Altılı masa vites yükseltiyor

Denetlenemeyen yönetimler otoriterleşirler. Bu tespit sadece siyasal alan ile ilgili değildir. Futbol kulüpleri de yapı kooperatifleri için de bu böyledir. Demokratik yönetimlerin tamamında sıkı bir denetim sistemi vardır. Katılımcı demokrasiye geçen ülkelerde bu denetim daha sıkıdır. Örgütlü olan her yapı, devlet aygıtının her kurumunu siyasi iktidar üzerinden denetler. Demokrasilerdeki en önemli denetleme aracı bağımsız medyadır. Yönettikleri ülkenin çıkarları için karar alan ve uygulayan hiçbir politikacı bu denetlemelerden çekinmez. Medyanın her an önünde olurlar ve onlardan gelen her soruya yanıt verirler. Bu sorular bazen çok ağır da olabilir. Politikacı bunu dert edinmez çünkü soru bağımsız medya tarafından halk adına soruluyordur ve yanıt da halkla paylaşılacaktır. Demokrasilerde halkın en çok ihtiyaç duyduğu şey de budur; bağımsız medyanın kendisi adına soracağı sorulara verilen yanıtlar ve haberleştirerek paylaşacağı bilgiler.

MESELE DEZENFERMASYON MU?

Türkiye pratiğindeki soru seslendiren veya soru sorulmasını engelleyenlerin anlattıkları gazeteciliğe takılmayın. İktidar ortaklarının ısrarla getirmeye çalıştıkları dezenformasyon yasa tasarısına da takılmayın. Türkiye’de birkaç yönden eleştirilecek, iktidar karşısında pozisyon almış bir medya var ama dezenformasyon kaynağı olan yer orası değil. Örneğin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan New York’ta katıldığı televizyon programında burada da sık sık dile getirdiği iddiasını yineledi ve ABD’deki marketlerin raflarının boş olduğunu söyledi. Bu yayının etkisi olsaydı ABD medyası bu iddiayı ciddiye alırdı ve market market dolaşarak bunun haberini yapardı, yapmadı. Türkiye’den oraya götürülen ve iktidar gazeteciliğini net bir biçimde ifade eden fotoğraf karesindeki “gazeteciler” de bunu yapmadı, orada işi bu olan gazeteciler de.

Sokak röportajlarında tanıklık yaptığınız “Batı battı, yiyecekleri yok, biz şahaneyiz” açıklamalarına da takılmayın. Onlar iktidar medyasında bizzat ülkenin yönetiminde olan isimlerden emanet aldıkları cümleleri tekrarlıyorlar. Onlara göre bu haberi aldıkları kaynak hem ciddi hem de güvenilir. Ve bu güvenilir kaynaklar yarın dezenfermasyon yasası çıktığı zaman yayılan bilginin doğru mu yanlış mı olduğuna karar verecekler. Durum anlayacağınız gibi hayli sıkıntılı.

Denetlenemediği için çok geniş ve rahat bir siyaset alanı var Türkiye’de iktidar bileşenlerinin. Haberi üretip halkla buluşturan bağımsız kurumların üzerine kurduğu baskı ile yetinmiyor, bilginin paylaşılmasını bile engellemenin peşinde. Menemenin mutlak soğansız olmasını benim gibi savunuyorsanız, soğanlı menemen tarifi hep dezenfermasyondur ve bunun yayılmasını engellemek, yayanı da bir biçimde devreden çıkarmak gerekir bu yasa tasarısına göre. Durum vahim ötesi yani.

Dostum, meslektaşım Ünsal Ünlü çok deneyimli parlamento muhabiridir. Geçtiğimiz gün meclisin denetim görevini nasıl yapamadığına ilişkin rakamlar açıkladı sabah yayınında. Muhtemelen o kaynağını açıklamıştır, ben orasını kaçırdığım için veremiyorum. Özetle 65 bin soru sormuş seçmenin oy vererek parlamentoya gönderdiği milletvekilleri. Bunların sadece 8 bini yanıtlanmış. Yanıtların pek çoğunun da yanıt olmadığını yakından biliyoruz. Gazeteci soru sormasın, milletvekili soru sormasın, bilgi özgürce yayılmasın isteniyor. İstekler bununla da bitmiyor, bu ülkenin bir siyasi klasiği olarak “komünizim gelecekse biz getiririz” anlayışının tekrarı olarak ”dezenfermasyon yapılacaksa biz yaparız, başka kimseye de yaptırmayız” noktasındayız.

BABACAN’IN TURLARI

Bütün bunların ortadan kalkması ve denetlenebilir bir siyasal sistem kurmak için 6 partiden oluşan muhalefet bloğu çalışıyor. Çalışıyor ama çalışmalarından başka her konuda haber oluyorlar. Haber konularının ilki cumhurbaşkanı adayı kim olacak? Bunu 6 ayrı partinin yaşayacağı normal görüş ayrılıkları oluşturuyor. Ortak adaya henüz karar verilmeden adayın kim olacağı tartışılıyor. Ortak adaya karar verilmediği sürece her parti genel başkanını ya da başka bir ismi cumhurbaşkanı hatta başbakan adayı olarak dillendirebilir hatta ilan edebilirler. Ortak adaya karar verdikten sonra her parti farklı bir ismi önerebilir. Bunlar masanın işleyişi açısından mümkün meseleler, buralardan sorun çıkmaz. Bu hiç sorun çıkmaz demek değildir ama.

Son 2 hafta içinde masa merkezli pek çok konu tartışıldı. Masanın çatladığından, masayı ilk hangi partinin terk edeceğine kadar pek çok iddia keyifle ve uzun uzun tartışıldı. Bu sırada liderleri turlayan Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan üzerinden de çok da yaratıcı olmayan senaryolar üretildi. Burası konforlu alan olduğu için limit de yoktu.

Babacan’ın kadrosunda çok sayıda deneyimli bürokrat ve akademisyen var. Bunların hemen hemen hepsinin de eli kalem tutuyor. Bunun sık sık sorun yarattığını da not düşmek lazım. 6’lı masada partilerin ev ödevleri var. Partilerin hepsi muhtelif meseleleri çalışıyor. Kurulan komisyonlar da aralıksız çalışıyor. Deva Partisi bu ev ödevini en erken bitiren parti oldu. Yapılan çalışmanın diğer partilerin fikir üretmesine katkı sağlayacağı inancıyla bu çalışmaları koltuğunun altına alan Babacan liderler turuna çıktı. 6’lı masanın liderleri arasında sürekli iletişim sağlayan bir telefon trafiği var. Bu sık sık kullanılıyor. Burada çalışmalarla ilgili bilgi de vermek için Babacan 5 lideri ziyaret etti. Babacan’ın bu ziyaretleri masanın çalışmalarını da doğal olarak hızlandıracak. 2 Ekim’den sonra sürekli somut açıklamalar duyuracak 6’lı ittifak.

Açıklamalar belki somut önerilerden oluşacak ama pek çoğunun seçenekli olacağını unutmamak lazım. Cumhurbaşkanı seçimi kazanılır parlamentoda çoğunluk sağlanamazsa ya da tam tersi tablonun ortaya çıkma durumunda ne olabilir? Millet İttifakının adayı cumhurbaşkanı olursa ama anayasa değiştirilemezse 5 yıl ülke nasıl yönetilecek? Bu gibi sorular ve buna yönelik muhtelif cevap seçenekleri detaylarına kadar, hatta yorumlanarak çalışılıyor. Masadaki sorulardan birisi de bugüne kadar kısa bir tartışmaya muhatap olmasına karşın hala varlığını sürdüren, “anayasa değiştirilip parlamenter sisteme geçildikten sonra cumhurbaşkanı seçimi yenilenecek mi yoksa süresini parlamenter sistemin ona çizdiği alan içinde devam mı ettirecek?” sorusu oluşturuyor.

Ayrıca ortak adayda uzlaşılırsa onun yol haritası ve politik çizgisi ne olacak? Bu önemli, 6 ayrı partinin adayı olarak meydan meydan gezecek cumhurbaşkanı adayının kullanacağı dilin bile, partilerin ona nasıl katkı vereceğiyle birlikte belirlenmesi gerekiyor. Cumhurbaşkanı adayının vaatleri, muhtelif sorunlarda öne süreceği çözüm önerileri hepsinin ortak belirlenme zorunluluğu var, bu konuda 6 parti ayrı ayrı çalışıyor. Üzerinde şimdiden mutabakata varılan nokta cumhurbaşkanı adayının ortaya güçlü bir siyasi irade koyacak politik bir isim olması. Yoksa masa tarafından hazırlanan reçeteyi uygulayacak bir aday gündemlerinde yok.

Liderleri parti yönetimlerden izole ettiğiniz zaman masanın daha sağlıklı ve kolay karar alacağı kesin. Liderler arasında sıkıntı yok ama İyi Parti tabanında ve yönetiminde Kılıçdaroğlu’nun adaylığına bir direnç gözlemleniyor. Bunu da Anadolu’nun sosyolojisi yani yüzde 70’e yüzde 30 oranıyla ifade edilen sağ-sol oylarıyla destekliyorlar. Akıllarında Mansur Yavaş var seçimi garanti alacak aday olarak. Ama meselenin sadece o olmadığını düşünenler de var ve Ankara Büyükşehir’in yönetimini gösteriyorlar buna örnek olarak. Meral Akşener’in ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun aynı zaman diliminde yaptığı çıkışları bir de böyle okumak lazım, parti içlerinde güçlerini tahkim ederek yol kazası yaşamak istemiyorlar. Bu çıkışlarla Kılıçdaroğlu partisinin tam desteğini almış lider oldu. Akşener de parti yönetimini ve tabanı ikna etmek için adımlar atıyor, “vefa” hatırlatması yapıyor, “ya kazanmazsak” diyerek de CHP’ye mesaj veriyor.

Bu işlerin hiç kolay olmayacağını ama olması gerektiğini en iyi masa etrafındakiler biliyor.

Not olarak burada hatırlatalım Mansur Yavaş adaylığı sadece Kılıçdaroğlu önerirse kabul eder...

Önceki ve Sonraki Yazılar