TÜRGEV ve Ensar’a yönetmelikle devletten kaynak

Enes Kara’yı hatırlıyor musunuz? Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisiydi. Bir “ölüm videosu” çekerek intihar etti. Kaldığı vakıf yurdundaki baskılarla ailesinin ısrarları arasında sıkışmıştı, dayanamadı.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ensar ve TÜRGEV’in ABD’de kurdukları TÜRKEN Vakfı’na gönderdiği paralara ilişkin bilgileri paylaştığı videosunu izlerken Enes Kara’nın videosu aklıma geldi. Aktörleri değişse de Enes’i “öldüren” sistem şimdi, Manhattan’da, dünyanın arsa değeri en yüksek merkezinde bir öğrenci yurdu yapıyordu ve Türkiye’den bu yurt için, 6 yıl boyunca bir milyar TL’yi bulan miktarda para gönderiliyordu.

Kimi, bu miktardaki bir transferi “az” buldu. Belki de bu değerlendirmeler, hemen her gün kamuoyunda milyonlarca dolarlık haksız ödemelerin konuşulduğu bir ülkede yaşıyor olmanın sonucuydu. Kimi de Kılıçdaroğlu’nun bu miktarı “kaçış planı” söylemiyle birleştirmesine bir anlam veremedi.

Öyle ya Cumhurbaşkanı ve ailesi ülkeden kaçacak olsa öyle birkaç on milyon dolara mı bakardı? Bize göre de CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun açıklamasında en azından bir iletişim hatası vardı. En azından, Kılıçdaroğlu daha saat 22:00’de video kaydını paylaşmadan O’nun ne açıklayacağı, üstelik kendisinin açıkladığından daha detaylıca televizyon ekranlarında, sosyal medyada belgeleriyle konuşulmaya başlanmıştı. Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun kaydı yaparkenki “enerjisi” de ayrı bir eleştiri konusu oldu.

Bütün bunlara rağmen Kılıçdaroğlu’nun “bir TÜRGEV, bir Ensar” açıklaması AKP’de, tam da Kılıçdaroğlu’nun hedeflediği gibi bir etki yarattı. Öyle ki Kılıçdaroğlu’nun, “son yılların en iyi muhalefet örneği” olarak gösterilen “SADAT ziyareti”ne bile cılız sesle yanıt veren iktidar partisi temsilcileri ve İletişim Başkanlığı gibi devlet kurumları ile AKP’ye yakın yayın kuruluşları birden teyakkuza geçti.

Bu reflekste elbette, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ailesine yönelik eleştirilere karşı hassasiyeti”ni biliyor olmanın etkisi vardı. Hızlı reflekste bulunanlar iyi bilirdi ki Erdoğan’a yakın olduğunu ispat etmenin en kestirme yollarından biri, “Sizin şahsınıza ve ailenize yönelik bir saldırının her daim karşısında dururum” demekti.

Kılıçdaroğlu’nun “Bir TÜRGEV, bir Ensar” açıklamasının siyasal etki/etkisizliğini, bu açıklamanın AKP tabanındaki yaratacağı etki veya umursamazlığı siyasal araştırmacılara bırakıp asıl konumuza gelelim.

DEĞİRMENİN SUYU NEREDEN?

CHP Lideri’nin ABD’ye gönderildiğini açıkladığı paralar elbette ne TÜRGEV ne de Ensar Vakfı’nın yöneticilerinin şahsi hesaplarında kazançlarından “bir köşeye atarak” biriktirdikleri para değildi. Her şeyden önce şahsi paraları değildi; vakıfların parasıydı ve yasal yollarla elde edilmişti. En azından adı geçen iki vakfın yasadışı para topladığına yönelik bir iddia ve hepsinden önemlisi bir “tespit” yoktu.

Bir vakfın geliri nereden olacaktı ki? Bağış olurdu, etkinliklerinden elde ettiği gelirler olurdu, gayrı menkul gelirleri olurdu. Vakıf mevzuatı da, usulüne göre yapıldığı sürece, bu yollarla gelir elde etmeyi ahirden beri izin verirdi.

Bu iki vakfın, tıpkı benzerleri gibi, bir de devletten gelirleri vardı ve bu sadece bir yönetmeliğe dayanıyordu. İşte değirmenin düzenli akan suyu da buradan geliyordu.

Kredi ve Yurtlar Kurumu 8 Kasım 2017’de bir yönetmelik çıkardı. Yönetmelik özetle şunu diyordu: Ben Kurum olarak, vakıf yurtlarına her ay, öğrenci başına düzenli para vereceğim.

Yönetmeliğe göre Kredi ve Yurtlar Kurumu, Bakanlar Kurulu’nca vergi muafiyetine tabi olan vakıf ve dernek yurtlarına öğrenci başına “yemek” ve “barınma” ücreti vermeye başladı. Yönetmelik, bu vakıf ve derneklere yapılacak yardımı belirlerken, Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun kendi yurtlarında barınan öğrenciler için yapılmış gibi kabul edilen miktarı baz aldı. Bu miktar bu yıl öğrenci başına 770 TL idi.

Yönetmeliğe göre sistem şöyle işleyecekti: Bakanlar Kurulu kararıyla vergi muafiyetine tabi olacak yurtların yöneticileri yurtlarında ne kadar öğrenci kaldığını her ay liste halinde Kredi Yurtlar Kurumu’na bildirecek, Kurum da takip eden ay, o vakfın IBAN’ına parayı yatıracaktı. Sistem yaklaşık 5 yıldır böyle işliyor. Bu ödeme, yurt açık olduğu sürece devam edecekti. Bu da yılda en az 9 ay demekti.

DEVLETTEN YILDA 74 MİLYON

Okur olarak şimdi sormaya hakkınız var: Ayda 770 lira, hele o yurtlarda kalan öğrencilerin masrafları da düşünülürse ne olacak ki? O zaman küçük bir hatırlatma yapalım: Bu 770 TL, yurtta kalan öğrencilerin ailelerinin ödediği barınma ve beslenme paralarına ek olarak devlet tarafından ödenen bir miktar.

Küçük bir çarpma ve toplama işlemi, karşımıza devasa bir kaynak çıkaracak:

Tartışmaların odağındaki vakıflardan Ensar Vakfı’nın yurtlarında yaklaşık 6 bin öğrencinin kaldığı biliniyor. Bu da “6000 x 770 = 4.620.000” TL gibi aylık bir rakam çıkarıyor karşımıza. 4 milyon 620 bin TL’nin en az 9 ay ödendiğini göz önünde bulundurduğumuzda Kredi Yurtlar Kurumu bütçesinden sadece Ensar Vakfı’na 41 milyon 500 bin TL’nin üstünde bir ödeme yapıldığı sonucu çıkıyor.

Aynı hesabı yurtlarında yaklaşık 4 bin 800 öğrenci barındıran TÜRGEV için de aynı matematik işlemlerini yaptığımızda bu vakfın da Kredi ve Yurtlar Kurumu’ndan yılda 33 milyon 200 bin TL’nin üstünde bir “beslenme” ve “barınma” yardımı aldığı sonucunu çıkarmak mümkün. Kaba hesapla bu iki vakıf, Kredi ve Yurtlar Kurumu eliyle devletten her yıl 74 milyon TL’nin üzerinde yardım alıyor.

BUGÜNÜN “ABİ VE ABLA”LARINI BARINDIRANLARA ÖNCELİK

Enes Kara’nın ölümünü unutan, tarikat yurtlarındaki taciz iddialarına itibar etmeyen okurumuz “Ne var bunda, devlet her öğrenciye bir yatak düşecek kapasitede yurt yapmak yerine bu hizmeti veren vakıflardan bir bakıma hizmet satın alıyor” diyebilir.

O zaman yönetmeliğin biraz daha derinliğine inelim.

Yönetmelik bu “beslenme” ve “barınma” yardımını dağıtırken bazı kriterler arıyor. Daha doğrusu bazı kriterler belirleyip onları “en fazla yerine getiren” yurtlara yardım verilmesini önceliyor. Elbette bu kriterler arasında “gelir durumu düşük olan ailelerin çocuklarını barındırmak”, “anne – babası olmayan öğrencileri barındırmak”, “şehit ve gazi yakını öğrencileri barındırmak” gibi genel kabul gören kriterler başta geliyor.

Ancak bazı kriterler var ki öyle her yurtta bulunacak cinsten değil ve bu kriterler o yurdu işleten vakfı diğerlerinin önüne geçiriyor. Bu kriterlerden ikisini yönetmelikten olduğu gibi aktaralım:

“Gönüllü gençlik lideri olan öğrencileri barındıranlar”, “Ülke genelindeki kapasitesi yüksek olan vakıf ve dernekler...”

Bu aşamada “gönüllü gençlik lideri” kimdir? Sorusu gündeme geliyor. Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun bağlı olduğu Gençlik ve Spor Bakanlığı “gönüllü gençlik lideri”ni şöyle tanımlıyor:

“Bakanlık veya gençlik merkezleri tarafından yapılan her türlü gençlik ve spor faaliyetleri ile bu faaliyetlerle ilgili kamp, eğitim ve hazırlık çalışmalarında süreklilik arz etmeyecek şekilde gönüllü olarak herhangi bir ücret ödenmeksizin görevlendirilenler.”

Hani hatırlıyor musunuz? Geçtiğimiz günlerde Adana’dan Konya’ya dönerken Niğde’de bir otobüs devrilmiş ve 3 üniversite öğrencisi yaşamını yitirmişti. Gönüllü gençlik liderini bu tür organizasyonlar için öğrenci toplayan öğrenciler olarak düşünün. Dün “abla” ve “abi” olarak gençleri “farklı toplantılara” götüren kişilere de benzetebilirsiniz.

Gelelim ikinci belirleyici kritere: “Ülke genelindeki kapasitesi yüksek olan vakıf ve dernekler”den olmak.

Buna göre Kredi ve Yurtlar Kurumu, yardım yaparken toplumsal tabanı daha geniş olan vakıf ve derneklere de öncelik veriyor. Bu da doğal olarak seçimlerde “oy potansiyeli” anlamına geliyor.

CUMHURBAŞKANINA DİL UZATANIN YARDIMI DERHAL KESİLE!

TÜRGEV ve Ensar Vakıflarının yurtlarında barınan öğrenciler beslenme ve barınma yardımı verdiren yönetmeliğin haliyle “kırmızı çizgileri” de olacaktı.

Yönetmelik bu nedenle “hangi öğrenciler için yardım yapılmayacağını” da sıraladı. Örneğin Anayasal düzene karşı suçlardan adli veya idari soruşturma geçiren veya haklarında dava açılan öğrenciler bu yardımdan yararlanamayacaktı. Yönetmelik FETÖ duyarlılığı nedeniyle “MGK tarafından devletin güvenliğine karşı faaliyette bulunan yapı veya gruplarla iltisaklı ve irtibatlı olan” öğrencileri de kapsam dışında tutmuştu. Olabilirdi, nitekim bu durumdaki öğrenciler bırakın beslenme ve barınma yardımı almayı devlet yurtlarında bile yer bulamıyordu.

Yönetmelik beslenme ve barınma yardımı alamayacaklar arasında bir grup daha sayıyordu. Aynen aktaralım:

“Devlet büyüklerine karşı basın, sosyal ve görsel medyada hakarette bulunan ya da bu nedenle Cumhuriyet Savcılığınca haklarında kamu davası açılanlar.”

Yani yönetmeliğe göre sosyal medyadan Cumhurbaşkanı aleyhine paylaşımda bulunan bir öğrenci beslenme ve barınma yardımı alamazdı ve bu nedenle hakkında dava açılmış olmasına da gerek yoktu.

Bu yazıda, Maliye Bakanlığı’nın 21 Temmuz 2017’de çıkardığı yönetmelikle kamu binalarının aynı şekilde Bakanlar Kurulu’nca vergi muafiyeti tanınan vakıf ve dernek yurtlarına 49 yıllığına nasıl ücretsiz tahsis edildiğini anlatmak da mümkündü. Ama konumuz, “Manhattan’da öğrenci yurdu yaptırmak için ABD’ye kaynak aktarmak” olunca çıta yükselmiş oldu. Hal böyle olunca Türkiye’deki “soğuk” devlet binalarının yurt olarak vakıflara, derneklere verilmesiyle ilgilenmezsiziniz diye düşündüm.

Önceki ve Sonraki Yazılar