Yerebatan yeniden

Yerebatan Sarnıcı’na eskiler Yerebatan Sarayı dermiş. Bugün de pek çok kaynakta adı öyle geçiyor. En son ve en resmi adı, Yerebatan Sarnıcı Müzesi. Orijinal adı ise Cisterna Basilica, yani Bazilika Sarnıcı. Onu, yaptıran imparatorun adıyla İustinianos Sarnıcı diye adlandıranlar da var.

Buraya Bazilika Sarnıcı denmesinin sebebi vaktiyle üstünde kentin Büyük Bazilikasının bulunması. Büyük Bazilika, ilk akla geldiği gibi dinsel bir mekan değil. Doğan Kuban’ın anlatımıyla söylersek bir kültür ve bilim merkeziymiş. İçinde daha sonra yanacak büyük bir kütüphanenin bulunduğu, revakları altında hakimlerin davalara baktıkları bu yapı 532 yılındaki Nikea ayaklanmasında epey hasar görmüş. Geniş bir imar hareketine girişen İmparator İustinianos, Bazilika’nın büyük avlusunu da kazdırıp (tahminen 542 yılından sonra) buraya kentin en büyük sarnıcını yaptırmış. Sarnıç, 140 metreye 65 metre büyüklüğünde, 336 sütunun ayakta tuttuğu görkemli bir mekan. Muhtemelen bu görkemli görüntüsünden dolayı Osmanlılar burayı Yerebatan Sarayı diye adlandırmış.

Bizans İstanbulu’nda sayısız sarnıç yapılmış. Bunun önemli bir nedeni kuşatmalar. Osmanlı döneminde ise hem kuşatma riski olmadığı hem de Osmanlılar durgun suyu sağlıksız bulup kullanmayı sevmedikleri için sarnıçlar gözden düşmüş. Hatta Murat Belge’ye göre fetihten sonra yüzyıl kadar Yerebatan’ın varlığı bile unutulmuş. Daha sonra da saray bahçelerinin sulanmasında kullanılmış… Semavi Eyice, vaktiyle sarnıcın üstünde taş döşeli bir meydan olduğunu ama daha Bizans döneminde burasının yapılarla kaplandığını, hatta Osmanlı döneminde konaklar bile yapıldığını yazar. Bu evlerin de sarnıcı su kuyusu gibi kullandıkları biliniyor. Tabii zeminde, yani sarnıcın tavanında bir delik açarak yapıyorlarmış bu işi. Bizans döneminde kemerlerle getirilen suyun neredeyse tavana kadar doldurduğu sarnıçta hala az da olsa bir su gelişi var, içeride gezinirken tepenize damlayan sulardan da zemindeki yarım metrelik su birikintiden de bunu anlayabilirsiniz...

Yine Murat Belge eskiden sarnıca tahta bir merdivenden inildiğini ve içinde kayıkla gezilebildiğini aktarıyor. 1940’larda belediye sarnıca bir giriş yapmış. Esas turistik atılım ise 80’lerde gerçekleşmiş. 1985-87 yıllarında kapsamlı bir onarım gören sarnıcın daha rahat gezilebilmesi için beton ayaklar üstünde mekanı dolaşan bildiğimiz o yürüme yolu yapılmış. Günümüzde sarnıcın simgesine dönüşmüş Medusa başları da bu onarımda ortaya çıkmış. Biri ters, bir yan yatırılmış olarak sütunları taşıyan bu iki heykelin, İstanbul’daki bir antik dönem yapısından sökülüp buraya getirildiği tahmin ediliyor. Amaç kısa gelen sütunları yükseltmek… Bir başka ‘devşirme’ malzeme, yani 4. Yüzyıldan kalma bir eski yapıdan buraya getirilip kullanılan parça ise ‘Gözyaşı Sütunu’ olarak bilinen, stilize ağaç gövdesi görünümlü sütun.

İBB, yıllar sonra yeniden kapsamlı bir restorasyondan geçirdiği Yerebatan Sarnıcı’nı geçen hafta ziyarete açtı. Yılların kiri pası gitmiş. Hantal beton yürüme yolu kaldırılmış onun yerine zemine daha yakın giden metal bir yol yapılmış. Böylece suyun altındaki tuğla zemin kaplaması bile görünür olmuş. Belediye, yapının depreme dayanıklılığını da artırmış. Ama en önemlisi çok daha yeni ve güzel bir aydınlatma tasarımı yapılmış. Bu sayede zaten her haliyle gizemli ve etkileyici görünen Yerebatan Sarnıcı daha da görkemli bir görünüm kazanmış. Öyle ki, telefonun düğmesine rastgele bassanız yeter; bütün fotoğraflar güzel gözüküyor. Nitekim birkaç haftadır Instagram’ın en popüler konularından biri Yerebatan selfileri…

Yerebatan Sarnıcı’nda belediye düzenli olarak konser ve sergilere de yer veriyor. Açılışa eşlik eden ‘Daha Derine’ adlı sergide güncel sanatçıların heykel ve ışık çalışmaları var. Daha önce Bienal mekanı olarak da kullanılan Yerebatan’ın bu tür sergilemeler için uygun bir yer olduğu malum. Yalnız yeni ışıklandırması ve saat başı gerçekleşen video gösterisi nedeniyle eserlerin biraz geri planda kaldığını söyleyebiliriz.

Belki de günümüze en iyi durumda kalan Bizans yapısı Yerebatan Sarnıcı. 1500 yıl önceki haliyle şimdiki görüntüsü arasında çok bir fark olduğunu sanmıyorum. Bunu en çok yer üstünde hiçbir emaresi olmamasına, gözlerden uzak olmasına borçlu tabii ki. Son yıllarda sosyal demokrat İstanbul belediyesinin de kültürel mirasa özel bir önem verdiğini görüyoruz. Bizans ya da Osmanlı demeden tüm eski yapılara ilgi göstermeye çalışıyorlar. Belki biraz muhafazakar çevrelerin de hoşuna gitme gayreti vardır bunda, ama bence daha önemlisi kent kimliğine ve kültürüne sahip çıkan bir anlayışla yapılıyor yenilemeler. Tarihi mirasın kentin kültür sanat hayatına katılmasına gayret ediliyor. Nitekim Yerebatan Sarnıcı’nın içinde sergi ve konserler düzenlenmeye başlaması da bu anlayışın bir sonucu.

Önceki ve Sonraki Yazılar