SEDAT BOZKURT
Erdoğan parlamenter sisteme geçmeyi “konuşmaya” hazır
SEDAT BOZKURT
Anayasanın, ne olduğunun anlaşılabilmesi için yapılan birkaç tane basit tanım vardır. Bunlardan birisi vatandaş ile devletin hak ve sorumluluklarını belirleyen tanımdır. Diğeri de insanların bir arada yaşamalarını sağlayan uzlaşma metnidir. Siyaset bilimine göre de anayasa “bir devletin temel yapısını, yönetim biçimini, organlarını ve vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini belirleyen” metinlerdir. Bu tanımın da ortaya net bir biçimde koyduğu gibi, anayasanın varlığından daha çok içeriği önem taşır.
Türkçe ’deki “temel” anlamı taşıyan “ana”kavramı, anayasanın sistem hiyerarşisindeki yerini de belli eder. Fransızca ve İngilizce yazılımları aynı ama okunuşları farklıdır. “Constituion” anlamına uygun bir felsefi yaklaşımla üretilmiştir ve siyaset bilimindeki tanımı da içererek ifade eder.
1921, “kurucu” olarak da olsa kabul edildiği için cumhuriyet tarihimizde 4 anayasamız oldu. İkisi darbe ürünü. Bu 2 anayasa da halk oyuna sunularak yürürlüğe girdi. Yani halkın bir biçimde onayını almış anayasalardır bunlar. Yani sadece “darbeciler” yaptı diyerek işin içinden çıkamayız.
(Özellikle 12 Eylül anayasasının oylanması sırasında çok baskı olduğu ve sıradan insanların, baskının yanı sıra memlekette yaşanan sağ- sol çatışmasından da bıkkın olduğunu da atlamamak lazım. Ama o referandumda da her şeye karşın hayır oyu kullananlar vardı)
Bu 2 anayasada, aslında “halk oyu” meselesi nedeniyle hayli sıkıntılı bir durum da vardır. Bu 4 anayasanın içinde en demokratik olanı, hatta “fazla demokratik” bulunduğu için bir askeri muhtıraya bile malzeme yapılan 1961 Anayasası, halk oyunda sadece yüzde 61,7 evet oyu ile kabul edildi. Bugün halen sıkıntılarını çektiğimiz ve memleketinen kötü anayasası olan 1982 anayasası ise yüzde 91,37 evet oyu ile kabul edildi. Bence anayasa tartışmalarına tam da buradan başlamamız gerekir.
Anayasaları parlamentolar yapar
AKP iktidarına kadar partilerin temel hedefi TBMM’de hükümet kurup bunun onayını alacak kadar çoğunluğa sahip olmaktı. Bu çoğunluk hedefi, Süleyman Demirel’in TBMM’nin en temel işlevi olan “denetlemeyi” anlatmak için kullandığı “bulun 226’yı düşürün hükümeti”söylemiyle de hayli ilgilidir. O dönem TBMM üye sayısı 450’dir ve hem güvenoyu almak hem de hükümeti güvensizlik oyu ile düşürmek için salt çoğunluk yani 226 milletvekilinin onayı gerekmekteydi. Denge- denetleme bir biçimde kurulmuştu.
Cumhurbaşkanlığı sisteminde bu denge denetleme ile birlikte TBMM’nin varlığı bile tartışmalı bir hal almıştır. TBMM’de 2 ayrı çoğunluk hesabı yapılmaktadır yeni dönemde. Bunlardan birisi 360, diğeri ise 400’dür. Mesela erken seçim kararı almak ya da bir anayasa değişikliklerini halk oyuna sunabilmek için 360 ve üzeri çoğunluk gerekmektedir. Halk oyuna götürmeden anayasayı değiştirmek istiyorsanız o zaman TBMM’de en az 400 milletvekilinizin bulunması gerekiyor. Recep Tayyip Erdoğan ile cumhur ittifakının 2018 seçimlerinden bu yana yaşadığı en büyük sıkıntı da bu sayısal çoğunluklardan kaynaklanıyor. Her iki sayıya da ulaşamıyorlar.
Muhalefet partileri özellikle ana muhalefet CHP sürekli olarak bir iktidar değişikliğinden söz ediyor. İktidar, yani eskinin yürütme organı artık tek kişide. İktidar değişikliği cumhurbaşkanının değişmesi ile mümkün. TBMM’deki çoğunluğunuz, yüzde 40 oy da alsanız size iktidar olma hakkı vermiyor. Aynı biçimde TBMM’de yeterli sayısal çoğunluğa sahip değilseniz, anayasayı da iktidara sahip olsanız bile değiştiremezsiniz.
Sistem değişikliğinden bugüne hep TBMM’de 360’ı bulamasa bile, çoğunluğa sahip bir AKP ve cumhurbaşkanı pratiği ile geldik. Bu durumun değişmesi halinde ne olacağını kestirmek bu acayip sistemde mümkün değil. Anayasa değişiklikleri TBMM’de bir yasa teklifi halinde ama anayasa değişiklikleri için gerekli olan prosedürle gerçekleştirilir. Ve anayasayı değiştiren yasanın cumhurbaşkanı tarafından da onayı gerekmektedir. İşte size “pratikte olmaz dediğimiz” pek çok şeyin olduğu sistemde sıkıntılı bir durum daha.
TBMM’deki çoğunluğunuz, AKP ve Erdoğan pratiğine bakıldığı zaman yeterli sayıyı bulsanız bile anayasayı değiştirmenize yeterli olmaya bilir. Cumhurbaşkanı anayasa değişikliklerini tekrar TBMM’ye gönderebilir, referanduma götürebilir. “Uzun süre onaylamazsa ne olur?” sorusu da maalesef mevcut.
Parlamenter sistem “konuşulabilir” oldu
Önemli sivil toplum kuruluşlarından biri olan Türk Demokrasi Vakfı yönetimi bir süre önce Erdoğan’ı Külliye ’de ziyaret etti. Vakfın yönetiminde AKP Antalya Milletvekili Serap Yazıcı Özbudun da var. Yazıcı hem misafir hem de ev sahibiydi yani. Konu cumhurbaşkanlığı ve parlamenter sistem kıyasına gelince Yazıcı, doktora tezinin parlamenter sistem olduğunu hatırlatır ve “Başından beri ben parlamenter sistemi savuna geldim, bugün de aynı noktadayım. Bir yolunu bulsak da tekrar parlamenter sisteme dönebilsek” dedi ve ekledi; “anayasaya geçici bir madde koysak ve siz kaydı hayat şartıyla cumhurbaşkanı kalsanız”
Heyet de Erdoğan da şaşırdı doğal olarak. Ama hemen devreye giren Erdoğan, Serap Yazıcı’ya dönerek, “bunları sonra konuşuruz” dedi ve konuyu hemen kestirip attı. Burada Yazıcı’nın bir anayasa hukuku profesörü olarak bunu söylemesinin arkasında ne olduğunu doğal olarak merak etmemek elde değil. Demokrasi açısından parlamenter sistemi Erdoğan’ın karşısında sıkı bir biçimde savunduktan sonra bu önerisinin mantıklı bir gerekçesi vardır sanırım.
Ama burada asıl haber değeri olan konu Erdoğan’ın, “parlamenter sisteme geçilmeli” önerisine cepheden ve kararlı bir biçimde karşı çıkmak yerine “bunu sonra konuşuruz” demesi. Artık, parlamenter sisteme dönme meselesi Erdoğan açısından da konuşulabilir bir mesele haline gelmiş demek ki.
(Bu konuda parlamenter sistemi savunan Yazıcı ile cumhurbaşkanlığı sistemini ödünsüz savunan Mehmet Uçum bakalım ne zaman karşı karşıya gelecekler. Ya da gelecekler mi?)
Muhalefet “yeni anayasanın” neresinde?
AKP siyasetinin 2018 seçimleri dışında değişmez seçim malzemesi yeni anayasadır. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilen anayasa değişiklikleri kabul edildiği için 2018 Seçimlerinde, “yeni anayasa” ihtiyacı ortadan kalkmıştı. Sonra hemen geri geldi. Politik olarak “ihtiyaç halinde” uygulanan anayasa gibi “ihtiyaç halinde dillendirilen” bir yeni anaysa talebi var.
Siyaset, memlekette sadece CHP içinden ve üzerinden yürümüyor. Herkesin odaklandığı yer CHP olunca toptan siyasette ciddi bir patinaja giriyor, ilerlemiyor. CHP’nin bugün bu kadar çok konuşulmasının nedeni de iktidarın, elindeki devlet gücü ile siyaseti dar alana sıkıştırılmasının sonucudur.
Erdoğan sadece tekrar aday olmak için değil seçim barajının da düşürülmesi için yeni bir anayasa peşinde. Hedefinde de “bir kez daha” dan fazla aday olma niyeti olduğunu anlamak çok zor değil. Burada “Kaydı hayat” ipucu veriyor zaten. Bir anayasa değişikliğinin TBMM’de kabul edilmesi için gerekli olan 400 sayısal çoğunluğuna ulaşamıyor Erdoğan. Bu dönemde ekonomik kriz ve süreç nedeniyle de olası bir anayasa değişikliğini referanduma götürerek öfkeli seçmenin önüne sandık konulamayacağının da çok farkında. 360 sayısı da kurtarmıyor yani.
Cumhur ittifakının bazı bağımsız milletvekilleriyle sayışları 335’i ancak buluyor. Erken seçim için bile en az 25 milletvekilinin desteğine ihtiyaçları var. 360’ı bulmakta bile zorlandıkları bir dönemde 400’ün peşine düşmeleri de çok gerçekçi değil. Bu nedenle bu dönem yeni anayasa meselesi sadece dillendirilecek.
Süreç nedeniyle bir anda iktidardan yana pozisyon almış bir görüntü veren DEM’i ananaysa konusundaki fikri de Erdoğan ile örtüşüyor. DEM’in talebi de “değişiklik”değil “yeni” anayasa. DEM’in anayasa değişikliğine firesiz ve blok olarak yanaşması mümkün ama kolay değil. Öncelik yasal düzenlemelerin istedikleri gibi sonuçlanması ve Abdullah Öcalan’a statü tanınması.
DEM ile AKP arasında bugüne kadar yapılan onlarca görüşmede “yeni anayasa” fikri hiç dillendirilmedi. Her iki taraf da sürecin sonunu bekliyor. Bu muhtemelen seçimlerden sonraya kalacak.
Erdoğan’ın kafasındaki planlanan zaman da bu. Dağılmış ve ittifak yapma mecali olmayan muhalefetin hem cumhurbaşkanlığı seçimini kaybedeceğini hem de TBMM’de kendi ittifakının anayasayı değiştirecek çoğunluğa ulaşacağını planlayarak politikasını inşa ediyor.
Süreçte mesele “üst düzey” PKK’lıların durumu ile “suça bulaşmamış” tanımıyla Öcalan’ın statüsüne takılmış vaziyette. Perşembe günü yapılacak İmralı ziyaretinde muhtemelen bu tıkanma aşılacak ve TBMM tatile girmeden yasal düzenleme çıkarılacak. Yasa çıkmakla kalmayacak, bunun takibi de var. Yani DEM, AKP ve MHP “temasının” ömrü hayli uzun.
Erdoğan’ın planı işlerse seçimler sonrası oluşacak parlamentoda yeni anayasa yapmanın da ortaya çıkacak ittifak modelleri nedeniyle çok kolay olmayacağını ön görebiliriz. Hem MHP’ye hem de DEM’e ihtiyaç duyulursa, mesela “vatandaşlık” tanımı ve “ana dil”mesellerinde görüşmeler başlamadan tıkanabilir.
Tıkanabilir dedim klasik politik hatları dikkate alarak söyledim ama tıkanmaya da bilir…
Erdoğan’ın kafasında ne var?
12/07/2026 00:05Erdoğan’ın konforlu siyaset yapma alanı
21/06/2026 00:18Ali Şükrü Bey’in büstü, Topal Osman’ın heykeli
14/06/2026 00:10Anayasasız Türkiye: İnsanların kaderi olur, ülkelerin olmaz
24/05/2026 00:20“Verin yetkiyi görün etkiyi”
17/05/2026 00:30Savaşta ülkeyi kim yönetsin?
10/05/2026 00:40“AKP Genel Müdürlüğü”
03/05/2026 00:20AKP’li patronun isyanı
26/04/2026 00:309’uncu yılında Cumhurbaşkanlığı sisteminin bir öyküsü var mı?
19 Nisan 2026 Pazar 00:20Ara seçim mi, seçimlerin zamanında yapılması mı?
12 Nisan 2026 Pazar 00:20
