Yangın mesafesi

Kendi başına gelmediği sürece, olumsuzlukların genellikle başkasının yaşamında olacağı fikrine sığınır türümüz. Dünyanın bir yerinde meydana gelen bir felakete üzülür uzaktan ama elinden çok bir şey gelmeyeceğini aklında tutarak “ah etme”yi yeterli görür. Bu sadece gezegenin herhangi bir yerinde yaşananla da ilgili olmayabilir. Mesela, bir komşusunun felaketi için de benzer bir tavır sergileyebilir. Bu nedenle değil midir zaten ateşin düştüğü yeri yaktığına dair söylenenler. Her zaman böyle olmasa da genelde yaşamda başa gelen olumsuz durumlar, direkt birinci şahısları yakından ilgilendirir. Ta ki ateş kendi konforlu alanına ulaşana kadar.

Richard Ford’un, Jaguar Yayınları tarafından, İpek Şoran çevirisiyle basılan, “Vahşi Hayat” adlı kitabı fikrimce, yukarıda bahsettiklerimi düşündürüyor. Ford anlatısını bir ailenin hikâyesi üzerinden oluşturmuş. Metnin başında sıradan bir yaşam sürdüren ailenin başına gelenleri, o sırada Kanada sınırında süren yangın anlatısıyla kesiştirmiş. Bu nedenle metinde yangının hem gerçek hem de metnin anlatısında simgeselleştirilmiş bir anlamı var. Ayrıca, kitabın karakterlerinin hikâyeleri kendi başlarına değerlendirilme ve yorumlanma imkânı veriyor. Bu durum, bir yanıyla aile kurumunu sorgulamaya diğer yanıyla kadınlık ve erkeklik gibi meseleleri tartışmaya araç oluyor. Metnin çocuk karakteri olan on altı yaşlarındaki Joe Brinson ise ayrı bir parantez açmayı hak ediyor çünkü ailenin yaşadıklarından en çok etkilenen o.

YANGIN UZAK OLUNCA

Aile Montana’nın Great Falls şehrine taşınır, bir golf tutkunu olan baba Jerry, orada yaşayan zenginlere golf dersleri vererek yaşamını kazanır. Anne ise daha çok yaşlı kişilere yüzme dersleri verir, Joe bu arada okula devam eder, pek arkadaşı olmayan, tüm yaşamını anne ve babasının etrafında ören, çok itiraz edemeyen, zihninden geçenlerle, diline yansıyan arasında genellikle fark olan bir karakteri temsil eder. Bu sırada yaşadıkları yerin yakınında bir yangın sürüp gider. Anlaşılan çok uzun süredir devam eden bu yangın, bölgenin yaşayanları için uzakta olan, yerleşim yerlerine yaklaşmadığı sürece sorun olarak görülmeyen sıradan bir olay olarak algılanmaya başlamıştır. Bu durum metnin cümlelerine de yansıyor: “Bana kalırsa kimse yangının Great Falls’a sıçrayacağını düşünmüyordu. Yangınla bizi kilometrelerce mesafe ayırıyordu, bizden önce yanıp kül olacak çok şehir vardı; ne de çok uğursuzluk düşüyordu bu tarafların payına. Yine de insanlar evlerinin çatılarını ıslatıyordu…”

YANGIN EVE ULAŞINCA

Yangınla iç içe geçmiş yaşam devam ederken, bu sıradanlaşan durumun kesintiye uğraması metnin baba karakterinin yaptığı işi kaybetmesiyle değişiyor. Baba çok sevdiği golf işini kaybedince krize giriyor, bir süre iş bulamaması, kültürel erkekliğin üzerinde yarattığı baskıyla birleşince aile için de sorunlar kaçınılmaz oluyor. Metnin asıl hikâyesinin de burada başladığı söylenebilir. Çünkü baba Jerry bir gün yangın bölgesine çalışmaya gitmeye karar veriyor. Bu bir bakıma ailenin sonradan başına gelenlerle birlikte düşünüldüğünde, yangının eve ulaşması gibi bir anlam ortaya çıkarıyor. Bence bu aynı zamanda, Ford’un hem simgesel olarak hem de gerçek olarak yangını anlatısı için işlevselleştirmesinin de göstergesi. Arada mesafe olduğu için yaşanan yere ulaşamayacağının güveniyle sürüp giden hayat, babanın yangın için çalışma kararıyla konforlu alana ulaşmış oluyor. Babanın bu konuda hiç deneyiminin olmaması, ailesinin fikrini almaması, rutin içinde devam edeni sekteye uğratıyor. Bu anlamda yazarın yangını anlatısının parçası yapması, konuyu çoklu bir boyutta ele almaya izin veriyor. Çünkü evdeki “yangınla” gerçek yangın, metnin bundan sonrasında birlikte devam ediyor.

ERKEKLİK KALIPLARINA UYMAK İÇİN Mİ?

İşten atılması ve sonrasında iş bulamaması nedeniyle kırılganlaşan Jerry’nin yangın işinde çalışmaya gitmesinin anlamını düşündüğümüzde, bunun onun açısından bir çeşit erkeklik gösterisi olduğunu söyleyebiliriz. Yakışıklılığına, kısa zamanda iş bulabileceğine güvenen bir karakter temsili olarak karşımıza çıkan baba, daha sonra metnin başka yerlerinde dile getireceği gibi, “gurur duyulacak bir iş yapma” telaşına düşüyor, ailesini geride bırakmayı hiç dert etmeden, erkeklik rollerinin kendine yüklediği sorumlulukla hareket ederek adeta kahramanlığa soyunuyor.

Çünkü kültürel erkekliğin inşasında aile içi iktidar ilişkileri belirgin bir yere sahiptir ve gücün teslim edildiği kişi geleneksel aile yapısında erkektir. Erkeğe yüklenen evi geçindirme rolü, işini kaybetmesiyle birlikte karakterin ev içi iktidarını zedelemiştir, bu durumda gücünü geri kazanmak, evdeki kontrolü tekrar kendine geçirmek karakterin çabası olarak yorumlanabilir. Günümüzde erkekliğin getirdiği rolleri aşındıran fikirler olsa da, kültürel erkekliğin tarihsel sürecinde, “kahraman olma”, “gurur duyulacak iş yapma”, ev içi iktidarı elinde tutma, kadının kazandığı parayla geçinmeyi dert etme gibi sebepler erkeklik rolleri açısından önemli hâle gelir. İşte, kitabın karakteri baba Jerry için de durum budur belki de. O kendisine yüklenmiş rolleri aşındırmak yerine ona uygun davranmayı yeğler hem de gücünü korumak isterken, sevdiği eşini, oğlunu, yaşamını kaybetmek pahasına.

ÖZGÜRLEŞME

Metnin kadın karakteri Janette için, Jerry’nin gidişi bir uyanış vesilesi oluyor. Jerry erkeklik rollerine ne kadar sıkı sarılmışsa Janette tam tersi davranıyor. Bu nedenle babanın gidişini onun için bir özgürleşme süreci olarak yorumlayabiliriz. Çünkü sonrasında Janette belki de evliliğinin öylesine sürüp gittiğinin farkına varıyor, başka birine âşık oluyor, evden taşınma kararı alıyor… Bu ilk bakışta Jerry tarafından geride bırakılmış olmanın getirdiği öfkeyle hareket etme, bir intikam alma gibi yorumlanabilse de karakterin kararlılığı, kendini her şeyin önüne koyan tavrı onun için bu durumun, kendini gerçekleştirme ve dönüştürme süreci olarak düşünülmesine izin veriyor. Oğlu Joe ile yaptığı bir konuşmada onun “babamla gurur duyuyor musun? Sorusuna verdiği yanıttan bunu sezebiliyoruz: “Benim kiminle gurur duyduğum çok mühim değil. Kendimle. Ben sadece kendimle gurur duymak istiyorum.” Janette sadece devam etmesi gerektiği için bir kurumu sürdürmek yerine kendi arzularını seçiyor da denebilir kısaca. Böylece, aile kurumu da yangından payını alıyor artık uzakta sürüp giden değil, yaşamı tam anlamıyla değiştiren bir gerçekliğin simgesel anlamla buluşmasına tanık oluyoruz.

JOE

Tüm bunlar elbette en çok Joe’yu etkiliyor. Artık hiçbir şeyin aynı olmayacağını fark eden on altı yaşındaki bir genç için varlık sorgulamaları başlıyor. O güne kadar yaşamının tek belirleyicisi olan aile dağılmakla karşı karşıya olunca, onun için bu büyük bir değişiklik hâline geliyor. Annesinin başka biriyle ilişkisine tanıklık etmesinin ardından, gitme hissiyle yanıp kavrulsa da nereye gideceğini bilemiyor, annesini yargılamıyor ama ona söylemek istediklerini içine döküyor. Genel olarak pasif, ailesinin etrafında dönen bir yaşama sahip olan karakterin, yaşananları anlamlandırma çabası metnin okuma hazzı açısından en doyurucu noktaları fikrimce.

Bir yerde şöyle diyor: “On altı yaşınızdayken ebeveyninizin bildiklerini ya da anlattıklarının çoğunu bilmez, kalplerinden geçenlerinse çok azını bilirsiniz. Bu sizin vaktinden çok önce yetişkin olmaktan, hayatınızı da anne babanızın yaşadığı hayatın bir tekrarı olmaktan korur, ziyan olmuş bir hayattır bu.”

Metin boyunca karakterin anne babasına adeta itaat ettiğine tanık oluyoruz, başka bir yer hayali, kaçma hissi yok annesi istediği için üniversiteye gideceğini söylüyor ancak kendi varlığı için bunun pek anlam ifade etmediğini seziyoruz.

Ailesinin söylediklerini istemese bile kabul eden, hiçbir şeyin değişmeyeceğine dair kafasında kurduklarıyla yaşayan bir karakter Joe. Bu nedenle ailesinin başına gelenlere karşı geliştirdiği, belki bir açıdan savunma mekanizması olarak görülebilecek bu durum, onu “vaktinden önce yetişkin olmaktan” koruyor ancak onları anlamaya çalışırken bu arada kendi hayatının “ziyan” olabileceğini atlamış oluyor çünkü aileden özgürleşememe birey için “bağımlı” bir hayat anlamına gelebilir. Ki karakterin kitabın sonlarına doğru kurduğu şu cümle onun neyi tercih ettiğinin göstergesi oluyor: “Herhangi bir insani deneyimden öğrenilecek şey, işin içinde –sizi sevenler dahil- başkaları olduğu sürece kendi menfaatlerinizin çoğunlukla önemli olmayacağıdır ve bunda bir sorun yoktur. Bununla yaşanabilir.”

Richard Ford’un “Vahşi Hayat” kitabı, iyi bir hikâye anlatıcısı tarafından yazıldığını epey hissettiriyor. Metin, karakterler, olaylar, iç içe geçen geçen hikâye ve imgeler açısından zengin bir kitapla karşılaştırıyor. Hiçbir konuda abartıya kaçmıyor anlatı, durağan bir şekilde ilerliyor ama buna rağmen merak unsurunu koruyor. Geriye pek çok düşünce ve haz alarak okunmuş bir kitap kalıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar