Muhalefetin ihtiyacı yeni bir parti değil, yeni bir kuruluş

Bir önceki yazıdaAKP-MHP’ye karşı kazanmanın tek bir yolu var” diye iddia etmiş ve bunun ancak “AKP-MHP karşıtı muhalefeti, halkçı bir program temelinde ilmek ilmek bir Kongre Hareketi olarak örgütlemek” ile mümkün olacağını eklemiştim. Tahmin edilebileceği gibi “öneri”, ülkenin sol muhalefet cenahlarında yeni ufuklara yelken açtırmadı.

Ama yine de bazı arkadaşlar, bu fikrin ham olduğunu, geliştirilmesi/ ayrıntılandırılması ve hatta CHP zihniyetine uyarlanması gerektiğini “ısrarla” önerdiler. Her ne kadar bir sosyalist olarak CHP’ye model önermeyi zül sayıyor olsam da bazı sosyalistlerin, yeni CHP partisine isim bile önerdiği hatta çoğunun, kurtuluşu Özgür Özel’in açacağı yolda aradığı bir ortamda bu talep olağan sayılabilir.

***

İlk olarak Özgür Özel ve yanındakilerin izleyeceklerini ifade ettikleri “yolun”, Erdoğan ile girişilecek bir yarışta başarılı olması “neredeyse” imkansız. Yıllardır başarılı olamayan aynı politik söylem, aynı örgüt formu, aynı ittifak ilişkileri, aynı pratik faaliyetler bu kez de tekrarlanacak, anlaşılan. Yani politik söylemi; tutucu bir Atatürkçülüğe indirgenmiş, Kürt halkının talepleri karşısında çekingen ve ürkek bir çerçeveye sıkışmış, bolca ekonomik felaket tellallığı yapan, emperyalistlere “onu alma beni al” diyen bir çerçeve. Örgüt formu; genel başkanın performansına odaklanmış, katılaşmış/ katmanlaşmış/ katılıma kapalı bir parti hiyerarşisi. İttifak ilişkisi; sağın her türüne (faşistine, kafatasçısına, dincisine, istismarcısına, ağasına, paşasına..) her türlü kapıyı (vekillik, belediye başkanlığı, parti kadrosu..) açmış, denetimsiz/ilkesiz/bağıtsız ilişkiler ağı. Pratik faaliyetleri; yüksek sesle daha doğrusu bağırarak yapılan açıklamalar, avukat onayından geçmiş aşağılamalar, yaygın ancak halkın pasif/bireysel katılımıyla sınırlandırılmış mitingler.

Denilebilir ki bu yöntem en son yapılan yerel seçimlerde başarılı oldu (ve bu sene o sene) genel seçimlerde de başarılı olacaktır. İlk olarak; yerel seçim başarısı, otomatik olarak alternatif bir rejim ve program inşa edildiği anlamına gelmez. Ve Genel Seçimlerde devlet aygıtı, kimlik siyaseti, güvenlik söylemi ve merkezî kaynak dağıtımı daha baskındır. Ayrıca yerel seçimlerin kazanılmasını sağlayan ivme de bizzat Saray tarafından belediye operasyonları ve Kılıçdaroğlu hamlesi ile kesintiye uğratıldı. Üstelik bugün gündemde olan, CHP’li belediyelerin dönüştürücü icraatlarından çok Lütfü Savaş, Tanju Özcan ve Muhittin Böcek gibi küfür edilen yönetici tercihleridir.

Ayrıca kazanacak olsa bile İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığını nasıl ve kimlerle yürüteceği de ayrı bir muamma. (Bu arada Deniz Göktaş’a bir teşekkür de buradan gönderelim; en sıkı solcularımızın bile toz kondurmadığı İmamoğlu’nun, siyasi birikimini gündem yaptı da gözlerimizi açtı)

Sözün özü: Yeni ismi olan yeni parti kurmakla, bir de yedek parti yedeklemekle Saray iktidarı yenilemez, yenilse bile yenilemez. Hele hele aynı politika (söylem) ile aynı örgüt formu ile aynı ittifaklar ile ve aynı faaliyetler ile ne siyasette ne toplumda bir dönüşüm, ilerleme sağlanır.

Peki ne yapılmalı, nasıl yapılmalı?

CHP’lilerin çok hoşuna gidecek hatta çok da sevdikleri biri tarafından değerlendirilmiş, kurdurulmuş hatta sürdürülmüş bir kurucu model mevcut. Evet, Mustafa Kemal’den ve onun cumhuriyeti kurarken gerçekleştirdiği “Kongreler Modeli”nden söz ediyorum.

Kısa bir bilgilendirme:

Kurtuluş Savaşı literatüründe Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) ile TBMM’nin açılışı (23 Nisan 1920) arasında geçen döneme Kongreler Dönemi denmekte.

Kongrenin tanımı kaynaklara göre değişmekle birlikte bu dönemde onlarca hatta belki de yüzlerce kongre (toplantı) yapılmıştır. Ancak her toplantıya kongre dememek için Bülent Tanör’ün “kongre kavramı” temel alınarak ilerlenmesi çok daha mantıklı olacaktır. Ona göre kongre deyimiyle kastedilen, “temsili güce sahip, ülkenin ya da bölgenin siyasi ya da idari geleceğiyle ilgili kararlar alan, bunların gerçekleşmesini sağlamak için gerekli yapıları kuran organizmalardır”. Bu tanıma uyan 28-30 kongre gerçekleştirilmiştir. Kars’tan Trabzon’a, Balıkesir’den Nazilli’ye, Edirne’den Pozantı’ya ve elbette Erzurum’dan Sivas’a kadar “ülkenin ya da bölgenin siyasi ya da idari geleceğiyle ilgili kararlar alan” kongreler (Sivas Kongresi’nin ardından yapılan ve adı Kadınlar Kongresi olan bir toplantı bile mevcut). Özellikle Erzurum Kongresi, Kürt halkının yaşadığı bölgelerden sağlanan temsiliyetle, ülkede “kader birliği”nin yaratılmasında çok önemli bir yere sahip. Açıktır ki TBMM’nin kurulmasında ve Cumhuriyet inşa edilmesinde, “kongreler iktidarı” döneminin çok önemli bir katkısı var. Kongrelerin yapılması, TBMM’nin var olduğu koşullarda bile devam etmiştir.

Böyle bir model, elbette her koşulda ve her dönemde hayata geçirilemez. Bunun için nesnel ve öznel şartların uygun olması gerekir.

Bugünün Türkiye’sinde nesnel şartların uzun zamandır mevcut olduğu rahatlıkla söylenebilir. 1923’te o dönemin koşulları altında kurulan cumhuriyet rejimi, ilk döneminin ardından emperyalizm işbirlikçisi bir oligarşi yönetimi altında, gelişen/değişen siyasi ve toplumsal dinamikler karşısında 50-60 yıldır kriz içerisindeydi. 70 ve 80 faşist darbeleri bu krize üretilen sözde çözümlerdi.

AKP dönemi de benzer bir biçimde bu krize çözüm hamlesi olarak okunabilir. Ancak AKP, siyasi ve toplumsal krizi çözmek yerine bunları daha da içinden çıkılamaz hale getirdi. Siyaset alanı; toplumsal kesimlerin siyasete müdahil olduğu, siyaset ürettiği ve iktidarı paylaştığı bir düzlem olmaktan çıkarıldı. Etkisiz, yozlaştırılmış ve gevezelikten ibaret bir platforma dönüştürüldü. Siyaset yani toplumun kaynaklarını, hizmetlerini ve yönetimini etkileyen karar alma süreçleri tek bir adam tarafından devralındı. Toplum; din esasına, cins esasına, hatta sözde ırk, cemaat esasına göre daha da ayrıştırıldı, saflaştırıldı. AKP döneminin yarattığı tahribatı uzun uzun anlatmaya gerek dahi yok, cezaevlerinde tutulan insanların sayısına (427 bin) ve niteliğine bakmak bile yeterli. Sadece Kürt mahkumlar, gazeteciler, tweet paylaşanlar değil adli suçluların sayısı ve niteliği de (dolandırıcılık, mafyalaşma, uyuşturucu) bir gösterge.

Açıkça söylenebilir ki toplumun çok büyük bir kesimi (kadınlar, gençler, emekçiler, emekliler, doğasını koruyanlar, vd.) içsel dinamikleri, gelişme düzeyleri ve gelecek talepleri ile bu rejimin içine sığmamaktadır. Özellikle de Kürtler, bu eski rejimin içine hiç sığmamaktadır. Saray’ın her hamlesi ya cezaevine koyarak bastırmak ya da boyun eğdirmek biçiminde.

Sonuçta gelinen noktanın sağaltılması için çok büyük çapta bir dönüşüme ihtiyaç var.

Gelelim öznel koşullara

Bilindiği üzere Saray eliyle yaratılan Kılıçdar krizi, CHP kadrolarında yeni bir örgüt arayışını zorunlu kıldı. Aslına bakılırsa bu aynı zamanda bir “fırsat”. Uzun zamandır bu kadrolar içerisinde ciddi bir “temizlik harekatı”nın yapılması ve bazı kriterlerin konulması ihtiyacı ortada duruyordu. AKP’ye geçen vekillerin, BB’lerin sayısını tutan var mı? Bunların “çürük yumurta” olduğunu herhalde en iyi bilen Özgür Özel ve yanındakilerdi, olası olanları da en iyi onlar biliyordur.

Neyse bu “öznel durum”, çok daha önemli bir fırsat yaratıyor; yeniden partileşme. Ancak bu süreç; bu çağrıyı yapabilecek örgütlü kadrolara, yerel yapılarla ve toplumsal örgütlerle bağa, ortak program oluşturabilecek asgari uzlaşmaya ve kararların uygulanmasını sağlayacak siyasi kapasiteye ihtiyaç duyacaktır.

Tam da bu noktada, nesnel ve öznel koşullara uygun yukarıda modellenen süreç yani Mustafa Kemal’in izlediği yol, “kopyalanabilir”. En karikatür haliyle ifade edelim; Özgür Özel yeni ekibiyle (şu anki yerleşik çıkar katmanları ve kapalı kadro düzenini bir kenara bırakarak) Amasya’da “tamim”i açıklar, sonra Erzurum’da çok geniş bir temsilciler kongresi toplar ve Sivas’ta yeni bir “başlangıç” yapılır!

Hatta bir “karikatür” öneri daha, Sivas Kongresi’nde edilen yemin tekrar ettirilir; "Saadet ve selamet-i vatan ve milletten başka Kongre'de hiçbir maksad-ı şahsi ta'kib etmeyeceğime, İttihad ve Terakki Cem'iyeti'nin (burası AKP diye değiştirilebilir) ihyasına çalışmayacağıma ve mevcud fırak-ı siyasiyyeden (partilerden) hiçbirisinin amal-i siyasiyyesine (siyasal emellerine) hadim olmayacağıma (hizmet etmeyeceğime) vallahi, billahi.."

Söylemeye gerek yok ama kopyalanması gereken tarihsel güzergâh değil; iradi bir müdahale ile yerelden başlayan temsil, ortak program üretimi, bağlayıcı karar alma ve yeni bir siyasi merkez oluşturma ilkesidir. Ve halkı karar süreçlerinin gerçek öznesi hâline getirecek yeni bir örgütlenmedir.

***

Amma velakin CHP siyasetini az buçuk okuyabilen herkes hemfikir olacaktır ki Özgür Özel ve ekibi böyle bir “işi” yapamaz, yapmaz!

Yapamaz çünkü CHP’nin yerleşik siyasal kültürü, halkı karar süreçlerinin öznesi yapmak yerine genel başkan ve merkez kadroların yönettiği ve hala eski kontrgerilla artıklarının icazetine ihtiyaç duyan kapalı bir örgüt anlayışına dayanıyor. Son dönemde gündeme gelen “yeni parti” ve yedek parti arayışları da bu anlayışın değişmediğini, yalnızca mevcut örgütsel kabuğun korunmaya çalışıldığını gösteriyor.

Deniz Zeyrek’in söylediğine göre adı “Yeni” olan parti logosu ısmarlamışlar. Bir siyasi partinin ismi; siyasi bir mesaj, siyasi bir tercih, siyasi bir ayrıştırıcıdır. "Yeni" diye bir siyasi parti ismi mi olur? Üç dört yıl içinde CHP’yi geri alamazlarsa ne olacak, adı yeni kendisi eskimiş bir parti!

Yedekte de dört parti ile görüşüyorlarmış. Bu parti sahiplerinin, siyaset bezirganı sağcılar olduğu şüphe götürmez. Duyanınız var mı, “seçime girme yeterliliğine sahip en az üç dört solcu parti var, onlarla seçime girebiliriz” dediklerini? Duyamazsınız çünkü Bahçeli’den, Özdağ’dan daha çok solculardan, sosyalistlerden uzak dururlar!

Yapmaz çünkü Deniz Baykal’la şaha kalkan, genel başkanın etki ve yetkileri yerleşik kural oldu. Ve CHP siyaseti, genel başkanın konuşmalarından ibaret hale getirildi. Bir de yapabilirse kişisel eylemi ile. Elektrik faturasını ödememek, gömleğin kollarını kıvırmak bile büyük bir meydan okuma olarak görülür!

Son söz: Mesele, Özgür Özel’in “kongreler dönemi” ya da ona benzer bir yolu seçip seçmeyeceği değildir. Mesele, CHP’nin içindeki ve dışındaki demokrat, solcu muhalefetin ya halkı karar süreçlerinin gerçek öznesi hâline getirecek yeni bir örgütlenme kurması ya da aynı araçlarla aynı yenilgileri yaşamaya devam etmesidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAVUZ HALAT Arşivi