ÖZGE MUMCU AYBARS
Cenevre hattında nükleer satranç: İran için 'eşik' mi, 'kırılma' mı?
ÖZGE MUMCU AYBARS
Dünya medyası İran’da 2026’nın Şubat ayını bir tür eşik perspektifinde ele alıyor. Cenevre’de Umman arabuluculuğunda İran ve ABD arasında yürütülen dolaylı nükleer görüşmeler, ülke içinde yeniden canlanan protestolar, Kürt siyasi hareketlerinin ilan ettiği yeni ittifak tablosu ile İsrail’in söylemi, hepsi birbirine paralel ama birbirinden kopuk değil. Aynı anda birden fazla fay hattının hareket hâline geçtiğini söylemek mümkün.
ABD ile İran arasında nükleer program konusunda yürütülen dolaylı müzakereler Şubat başında Umman arabuluculuğunda başladı. İlk tur 6 Şubat’ta Maskat’ta yapıldı. İkinci tur 17 Şubat’ta Cenevre’de gerçekleşti. Üçüncü turun ise 26 Şubat’ta yine Cenevre’de yapılması planlanıyor.
Görüşmeler doğrudan değil. Masada arabulucular mevcut. Bu teknik ayrıntı, aslında siyasi atmosferi anlatıyor. Güven eksikliği ortada ve siyasi söylemlerin sertliğiyle de paralel bir gidişat söz konusu.
ABD tarafı sıfır ya da son derece sınırlı uranyum zenginleştirme, yaklaşık 400 kilogramlık yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunun ülke dışına çıkarılması, kapsamlı denetim mekanizmaları ve balistik füze kapasitesine sınırlama talep ediyor. Ayrıca İran’ın bölgedeki vekil yapılara verdiği desteğin azaltılması da Washington’un temel talepleri arasında yer alıyor.
İran ise yaptırımların öncelikli ve eşzamanlı kaldırılmasını şart koşuyor. Özellikle tıbbi ve araştırma amaçlı uranyum zenginleştirme hakkını milli egemenlik meselesi olarak ele alıyor ve “sıfır zenginleştirme” talebini gerçekçi bulmuyor.
İran Cumhurbaşkanı Masoud Pezeshkian, önceki turlardan “cesaret verici sinyaller” alındığını söylüyor; ancak savunma hazırlıklarının sürdüğünü de özellikle vurguluyor. ABD Başkanı Donald Trump ise kısa zaman çizelgeleri ve askeri seçenek imasıyla baskıyı artırıyor. Bu dil diplomasinin üzerinde sürekli bir askeri gölge oluşturuyor.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ise İran’ın nükleer altyapısının tamamen sökülmesini içermeyen hiçbir anlaşmayı kabul etmeyeceklerini açıkça belirtiyor. Tel Aviv’in pozisyonu, Washington üzerindeki baskıyı da artırıyor.
Diplomatik kulislerde, yalnızca tıbbi ve araştırma amaçlı çok sınırlı bir zenginleştirmeye izin veren geçici bir formülün masada olduğu konuşuluyor. Bu, kapsamlı bir anlaşma değil; daha çok gerilimi dondurmayı amaçlayan bir “ara düzenleme” olabilir. Ancak tarafların kırmızı çizgileri düşünüldüğünde, bu formülün bile kolayca kabul görmesi zor.
Protestolar ve güvenlik siyaseti
Ocak 2026’da İran genelinde geniş katılımlı protestolar gerçekleşti. Farklı toplumsal kesimlerin katıldığı gösteriler, güvenlik güçlerinin sert müdahaleleriyle karşılaştı. Resmî ve bağımsız kaynaklar arasında ciddi farklar olsa da, çok sayıda gözaltı, tutuklama ve can kaybı iddiaları gündeme geldi. İnternet erişiminin yer yer kısıtlanması bilgi akışını sınırladı. Dolayısıyla elimizde sağlıklı bilgi akışının olduğunu söylemek mümkün değil. İran’da ailesi olan birçok kişi aile yakınlarına uzun bir süre ulaşamadı.
Şubat ayının ikinci yarısında, ocak ayındaki olaylarda hayatını kaybedenler için düzenlenen anma törenleri ise yeni bir protesto dalgasına dönüştü. Özellikle üniversite kampüsleri bu eylemlerin merkezi haline geldi. Tahran ve Meşhed başta olmak üzere büyük şehirlerde rejim karşıtı sloganlar atıldığı, dini lider Ali Hamaney'e yönelik eleştirilerin dile getirildiği bildiriliyor.
Bu noktada iki ayrı sürecin aynı anda ilerlediğini görmek mümkün. Bir yanda Cenevre’de nükleer pazarlıklar sürerken, diğer yanda ülke içinde giderek sertleşen bir rejim meşruiyeti tartışması var.
ABD’li yetkililer, İran’ın bir taslak sunması hâlinde ayrıntılı müzakerelere geçilebileceğini belirtirken, kapsamlı bir anlaşmaya zemin hazırlayacak geçici bir düzenlemenin de masada olabileceğini ifade ediyor. İran cephesinde ise Cumhurbaşkanı Masoud Pezeshkian, önceki görüşmelerden “cesaret verici” sinyaller alındığını, diplomasiye öncelik verdiklerini ancak olası saldırılara karşı hazırlıklarını sürdürdüklerini söylüyor. Dışişleri Bakanlığı ise yaptırımların hızla kaldırılmasını içermeyen ve temel nükleer başlıklara çözüm üretmeyen geçici bir anlaşmaya sıcak bakılmadığını, hedefin kapsamlı ve sonuç üreten bir uzlaşı olduğunu vurguluyor. İsrail’in İran’daki “uranyum zenginleştirme” konusunda geri adım atmayacağı da şu an masada duran bilgiler arasında.
Zamanı biraz geri sardığımızda, ABD’nin İran’la ilişkilerinde nükleer meselenin uzun zamandır merkezde yer aldığını hatırlıyoruz. Barack Obama döneminde 2015’te imzalanan nükleer anlaşma, Donald Trump’ın başkanlığı sırasında, 2018’de ABD’nin anlaşmadan çekilmesiyle rafa kalkmıştı. Trump bu kararı alırken, anlaşmanın İran’ın balistik füze programını dışarıda bırakmasını ve belirli bir sürenin sonunda Tahran’a yeniden nükleer faaliyetlere dönme alanı açmasını “ciddi kusurlar” olarak nitelendirmişti.
"İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı" kuruldu
22 Şubat’ta kurulan İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı ağırlıklı olarak Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde faaliyet gösteren beş yapıyı bir araya getiriyor: İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ), Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Kürdistan Emekçiler Topluluğu (Komele) ve İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Sazman-ı Xebat).
İttifakın açıklamalarında rejimin devrilmesi, Kürtlerin kendi siyasi geleceklerini tayin etme hakkı ve Doğu Kürdistan’da demokratik, laik bir yapı kurulması hedefleri öne çıkıyor. Koalisyon askeri bir yapı olmadığını, amacının siyasi ve örgütsel koordinasyonla sınırlı kaldığını özellikle vurgulasa da, bu adım Tahran açısından toplumsal güvenliğin yeni bir başlıkla genişlemesi anlamına geliyor. Nitekim Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde güvenlik önlemlerinin artırıldığı, kontrol noktalarının çoğaldığı ve gözaltıların arttığına dair haberler geliyor. İç protesto dalgası ile Kürt siyasi koordinasyonunun aynı zamana denk gelmesi ise merkezi yönetim açısından hassasiyet eşiğini daha da yukarı çekiyor.
Bölgesel denge ve vekil yapılar
İran’ın bölgedeki vekil yapıları, önceki yıllara kıyasla kapasite kaybı yaşamış olsa da tamamen etkisiz olmadığı bilgisi kamuoyunda yer alıyor. Lübnan merkezli Hizbullah’ın askeri kapasitesinde azalma olduğu, ancak örgütsel varlığını sürdürdüğü belirtiliyor. ABD, olası bölgesel tırmanmaya karşı Beyrut’taki büyükelçiliğinde zorunlu olmayan personelin ayrılmasını istedi. Çok sayıda Batılı ülke İran için seyahat uyarıları yayımladı. Hindistan, yaklaşık on bin vatandaşına ülkeden ayrılma çağrısı yaptı.
Şubat 2026 boyunca çok sayıda Batılı ve müttefik ülke İran’daki güvenlik koşullarına atıfla seyahat uyarıları yayımlamış ya da vatandaşlarını ülkeden ayrılmaya çağırmıştır. Bu çağrılar, olası askerî tırmanma, iç huzursuzluk ve genel istikrarsızlık risklerine dayandırılmıştır. ABD, Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, Avustralya, Kanada, İsveç, Polonya ve bazı diğer ülkeler bu kapsamda uyarılar yayımlamıştır.
Hindistan, 23 Şubat 2026 tarihinde İran’da bulunan yaklaşık on bin vatandaşına, ticari uçuşlar veya mevcut diğer imkânlar aracılığıyla ülkeden ayrılmaları yönünde çağrı yapmıştır. Daha önce İsveç, Sırbistan, Polonya ve Avustralya benzer uyarılar yayınladı. Bu adımlar, krizin henüz askeri çatışmaya dönüşmemesine rağmen risk potansiyelinin yükseldiği bir evreye işaret ettiğini de söylemek mümkün.
Türkiye’nin pozisyonu
Ankara, 2025 sonu ve 2026 başındaki gelişmeleri “İran’ın iç meselesi” olarak tanımlıyor; ancak olası bir rejim değişikliği ya da kontrolsüz istikrarsızlığın Türkiye açısından ciddi güvenlik riskleri doğurabileceğini açıkça dile getiriyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin arabuluculuğa hazır olduğunu ifade etti. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan yoğun diplomatik temaslar yürütürken, İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi’nin Ankara ziyaretleri sıklaştı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, olası bir askeri saldırının önlenmesi için tüm diplomatik kanalların kullanıldığını açıkladı.
ABD ile İran arasında bir savaş ihtimali bugün için kesinleşse de, sahada gelişmeler sıcak.
Buna rağmen Ankara’nın pozisyonu net: Türkiye, bir yandan NATO üyesi olarak ABD ile ilişkilerini gözetirken, diğer yandan İran’la komşuluk, enerji ve ticaret bağları nedeniyle çatışmanın parçası olmamaya özen gösteriyor. Bu yüzden öne çıkan yaklaşım, taraf tutmak yerine tansiyonu düşürmeye çalışmak, diyaloğu ve arabuluculuğu mümkün olduğunca canlı tutmak. Olası bir çatışmada Türkiye’nin asıl kaygısının savaşın olası sonuçları olacak gibi duruyor. Yani, sınır güvenliği, yeni bir göç dalgası ihtimali, enerji fiyatlarının ve enflasyonun artması, ticaret yollarının zarar görmesi gibi.
Ya tansiyon düşmezse? Sınır güvenliği ilk adım atılması gereken konu olacak gibi görünüyor.
Dünya perşembe gününü bekliyor: İran-ABD hattında bir yanda diplomasi diğer yanda askeri hazırlıklar
24 Şubat’ta neler oldu?
ABD bir süredir bölgeye kapsamlı bir askeri yığınak gerçekleştiriyor. USS Gerald R. Ford uçak gemisi Ortadoğu’ya yönlendirildi, İsrail’e F-22 savaş uçakları konuşlandırıldı ve 150’den fazla ek hava unsuru da bölgeye kaydırıldığı belirtiliyor. İran tarafı ise Hürmüz Boğazı çevresinde Devrim Muhafızları öncülüğünde geniş çaplı tatbikatlar yaptı - yeni füze sistemlerinin ve insansız hava araçlarının test edildiği açıklandı. Çin’den süpersonik gemisavar füze tedarikine ilişkin görüşmelerin ileri aşamada olduğu iddiaları da gündeme geldi.
İsfahan’da bir askeri helikopterin pazar alanına düşmesi sonucu iki asker ve iki sivil hayatını kaybetti. İran’ın Rusya ile yaklaşık 500 milyon avro değerinde hava savunma kapasitesini artırmaya yönelik bir füze anlaşması yaptığı iddiaları da uluslararası basında yer aldı. Tahran Havalimanı’nda bazı Avrupa ülkelerine mensup diplomatların Starlink terminalleri ve uydu telefonlarına el konulduğu bildirildi.
Eşik mi, kırılma mı?
26 Şubat’ta Cenevre’de yapılması planlanan üçüncü tur görüşmeler askeri baskının, iç protestoların ve Kürt siyasi koordinasyonunun gölgesinde gerçekleşecek. İran’ın uranyum zenginleştirme konusunda geri adım atmaması ve ABD ile İsrail’in sert pozisyonları düşünüldüğünde, sınırlı bir “nokta atışı” askeri senaryo ihtimali masada kalmaya devam ediyor.
İran’la ilgili tartışma artık teknik bir nükleer pazarlık değil. Konu aslen, uranyumun ne kadar zenginleştirildiği gibi hesaplara da indirgenmiyor. İran için asıl mesele, rejimin içeride ne kadar güçlü olduğu, bölgede gücünü nasıl konumlandırdığı ve büyük aktörlerin birbirine ne kadar alan tanıdığıyla ilgili gibi duruyor. Nükleer program, malum, bu tablonun sadece görünen yüzü; altında İsrail-ABD-İran-Körfez dengeleri ve küresel güvenlik düzeninin sınırları var. Bu nedenle Cenevre’de 26 Şubat, sürecin uzlaşmaya mı yoksa yeni bir kırılmaya mı gideceğini gösterebilecek kritik bir eşik olarak öne çıkıyor.
2026’nın başı ne kadar çok yapısal kırılma ve ne kadar kritik eşikleri beraberinde getiriyor, değil mi?
ABD İran'a saldıracak mı? ABD basınında "kapsamlı operasyon" iddiası
İranlı kadın: Nefes almak için müdahaleye razı olmaya itiliyoruz
Münih Güvenlik Konferansı’nda ne oldu?
18 Şubat 2026 Çarşamba 05:09Epstein neden yeniden gündemde?
10 Şubat 2026 Salı 00:30Kara kutu, sabun ve tuğla
23 Eylül 2025 Salı 00:30Türkiye-Suriye Güvenlik İş Birliği: Zorunlu yakınlaşmanın kırılgan zemini
27 Mayıs 2025 Salı 09:41Tutuklanan bir şehirde İmamoğlu hapiste...
01 Nisan 2025 Salı 00:09Trump ve Putin: Barış masasındaki hesaplar ve küresel güç dengesi
18 Mart 2025 Salı 00:20Beyaz Saray krizi ve nadir toprak elementleri meselesi
04 Mart 2025 Salı 00:20Almanya seçimleri, peki ya şimdi ne olacak?
25 Şubat 2025 Salı 00:10'Sesimi duyan var mı?'dan sonra Adıyaman
06 Şubat 2025 Perşembe 21:43Kartalkaya, Novi Sad ve Tembi faciaları: İhmallerin bedeli
28 Ocak 2025 Salı 00:05