SEDAT BOZKURT
Ali Şükrü Bey’in büstü, Topal Osman’ın heykeli
SEDAT BOZKURT
Dış politikada Ortadoğu’yu konuşurken tarihsel olarak bağlantıyı Osmanlı üzerinden kurunca hep meseleyi büyütüyoruz. Konforlu bir siyaset mecrası olduğu için bunu muhalefet de çok yapıyor, iktidar da.
Tarih bir bilimdir ve somut olay ve belgelerle yol alarak kendine kayıt düşer. Türkiye’de ise tarihin pek çok dönemi ve olayı, ortaya çok sayıda belge ve bilgi de konulsa, hep tartışmalıdır. Politik hayatımızın en çok tartışılan öznesi Padişah Abdülhamid, politik kurumu ise İttihat ve Terakki’dir. Bu iki meseleyi sanırım daha uzun süre tartışacağız.
Topal Osman, Balkan Harbi'nde aldığı şarapnel yarası nedeniyle topal kalmıştır, gazidir yani. Kurduğu çete ile bölgedeki ayrılıkçı Rumlarla mücadele eden Topal Osman, Mustafa Kemal ile görüştükten sonra da Millî Mücadele'ye tam destek vermiş bir isim. Mustafa Kemal’in ilk yakın koruma, yani “Muhafız” alayını Topal Osman oluşturmuştur. Millî Mücadele içinde çok tartışmalı olsa da vardır.
Topal Osman’ı ünlü eden Trabzon Mebusu ve liberal muhalif Ali Şükrü Bey’i öldürmesidir. Ali Şükrü Bey 1923 yılının mart ayında kaybolur, sonra cesedi bulunur. İlan edilmesine 1 ay kalmış olmasına rağmen, bu, Cumhuriyet tarihinin ilk politik cinayetidir. Failin Topal Osman olduğu hemen anlaşılır. Topal Osman teslim olmayı reddeder ve bir çatışmada kurucusu olduğu muhafız taburunun o günkü komutanı İsmail Hakkı Tekçe tarafından öldürülür.
Mesele burada bitmez. Bir üyesinin öldürülmesine ilişkin tepkinin daha güçlü olması için TBMM, katilin Meclis önünde asılması kararının uygulanmasını ister. Topal Osman’ın cesedi mezarından çıkarılır, başı olmadığı için ayağından Ulus’taki ilk meclis binasının önünde asılır.
Çok ilginç bir hikâye; dizisini çekseniz, ekran başından kimse kalkamaz. - Ama Türkiye’de çekilmemeli bu dizi- Meselenin en ilginç yanı bugün Trabzon’da Ali Şükrü Bey’in anıt mezarı ve büstü, Giresun’da da Topal Osman’ın anıt mezarı ve 5 metre yüksekliğinde bronz heykeli vardır. Topal Osman’ı yaralı yakalamasına karşın infaz ettiği söylenen ve 1975 yılında ölen İsmail Hakkı Tekçe’nin ise sadece mezar taşı bulunuyor. Aslında ona da bu kafa karışıklığını artırmak için bir heykel yapılabilirdi.
(Topal Osman’ın heykelinin emekli olmadan önce Susurluk ve Ergenekon davalarının merkezindeki isim Veli Küçük tarafından yapıldığını öğrendiğiniz zaman aslında durum netleşiyor. Ama devlet de buna izin vermiş. Mesele de bu zaten.)
CHP meselesi
Tarihin ortaya koyduğu somut durumu tersine çevirmeye çalışırsanız, o tarihin size taşıdığı dersleri de yok edersiniz. Yukarıdaki örnek bunun içindir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin özeti CHP’dir. Bu kadar tartışılmasının nedeni de budur. Cumhuriyetin temeli, yapı taşı, taşıyıcı kolonudur. Onu devreden çıkardığınız zaman ortaya çıkacak boşluğu dolduracak bir yapı, kurum yoktur. 12 Eylül darbesi bunu denedi ama başarılı olamadı. Boşluk, önce yerine kurulan partilerle, daha sonra bizzat kendisiyle dolduruldu.
Bugün CHP üzerinden yapılan tartışmalar partinin bu tarihsel geçmişine ve önemine hiç yakışmamakta, hatta tüm o tarihi birikimi yok etmektedir. Hukuksuz butlan kararı da buna dayanak gösterilen delege pazarlıkları ve bunu gerçekleştirmek için belediyeler üzerinden dillendirilen yolsuzluk iddiaları da CHP’nin tarihsel geçmişine bakıldığı zaman çok dramatiktir. CHP, politik hedefler ya da oluşturulmuş kariyer hedeflerinin bir aracı olamayacak kadar önemli ve büyük bir siyasi harekettir. Bakın, bugün bile meydanlar, her politik kimlikten insanın oluşturduğu demokrasinin en önemli direnç hattıdır. Dün de öyleydi. Gezi’de oluşan toplumsal muhalefete kurumsal olarak hiçbir komplekse kapılmadan sıradan bir örgüt gibi katılmış, 2017 referandumunda Gezi’nin tabanında oluşan çok kimlikli toplumsal muhalefeti kurumsallaştırmıştır. CHP bu tartışmaları ve tartışmaların merkezindeki tüm özneleri de aşabilecek bir kapasiteye sahiptir. Bu nedenle günlük yapılan ve her gün tekrar üretilip tüketilen tartışmalara takılmayın.
Yeni parti meselesi
CHP’yi desteklemek için de karşı çıkmak için de pek çok neden bulabilirsiniz. CHP, çok partili hayata ülkeyi geçirerek demokrasiyi inşa etmiştir. İtiraz edilemeyecek en önemli nokta burasıdır. Çok partili hayata geçildikten sonra, karşısında yer alan partiler, demokrasi sınavlarından hep sınıfta kalmış olmalarına rağmen CHP’nin yakasını bir türlü bırakmamışlardır. Eleştirilerin tamamının da bir bağımsız ulus-devlet inşasının yaşandığı tek parti dönemine ilişkin olması da bana göre sorunludur.
CHP’ye partililer hep “baba ocağı” diyor. Aslında sağ partilerin de ona “ana ocağı” demesi gerekiyor. Demokrat Parti CHP’nin içinden çıkmıştır. Kimliksiz, CHP’nin antidemokratik uygulamalarına itiraz nedeniyle kurulmuştur. Sağ siyasetin konforlu alanı ile tanışınca, itiraz ettiğine benzemekle kalmamış, onu da aşmıştır. Sağ siyasetin Türkiye’deki özeti de buradadır. DP, Türk siyasi tarihinde sağ parti üretme fabrikası gibidir. Bütün sağ partiler ile bu partilerin fikirleri burada oluşmuştur. Türkiye’de hep dillendirilen “merkez sağ” kavramının da doğduğu yer burasıdır. Merkez sağ aslında kimliksizliği işaret eder. Böyle bir politik kimlik yoktur, oy verme eğilimi vardır.
Tarihsel olarak baktığınızda, CHP’nin rakiplerinin sürekli değişmesine karşın kendisinin hep var olduğunu görebilirsiniz. Darbeler sağ siyaseti yeniden üreterek farklı kimlikle ortaya çıkarsa da CHP varlığını, politik hattının temelini koruyarak farklılaşsa da sürdürmüştür. Bu önemli bir tespittir.
12 Eylül darbesiyle kapatılan, ancak daha sonra yeniden açılan tek parti CHP’dir. Eski Genel Başkanı Bülent Ecevit, CHP’den istifa ettikten sonra Demokratik Sol Parti’yi kurdurmuş, daha sonra da onun başına geçmiştir. DSP’ye CHP’nin içinden çıkmıştır diyemeyiz. Bugün yer aldığı blok, Cumhur İttifakı olması da bunu söylememize engeldir. (CHP’lilerin DSP’ye geçme yoklaması yapması da hakikaten dramatiktir. DSP’ye geçmek ne amaçla olursa olsun Cumhur İttifakı'nda yer almaktır.)
SHP-CHP birleşmesinden bir süre sonra SHP yeniden kuruldu. Ardından CHP’ye katıldı. Murat Karayalçın’ın yeniden kurduğu SHP’nin omurgasını CHP’liler oluşturmuştu. CHP’ye katıldı. DSP’den ayrılanların kurduğu Yeni Türkiye Partisi CHP’ye katıldı. Türkiye Değişim Partisi’ni Mustafa Sarıgül kurdu, CHP’ye katıldı. Memleket Partisi’ni, Muharrem İnce kurdu, CHP’ye katıldı. Anadolu Partisi’ni Emine Ülker Tarhan kurdu, CHP’ye katıldı. Yenilik Partisi Öztürk Yılmaz kurdu, şu anda politik olmasa da hukuken var. Bu partilerin tamamının CHP tabanında karşılığı olduğunu söylemek de mümkün değildir.
CHP’nin tekrar açılmasına karar verildiği zaman sosyal demokrat tabanda olağanüstü kurultaylar nedeniyle aşınmış bir isim olan Deniz Baykal genel başkandı ve SHP, o dönem CHP olarak, CHP’nin yeniden açılmasına karşın kabul görmeye devam ediyordu. O nedenle CHP hemen sosyal demokratların büyük partisi olamadı, SHP büyük olmaya bir süre devam etti. Birleştikleri zaman daha da küçüldüler.
MHP’de olanlar
CHP için verilen ve çok tartışılan “mutlak butlan” kararına itiraz edenlerin gerekçesi ile bu yargı kararının gerekçesi ilginç bir biçimde aynı: Seçim iradesine müdahale. Bu, ortada ciddi bir mesele olduğunu da gösteriyor.
Tartışma aslında önümüze ciddi bir “seçilmişler” meselesini getiriyor. Milletvekili listelerinin ya da belediye başkan adayları listelerinin oluşum yöntemine bakıldığı zaman, seçmenlerin ne zaman devreye girdiği de göz önüne alındığında, bu “seçilmişler” kavramı gerçekten tartışmalı hale geliyor. Seçimlerde partisine oy veren seçmen aslında bir milletvekili seçiyor. O seçtiği milletvekili aslında çok önceden parti yönetimi tarafından seçilmiş bir isim. Seçmenin buradaki fonksiyonu gerçekten tartışmalı. Ve asıl tartışılması gereken nokta da burada başlıyor.
MHP’de delegelerin ortaya koyduğu irade ile seçilmiş olan 19 il ile bu illere bağlı ilçelerdeki tüm yönetimler görevden uzaklaştırıldılar, yerlerine genel merkez tarafından atamalar yapıldı. MHP’nin ülke genelindeki tüm teşkilatlarının 4’te 1’i demektir bu. Oran çok büyük. Bugüne kadar hiçbir partide bunun yaşandığını sanmıyorum. Ama bu görevden almalar ne delege iradesi ne de demokrasi açısından hiç tartışılmadı. Görevden alınanlar kamuoyuna “lidere bağlılık” açıklamaları yaparken arka tarafta bu kararlara sert tepki gösteriyorlar. Bu da toptan siyaset açısından hayli hazin bir durum. Görevden alınanların yerine yapılan atamalar MHP kulislerinde konuşulanlara göre hayli sıkıntılı. Teşkilatların tanımadığı ya da çok az bilinen isimler MHP’de göreve getiriliyor. Sadece Adana’da il başkanlığına parti tabanında hayli sempatisi olan Recai Yıldırım’ın oğlu Hakan Yıldırım getirildi. Recai Yıldırım’ın Devlet Bahçeli’ye ölene kadar tavırlı olduğu da biliniyor.
MHP’de tüm teşkilatlar yukarıdan aşağıya yeniden bizzat Bahçeli tarafından kurgulanıyor. Bunun nedenini bilene henüz rastlamadım.
Partisinde bu olup bitene karşın, Bahçeli CHP’ye “demokrasi” için yol gösteriyor, önerilerde bulunuyor.
Bu yaşadıklarımız da muhtemelen o bitmeyen tarihi tartışmalarımızın içinde yıllar sonra yerini alacak. Ve gelecek kuşaklar da bu tartışmalarda neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bir türlü öğrenemeyecekler.
Baktıkları zaman Ali Şükrü Bey’in büstünü, Topal Osman’ın kocaman heykelini görecekler sadece…
Anayasasız Türkiye: İnsanların kaderi olur, ülkelerin olmaz
24/05/2026 00:20“Verin yetkiyi görün etkiyi”
17/05/2026 00:30Savaşta ülkeyi kim yönetsin?
10/05/2026 00:40“AKP Genel Müdürlüğü”
03/05/2026 00:20AKP’li patronun isyanı
26/04/2026 00:309’uncu yılında Cumhurbaşkanlığı sisteminin bir öyküsü var mı?
19 Nisan 2026 Pazar 00:20Ara seçim mi, seçimlerin zamanında yapılması mı?
12 Nisan 2026 Pazar 00:20Erken seçimin tarihine kim karar verecek?
05 Nisan 2026 Pazar 00:20Memleketin meselelerini hangi parti çözer?
29 Mart 2026 Pazar 00:15En iyi öğretmen tarihtir, eski Türkiye yani
22 Mart 2026 Pazar 00:15