EMRE EREN KORKMAZ

EMRE EREN KORKMAZ

Pandemide şirketler, Bill Gates ve gözetim toplumu


2 Nisan günü Guardian, Lighthouse Reports ve Der Spiegel ortak bir dosya ile Silikon Vadisinin kötü şöhretli Palantir firmasının Avrupa’da, özellikle Yunanistan, İngiltere ve Hollanda’da sağlık verilerine erişimi olduğunu, Covid-19 test ve takip altyapısı için ülkenin sağlık ve nüfus verilerinin kendilerine gizli şekilde teslim edildiğini açığa çıkardılar.

Pandemiyle mücadelede verinin ve hastalığın takibinin önemli olduğu, hemen her ülkede bu yönde mobil uygulamalarla toplumsal hareketliliğin takip edildiği ve en azından geçici olarak pandemiden kurtulana kadar bu duruma insanların razı olduğu bir ortamda ABD’li bir şirket Avrupa’da ulusal sağlık sistemlerine bu hizmeti sunuyorsa bunu neden gizli tutuyor, neden ihalesi açıkça yapılmıyor, neden anlaşmalar açıklanmıyor ve neden gazeteciler bunu belgeleriyle kanıtlayana kadar reddediliyor? Örneğin İngiltere’de hükümetin Ulusal Sağlık Sisteminin verilerini Palantir’e hiçbir ihale yapılmadan vermesinin mali karşılığının 24 milyon pound olduğu hesaplanıyor.

Bunun sebeplerinden biri esasen bir veri madenciliği şirketi olan Palantir’in CIA ile beraber çalışan, anti-terör, göçmen karşıtı ve gözetim ürünleri üreten bir şirket olması, sahibinin de Trump’ın danışmanlığını yapan, aşırı sağ görüşleriyle bilinen biri olması. Bu da şirketin sürekli protestolarla karşılaşmasına neden oluyor. Diğer yandan yapılan anlaşmalarda Palantir’e ürün geliştirme hakkının verilmesi şirketin elde ettiği verileri makine öğrenmesi teknolojisiyle geliştirmesine ve yapay zeka algoritmalarını güçlendirmesine neden oluyor. Burada elbette kişisel verilerin güvenliği ve onay konuları açığa çıkıyor. Birçok insan kişisel verilerini, gündelik hareketlerini ve sağlık durumunu devletle paylaştığını zannederken aslında ABD istihbaratıyla iç içe çalışan bir şirkete verdiğini anladığında tepki gösterebilir. Bunun bir yanı da güvene ve gizliliğe dayalı olması gereken doktor-hasta ilişkisinin veri toplama, pazarlama ve o verilerle algoritmalar geliştirmeye dönüşmesinin getireceği sorunlarla ilgili.

Salgınla mücadelede temas takibin belirleyici öneme sahip olduğu yüzyıllardır biliniyor ve daha bu teknolojiler yokken de temas, takip ve karantina uygulaması birçok ülkede yapılıyordu. Covid pandemisiyle birlikte bu çözüm yöntemi teknoloji firmaları açısından yeni bir pazara dönüştü. Dünya Sağlık Örgütünün yerini dahi sarsacak şekilde teknoloji şirketleri alana müdahil olmaya ve ürünler sunmaya başladı. Apple ve Google’ın temas takipte işbirliği yapması gibi örnekler hem algoritmalarını eğitmek hem de iş modelleri açısından çok daha fazla veriye ulaşma peşinde olan ancak son yıllarda birçok ülkede yasalar ve kampanyalar sonucu veriye erişimleri sınırlanan şirketlerin pandemiyle mücadeleyi fırsat bilerek bu mücadeleyi bir veri takibi sürecine indirgemelerine neden oldu. Oysaki telefonunuzda temas takip uygulamasının olması sizi virüsten korumuyor, şayet biriyle görüştüyseniz ve o kişi hastalandıysa, sonrasında sizi uyarıyor. Ancak uygulamanın temel çözüm olarak sunulması uygulamayı indirenlerde sahte bir güvenlik, korunma algısı da oluşturuyor.

Bu durum hükümetlerin de işine geldi, zaten gözetim toplumu ekseninde adımlar atılırken pandemiyle mücadele adı altında insanların her hareketlerinin kontrol edilmesi mümkün oluyor, hatta bir yerden diğerine gitmek için insanlar izin almak zorunda kalıyor. Bu sadece yolculuk esnasında QR kodu okutmakla sınırlı değil, örneğin Mart 2020’de Çin’de Sensetime adlı şirket maske taksa dahi yüzleri tanıyabilen sistemler geliştirdiğini duyurdu. Benzer şekilde Rusya’da kameralarla anlık olarak sosyal mesafeye veya karantinaya uymayanlar tespit ediliyor ve polis kısa süre sonra kuralları bozanlara ceza verebiliyor.

Bununla beraber pandemiden kurtulmak için tüm insanların aşılanması lazımken ve şu an aktif olarak kullanılan çok sayıda aşı geliştirilmişken yoksul ülkelerin aşı bulamaması ve İngiltere, ABD ve AB arasındaki aşı savaşları da patent üzerinden gelişen rant ekonomisinin nasıl büyük insan kaybına neden olduğunu gösteriyor. Finansal şirketler battığında devreye girip onları vergi ödeyenlerden topladıkları parayla kurtaran devletler her gün binlerce kişinin yaşamını yitirdiği salgını çözmek için üretilen aşıların kamusal ve yaygın üretimini yapmayı üstlenmiyor, hepimiz ilaç şirketlerinin birkaç fabrikada ürettikleri aşıları bekliyoruz.

Örneğin Oxford-Astra Zenaca aşısı ilk başta tüm insanların erişebilmesi için en uygun fiyata sunulacak  ve birçok ülkede aynı anda üretilecek şekilde planlanmış ve Astra Zenaca ile kar etmeden dağıtma şartı ile anlaşılmıştı. Ancak sonrasında Oxford Üniversitesi tüm hakları Astra’ya sattı ve bunda Bill Gates’in aracılık yaptığı iddia edildi. Bu iddialar resmi olarak kabul edilmese de aşının hazırlanışı döneminde üniversitenin ve profesörlerin açıklamaları ile aşı piyasaya çıktıktan sonraki üretim ve dağıtım süreci incelendiğinde bir müdahalenin olduğu anlaşılıyor.

Bir diğer konu da aşı karşıtlığı üzerinden yaygınlaşan online dezenformasyon konusu. Ülkemizde Sinovax aşısı aleyhinde sosyal medyada yayılan mesajları herkes görmüştür. Oxford Üniversitesinde İnternet Enstitüsü’nde bir araştırmacı da Afrika’da Oxford-Astra Zeneca aşısı aleyhinde güvensizlik oluşturmak için Rusya ve Çin kaynaklı dezenformasyon kampanyalarını inceliyor. AB ile İngiltere arasındaki Brexit sürecinin de AB ülkelerinin Oxford-Astra Zeneca aşısına yönelik geliştirilen güvensizlikteki payı yadsınamaz.

Özetle siyasi ve ekonomik çıkar mücadelelerinin ön plana çıktığı ve toplum sağlığının arka plana atıldığını net şekilde görüyoruz.

VERİ HER DERDE DEVA MI?

Ancak mesele sadece ürün geliştirme, patent alma, hükümetlere pazarlama ve toplanan veriler üzerinden topluma ilaç satma ile sınırlı değil. Sağlık sisteminin kamusal yönünün törpülenmesi, doktor-hasta arasındaki güven ilişkisinin zedelenmesi, önleyici sağlık hizmetlerinin arka plana atılması ve her şeyin veriye indirgenmesi ve dijital çözümlerin her soruna çözüm olacağı anlayışının pekişmesi gibi çeşitli politik yönleri de var.

Kamuoyunda pandemi sebebiyle çalışma yaşamındaki ve eğitim sistemindeki değişimler (evden çalışma ve online dersler), gözetim toplumunun derinleşmesi ve demokratik hakların gaspı, kişisel verilerin güvenliğinin önemini yitirmesi ve hükümetlerin ekonomiyi insan sağlığının önüne koyması gibi çeşitli konular ele alınsa da sağlık sisteminin geleceğini de tartışmalıyız. Teknoloji şirketlerinin veri madenciliğini ve yapay zeka algoritmalarını sağlıkta tek çözüm olarak sunması sağlıkta dönüşüm ve pandemi sonrası döneminde sağlık hizmetlerinin niteliği ve ticarileşmesi üzerinde etkili olacaktır.

Burada özellikle Bill Melinda Gates vakfı önemli bir rol oynuyor. Bill Gates pandeminin başından bu yana komplo teorilerinin baş aktörü olmuş durumda ancak bu komplo teorileri Bill Gates’in, vakfının ve yatırımlarının eleştirisinin de dikkatlerden kaçmasına neden oluyor. Öyle ki bilimden yana, mantıklı insanlar Gates’e yönelik iddialara prim vermiyor, hatta ABD’de araştırmalarını sürdüren bir bilim insanımız Gates’in milyonlarca insanın yaşamını kurtaran bir kahraman olduğunu dahi iddia edebiliyor.

Ancak veri her derde çaredir anlayışını pekiştirmesi, bu veriye ulaşma, toplama ve değerlendirme yönünde güç kazanan inisiyatifler sağlıktaki dönüşümde DSÖ’yü gölgede bırakan bir aktör halini alıyor. Oxford Üniversitesinde doktora araştırmasını gözetim kapitalizmi ve küresel sağlık üzerine yapan bir öğrencimiz geçen dönem yaptığı sunumda veriye dayalı sağlık anlayışının arkasında Bill&Melinda Gates Vakfı, Dünya Bankası ve GAVI (The Global Alliance for Vaccines&Immunization) gibi kurumların olduğunu ve Bill Gates’in bu inisiyatiflerdeki diğer kurumlara da fon sağladığını belirtiyor. Bu süreç 1990’larla beraber sağlıkta neo-liberal dönüşümler sonucunda kamunun ve DSÖ’nin yerine devlet dışı aktörlerin öne çıkmasının sonucunda gelişiyor ve bu yeni oyuncular verinin, matriksin toplumsal sağlık sorunlarına daha verimli ve etkin çözümler getireceği iddiasını öne sürüyorlar.

Tabii burada sosyal sorunları veriye indirgemenin risklerinin ve yetersizliklerinin yanı sıra biyomedikal alandaki ve veriye ulaşım konusundaki eşitsizlikler de göz ardı ediliyor. Daha önemlisi kamu veya DSÖ gibi hesap veren, göz önünde olan ve sağlık alanında uzun yıllara dayanan deneyimi olan yapıların karşısında yeni dönem politikaları yönlendiren ama hesap vermeyen, lobi faaliyetleri ve gizli anlaşmalarla işlerini bağlayan, kar peşinde koşan ve demokratik denetimden uzak duran bir anlayışla karşı karşıyayız.

Bu, düne kadar güvenlik, anti-terör, istihbarat ürünleri geliştiren Palantir’in Avrupa hükümetleriyle imzaladığı gizli anlaşmalardan Bill&Melinda Gates Vakfının çalışmalarına ve Microsoft’tan Google ve Apple’a sağlık alanında büyük yatırımlar yapan ve karlar elde eden teknoloji firmalarına, patent hakkı sayesinde büyük rantlara el koyan farma-biyomedikal şirketlere kadar sağlık sistemini dönüştürüyor ve insanlık sahip olduğu tüm imkanlara (örneğin teknoloji, para, bilimsel deneyim) ve çözümlere (örneğin aşı) rağmen pandemiden kurtulamıyor. Hem şirketlerin hem de devletlerin dayattığı kapitalist sağlık sisteminin öncelikleri, kar ve veri hırsı yüzünden yüz binlerce insan yaşamını yitiriyor, pandemi nedeniyle milyonlarca insan işsiz kalıyor ve yoksulluğa mahkum ediliyor.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar