TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

Akıl tutulmasına karşı mekânın hafızası: Atatürk Orman Çiftliği’nde yeni betonlaşma ​​​​​​​

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

Her politik çıkışın mutlak bir mekânsallığı olmuştur. Çünkü mekân yoksa hareket yoktur. Cumhuriyet kendi ideolojisini mekânlara nakşederek, mekânın hatırlatıcı gücü ile varlığını sürdüren canlı bir organizmadır.

Ankara’da Cumhuriyet’in kuruluş ideolojisinin mekânsal temsiliyeti olan Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsi mal varlığı olarak kurulan ve halkına şartlı olarak bağışlanan Atatürk Orman Çiftliği de bu mekânsal gücün temsilidir. O yüzdendir ki rejimle hesaplaşanlar açısından hedef alınmış, talan süreci bitmek bilmeyen bir mekân hıncına dönüşmüştür. Cumhuriyet’in modern yaşamın, özgürlüğün, laikliğin ve halkçılığına bu can damarı, vasiyete ve hukuka meydan okuyan, sistematik bir talan zinciriyle ideolojik bir kuşatmanın altındadır.

Meslek örgütlerince yüzlerce davaya ve bedeller ödenen hukuki bir savaşa sahne olan, adeta asrın mekânsal kıyımına dönüştürülen Atatürk Orman Çiftliği, bugün yeni ve sinsi bir talan dalgasıyla karşı karşıya. Fakat ne acıdır ki, politikayı taştan, topraktan ve mekândan kopuk fildişi kulelerde tartışan siyasi çevrelerin gündemine bu gasp hiç uğramıyor. Çiftliğin asırlık çınarlarının gölgesinde, tam da 100. yılında, bu toprakları kuran partinin derin ve sessiz bir 'es geçişle' tek bir kelime dahi etmemesi, bu hafıza kırımına karşı sessiz kalması ise akıllardan çıkmıyor.

Oysa bugün hayatlarımızı kuşatan, toplumu nefessiz bırakan hukuksuzluğun ve mevcut rejimin Cumhuriyet ile olan o rövanşist hesaplaşmasının tam merkezinde bu biricik mekân durmaktadır. Siyasetin yönünü tayin eden bu mekânsal saldırının farkına varılmadıkça ve yaranın tam kalbine, yani sorunun asıl kaynağına parmak basılmadıkça, bu sessizlik sarmalı kurucu iradenin son kalelerini de yutmaya devam edecektir.

Gerçeğin perdelendiği günlerde talan senaryosu

Kolektif bir akıl tutulmasının yaşandığı öngörülemez bir kaos ortamındayız. Herkesin gerçeği bildiği ama kimsenin yüksek sesle söylemeye gönlünün el vermediği ve yaşandıktan sonra Siyah Kuğu teorisindeki geriye dönük yanılsama ile ‘aslında emareleri vardı’ söylemlerinin dolaştığı günlerdeyiz. Doğrunun yanlışla kasıtlı olarak harmanlandığı, hedeflerin şaşırıldığı, puslu bir kirlilik ortamında, NATO toplantısının ertesinde, kontrollü kaotik yaklaşımla, asıl gerçeğin perdelendiği, büyük resmin gizlendiği bu karmaşa günlerinde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı sessiz sedasız harekete geçiyor. Toplumun gözü ve aklı başka yere yönlendirilmişken; 130116 ada 1 parsel ve 130117 ada 6 parseller üzerinde askıya çıkarılan imar planı değişiklikleriyle, Atatürk Orman Çiftliği’nin toprakları bir kez daha baltalanıyor, yeni tahsislerle bölünüp parçalanarak hoyratça yapılaşmanın karanlığına terk ediliyor.

Ağaçlandırılacak alandan, betonlaştırılacak alana

Ankara’nın Etimesgut Erler Mahallesi’nde, Atatürk Orman Çiftliği’nin geleceğe nefes olsun diye ayrılmış 'ağaçlandırılacak alanı', betondan bir geleceğe kurban edilmek istenir. Kelime oyunlarıyla bezeli bürokratik hamleyle, alanın birinci derece doğal sit statüsü düşürülerek, adı 'sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım' olan ama aslında talana kapı aralayan bir kılıfa büründürülür. Benim de başkanlık bayrağını taşıdığım o onurlu dönemde, Mimarlar Odası Ankara Şubesi bu mekânsal suikasta karşı yargı barikatı kurar ve süreci dava eder. Çünkü niyet gayet açıktır.

Statü kırımının hemen ardından, Atatürk Orman Çiftliği toprakları 'özel üniversite alanı' olarak parsellenir ve 2021 yılında Milli Emlak eliyle, TEBA Vakfı lehine 'eğitim, öğretim, üniversite ve sağlık' maskesi altında 30 yıllık bir irtifak hakkı tesis edilir. Ancak bilimin ve kamunun yararını savunan meslek örgütlerinin açtığı dava ile bu rant oyunu bozulur; özel üniversite imar planı, üst ölçekli planlara açıkça aykırılığı ve halkın malı olan kamusal alanın şahsi kullanıma açılamayacağı gerekçesiyle yargı tarafından oybirliğiyle iptal edilir.

Bakanlık ilk planların yargı duvarına çarpıp tuzla buz olmasının ardından, aynı alanda ikinci kez üniversite planı yapma cüretini gösterir. Bu karar da yargıya taşınır ve bir kez daha yargı iptal mührünü vurur.

Ancak, yargının verdiği kararlar karşısında davalı idare ve TEBA Vakfı, “adaletin” koridorlarında kendilerine yeni yollar aramaktan geri durmaz. Ankara Bölge İdare Mahkemesi (İstinaf), 2024 yılında vicdanları yaralayan bir kararla bu hukuki bentleri yıkar; yerel mahkemenin o haklı iptal kararını bozarak, 2022 yılına ait o karanlık 'Üniversite Alanı' planlarını yeniden canlandırır. İşte bu kararla birlikte, Atatürk Orman Çiftliği’nin topraklarında, Cumhuriyet’in yeşiline meydan okuyan TEBA Vakfı’na ait betonarme iskeletler sinsi bir gölge gibi yükselmeye başlar.

AOÇ’de TEBA’dan Bakanlıklara talanın evrimi

İstinafın kararının ardından 2024 Kasım ayında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü, TEBA Vakfı'nın irtifak hakkını revize eder. TEBA Vakfı'nın kullanım hakkı, 130117 ada 6 parsel içerisindeki 150.000 m²'lik kısımla sınırlandırılır. Fakat bu hamle, aslında arazinin geri kalanında planlanan daha büyük ve çok aktörlü bir paylaşım senaryosunun adımlarıdır.

Vakfa verilen lütuftan sonra, talan sofrasına bu kez devletin kendi kurumları buyur edilir. Arazinin geriye kalan o kıymetli parçası ile 130116 ada 1 parselin tamamı, yani yaklaşık 148.876 metrekarelik devasa Atatürk Orman Çiftliği toprağı, 'hizmet binası' kılıfı altında Milli Eğitim Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın hissesine düşer. Atatürk Orman Çiftliği alanları bu kez de iki yıllığına sessizce bakanlıklara ön tahsis edilir.

Takvimler 6 Temmuz 2026’yı gösterdiğinde o talan senaryosu askıya çıkar. AOÇ’nin kalbinde kamu binalarının yükselmesini öngören 1/10.000 ve 1/1000 ölçekli 'Koruma Amaçlı' İmar Planı değişiklikleri ile yaklaşık 21 hektarlık yeşil alan, 'Kamu Hizmet Alanı' ve 'Resmi Kurum Alanı'na kurban edilir. Plan notlarına iliştirilen o rakamlar aslında birer infaz hükmüdür: Emsal=1.00 ve zemin artı dört kat!... Bu, Atatürk Orman Çiftliği’nin bağrına tam 200 bin metrekarelik devasa bir beton hançer saplamak demektir. Alanının yaklaşık %5’i de gri asfalt yollara kurban edilecektir.

Hukuksal süreçler devam ederken Atatürk Orman Çiftliği alanlarında böyle bir planın yapılmasına 5659 sayılı AOÇ Kanunu’na aykırılığı gerekçesi ile Ankara Büyükşehir Belediyesi kurum görüşlerinde itiraz eder.

Danıştay kararı hâlâ yürürlükte: Planlar baştan sakat

Oysa tüm bu bürokratik kuşatmaların unuttuğu, daha doğrusu unutturmak istediği kapı gibi bir hakikat orta yerde duruyor. Bugün Atatürk Orman Çiftliği topraklarında, hukuka ve Atatürk'ün şartlı bağışına ve vasiyetine tamamen aykırı olarak inşa edilen Saray’ı hukuken 'kaçak' konumuna düşüren, tam da bu ülkenin en yüksek yargı makamının iradesidir.

Atatürk Orman Çiftliği gibi birinci derece doğal sit alanlarında resmi kurum ya da kamu hizmet binası inşa edilemeyeceğini kesin bir dille karar altına alan, bu talanın önünü açmak için yazılan 271 sayılı ilke kararını iptal eden o tarihi Danıştay kararı hâlâ yürürlüktedir. Dolayısıyla, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın askıya çıkardığı ve bakanlıkların hizmet binalarını inşa edeceği plan baştan sakatlanmıştır.

Es geçilen gerçeklik

Siyasetçiler ve politik gündem Atatürk Orman Çiftliği’ni es geçse de Cumhuriyet'in mekânsal hafızası sessiz değildir. Atatürk Orman Çiftliği Cumhuriyet’in kurucu iradesinin mekânı olduğu kadar, Cumhuriyet’in geleceği üzerine verilen mücadelenin ve yeniden kurulacak iradesinin de ana mekânlarından ve politik hesaplaşma alanlarından birisidir. Çünkü mekân politiktir ve Atatürk Orman Çiftliği’nin mekânsal hafızasını sahiplenmeyenler ve devam eden talan sürecine karşı tavır koymayanlar, geleceklerini yitirirler, sorunun ana kaynağından uzaklaşırlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
TEZCAN KARAKUŞ CANDAN Arşivi