Sevdiğim Sokak Adları Gibi

Murathan Mungan, ‘Evrak Çantası’ adlı yeni kitabındaki yazılardan birinde, İstanbul’un sokak adlarının değişip kaybolmasından bahsediyor. Hatıralara ve hafızaya karşı bu tavrı aklı başında pek çok aydın gibi Mungan da anlamıyor ve eleştiriyor. Her zamanki bilgeliğiyle, sosyal demokratlardan muhafazakarlara herkesin nasıl da bu meselenin bir parçası olduğunu hatırlatıyor. Önce Murathan Mungan’ı okuyalım:

“İstanbul’a yerleştikten sonra ikinci evim Gümüşsuyu’ndaydı. Askeri Hastane’nin karşısındaki Bağ Odaları Sokak’tan inerek giderdim evime. Bu sokağı kesen sokaklardan birinin adı da ‘Bey Odaları’ydı. Buraları Osmanlı döneminde yeniçeri odalarının bulunduğu bir bölge olduğu için o zamanlar bu adlar verilmiş sokaklara ve yıllar boyunca da böyle anılmışlar.

Nurettin Sözen’in belediye başkanlığı döneminde Bağ Odaları Sokağı’nın adı Prof Tarık Zafer Tunaya Sokak olarak değiştirildi. Tıpkı Nişantaşı’ndaki Kuyulu Bostan Sokağı’nın adının Dr. Orhan Ersek Sokağı olarak değiştirilmesi gibi. Adı geçen doktorların değerinden kuşkulanacak değilim, uygar ülkelerin pek çoğunda görüldüğü üzere doğup büyüdükleri evlerin, yaşadıkları binanın cephesine bir plaket yerleştirmek bu anma ve yaşatma görevini yeterince yerine getirmiş olacakken, bir kentin sokaklarının hafızasını tek tek silmek niye?

Evet, geriye ne beyler ne odalar ne kuyulu bostanlar kalmıştır ama tarihe harfler, kelimeler, sözlerle kayıt düşülür, hafızalar ve haritalar böyle işaretlenir. Kendisi de doktor olduğu için Nurettin Sözen’in İstanbul’un sokaklarını tıp fakültesi koridorlarına çevirme gayretinin ne kadarını kadir kıymet bilme hanesine, ne kadarını makamının imtiyazına yaslanarak şahsi hatıralarına kayıt düşme merakına yazmamız gerekir, bilemem. Bu konudaki kişisel meraklarımdan biri de geleneksel kültürümüze ne denli önem verdiğini bildiğim Hilmi Yavuz’un hem belediyenin o dönemki Kültür İşleri Daire Başkanı olarak hem Sözen’in yakın arkadaşı olarak bu durumu nasıl karşıladığıdır? Tam da bu sokak adlarının değiştirildiği günlerde, muhafazakarlığı, çelebiliği, beyefendiliği ve İstanbul sevgisiyle bilinen eski kuşaktan bir ahbabıma yakınırken, sözümü keserek “Aman boşver,” demişti. “Oda mı kaldı, bostan mı şimdi? Devir değişti.” Beklemediğim bu tepki karşısında o zamanki saf halimle kalakalmıştım. Ülkenin muhafazakar diye bilinen insanlarının muhafaza etmekten ne anladıkları konusunda öğretici bir ders almıştım.”

Önünden ya da içinden geçip gittiğimiz, kimisinde durup hayatımızın bir bölümünü geçirdiğimiz ya da iz bırakan anılar alıp yola devam ettiğimiz o sokaklarda bizden önce yaşayanları ve onların kendi zamanlarına özgü yaşantılarını hatırlatan şeylerden en önemlisi adlar. Geçtiğimiz sokağın adı çoğu kez geçmişle bir köprü kuruyor. Orada daha önce yaşayanların diline yerleşen tabirler, tarifler, anılar ve mekanlardan geliyor eski sokak adları. Ve o insanlar hatta mekanlar tamamen yok olsa bile adı bize sokağımız hakkında çok şey anlatıyor. Sokak adlarının bu çağrışımlarını biraz romantik buluyor ve Murathan Mungan’ın muhafazakar dostu gibi önemsemiyor olabilirsiniz. Ama işin bir de tarih yazımıyla, kültürel araştırma ve çalışmalarla ilgili yanı var. Eski bir kaydı, hatıratı hatta edebi metni incelerken karşılaşacağınız bazı sokakların bugün neresi olduğundan asla emin olamayacaksınız. Çünkü belki bir belki iki kere değişmiş olabilir.

İktidar sahipleri de sokak adlarının kolektif hafıza ve yazılı kültürdeki öneminin farkındalar tabii ki. Bu nedenle sık sık ellerindeki siyasi gücü kullanır ve sokak adlarına müdahale eder, onları kendi dünya görüşlerine göre değiştirirler. İstanbul’un gayri müslim geçmişini unutturmak için, kenti Türkleştirmek, laikleştirmek, Batılılaştırmak ya da muhafazakarlaştırmak için sokak isimleri değiştirilir de değiştirilir. Osmanlı döneminde yerleşmiş adları 1927’de, erken Cumhuriyet döneminde bir fasıl değişen sonra 80’lerde, 2000’lerde bir daha bir daha değişen nice sokak var. Mesela eski Beyoğlu hatıralarında sık sık geçen Bursa Sokağı… Bu sokağın adı 1927’de Ahududu Sokak olmuş, 1996’da ise -Sadri Alışık Sokak… Sokak adları günümüzde en çok toplumda sevilen, ünlü kimselerin anısını yaşatmak için değiştiriliyor. Sözüm ona bir oyuncuyu ölümsüzleştirirken onlarca yıl o sokakta birikmiş onca hatırayı mekânsız bırakıyor.

Ama daha fenası var, o da sokak isimleriyle toplumun bir kesimi üstünde baskı kuran, gözdağı veren hatta sokak adları aracılığıyla bir tür ‘kültürel temizlik’ yapan dayatmacı anlayış. Bunun en bilineni gayri müslim azınlıklara dönük olanı. Tatavla’nın nasıl Kurtuluş’a dönüştüğünü, sokak adlarının Savaş, Bozkurt, Türkbeyi, Baysungur halini aldığını bilmeyen yoktur. Fener Rum Patrikhanesi’nin önündeki caddenin Yunanistan’da şüpheli biçimde hayatını kaybeden Türk siyasetçi Dr Sadık Ahmet’in adını taşıdığını da oraya yolu düşenler bilir. İşin daha ilginci bu caddenin 1927’de verilen bir önceki adının da Sadrazam Ali Paşa olması. Ali Paşa kim? Patrik Grigoryos’u Yunan isyanına destek olduğu gerekçesiyle Patrikhane’nin kapısında astıran Sadrazam…

Hatırası tatsız eski sokak isimleri pek çoktur. Mesela bir dönem yaşadığım Firuzağa’nın, Palaska, Süngü, Kasatura, Batarya ve Borazan sokaklarının adları hemen aşağıdaki Tophane Kışlası’ndan geliyordu.

Ama biz İstanbul’un eski sokak isimlerini bizde bıraktıkları hoş çağrışımlar, güzel ve masum olduğunu sandığımız o eski yaşantılar hatırına severiz. O nedenle de bu yazıyı bazı tatlı sokak adlarıyla bitirmek istiyorum. Hep orada kalmaları dileğiyle: Feylesof Sokağı, Peştemalcı Sokak, Açık Göz Sokak, Afacan Sokak, Banyolar Caddesi, Bayıldım Çıkmazı, Bıyıklı Hüsrev Sokak, Çörek Otu Sokak, Guraba Tekkesi Sokak, Hacamatçı Sokak, Heyemolacı Çıkmazı, Kankardeşi Sokak, Korsan Sokak, Merhamet Sokak…

Önceki ve Sonraki Yazılar