İLKE ATİK TAŞKIRAN
Instagram'ı açıyorsunuz. Akışı aşağı çekiyorsunuz ve karşınıza yeni bir seçenek çıkıyor: "Your Algorithm." Artık ne görmek istediğinizi siz belirleyebileceksiniz. Daha fazla arkadaş paylaşımı, daha az önerilen içerik. Daha çok spor, daha az magazin. İlgi alanlarınızı şekillendirecek, akışınızı kişiselleştirecek yeni bir kontrol paneli.
İlk bakışta dijital dünyanın uzun zamandır beklediği demokratikleşme hamlesi gibi görünüyor. Platform sonunda direksiyonu kullanıcıya bırakıyor.
Ama gerçekten öyle mi?
Kontrolün değil, hesabın sahibi
Büyük teknoloji şirketleri uzun zamandır yalnızca davranışlarımızı değil, o davranışları nasıl yorumlayacağımızı da tasarlıyor. "Your Algorithm" bunun en güncel örneği. Instagram'ın başındaki isim Adam Mosseri, geçtiğimiz haftalarda paylaştığı örneklerde bu özelliğin basit bir ayar olmaktan çıkarılıp deneyimin tam merkezine yerleştirileceğini duyurdu. Ancak ortada gerçekten kullanıcıya devredilmiş bir algoritma yok; devredilmiş gibi gösterilen bir sorumluluk var. Platform artık "Sana ne göstereceğime ben karar veriyorum." demek yerine, "Sen bana ne görmek istediğini söyledin." diyebileceği yeni bir zemin kuruyor.
İşte bu küçük arayüz değişikliği, aslında büyük bir söylem değişikliğine işaret ediyor. Tartışma, algoritmanın kullanıcıyı nasıl yönlendirdiğinden, kullanıcının algoritmasını ne kadar iyi yönettiğine kayıyor. Böylece sorgulanan artık sistem değil, sizin tercihleriniz oluyor. Algoritma görünmezleşirken, sorumluluk giderek daha görünür biçimde kullanıcıya yükleniyor. "Kontrol sende" söylemi, bir özgürlük vaadinden çok, olası eleştiriler karşısında hazırlanmış yeni bir savunma cümlesine dönüşüyor.
Kumarhanede masayı seçmek
Kumarhaneye giriyorsunuz. Görevli gülümsüyor: "Artık istediğiniz masayı seçebilirsiniz." Poker mi, rulet mi, slot makineleri mi? Karar tamamen sizin. İlk bakışta özgürlük hissi veren bir teklif.
Ancak masayı seçebilmeniz, kumarhanenin iş modelini değiştirmiyor. O binanın amacı hâlâ sizi mümkün olduğunca uzun süre içeride tutmak. Halılar, ışıklar, penceresiz salonlar, saatlerin olmayışı, ücretsiz ikramlar. Bunların hiçbiri ortadan kalkmıyor. Sadece hangi masada vakit geçireceğinizi seçiyorsunuz.
Instagram'da da durum farklı değil. Sonsuz kaydırma yerinde duruyor. Otomatik oynatma devam ediyor. Değişken ödül mekanizması, yani bir sonraki içeriğin daha ilginç olabileceği hissi hâlâ sistemin merkezinde. Masalar değişiyor; kasa aynı kalıyor.
Regülasyon paratoneri
Bu değişikliğin zamanlaması da dikkat çekici. Avrupa Birliği, Dijital Hizmetler Yasası (DSA) kapsamında Meta'dan sonsuz kaydırma ve otomatik oynatma gibi kullanıcıyı platformda tutmaya yönelik tasarım tercihlerini değiştirmesini talep etti; masada ciddi para cezaları var. Özellikle bu arayüzlerin çocuklar ve genç kullanıcılar üzerindeki etkisi, düzenleyicilerin temel gündem maddeleri arasında.
Tam da böyle bir dönemde gelen "Your Algorithm" duyurusu, yalnızca yeni bir kullanıcı deneyimi olarak okunamaz. Aynı zamanda güçlü bir hukuki ve iletişimsel savunma zemini oluşturuyor. "Bakın, algoritmayı biz dayatmıyoruz; kullanıcı kendi tercihlerini belirliyor." diyebilmenin arayüz tasarımına dönüşmüş hâli. Bir anlamda bu özellik, kullanıcıya verilmiş bir hediye olmaktan çok, regülasyon baskısını üzerine çekmek için tasarlanmış bir paratoner gibi duruyor.
Suçluluk da kişiselleştirilebilir mi?
Dijital çağın en sofistike hamlesi, yalnızca davranışlarımızı yönlendirmek değil; o davranışların sorumluluğunu da bize geri vermek. Algoritmalar artık sadece neyi göreceğimizi belirlemiyor; o seçimin hikâyesini de yeniden yazıyor. Böylece dikkat ekonomisinin yapısal sorunları görünmezleşirken, bireysel tercihlerimiz daha görünür hâle geliyor.
"Your Algorithm" uygulamasının asıl yeniliği, algoritmamızıkişiselleştirmesi değil; sorumluluğumuzu kişiselleştirmesidir.
Sonuçta masalar hâlâ aynı kumarhanede duruyor. Oyun aynı oyun, kurallar aynı kurallar. Değişen tek şey, sonunda hesabın kime çıkarıldığı.