BÜLENT ÖZDOĞAN

BÜLENT ÖZDOĞAN

'BETON' ZİHNİYETİYLE BURAYA KADAR

AKP iktidarının ‘betonla’ sınavı bitmek bilmiyor. Ekonomik büyümeyi, inşaat ve toprak rantı olarak algılayan AKP, tüm uyarılara kulak tıkayarak kendi kurduğu sistemin iflasını izler hale geldi. Müteahhit kalkındırmayı ülke kalkındırmak ve yatırım zanneden siyasi zeka (!) yap-işlet devret ve gelir garantili projelerle ülkenin gelecek 20 yılını da ipotekli hale getirdi. 

AKP iktidarı için müteahhitlere verilen sözler o kadar önemliydi ki, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun "Hiçbir şirket Kanal İstanbul ihalesine girmesin, biz iktidara geldiğimizde size ödeme yapmayacağız, parasını vermeyeceğiz” sözleri Erdoğan’ı çileden çıkarttı. Erdoğan, CHP liderine şu sözlerle yanıt vermişti: “Devletlerde devamlılık esastır, bunlar devlet terbiyesi de görmediler. Sizler devlet yönetimine nasıl talipsiniz, söke söke sizden bu paraları uluslararası tahkim yoluyla alırlar. Devlet yönetimi nedir, haberleri yok.”

Beton - müteahhit - rant üçgeni içine sıkışan Erdoğan yönetimi, betonun uygarlıkla eş anlamlı olduğu yönündeki çarpık anlayıştan vazgeçmedi, vazgeçemedi. Bu anlayışı öyle marazi bir hal aldı ki Erdoğan’ın bu hafta gerçekleşen New York ziyaretinde ‘beton aşkı’ diplomasinin de bir parçası haline geldi. 

Erdoğan 21 Eylül günü Birleşmiş Milletler (BM) 76. Genel Kurulu'na katılmak için New York’a gitti. Ekonomide olduğu gibi diplomaside de sıkışan, Rabia işaretini rafa kaldıran, eski düşmanlara dost olabilmek için her yolu deneyen Erdoğan’ın bu geziden beklentisi de ABD Başkanı Biden ile bir araya gelebilmekti. Bu buluşma iki ülke yönetimleri arasındaki sorunları tabii ki çözemeyecekti ama birlikte verilecek bir fotoğraf, yandaş medya tarafından dış politika başarısı olarak ülke kamuoyuna pazarlanacaktı. Maalesef olmadı.

Aslında bu ziyaretin diplomatik bir ‘başarıya’ dönüşmesi için yine bildik yöntemle yani ‘betonla’ bir hazırlık yapılmıştı. Birleşmiş Milletler’in merkezinin bulunduğu New York’ta, yıkılarak yeniden inşa edilen Türkevi binasının açılışı Erdoğan’ın ziyaretine denk getirildi. Türkevi binası, 1977 yılında Türkiye tarafından 3 milyon dolara satın alınan, 12 katlı bir binaydı. Bu bina 2017'de yıkıldı ve yerine 36 katlı 171 metre yüksekliğinde yeni bir bina yapıldı. Erdoğan, toplam maliyeti 291 milyon doları bulan binanın açılışı için Türkiye’den çok kalabalık bir heyetle gitti. Açılış, AKP ve medyası tarafından o kadar abartıldı ki, AKP Genel Başkan Yardımcısı Özlem Zengin, "500 Yıllık Türk Dış politika tarihinin en önemli günlerinden bir tanesi…" yorumunu yaptı. 

Havuz gazetesi Sabah’ın yazarı Şebnem Bursalı ise işi daha da ileri götürdü. Bursalı, köşesinde açılışı şöyle değerlendirdi: “New York'un göbeğinde, BM'nin tam karşısında, BM Genel Sekreteri ve KKTC Cumhurbaşkanı ile Kosova, Letonya, Litvanya gibi ülkelerin devlet başkanlarıyla birlikte dualarla açılan 36 katlı ve 171 metre uzunluğundaki Türkevi binası, Osmanlı-Türk motifleri ve dünyaya meydan okuyan ihtişamıyla yeni bir dönemin de habercisi…”

Bursalı, “dünyaya meydan okuma” tespiti yapsa da katılımdaki profil düşüklüğü, dünyanın binayı çok da umursamadığını ortaya koydu. Bu durum, Erdoğan’ın New York gezisinin her anına damga vurdu. Yandaş medya bile Erdoğan’ın New York’taki ikili temaslarını haberleştirmekte zorlandı. Cumhur İttifakı’nın en küçük ortağı Büyük Birlik Partisi’nin (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici’nin Erdoğan’la New York’ta yaptığı görüşme bile önemli bir ‘temas” olarak sunulmaya çalışıldı.  

Ziyaretin asıl amacı olan ABD Başkanı Biden ile fotoğraf ise başka bir bahara kaldı. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ABD’li mevkidaşı ile görüşürken Türk heyetinden Beyaz Saray’a gidebilen tek isim Saray Sözcüsü İbrahim Kalın oldu. Kalın, Beyaz Saray’da, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile görüştü. 

ABD’de beton diplomasisi hezimeti yaşanırken aynı anda bir beton hezimeti de Türkiye’de yaşanıyordu. Dağa taşa beton döken AKP iktidarı, üniversite öğrencilerine yurt yapmayı unutmuştu. Tarihin bir cilvesi olarak Erdoğan ABD’de 36 katlı gökdelen açılışı yaparken, Türkiye’de yüzlerce üniversite öğrencisi barınma sorunlarını çözemedikleri için sokaklara çıkmış, seslerini duyurmak için parklarda gecelemeye başlamıştı.

İktidar sözcülerinin bu eylemler karşısındaki ilk tepkisi beklenen gibi oldu: Sorunu yok saymak ve  sokağa çıkanı suçlamak. Öğrenciler seslerini duyurabilmek için soğuyan havaya rağmen parklarda gecelerken Gençlik Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu kameralar karşısına geçti ve yurt sorunu yaşanmadığını hatta öğrencilerin lüks zincir otellerle yarışacak kalitede yurtlarda kaldığını ileri sürdü. Bakan ve iktidar medyası sorunlarına çözüm isteyen öğrencileri kriminalize etmeye çalışırken, muhalefet partili belediyelerden anlamlı bir atak geldi. Pek çok şehirde belediyeler öğrencilere kapılarını açtı. İmkanı olan belediyeler binalarını öğrencilere tahsis etti, diğerleri bina kiralama yoluyla öğrencilerin yurt sorununu çözmek için harekete geçti.

Sorunu inkar politikası bir kez daha tutmadı. Muhalefet partili belediye başkanlarının ardından önce valilikler daha sonra da AKP’li belediyeler yurtlarda yer bulamayan öğrenciler için kapılarının açık olduğunu duyurdu. Yani Gençlik ve Spor Bakanı’nı yalanlama görevi bu kez muhalefete kalmadı. Ülkenin her yerine tabela üniversite kuran, akademiyi bile bir kadrolaşma alanı haline getiren AKP, artan öğrenci sayısını hesaplayarak yurt yapmayı unutmuş, 15 Temmuz sonrası el konulan FETÖ’ye ait yurtları yandaş vakıf ve derneklere devrederek, öğrencileri sahipsiz bırakmıştı.

‘Beton’ zihniyetiyle buraya kadar. AKP iktidarının toplumda kutuplaşmaları körükleyen, inançlar, kültürler, siyasi eğilimler arasına beton duvarlar ören stratejisi, her geçen gün desteğini yitiriyor. Ekonomide olduğu gibi diplomaside de ‘beton’ üstüne kurulan rüyalar karşılık bulmadı. New York’ta bir gökdeleniniz, Türkiye’de “itibardan tasarruf olmaz” diye Cumhurbaşkanına tahsis edilmiş on sarayınız var ama, üniversite öğrencileri yeteri kadar yurt yapılmadığı için parklarda geceliyor. Gerçek bu kadar acı ve incitici. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
BÜLENT ÖZDOĞAN Arşivi
SON YAZILAR