çağrılara kulak tıkadığını şu ifadelerle özetlemişti. "" Eylül 2023' ten bu yana, okullarda bu son iki günkü olaylarla beraber 46 şiddet vakası oldu. Yusuf Tekin bakanken 37 öğretmen ve öğrencimiz öldü. 37 kişi! Dünyanın herhangi bir anlamlı bir ülkesinde bir tanesi olsaydı bir tedbir alınırdı, birileri istifa ederdi, birileri strateji geliştirirdi. Televizyonlarda anlattık, Meclis' te söyledik, okulların her birisine bir araştırma önergesi vererek, yasa teklifi vererek, soru önergeleri vererek, televizyon konuşmaları yaparak...' 60 bin okul var, her birine bir güvenlik görevlisi atayalım' dedik. Bir ay önce Genel Başkanımız Özgür Özel, uzman çavuşların özel durumunu da göz önüne alarak,' bu deneyimli arkadaşlarımızı okullarda görevlendirelim' dedi. Ben Eylül 2023' ten bu yana söylüyorum."

8 Mart 2026 günü Kısa Dalga 'da yayınlanan " Okul güvenliği ve öğretmene yönelik şiddet" başlıklı yazımda, okulların çoğunda yeterli güvenlik görevlisinin bulunmadığını, okul giriş ve çıkışlarının yeterince denetlenmediğini, eğitimcilerin güvenli bir çalışma talebinde ısrar etmelerinin en doğal hakları olduğunu, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri ile sorunlu öğrencilere yönelik erken müdahale ve destek programları yaşama geçirilirken okul ve aileler arasında sağlam bir iletişim için çaba sarf edilmesini ifade ederek, bazı önerilerde bulunmuştum. Süreç içinde gelişen olaylar; yaptığımız tespit ve önerilerimizde ne kadar haklı olduğumuzu ortaya koydu. Yaşananlar ve sonuçlarına ilişkin başlıklar bu kez İçişleri Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından " 7 basamaklı güvenlik modeli" olarak masaya kondu.

Okullardaki şiddete yönelik alınan önlemler

Hükümet, Milli Eğitim Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın koordinasyonunda; okul ve çevresinin güvenlik tedbirlerini(okula serbest girişin yasaklanması, velilerin sadece randevu ve kimlik kontrolüyle okula alınması, öğrenci dışındaki kişilerin okul binasına girişinin sınırlandırılması, kıyafet ve eşya denetimi),teknolojik izleme sistemlerini ( kamera ve turnike sistemleri, x-ray cihazı ile el detektörlerinin kullanılması)risk analizi ve erken uyarı mekanizmalarını( yapay zeka destekli risk analizlerinin yapılması, siber devriye ve erken uyarı sistemi) aile odaklı takip, sosyal medya ve dijital izleme, psikososyal destek, öğretmenlere ve idarecilere yönelik kriz eğitiminin verilmesi, bakanlıklar arası veri paylaşımının yapılması ve rehberlik kapasitesinin daha da hassas hale getirilmesi gibi önlemleri çözüm olarak sundu. Bu önlemlerin uygulanması için nasıl bir yol izleneceğini eğitim sendikaları ve kamuoyu zaman içinde mutlaka takip edecektir.

Son okul saldırılarıyla toplumda oluşan tepkiyi yatıştırmaya yönelik olarak uygulamaya sokulan bu önlemlerin, tamamı olmasa bile bir kısmı aynı kararlılık ve aynı hızla uygulansaydı, 14-15 Nisan'daki saldırıların acı sonuçları bugün ülkede tartışılır olmazdı.

Önlemlere karşı yapılan eleştiriler

Yeni açıklanan fiziksel güvenlik önlemleri, okulu yarı güvenlikli alana dönüştürme eğilimini yansıtmaktadır. Önlemlerin büyük kısmının güvenlik odaklı olması eğitimsel ve sosyal nedenlerin ihmal edildiğine işaret etmektedir. Şiddetin nedenlerini tartışmadan sadece ağırlıklı olarak güvenlik tedbirlerini artırmak kısa vade de bir rahatlama hissi yaratırken, uzun vadede okulların özgür, laik ve çağdaş öğrenme alanlarından çıkıp, yarı kontrollü kamusal alanlara dönüşmesine neden olabilir. Güvenlik adına atılan bu adımların, okulun doğasına uygun olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusudur. Okul sadece ders yapılan kamusal bir alan değildir. Aynı zamanda öğrencilerin kendini ifade ettiği bir sosyal alandır. Bu alanlar fiziki olarak sürekli gözetim altında tutulursa öğrencilerde zamanla farklı davranışlar ve travmalar meydana gelebilir.

Geçmiş yıllarda ve 2025- 2026 eğitim - öğretim yılında taşeron firmalar aracılığıyla işe alınan temizlik personellerinin maaşlarına ve temizlik malzemeleri giderlerine yeterli ödenek ayırmadığı için, okulların temizlik sorunu yaşamasına neden olan Millî Eğitim Bakanlığı'nın okullara alınacak x- ray cihazları, kameralar, turnike sistemleri ve el detektörleri için gerekli mali kaynağı nereden karşılayacağı bugünlerde merak konusu. Eğitimciler ve vatandaşlar bu teknik cihaz ve ekipmanlarına ödenecek paranın, temizlik sorununda olduğu gibi Okul Aile Birliği aracılığıyla yine velilerden bağış adı altında alınacağını ifade ediyorlar. Yani güvenliğin faturası yine velilere kesilecek.

Sosyal medya takibi, risk analizi uygulamaları ve öğrenci davranışlarının incelenmesi çocuk hakları ve özel hayatın korunması tartışmalarını doğuracaktır. Risk analizi uygulaması ile bazı öğrenciler, potansiyel tehdit olarak görülecek, ardından gelecek etiketlenme ile kolayca dışlanabileceklerdir.

Okuldaki şiddetin temel nedenleri

Eğitim, güvenlik sorununa indirgenmeyecek kadar yaşamsal bir sorundur. Okullardaki şiddet toplumsal eşitsizliğin derinleştiği, geleceğe olan umudun azaldığı, gençlerin yalnızlık ve haksızlığa uğrama hislerinin arttığı koşullarda ortaya çıkmaktadır. Yapılan tartışmalarda sosyal medya, tehlikeli dijital içerikler, aşırı şiddet içeren televizyon dizileri, bazı ailelerde çocukların silaha erişiminin kolay olması gibi nedenler okul saldırılarının gerekçesi olarak ifade ediliyor.

Öte yandan akran zorbalığı, anne ve babanın boşanmış olmaları, aile içi şiddet, çevreden soyutlanma, toplumda şiddetin normalmiş gibi görülmesi, psikolojik hastalıklar, tanınma arayışı ve okullarda yeterli düzeyde psikolojik danışmanlığın yapılmaması da saldırganın eyleminde tetikleyici olabiliyor. Uzmanlar, daha çok ABD' de görülen ve daha sonra dünyanın pek çok ülkesine yayılan okul saldırılarını gerçekleştirenler için belli bir profilin olmadığını, bunların kendilerine yapılan haksızlıklara karşı kişisel kin ve mağduriyetlerini esas alarak hareket ettiklerini açıklamaktadırlar. Ülkemizde giderek meşrulaştırılan kutuplaştırıcı dil ve eğitim emekçilerini itibarsızlaştıran yönetici söylemleri de şiddet iklimini beslemektedir.

Rehberlik hizmetleri

Türkiye'deki rehberlik hizmetleri, bu branştaki öğretmen sayısının yetersizliği nedeniyle sağlıklı bir şekilde yürütülemiyor. Bir okulda 500 veya daha fazla sayıdaki öğrenciye rehberlik yapan bir öğretmenin, tüm öğrenciler hakkında tam bilgi sahibi olması mümkün değildir. Öyle ki çoğu rehber öğretmen, kendi okulundaki bazı çocukları tanımadan, onların okuldan mezun olduklarını ifade etmektedir. Eğitim - öğretim yılı başında her okulda oluşturulan ve yılda üç defa toplanan Rehberlik Hizmetleri Yürütme Komisyonu'nun faaliyetleri genellikle öğrencilerle ilgili evrak doldurma, dosya hazırlama ile sınırlı kalmaktadır.

Sınıf rehber öğretmenleri, yıllık rehberlik planı çerçevesinde sınıftaki öğrencilerin kişisel özelliklerini, ailelerin ekonomik ve sosyal durumunu içeren dokümanları düzenleyip, bir dosya oluştururlar. Sınıfında psikolojik ve başarı açısından sorunlu öğrencileri de süreç içinde okul rehberlik servisine iletirler. Fakat öğrenci, kalabalıklığı nedeniyle rehberlik servisi bunların çoğuyla gerçek anlamda ilgilenmeye fırsat bulamaz. İşler kağıt üzerinde kalır.

Rehber öğretmenler; öğrencilere yönelik bildirim yaptıklarında tehdit edildiklerini, bu tehditlerin ilkokul seviyesine indiğini, ailelerin tepkileri karşısında okul idaresinin kendilerini yalnız bıraktığını, toplantıya veya bire bir görüşmelere çağırılan velilerin genellikle katılımcı olmadıklarını, birden fazla rehber öğretmenin kullandığı rehberlik odalarının küçüklüğü nedeniyle öğrenci görüşmeleri için boş sınıf aradıklarını, öfke yönetimi ve saldırganlıkla ilgili eğitim programlarını uygulayamadıklarının altını çiziyorlar. Öte yandan öğrenci sayısının azlığı nedeniyle bazı okullarda rehber öğretmen de bulunmuyor.

Eğitim emekçilerinin okullardaki şiddete karşı talepleri

Eğitim emekçileri, rehber öğretmen sayısının artırılarak rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin güçlendirilmesini, okullarda şiddeti önlemeye yönelik gerçeklerle uyumlu bir eylem planının hazırlanmasını, okul güvenliği ve sağlığı için bütünlüklü, bilimsel ve katılımcı bir eğitim politikasının hayata geçirilmesini, her okul girişinde kadrolu güvenlik görevlisinin görevlendirilmesini, eğitim emekçilerinin itibarının korunmasını, risk altındaki öğrencilere erken müdahale edilerek onlara yönelik programların uygulanmasının yanında, okulların TSE güvenlik ve fiziki koşul standartlarına uygun hale getirilmesini talep etmektedirler.

Etkili bir okul güvenliği için güvenlik önlemleri ve pedagojik yaklaşımlar dengelenmeli, psikososyal destek sistemleri güçlendirilerek öğrenciyi merkeze alan kapsayıcı eğitim politikaları geliştirilmelidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
HASAN AYDIN Arşivi