Gençlere Kutlu Adalı mektubu: O işler halloldu

Sevgili Genç,

Sen doğmadan bu ülkede Uğur Mumcu yaşardı. Onun ismini bir şekilde duymuşsundur da şimdi sana -bu tanım da ne demekse- “Yavru vatan” da, Kıbrıs’ta sen doğmadan tıpkı Uğur Mumcu gibi öldürülen bir gazeteciden bahsetmek istiyorum. Adı: Kutlu Adalı. Bundan tam 27 yıl önce 6 Temmuz 19996’da öldürüldü.

Onun ölümünü anlatabilmek için önce bir kiliseden bahsedeceğiz: St. Barnabas Kilisesi. Kiliseye adını veren ST. Barnabas rivayete göre Hz. İsa ile tanıştır ve o tanışıklıktan sonra Hristiyan olur. Sonra da Kıbrıs’a döner. Hristiyanlığı yaymaya çalışırken öldürülür ve cesedi bir mağaraya atılır. Bu yer bir rivayete göre de bir bataklıktır. Cesedinden kalıntılar yüz yıllar sonra bulunur. Cesedinin yanında İncil’in orijinal halinden bölümler vardır. Cesedinin bulunduğu yere bir manastır inşa edilir. Adına da Barnabas Kilisesi denir. Burası zaman içinde bir müzeye dönüşür. Kutsal eserler konulur, içinde ikonlar, değerli eşyalar vardır. Değerli dediğimize bakmayın, değer biçilemez bir hazine.

İşte o kilise 14 Mart 1996’da soyulur. Kilisenin nöbetçileri etkisiz hale getirilir soygunu yapanlar Barnabas’ın mezarını kazar, İncil kalıntılarını ve ikonları alır, kiliseyi yağmalar. Yüzleri maskelidir.

“Beyaz Toroslu” baskın

Sevgili genç,

O soyguncuların kullandıkları araçların markasını, rengini sen de duymuşsundur; Beyaz Toroslar.

Uzatmayalım; işte gazeteci Kutlu Adalı 1996’nın ilk çeyreğinde bunları yazmaya başlar. Nihayet, “Sivil Savunma’nın görevi ne?” başlıklı bir yazı yazar. O yazı da derki:

“Arabaların markası Toros’tu. Renkleri beyazdı, arabalar Sivil Savunma Örgütü mensubu iki kişinin üzerine kayıtlıydı. Plakaları kaydedildi. Bu Sivil Savunma Örgütü’nün başında Türk komutan Galip Mendi vardı.”

Başka yazılar da yazdı ve dedi ki:

“Başbakan Ankara’ya giderek T.C. Başbakanı, Genel Kurmay Başkanı’nı, gerekirse Cumhurbaşkanı’nı görmeliydi. Rezillik örtbas edilemez. Onlara ‘böyle devletçilik, hükümetçilik olmaz’ demeliydi.

İşte o yazılardan sonra Kutlu Adalı’nın gazetesi Yenidüzen’in telefonları çalmaya başladı. Tahmin edersin ki sevgili genç, o telefonların ucunda devlet gücünü arkasında hissettirmeye çalışan, üst perdeden kişiler vardı.

Kutlu Adalı 6 Temmuz 1996 gecesi öldürüldü.

Sevgili genç,

Artık sen de bu ülkenin tarihinin bir bölümüne tanıklık ettin o nedenle sen de tahmin edebilirsin ki cinayetin üzeri örtüldü.

“O iş halloldu”

Sonra Sedat Peker denilen bir mafya lideri çıktı, o ünlü videolarının yedincisinde dedi ki:

“1996’da Kutlu Adalı’nın cinayetine değineceğiz dedik, söz namus biz o zaman Korkut Eken, Mehmet Ağar hep beraberiz. Korkut abinin odası Mehmet Ağar’ın odasının yanında.

(Korkut Eken) bana dedi ki: ‘Kıbrıs’ta bir adam var’ ‘Evet abi’ dedim. ‘Bu, Kıbrıs’ı Rumlara satmak istiyoruz’ dedi. Dedi ki ‘Bana iki profesyonel...’ ‘Ben kendi öz kardeşimi vereceğim sana’ dedim. Atilla Peker’i dedim. Çok iyidir uzmandır dedim. THY uçak biletlerini, hard disklerini atmıyor, biletlerden bakabilirler. Korkut Eken, Atilla Peker bu cinayetten ne kadar önce (Kıbrıs’a) gittiler. Ama Allah o insanın kanını bize nasip etmedi. Aradan zaman geçti döndüler. 3-4 gün sonra Korkut abi ile konuştuk. Dedi ‘tekrardan gideceğiz’ Sonra orada başka bir bunlara bağlı ekip öldürmüş. Konuştuk, Korkut abi ‘O iş halloldu’ dedi.

Sevgili Genç artık sen de devleti az çok tanıyorsun.

Savcılık tekrar ‘derhal soruşturma’ başlattı. Atilla Peker’in ifadesi alındı. Peker ifadesinde o günleri anlattı:

Kutlu Adalı’yı öldürmek için Korkut Eken ile Kıbrıs’a gittiklerini, kontrol yapılmadan THY uçağına bindiklerini, kendisine ‘Jeriko’ marka silah verdiğini, Kıbrıs’a vardıklarında Sivil Savunma Daire Başkanlığı’na gittiklerini, orada Kurmay Albay Galip Mendi ile tanıştığını, sonrasında yan odada Korkut Eken’in kendisine ‘Uzi’ marka silah verdiğini anlattı.

Atilla Peker bunları anlatırken ‘iki yaka’da ne mi oldu?’

Türkiye’de Atilla Peker’in ifadesi alındı, rafa kaldırıldı. Türkiye’nin medyasına bakarsanız Türkiye’den savcılar hemen ilk uçakla Lefkoşa’ya gidiverecekti. Belki yanlarına Atilla Peker’i alacaklar, ‘göster bakalım şu silahların nerede verildiğini’ deyivereceklerdi. Bir bakıma keşif yapacaklardı.

Türkiye medyasına bakarsanız savcı Korkut Eken’i ifadeye çağıracak ‘ne diyor bu Atilla Peker’ diyecekti. ‘Bak böyle böyle silah vermişsin, Atilla Peker’in yanında Kıbrıs’a gitmişsin’ diye sorgulayacaktı. Medyaya akarsanız savcı Korkut Eken’e ‘sen Sedat Peker’e o iş halloldu demişsin. Kiminle hallettin o işi’ diye soracaktı.

Ama olmadı. Ne savcılık ne de emniyetten Korkut Eken’i ne arayan oldu ne soran. Postacı Korkut Eken’in kapısını çalıp ‘Bir tebligatınız var, İstanbul Savcılığı sizi ifadeye çağırıyor’ demedi.

Savcılar sekreterlerine ‘THY’den rezervayon yaptırın, Kıbrıs’ a gideceğiz demedi’

Oysaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı da ortada duruyordu: Türkiye cinayetle ilgili yeterli araştırma yapmamıştır. Kullanılan silahlar araştırılmamıştır. Türkiye’deki silahların balistik incelemesi yapılmamıştır.

Bunlar yapılmadı ama Türkiye bir şey yaptı: Tamam işte Kutlu Adalı’nın eşi İlkay Adalı’ya 95 bin avro verdik yetmez mi’ deyip kulağının üstüne yattı.

Peki adada ne mi oldu?

Derhal bir komite kuruldu. Kim bilir bu kaçıncı komiteydi ama o komitede Türkiye’ye bir yazı yazıp’ Bu Korkut Eken’in ifadesini almak istiyoruz, bir de olayı ondan dinlemek istiyoruz’ demedi.

Ne de olsa Kıbrıs’ın da kodları Türkiye gibiydi; derhal işlem başlatılır, komiteler, komisyonlar kurulur sonra toplum o olayı unutunca kimse o komisyonlara, komitelere ‘ne oldu o iş’ diye sormazdı.

Kendi ülkesinde sorgulanmayan sanık: Korkut Eken

Sevgili genç,

Bilir misin Ankara’da bir dava görülürdü. Bu davanın adına Ankara JİTEM Davası denirdi.

Davanın konusu şuydu: 19993-1996 yılları arasında çoğunluğu Kürt kökenli 19 kişinin öldürülmesi:

Avukatlar, iş adamları, uyuşturucu kaçakçıları, kumarhaneler kralı.

Davaya dönemin başbakanının adı karışıyor, arşivlerdeki Kürt iş adamlarının ölüm listeleri konuşuluyordu. Sadece konuşuluyor, sorgulanmıyordu. Sanıkları hani dostlar alışverişte görsün’ kabilinden olsa bile mahkemeye getirilmemişti. O davanın sonucu ne mi oldu?

Delil yetersizliğinden tüm sanıkların beraatine.

Sanıkları kim miydi?

Sedat Peker’in de sözünü ettiği Mehmet Ağar’dı, Korkut Eken’di ve diğerleriydi.

Devlet işte o davada da Korkut Eken’i, Mehmet Ağar’ı çağırıp, ‘Savcı böyle böyle diyor, bu 19 kişiyi sen öldürmüşsün, ne diyorsun?’ diye sormadı.

Öldürülenleri öldüren silah kayıptı. Devlet tıpkı Kutlu Adalı’yı öldüren silahlar gibi o silahların peşine de düşmedi.

Sevgili genç,

Ben çok mu safım. Benim için şöyle mi düşünüyorsun?

“Devlet kendi ülkesindeki 19 cinayeti soruşturmamış ki sen Kıbrıs’ta işlenen cinayetin soruşturulmasını bekliyorsun. Mafya o işleri öyle halleder. Devlet de bu işleri böyle halleder. Bunca gazetecilik deneyiminde daha öğrenemedin mi?”

Ne bileyim umudu kaybetmek istememe belki benim ki.

Önceki ve Sonraki Yazılar
ERSAN ATAR Arşivi
SON YAZILAR