TEZCAN KARAKUŞ CANDAN
Geleceğe karşı bir vicdan borcu: Cebeci Ortaokulu
TEZCAN KARAKUŞ CANDAN |
Cumhuriyet'in ilk yıllarında Ankara'da inşa edilen her okul, her fabrika ve her kamu yapısı yalnızca bir bina değil, yeni kurulan ülkenin geleceğe dair iddiasının da bir parçasıydı Her biri Cumhuriyet’in üretim ve paylaşma hikâyesinin temsilcileri olarak kuşaktan kuşağa aktarılacak bir aydınlanma duvarının tuğlalarıydı. İşte bu aydınlanma inşasının en önemli tuğlarından biriydi, Cumhuriyet'in başkentindeki Dördüncü Ortaokul, nam-ı diğer Cebeci Ortaokulu.

Genç Cumhuriyet başkenti 1930’lu yılların sonuna gelindiğinde hummalı bir inşa süreci ile geleceğe izler bırakarak büyüyen bir organizmaya dönüşür. Kent ile birlikte çoğalan mahallelerde, büyüyen çocuklar için yeni okullara yeni umutlara olan ihtiyaç her geçen gün daha da artar.
Üçüncü okula dördüncü kardeş
O yıllarda kentin ortaöğretim eğitim yükünü üç ortaokul karşılar. Bugün Kurtuluş İlkokulu olan Birinci Ortaokul, Anafartalar Lisesi’nin bulunduğu yerdeki mütevazı İkinci Ortaokul, Taş Mektep olarak bilinen şimdiki Numune Hastanesi’nin yerinde olan Üçüncü Ortaokul Cumhuriyet’in genç beyinlerini geleceğe hazırlayan bir ışık olur. Cumhuriyet’in eğitim seferberliği yayıldıkça her geçen gün daha fazla öğrenciye ulaşılır. Dördüncü Ortaokul’un hikâyesi işte bu seferberlik içerisinde doğar.
Hamamönü’nde Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün odun kömür deposu olarak kullanılan arazi satın alınır. Hitler faşizminden kaçan Bruno Taut ve Türkiye’ye gelen Franz Hillinger okulun projelerini birlikte hazırlar, Taut ve Hillinger Ankara’da Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi, Atatürk Lisesi projelerini de birlikte tasarlarlar, müteahhitliğini ise Kudret İsfendiyaroğlu üstlenir.
Okul geleneksel kent dokusunun içerisinde modern üslubuyla Cumhuriyet modernizminin mekânsal simgelerinden birisi olarak yükselir. Rasyonel bir akılla şekillenen işlevselliği sadeliği U biçimindeki planı ile modernleşmenin izlerini taşırken, pencere oranları saçakları ve avlu kurgusu ile geleneksel Türk mimarisi ile hemhal olur. Cebeci Ortaokulu’ndaki bu kurgu, Anadolu’nun mekânsal hafızasını taşıyan özgün bir Cumhuriyet modernitesi olarak pek çok okul projesine ilham oluşturur.

Cebeci Ortaokulu’nda muazzam insanların geçiti
Cebeci Ortaokulu Cumhuriyet aydınlarının, sanatçılarının ve siyasetçilerinin koridorlarında koşturduğu, bahçesinde oyunlar oynayıp sınıflarında yan yana oturduğu bir hafıza mekânı. Türkiye’nin toplumsal belleğini şekillendiren muazzam bir insan varlığının da çıkış noktası burası. Koridorlarında Yıldız Kenter, Nurhan Damcıoğlu ve Cihan Ünal’ın sesleri yankılanmış; dünyaca ünlü tenor Bülent Bezdüz ilk düşlerini burada kurmuş. Edebiyatımızın köşe taşları Gülten Akın ve Necati Tosuner bu sıralardan geçmiş. Hüsamettin Cindoruk, Hikmet Çetin ve Dr. Işın Çelebi gibi siyaset dünyasına yön veren isimler, Tansel Çölaşan ve Hasan Gerçeker gibi hukukçular hep bu okulun izini taşımış. Veteriner İrfan Tezcan, iktisatçı İsmet düşünür, asabiyeci Remzi Demir ve elbette, okulun yaşayan hafızası, Yüksek Mimar Mühendis Kadri Kalaycıoğlu da o unutulmaz mezunlar arasında...
Cebeci Ortaokulu ilk mezunlarından yaşayan hafıza: Kadri Kalaycıoğlu
Yüz yaşına merdiven dayamış 1927 doğumlu Kadri Kalaycıoğlu billur zihni ile bizi çocukluğuna götürerek okulun onda bıraktığı heyecanları gözler önüne serer. Kalaycıoğlu, 1939 yılında kapılarını açan bu modern yapıyı aradan geçen onlarca yıla rağmen aynı canlılıkla hatırlıyor. Cumhuriyet'in eğitim idealini, pırıl pırıl koridorlarını ve geleceğe duyulan büyük umudunu unutamıyor, anılarında yaşatıyor.

Kalaycıoğlu: “1939'da inşaatı bitmek üzere, fakat okullar açıldı. Ortaokul çok geç açılacakmış, Cebeci ortaokuluna senin kaydını yaptıracağız dediler. Ben İltekin İlkokulu’ndan mezun oldum, Mecburen Birinci Ortaokula kaydolmaya razı oldum. Fakat aradan geçen süreler içinde inşaatı hızlandırdılar. Ben de isyan ettim. Çünkü ben Fransızca istemiyorum, İngilizce istiyorum dedim. Rahmetli babamın bir tanıdığı, beni henüz açılmayan, ne zaman açılacağı belli olmayan Dördüncü Ortaokula kaydımı yaptı. Neticede benim 1. Ortaokuldan kaydımı alıp 4. Ortaokula naklettiler, inşaat nedeniyle biz 1,5 ay kadar geç kaydolduk. Fakat okul açıldığı zaman o kadar şahane bir binaydı ki...”
Cebeci Ortaokulu'nun açılışı, öğrenciler için önce beklenmedik bir gecikme, ardından unutulmaz bir hayranlık hikâyesine dönüşür. İnşaatın tamamlanamaması nedeniyle uzayan tatil günleri, okulun kapıları açıldığında yerini büyük bir hayranlığa bırakır. Kadri Kalaycıoğlu'nun hafızasında en canlı kalan görüntülerden biri, güneş ışığında pırıl pırıl parlayan cilalı sıralardır. Onu etkileyen cilalı sıralarla birlikte 99 yaşında hala o günü unutturamayan okulun ruhu ve yaşanmışlıklarıydı.
Henüz inşaatı tamamlanmamış yapıda, piyasada telli cam bulunamadığı için jimnastik salonunun pencereleri takılamaz. Ankara'nın sert ayazı pencerelerden salonun içine kadar girerdi. Efsane beden eğitimi öğretmeni Hasan Bey’in yaptırdığı ısınma hareketleriyle çocuklar önce bedenlerini, sonra da okula duyulan sevgi ile içlerini ısıtırdı. Kalaycıoğlu yıllar sonra o günleri anlatırken, “Üşürdük ama bir süre sonra ısınırdık. Okulumuz çok güzel olduğu için bütün bunlara razı olurduk.” diyecekti. Bu sözler, bir çocuğun heyecanı ile bir mimarın mekân hafızasının aynı noktada buluştuğu eşsiz bir tanıklık olarak bugüne taşınan bir hafıza yolculuğunun yankısıdır.
Dördüncü Ortaokul olarak başlayan ve bugün hala geniş bahçesi küçük koruluğu ile Cebeci Ortaokulu’nun anıtsal duruşu, kapısının girişinde 1939 yazan tarihsel girişi ile geçmiş ve geleceği birbirine bağlayan bir köprü kuruyor.
Kadri Bey birkaç yıl önce Mezunlar Derneği’nin daveti ile gittiği okul toplantısında okulun bakımsızlığına içerlenmiş. “Çok üzüldüm ya. Avrupa'da bile böyle bir okul yok; pırıl pırıl okulumuz ne hale gelmiş. Bakımsız,.. Ben ona çok üzüldüm. Bir daha da gitme şansım olmadı.” derken ilgililere içten ama sessiz bir çığlık atıyor. Önemli bir hatırlatmada bulunuyor.
Tüm haşmeti ile ayakta duran bu okul yapısı Cumhuriyet döneminin aydınlanma duraklarından, hafıza köprülerinden birisi. Pek çok kadronun yetişmesine fırsat sağlamış anı biriktirmiş, dostluk çoğaltmış bir varlık mekân…
Geleceğe karşı vicdan borcu
Bugün kapısının girişinde "1939" yazan Cebeci Ortaokulu, geçmiş ile gelecek arasında duran anıtsal bir köprü. Yaşayan hafızamız Kadri Bey’in okulun haline bakıp attığı o sessiz çığlık, aslında hepimizin ortak sorumluluğu olmalı. Çünkü Cebeci Ortaokulu sadece duvarlardan ibaret değil, aynı zamanda bu ülkenin aydınlanma hafızası, toplumsal belleğidir. Ve bu mirasa sahip çıkmak, hatırlamak, sadece geçmişe vefa değil, geleceğe karşı herkesin vicdan borcudur.
Papazın Bağı’nda bize ait olan serinliğe tutunmak
08/06/2026 00:36Ankara'nın hafıza sürgününde bir direniş durağı: Nur Apartmanı
25/05/2026 01:23Bir kenti nefessiz bırakmak: Kıbrıs Vadisi’ne rant kuşatması
18/05/2026 00:10Bir suç mahalli olarak "rantyolu"na çevrilen Çayyolu
11/05/2026 00:16101. Yılında Atatürk Orman Çiftliği ve bilançosu
04/05/2026 02:24Şeker Mahallesi’nde 'Yüksek' ihtiras: Etimesgut Belediyesi’nin direnci
27 Nisan 2026 Pazartesi 00:01Çoğunluğun kararı, azınlığın hafızası: Haydar Apartmanı’na erken veda
20 Nisan 2026 Pazartesi 00:01Zamanın büküldüğü yerde mekânın dilsiz tanıklığı: Köy Enstitüleri
13 Nisan 2026 Pazartesi 06:45“Allah’ın dağında” duvarlara sinmiş akademi: Üniversite Apartmanı
06 Nisan 2026 Pazartesi 00:20Kumaşa işlenen ışık: Ertuğ Pasajı’nda Zeki Müren’in payet ustası
30 Mart 2026 Pazartesi 00:15