TEZCAN KARAKUŞ CANDAN
Atatürk Orman Çiftliği’nde 10 bin metrekarelik yeni talanın gerekçesi: Yoğun talep
TEZCAN KARAKUŞ CANDAN
Atatürk’ün şahsi mal varlığı iken 1937 yılında şartlı bağış ve vasiyetle halka emanet edilen Atatürk Orman Çiftliği alanlarında, her gün yeni bir talan ve yeni bir yapılaşma süreciyle karşı karşıyayız. AOÇ alanlarında, müdahaleden kaynaklı, 350’yi aşkın hukuksal sürece konu edilen bir asrın hukuksuzluğu yaşanıyor.
Sürekli kayıplar
Atatürk Orman Çiftliği, kanun yoluyla en büyük toprak kaybını Demokrat Parti döneminde ve 2006 yılında ise plan yapma yetkisinin Melih Gökçek dönemindeki Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne verilmesinin ardından, planlama, kiralama ve devirler yoluyla AKP iktidarı döneminde yaşadı.
Açılan yollardan bağrına saplanan hançerlere, kiralamalardan geçici yapıların kalıcılaştırılmasına, sendikasından hastanesine, resmi kurumlarından ABD Büyükelçiliği’ne kadar yapılan alan tahsislerle sistematik bir mekân hıncının ana mekânı haline getirilen Atatürk Orman Çiftliği alanlarında, bugün ülkede yaşanan hukuksuzluk sürecinin ilk uygulamaları yaşandı.
Hukuka ve mahkeme kararlarına uyulmayacağı, dönemin başbakanı tarafından 2014 yılında bizzat söylendi. Hukukun üstünlüğü, üstünlerin hukukuna evrildi.
Koruma amaçlı imar planlarında “ağaçlandırılacak alan”, “ağaçlandırılmış alan” olarak geçen yerler yapılaşmaya açıldı. Atatürk Orman Çiftliği alanlarının bütünlüğünü tehdit eden bir rant politikası, adım adım uygulandı.
Atatürk’ün şartlı bağışına aykırı iş ve işlemler durmak bilmezken, AOÇ alanlarına artık emanet, vasiyet, doğal sit ve tarihi sit alanı olarak değil, üzerinde istenilen tasarrufun yapılabileceği boş araziler olarak bakılmaya başlandı.
Meslek örgütlerinin, özellikle dönemin Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin bitmek tükenmek bilmeyen hukuk mücadelesi ise bu sürecin en anlamlı, en dirençli ve vasiyete sahip çıkan tarafı oldu. Şimdi yine bir Atatürk Orman Çiftliği alanı cami yapılaşması ile gündemde.
Mesele cami değil. Mesele, Atatürk Orman Çiftliği’nin parça parça kopartılmasıdır.
407 bin 900 metrekare büyüklüğündeki 2096 ada 20 parselin 10 bin metrekaresi kopartılarak cami, Kur’an kursu, yurt ve lojman yapılmak isteniyor.
Bunun için hazırlanan imar planı değişikliği 28 Eylül’de Çevre Şehircilik İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nde askıya çıktı. Plan değişikliği, “yoğun talep” üzerine tam da bu alanda cami yapılmasının istendiği ile gerekçelendiriliyor. Cami yapılacak başka yer yok, Atatürk Orman Çiftliği arazisinde burada yapılsın diyen talepler, plan kararının gerekçesi haline getiriliyor.
Oysa bölgede 600 metre ile 900 metre uzaklıkta yürüme mesafesinde dört cami bulunuyor. Kamu kurumlarının içinde, bölgedeki üniversitelerde ve resmi kurumlarda mescitler varken, “yoğun talep” gerekçesinin neye dayandığı sorusu ise ortada duruyor.
Kentsel kaosun kapısı
Daha da önemlisi, bu gerekçenin Atatürk Orman Çiftliği’nin özel hukuki statüsünün kıyısından bile geçmediği. Burası boş bir arazi değil. Burası Atatürk’ün şahsi mal varlığından halka emanet ettiği, 5659 sayılı AOÇ kanunu ile korunan,1.Derece Doğal ve Tarihi Sit niteliği taşıyan Atatürk Orman Çiftliği’dir. Artık plan değişiklikleri kentleşme politikalarına, kanunlara, sit alanı olup olmadığına bakılmaksızın “yoğun talebe” göre şekillenecekse vay halimize…
Yarın bir gün “yoğun talep” gerekçesiyle ormanlık araziden antik kentlere, kültürel mirastan tarım arazilerine kadar her alan yapılaşmaya açılabilir. Böyle bir popülist planlama anlayışına teslim olunursa, kentler nefessiz kalır.
İsteğe göre plan yapma dönemi, kentlerin fiziksel dokusu ile birlikte, koruma hukukunu, bilimsel planlama ilkelerini ve kamu yararı anlayışını da altüst eder. Değer bilmez, kanun bilmez, bilim bilmez, teknik bilmez bir kentsel kaosun kapısı aralanır.
Çünkü kentsel planlama, plan değişikliği , “kim daha çok istedi, yoğun talep vardı, burada olsun” gerekçeleri ile yapılmaz. Kent planlaması talep toplama işi değildir. Planlama hukukun, bilimin, kamusal yararın, doğal ve kültürel değerlerin birlikte gözetildiği bütüncül bir kamu sorumluluğudur.
Dört günde verilen onay
Meselenin bir başka boyutu da ışık hızıyla verilen izin. Diyanet İşleri Başkanlığı 21 Nisan 2026 tarihinde, Atatürk Orman Çiftliği’nde ağaçlandırılmış 10 bin metrekarelik alanda cami yapılması için Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü’nden kullanım izni istiyor. Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü ise hafta sonu ve 23 Nisan tatili de çıkarıldığında, yalnızca dört gün içinde durumu değerlendirip izin veriyor. Dört günde, sadece dört günde… Atatürk Orman Çiftliği topraklarını kanuna ve Atatürk’ün şartlı bağışına göre korumakla görevli bir müdürlüğün, böylesine özel ve korunması gereken bir alanın kullanımına ilişkin, kuruluş kanunu yok sayarak dört günde değerlendirip onaylamasını nereye koyarsanız koyun olmuyor. Kamu vicdanı sızlıyor… Müdürlüğün topraklarını korumaktan uzaklaşan tutumu ise yalnızca bir kurum işlemi olarak kalmaz. Atatürk’ün emanetine karşı kamusal sorumluluğun yerine getirilmediğinin de yazılı metni olur.
Kanun bir yana bırakılırsa
Birinci derece tarihi ve doğal sit alanı olan Atatürk Orman Çiftliği alanında cami yapılmasına ilişkin kurum görüşlerinde, Tarım ve Orman Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından olumlu görüş veriliyor. 5659 sayılı AOÇ Kanunu bir yana bırakılıyor, daha da ötesi görmezden geliniyor, yokmuş gibi davranılıyor. Ne acı bir durum... Çankaya Belediyesi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi kurum görüşü olarak tarihe not düşüyor. Alanın Birinci Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı olan Atatürk Orman Çiftliği olduğu hatırlatılırken, 5659 sayılı Atatürk Orman Çiftliği Kanunu kapsamında alanda konut, ticaret, sanayi ve benzeri yapılaşmaların yapılamayacağı belirtilerek plana karşı çıkılıyor ve durumun yeniden değerlendirilmesi öneriliyor.
10 bin metrekare denilen şey, yalnızca 10 bin metrekare değildir
İşte burada meselenin özü bir kez daha camiden çıkıp Atatürk Orman Çiftliği’nin geleceğine geliyor. Çünkü bugün 10 bin metrekare denilen şey, yalnızca 10 bin metrekare değil, onun temsil ettiği değerler olduğunu bir kez daha açığa çıkar. Asıl tehlike tam da budur.
Parça parça gelen, küçük kararla, plan değişiklikleriyle, tahsislerle, kiralamalarla, yollarla, kaçak yapılarla, yağmalanan bu parçalar birleştikçe Atatürk Orman Çiftliği’nin bütünlüğünü tehdit eden büyük kayıp, modern Cumhuriyetin kaybına dönüşür… Şimdi cami için yeni bir parça daha koparılmak isteniyor. Üstelik bu kez gerekçe “yoğun talep”.
Oysa Atatürk Orman Çiftliği:
Yoğun talebe göre şekillendirilecek, bir talep alanı değil, bir emanet alanıdır.
Bir yatırım alanı değil, bir vasiyettir.
Bir rant alanı değil, Cumhuriyet’in kamusal devrimci hafızasıdır.
Atatürk Orman Çiftliği’nin toprağı yalnızca toprak değildir. Her ağacında, her metrekaresinde Cumhuriyet’in kuruluş fikri, her yolunda Atatürk’ün kamusal gelecek tahayyülü, her parçasında halka bırakılmış büyük bir emanet, büyük bir direnç vardır.
Bugün cami için 10 bin metrekare. Yarın başka bir ihtiyaç için başka bir parça. Sonra bir başka “yoğun talep” sürer gider. Ve asıl mesele, bu emanete bu dirence sahip çıkıp çıkmadığımız, Cumhuriyet değerine, hafızasına ne kadar sadık kalacağımızdır.
Çünkü kanunları değiştirmeden kanunların etrafından dolaşmak, koruma kararlarını plan değişiklikleriyle etkisizleştirmek ve her yeni talebi kamusal yararın önüne koymak, sonunda yalnızca AOÇ’yi değil, kentte ortak değer olarak gördüğümüz her şeyi, Cumhuriyeti geleceğimizi savunmasız bırakır.
Ve bu savunmasızlık hali, içten içe çürütülen, ne zaman devrileceği, nelerin altında kalacağı bilinmeyen bir ağaç gibidir.
