AKİF KURTULUŞ
Renkleri farklı, formaları aynı
AKİF KURTULUŞ
Futbolun güzel bir oyun olmasının ya da benim futbolu bu kadar sevmemin nedenlerinden biri, birbirine denk olmayan takımlar arasında kısa çöpün uzun çöpten hakkını alabilme ihtimalinin daha fazla olmasıdır.
0-3 hatta 4’ten geri dönüş hikâyeleri çoktur futbolda. İlk yarı geriye düştüğünüz maçların dönmesi çok bildiğimiz işlerdendir.
Hiçbir oyunda bu kapı kapalı değildir gerçi. 11 yaşımdan beri futbolla birlikte lisanslı oynadığım masa tenisinde setler 21 sayıyla oynanırken 11-19’dan, 11’le oynanırken 3-9 veya 10’dan gelip aldığım ya da tersi verdiğim maçları hatırlıyorum. Nasıl unuturum?
Basketbolda bu tür gidiş gelişler çok daha keyiflidir. Bu oyunun dördüncü çeyreği, dahası son saniyeleri, başlı başına bir şölendir. Doğrusu, bu oyunu da bunun için çok seviyorum.
Futbolun basketbol kadar hızlı bir oyun olmaması nedeniyle skorun oyunun son bölümlerinde basketbol kadar sık gidip gelmesi çok az yaşanan bir durum.
Benim gerek canlı yayında, gerek ‘canlı kanlı’ tribünde izlediğim maçlar arasında, öyle aklıma geldiği gibi yazarsam, 2008’de Hırvatistan’la oynadığımız maç geliyor aklıma. Uzatmaların son dakikası geriye düştüğümüz maç, Rüştü Reçber’in kaleci vuruşu Semih’in önüne düşmüş, dakikalar 120’yi gösterirken maçı eşitlemiş ve Hırvatistan’ı penaltılarla geçmiştik.
1999 UEFA Şampiyonlar Ligi finalini oturduğum koltuktan seyrettim. Yalan yok, skor kadar Collina’yı da hatırlarım; bu da ayrı bir konu. Bayern Münih maçın başında öne geçti ve böyle biter denen maçta, önce beraberliği bulan Manchester United, Beşiktaş’ın da hocası olan Solskjaer’in 90+3’te attığı golle kupayı almıştı.
Her futbolsever kendi arşivinden böyle maçları çekip belleğine koyar. Benim de çok var ama artık bu yazının konusuna girelim.
Fenerbahçe, en yakın rakibi Galatasaray’ın da üç puan kaybettiği, herkesin açık ara üç puan alır dediği haftanın son maçından bir puanla ayrıldı. İzlemeyip de merak edenler internetten özetini bulabilir.
Eni konu baskılı oynadığı oyunda Fenerbahçe 90+5’te golü buldu. Alacağı puanla kıyaslanmayacak kadar değerli bir golden üç dakika sonra da bütün bir stadyumu sessizliğe gömen o golü yedi.
Fenerbahçe gibi ligi her sezon sürükleyen bir takımın oyunun son bölümlerinde golü bulmasının haber değeri olmaz, haliyle. Buna ilişkin çok maç hatırlıyorum. En önemlisini paylaşayım. 2013-2014 sezonunda Bursa’da 2-1 önde giden maçta Bursaspor 90+1’de Batalla’yla beraberliği sağlamış ama maçın bitmesine çok az kala Egemen Korkmaz’ın golüyle Fenerbahçe üç puanı bulmuştu.
Ben, iyi kötü bu oyundan anlasam bile Kasımpaşa’nın beraberliği bulduğu golün teknik analizini yapmam. Benim işim değil çünkü.
Böyle bir sonuç karşısında taraftar refleksi ve oyun sevgisi beni ilgilendiriyor. Taraftarı bu oyunun bir parçası sayıyorum ama kendisini en hatasız, en kusursuz ve bu kadar tahammülsüz bulmasını anlayamıyorum. Kendisi yüzünden kaç maç kapatma cezası almış takımı, kaç maç para cezası ödemiş, umurunda değil. Kabahat hep başkalarında. Suçlu futbolcu, o zaman “En büyük taraftar, futbolcular sahtekâr”. Yönetim beceriksiz, “Yönetim istifa,” Hakem zaten her zaman “İ... hakem.”
Maçtan sonra sosyal medyada yorumlara baktım. Eski bir oyuncusuyla birlikte yine eski oyuncusu ve teknik direktörü topun ağzında. Ne yapsalardı peki?
Ederson’un eşine atılan mesaj, o taraftar profilini çok iyi anlatıyor aslında. “Eşine söyle, bu kulüpten gidin. Eşini de al git.”
21 Şubat Cumartesi akşamı Konyaspor–Galatasaray maçından sonra kusuru kendisinin dışında kim varsa, onda arayan Galatasaraylı ile Pazartesi gecesi Fenerbahçe–Kasımpaşa maçının ardından aynı şekilde davranan Fenerbahçeli, aslında aynı formayı giyiyor.
Kaybetmek de bu oyunun parçası ve bu duyguyu yaşamasını bilmiyorlar. İşte tam da bu nedenle sevinmesini de beceremiyorlar.
Sekiz yıl önce kaybettiğim Ülkü Tamer’in enfes ‘Düello’ şiiri, şu dizelerle başlar: “Yenilirsem yenilirim, ne çıkar yenilmekten? / Seninle çarpışmak kişiliğimi pekiştirir benim.”
Bilmem, anlatabiliyor muyum?
Akif Kurtuluş, Ankara’da doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Serbest avukatlığın yanı sıra işçi sendikalarında hukuk danışmanlığı yaptı. Yazın hayatına 1981’de Yarın ve Edebiyat Dostları dergilerinin kurucuları arasında yer alarak başlayan Kurtuluş; şiir, deneme ve hukuk üzerine pek çok mecrada yazdı. Yalan Şiirler (1983), Tören Provası (1989) Kırgınlıklar Galası (1997), Herkes Gitmiş (2005), Hayat Saat Farkıyla (2017), Herkes Gitmiş Hepsi Bir Arada (2021) adlı şiir kitapları bulunmaktadır. Herkes Gitmiş adlı toplu şiir kitabıyla 2005 Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü kazandı. Ekim Devrimi 1917 – 1932 (1998) araştırma kitabı ile Romantik Korno (1998), Harita Metod Defteri (2000) adlı deneme kitaplarının yanı sıra Mihman (2012) ve Ukde (2014) adlı romanların yazarıdır.
Hakemler ve hâkimler
19 Şubat 2026 Perşembe 02:56Türkiye "normali" ve Amedspor
09 Şubat 2026 Pazartesi 00:25