EMRE EREN KORKMAZ

EMRE EREN KORKMAZ

Yapay zeka ‘devrimi’ ve Google Translate

Ülkemizin önde gelen saygın yayıncılarından ve çevirmenlerinden Osman Akınhay’ın sosyal medyada son çevirisinde Google Translate’den yardım aldığını belirtmesi üzerine diğer çevirmenlerin yorumlarını bir okur ve son teknolojileri çalışan bir sosyal bilimci olarak ilgiyle okuyorum.

Bu konudaki söylemlerin ve itirazların yapay zekâ gibi son teknolojiler karşısında diğer meslek dallarında verilen tepkilerle de benzerlikler taşıdığını düşünüyorum. Lakin, en azından görebildiğim kadarıyla, “ben de kullandım” veya “kullanmayı düşünürüm” diyenin de olmadığını gözlemlemem bu yazıyı yazmada beni motive etti. Bu tartışmada öne çıkan kaygı algoritmanın çevirinin ve edebiyatın özgünlüğünü yansıtmadaki başarısına olan güvensizlik olarak görülse de meselenin arka planında, doğal olarak, bir mesleğin dijitalleşme karşısında yok olması korkusu olduğu da anlaşılıyor.

Yeni teknolojilerle mesleklerin geleceği konusu çok tartışılan bir konu. 20 yıl sonra hangi yeni mesleklerin doğacağı, hangilerinin yok olacağı devletlerin de üzerinde durduğu bir mesele, çünkü ona göre mevcut emek piyasasını şekillendirmesi, yeni nesilleri geleceği olan mesleklere yönlendirmesi ve buna uygun kaynaklar ayırması gerekiyor. Bu da sürekli değişen iddialarla güncellenen, dinamik bir alan.

Örneğin 5-6 yıl öncesinde çocuklara kodlama öğretmek geleceğe hazırlamada vazgeçilmez bir mesele sayılırken sonrasında yapay zekanın kendisinin kodlama yapacağı (makine yapan makine gibi kodlama yapan kodlama) ve bu vasfa gerek olmadığı öne sürülmeye başlandı. Veya günümüzde çok moda olmayan felsefe, sosyoloji gibi bölümlere son teknolojilerin getirdiği sonuçları anlamada ve algoritmaları dizayn etmede ihtiyaç duyulacağı da öne sürülüyor. Bu anlamda gelecekte dijital teknolojiler karşısında yok olması gereken meslekler konusunda en çok sayılanlar arasında kamyon şoförleriyle birlikte çevirmenlerin de olduğunu birçok kaynakta okumak mümkün.

Benim bu tartışmalardan çıkardığım sonuç ise mesleklerin yok olmasından ziyade son teknolojiler sayesinde dönüşmesi, yeni fırsat ve akımların açığa çıkmasıdır. Zira bu tür tartışmaların açılması faydalıdır. Diğer mesleklerde olduğu gibi çevirmenler arasında ilk baştaki tepkisel yaklaşımların yerini zamanla dijital teknolojilerin yeri ve mesleğin geleceği konusuna dair tartışmaların alması beklenebilir. Bu noktada şeffaflık, etik ilkeler ve çeşitli konularda kurallar, tavsiyeler, rehberlikler de hazırlanabilir.

Dijital teknolojilerdeki gelişmeler, bilhassa yapay zekâ olarak bilinen disiplindeki çalışmalar sayesinde yaşamımız hızla değiştiriyor. 20 yıl öncesinde cep telefonunun yaşamımızda pek önemi yokken bugün onsuz adım atmak pek mümkün değil. Şarjının bitmesi birçoğumuzu strese sokarken, çevrimiçilik ve çevrimdışılık iç içe geçiyor ve fiziksel yaşamdaki duruşumuzu sanal dünyadaki prestijimiz ve gördüğümüz ilgi tamamlıyor ve birbirini karşılıklı olarak etkiliyor.

DOKTORLAR VE HAKİMLER YERİNE YAPAY ZEKÂ

Örneğin eskiden bilmediğimiz bir adresi ararken esnafa sorup tabelaları takip etmek için yukarıya bakarken artık harita uygulamaları ile kafamız önümüzde, gözümüz ekranda, yapay zekâ algoritmasının emrinde hareket ediyoruz ve ancak hedefe vardığımızda başımızı kaldırıp geldiğimiz yeri görüyoruz. Bu birçok iş kolunu da ani şekilde değiştiriyor. Örneğin eskiden tatillerde tur şirketlerinden paket alıp tur rehberinin peşinde gezerken ve rehberlerin anlattıkları ile aydınlanırken artık birçoğumuz rehberlere ihtiyaç duymuyoruz. Öncesinde hiç gitmediğimiz, dilini bilmediğimiz şehirlere tek başımıza gidebiliyoruz. Oteli, uçağı ayrı rezerve etmek, çeviri ve harita uygulamalarıyla yolumuzu bulup iletişim kurmak, sosyal medya ve diğer forumlar üzerinden gezeceğimiz yerlerin planını yapmak ve gittiğimiz yerlerin önemini, tarihini öğrenmek mümkün oluyor.

Zaten yapay zekâ algoritmalarının en geliştiği ve en fazla yatırım çeken alanlar aslında insanların ve toplumların yaşamlarını en belirleyici şekilde etkileyen, karmaşık, özgün alanları kapsıyor. Örneğin tıp alanında doktorlara yardım eden çok sayıda algoritma var. Doktorlara gitmeden, bizlerin kendi kendimize teşhis yapmamız da dijital teknolojiler sayesinde mümkün oluyor, bunlar için yapay zekaya dahi ihtiyaç olmayabiliyor. Doktorların sürekli kendilerini yenilemeleri, her gün çıkan binlerce makaleyi okumaları, ender görülen hastalıkları dikkate almaları pek mümkün olmayabilir. Bu nedenle doktorun kararını verirken algoritmadan da görüş almasında fayda olabilir.

Bir diğer öne çıkan alan ise hukuk. Farklı hakimlerin aynı dosyaya farklı cezalar vermeleri, hatta aynı hakimlerin keyifli veya aç olduklarında aynı dosyayı farklı şekilde yorumlaması veya politik kaygılar nedeniyle hakimlerin karar alırken yapay zekâ algoritmasından destek alması birçok ülkede yaygın şekilde kullanıyor.

YAPAY ZEKANIN İDEOLOJİSİ

Polis ve güvenlik teşkilatları da suçu tahmin etme, önleme, suçluları yakalama ve hangi alanlara yoğunlaşacakları konusunda yapay zekâ algoritmalarından yararlanıyorlar.

Ulusal güvenlik ve askeri alanda otonom silahlar, asker robotlar yapay zekâ algoritmaları sayesinde düşmana karşı 24 saat tetikte durup süreci sürekli gözden geçirebiliyorlar ve kırmızı çizgi aşıldığında ateş açmaları da yetki verildiyse, mümkün.

Başka bir ülkeye sığınma veya çalışma izni-oturum-turist vizesi için başvurulduğunda birçok devlet yapay zekâ algoritması ile başvuruları değerlendiriyor. Hatta bazı pilot çalışmalarda sığınmacılar yalan makinesi şeklinde tasarlanan algoritmaların karşısında dertlerini anlatıyorlar, algoritma da bir yandan verilen bilgileri kontrol ederken diğer yandan kişinin göz, el hareketlerini takip ederek yalan söyleyip söylemediğini ölçüyor.

Otonom araçlar da trafikte çok çeşitli faktörlerin sürekli değiştiği bir ortamda yol kat ediyorlar.

Finansal yaşamımız neredeyse algoritmaların elinde. Örneğin kredi skorumuz kötüyse kredi almamız mümkün değil. Her harcamamız denetleniyor, buna göre makbul ve güvenilir bir müşteri olup olmadığımız ölçülüyor. İşyerlerinde gözetim teknolojileri, performans ölçümleri ile çalışanlar sürekli olarak kontrol ediliyor, verimlilikleri değerlendiriliyor.

Dolayısıyla savaştan sığınma hakkına, hukuktan tıbba ve suçun önlenmesinden ulaşıma, iş yaşamına ve finansal durumumuza kadar toplumsal yaşamı etkileyen, oldukça karmaşık alanlarda yapay zekâ algoritmaları gayet etkili şekilde çalışıyor. Bunlar mümkünken, çeviri algoritmasını sanki sadece kelimeyi bire bir çeviren gelişmiş bir sözlükmüş gibi düşünerek, yazarı, arka planı, tarihsel dönemi, dilin inceliklerini bilmek gerektiğine dair kaygıları dile getirenlerin bunları bir daha düşünmelerinde fayda olduğu kanaatindeyim.

Hukuk, güvenlik, finans ve iş yaşamında algoritmaların eşitsizlikleri yeniden ürettiği, azınlıklara ayrımcılık yaptığı vb. eleştiriler ve bu eleştiriler kapsamında yürütülen sosyal ve siyasal mücadeleler de gündemde yerini koruyor. Bu çok doğal, çünkü yapay zekâ algoritması kendisine verilen veriler üzerinden toplumu, insanları taklit ediyor, birer üretim aracı olarak sahiplerinin çıkarları doğrultusunda hareket ediyor, doğallığında toplumdaki adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri de yansıtıyor. Bunu önlemek için de çeşitli yollar öneriliyor. Ancak konumuz özgülünde, çeviri söz konusu olduğunda bu yönde kaygıların olacağını zannetmiyorum.

SENARYO, ROMAN YAZAN ALGORİTMALAR

Algoritmaların yaratıcı olamayacağı, insanın yaratıcılık gerektiren konularda özgünlüğünü koruyacağı iddiası da aslında uzun zaman önce boşa düştü. Bugün senaryo ve roman yazarken yazarlara yardımcı olan algoritmalardan kendi başına roman yazmaya kalkan veya geçmişte yaşamış yazarların eserlerini inceleyip o yazar bugün yaşasa nasıl yazardı şeklinde denemeler yapan, Van Gogh örneğinde olduğu gibi ressamların eserlerini inceleyip onlar gibi eserler üreten yapay zekâ algoritmaları var.

Algoritmaların duygusal olamayacağı, sadece bilgileri derleyip sunacağı iddiası da yine uzun süre önce bırakıldı. Örneğin Japonya’da avatarlara âşık olan, yalnızlığını onlarla paylaşan, avatarıyla evlenmeye kalkan insanlar var. Birçok ülkede, bilhassa pandeminin ardından, hastanelerde, huzurevlerinde robotlar sohbet etmek ve dertleşmek için kullanılıyor. Ölümden sonra yaşam konusunda da insanlar kaybettikleri ile ölen kişinin verilerini analiz eden algoritma sayesinde sohbet etmeye devam edebiliyor.

Özetle insana özgü ve soyut olduğunu düşündüğümüz birçok konuyu beynimizdeki, sinir sistemimizdeki ve vücudumuzun diğer bölgelerindeki hareketlilikler ile açıklamak, bu süreçleri matematik ile izah etmek ve algoritmalara bunları öğretmek mümkün. Zaten bu disiplin de kendisini yapamaz denileni yapmaya adayarak gelişiyor.

Aslında yapay zekâ algoritmalarının önemli bir kolu olan ve derin öğrenme denilen metodoloji de insanın sinir sistemini taklit ederek sonuçlara ulaşıyor. Bizler beyni ve sinir sistemini tam anlamıyla henüz çözemediğimiz için yapay zekanın verileri nasıl analiz edip sonuçlara vardığını tam olarak anlamıyoruz. Bu da son dönemde “açıklanabilir YZ” ve “güvenilir YZ” akımlarının doğmasına neden oluyor.

GOOGLE TRANSLATE’İN BAŞARISI

Google Translate de temelinde derin öğrenme yöntemi olmak üzere birçok metodolojiyi birlikte kullanarak geliştirilen, dünyanın en başarılı yapay zekâ örneklerinden biri. Bire bir kelimelerin diğer dillerdeki anlamını yazılımcılar öğretmiyor. Kendisi Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi aynı belgeleri farklı dillerde yayınlayan kuruluşların dokümanlarını, farklı dillerde yayınlanan klasik eserleri inceleyerek diller arasındaki bağlantıyı kuruyor, öğreniyor ve çeviriyi cümlenin anlamını dikkate alarak çeviriyor. Bununla birlikte çok sayıda gönüllü ve kullanıcı da daha iyi çeviri için görüşlerini paylaşıyor ve çok sayıda dilbilimci ve farklı disiplinlerden araştırma grupları da katkı sunuyor. 2020 yılında bir günde 150 milyar kelime çevriliyordu, pandeminin ardından bu sayı bugün çok daha artmıştır. Bu açıdan Fransızca, İngilizce, Almanca, İspanyolca gibi diller arasındaki çeviriyi mükemmel denilebilecek derecede yapabiliyor. Benim kişisel deneyimim de Fransızca ile İngilizce arasındaki çevirinin ve sesli okunuşun güvenilir olduğuna dair. Diğer daha az bilinen ve konuşulan diller için de farklı metotlar kullanıyor ve şirketin sayfasında bunların ayrıntıları paylaşılıyor. Yapay zekâ algoritması ile çevirinin mükemmelliği konusunda şu anki aşamanın henüz erken olup olmadığı tartışılabilir ama yapay zekâ bunu yapamaz demek pek doğru olmaz.

SORUN, “ÜCRETSİZ" BİR UYGULAMA OLMASI MI?

Bu tartışmada sanırım ilgi çeken konu çeviri için yardım alınan uygulamanın herkesin ücretsiz şekilde, rahatça ulaşabildiği bir uygulama olması. Bu, esasında mesleğin geleceği ve önemi konusunda kaygıları pekiştirmiş olmalı. Her ne kadar bu yardıma rağmen çevirinin çok daha uzun sürdüğü, birçok kez kontrol edildiği, biyografisi yazılan Kundera’nın eserleri ile karşılaştırıldığı, çevirmenin yazara hakimiyeti ve danıştığı, destek aldığı kişiler konusunda ayrıntılı bilgiler verilse de yani çeviri basitçe Google Translate ile yapılmasa da yine de herkesin ulaşabildiği “basit” bir uygulamadan destek alınması garip gelebiliyor. Oysaki yayınevi X üniversitesi ile anlaşıp bir YZ algoritması geliştirdiğini, patentini aldığını, ayrıntıları ticari sır nedeniyle veremeyeceğini, ancak artık çevirmenlerinin YZ’nin desteği ile çeviri yapacağını ve olası çeviri hatalarını azaltacağını iddia etseydi tepki çekmezdi diye tahmin ediyorum. Ancak bir üniversite ile anlaşılsa da küresel bir tekel konumunda olan Google’daki veri akışını ve teknik altyapısını aşacak bir algoritma geliştirmek neredeyse imkânsız olurdu.

Başta da dediğim gibi son dönemde yaşadığımız teknolojik dönüşüm (devrim?) her mesleği dönüştürüyor. Bu geçmişte olduğu gibi büyük oranda kol emeği ile geçinen mesleklerle sınırlı kalmıyor, beyaz yakalı, yönetici, karar-alıcı konumundaki meslekleri daha fazla etkiliyor. Bir şirkette veya devlette karar alıcı konumunda olanların kurumlarında, çevrelerinde ve dünyadaki gelişmeleri sürekli olarak analiz etmesi oldukça güçtür ama bu veriler hem bulut sistemi hem de yapay zekâ algoritmaları ile işlenebilir ve gerçek zamanlı analiz yapmak mümkün olabilir. Bu nedenle Japonya gibi bazı ülkelerde yapay zekâ belediye başkanı olur mu, yerel yönetimleri idare eder mi tartışmaları yürütülüyor. Bu açıdan çevirmenliğin de bu dönüşümden zaten uzun zamandır etkilendiği biliniyor. Yeni dil öğrenmekten sözlüğe, çeviriden gramer düzeltmeye kadar çok sayıda yapay zekâ algoritmasını her gün kullanıyoruz. Ancak tahminim bunun mesleği tamamen insandan arındıracak bir yere götürmeyeceği, çevirmenle algoritmanın birlikte çalışacağıdır. Ülkemizde şu ana kadar bilinen bu ilk örneğin de geniş bir iş birliği ve uzmanlık alanlarının diyaloğunu şart koşması şaşırtıcı değil.

AZ BİLİNEN DİLLERDEN ÇEVİRİ

Çeviri amaçlı geliştirilen yapay zekanın desteğiyle kitap çevirmenin gündem olması üzerine benim aklıma gelen bu sayede Türkçe’ye az çevrilen veya hiç çevrilmeyen dillerin edebiyatına ve çok sayıda yeni yazara ulaşabileceğimiz ihtimaliydi. Çevirmenlerimizin çoğunluğu, doğal olarak, İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça, İspanyolca gibi dillere hâkim oldukları için bizler de bu dillerdeki/dillere çevrilen edebiyat ürünlerini okuyabiliyoruz. Belki bu sayede Çin ve Japon edebiyatından Endonezya ve Filipinler’e ve çeşitli Afrika ülkelerine birçok farklı ve az konuşulan-bilinen dillerde yazan çok sayıda yazarla ve şairle tanışma imkânımız olacak. Belki bu sayede çeviri uygulamasını daha iyi olduğu dillerin seçildiği, çevirmenlerin söz konusu ülke ve edebiyatı hakkındaki uzmanlarla birlikte çalıştığı daha geniş disiplinlerarası ekipler kurulacak.

Bu tartışmada diğer mesleklerde yaşanan dönüşümlere benzer bir kaygıların açığa çıkıyor. Bunun devamında meslek kuruluşlarının ve ilgili yayınların öncülüğünde yapay zekanın çevirideki yeri, potansiyelleri, eksikleri ve uyulması gereken ilkeler konusunda da çalışmalar yapılmasının faydalı olacağını düşünüyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar