TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

Gökçek’ten Yavaş’a turnusol: ODTÜ yolu

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

Bir kente nefes aldıran ormanlar, onun gözbebeği, ciğerleridir. Ankara ise her dönemde ormanlarını, vadilerini, Cumhuriyet’in bizlere emanet ettiği biricik doğal ve kamusal değerlerini parça parça yitiriyor. Şehri yönetenler değişiyor, dönemler değişiyor; ancak bu düzen, adı ve biçimi değişse de bir şekilde varlığını sürdürmeye devam ediyor. Ankara’nın doğası her defasında biraz daha eksilirken, kentin nefesi de giderek daralıyor.

Ankara yıkıma karşı bir direniş kenti

Melih Gökçek’in Başkent’e verdiği zarara, yıkımlara ve yok etmelere karşı verilen mücadelenin de kentidir Ankara. Gökçek, bu gerçeği kendi sözleriyle itiraf etmiştir: “Mimarlar Odası olmasaydı Ankara’ya yüzde elli daha fazla... Ankara’ya verilecek zararın yarısını engellemiş olmak, bizim için bugün hâlâ bir onur kaynağıdır.

Ulaşımdan altyapıya, Atatürk Orman Çiftliği’nden Cumhuriyet değerlerinin ve kamusal belleğin temsilcisi olan mekânlara kadar uzanan Gökçek’in yıkım politikası; İller Bankası, Havagazı Fabrikası, Baraj Gazinosu, Su Süzgeci Binası, Etibank Binası ve AOÇ İşçi Lojmanları gibi kentin hafızasına kazınmış yapıları da hedef aldı. Gökçek yönetimi, yalnızca Ankara’nın doğal ve kültürel mirasına değil, Cumhuriyet’in başkenti olarak kentin taşıdığı siyasal ve simgesel değere de ağır bir saldırı gerçekleştirdi. Başkentin kendisine, dolayısıyla rejimin temsiline ve Anayasa’nın değiştirilemez hükümlerinden biri olan “Başkent Ankara” ilkesine karşı adeta bir suç işlendi.

Gökçek’in kırkını çıkarmak

Bu suçların ve yıkımların iddianamesi niteliğindeki “AnkaraRapor”, verilen uzun soluklu mücadelenin ardından, Gökçek’in “metal yorgunluğu” gerekçesiyle görevden alınmasının 40. gününde yayımlandı. Bir anlamda Ankara, kendi hafızasına karşı işlenen suçların kaydını tutuyor; Gökçek’in kırkını çıkarıyordu.

Gökçek’in el çektirilmesinin ardından yerine Mustafa Tuna gelse de iktidarın ilk yerel seçimde Ankara’yı yönetme gücünü kaybedeceği artık belli olmuştu. Meslek örgütlerinin yıllardır verdiği mücadele, Ankara’nın talan edilmesini, Cumhuriyet’in temsil mekânlarının hedef alınmasını ve kent üzerinden yürütülen yoğun kentsel mücadeleyi görünür kılmış; bu mücadele toplumsal bir bilince dönüşerek büyük bir öfke biriktirmişti.

Öfke sandığa sığmadı: Yönetim değişti, ya zihniyet?

Ankaralının yıllardır biriktirdiği öfke, 2019 yerel seçimlerinde sandığa sığmadı. İktidar, Başkent’in yerel yönetimini kaybetti. Bu sonuç, yalnızca bir belediye başkanlığı değişikliği değildi; yıllardır kentin yıkımına, talanına ve Cumhuriyet’in mekânsal belleğinin aşındırılmasına karşı verilen mücadelenin, sokaktan ve mahkeme salonlarından sandığa taşan bir karşılığıydı. Gökçek karşıtlığında biriken öfke, bu kez Ankara’nın oylarıyla görünür oldu.

Ancak Ankara’da yönetimin değişmesi, Mansur Yavaş’ın Büyükşehir Belediye Başkanı olması, Gökçek döneminin kentsel politikalarının bütünüyle sona ermesi anlamına gelmedi. Yıkımların biçimi değişti, dil ise kimi zaman farklılaştı, kimi zaman geçmişle aynılaştı. Yönetim anlayışının tonu değişti; ancak kentin yıllardır süren plansızlığına, altyapısına, rant ve otomobil merkezli gelişme anlayışına radikal bir neşter vurulmadı. Gökçek döneminde meslek örgütlerinin açtığı davalar dosyası Mansur Yavaş’a bizzat iletilmesine rağmen, dikkate alınmadığı gibi davalardan vazgeçilmedi. Aksine, bazı tartışmalı kentsel kararlar bu kez “hukuk” gerekçesiyle sürdürülmeye devam etti.

Atatürk Orman Çiftliği’nde yollar açıldı, araziler parçalandı; Ulus’ta 100. Yıl Çarşısı yıkıldı. Dikmen Vadisi’nde, Büyükesat Vadisi’nde ve kentin başka bölgelerinde yüksek yoğunluklu yapılaşma sürdü. Oysa Ankara’nın ihtiyacı yalnızca bir yönetim değişikliği değildi. Başkent’in planlı ve kamusal yararı gözeten bir kentsel gelişme anlayışına; ulaşım ana planına, güçlü bir altyapıya, Atatürk Orman Çiftliği için gerçek bir koruma kararlılığına, İtfaiye Meydanı ve Kayabaşı Mahallesi gibi alanlarda kamusal ve kültürel değerleri önceleyen kararlı politikalara ihtiyacı vardı.

Toplum ise genel olarak yeni yönetimden “memnun”du. Çünkü yıllardır verilen mücadele ile biriken Gökçek karşıtlığı, seçim sonucuyla birlikte büyük ölçüde karşılığını bulmuş; Gökçek gitmiş, Ankaralı rahatlamıştı, aslında öyle olduğunu zannetti. Fakat “rahatlama” ile değişim aynı şey değildi. Ankara’nın ihtiyacı, yalnızca Gökçek’in gitmesi değil, Gökçek dönemini mümkün kılan kentsel zihniyetin de değişmesiydi.

Mansur Yavaş yönetimi, Ankara’da Gökçek’in başlattığı plansız gelişme sürecine köklü bir müdahalede bulunmadı. İktidarın şekillendirmeye çalıştığı kentsel alanlarda, kentliye doğrudan yansıyan, görünür, kararlı ve istikrarlı bir mücadele hattı kurmadı. İktidarla açık bir çatışmaya girilmeden, daha çok kentsel bir sessizlik içinde süreç yürütüldü. Oysa bazı alanlarda suskunluk da bir tercihtir. Ve Ankara’da asıl mesele tam da burada ortaya çıktı: Yönetim değişmişti; peki kentin kaderini belirleyen zihniyet değişmiş miydi?

Yönetim değişince ODTÜ Yolu değişti mi?

Yönetimler değişse de kentsel politikaların ne ölçüde değiştiği, ilk kez ODTÜ yolu sürecinde bu kadar açık biçimde ortaya çıktı. Meslek odalarının, ODTÜ Ormanı’ndaki ağaç katliamına dayanak oluşturan imar planlarının iptali talebiyle açtığı davada, 2 Temmuz 2019’da İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi. Aradan yalnızca üç gün geçmişti. 5 Temmuz 2019’da, henüz yeni seçilmiş Mansur Yavaş yönetimindeki Ankara Büyükşehir Belediyesi, mahkemenin bu kararına karşı ivedilikle istinaf yoluna başvurarak itiraz etti.

Karar henüz sıcaklığını korurken, itirazın farkına vardığımızda, benim de içinde bulunduğum Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu olarak, “ODTÜ Yolu” gündemiyle Mansur Yavaş ve kurmaylarıyla bir görüşme gerçekleştirdik. İtiraz bilerek yapmışlardı. Üstelik itirazın bilinçli bir tercih olduğunu gördük. O gün, kentin pek çok meselesinde sessizliğini koruyan belediye başkanının, birkaç kez uyarmamıza rağmen gergin bir görüşmeyle birlikte yükselen sesine ve öfkesine de tanık olduk. ODTÜ yolu, işte tam o anda gerçeği tüm çıplaklığı ile açığa çıkardı: Yönetim değişmişti ama Gökçek döneminden devralınan bazı kentsel politikalar ve tahammülsüzlük geleneği yoluna devam ediyordu.

Sonrasında ODTÜ yolu, Ankara’daki kentsel gerilimin en önemli başlıklarından birine dönüştü. Mansur Yavaş yönetimindeki Ankara Büyükşehir Belediyesi, Eskişehir Yolu ile Ankara-Niğde Otoyolu’nu birbirine bağlayan 50 metre genişliğinde 11,8 kilometrelik yol projesi kapsamında “Bilkent-İncek Bulvarı Çevre Yolu Bağlantısı” için ihale açtı. Mimarlar Odası ve Şehir Plancıları Odası, ihaleyi yargıya taşıdı. Ancak dava, odaların dava açma ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle reddedildi. Bu, kentsel mücadelede sıkça karşılaştığımız bir başka yöntemdi: Asıl mesele tartışılmadan önce, mücadelenin hukuk zeminini tartışmalı hale getirerek süreci uzatmak. Zaman ilerliyor, yollar ve ihaleler gündemde kalıyor, hukuki mücadele ise bir başka koridora sürülüyordu.

Karar Danıştay’a taşındı ve nihayet meslek odalarının kamu yararını savunma ve dava açma ehliyetinin Anayasa’dan kaynaklandığı bir kez daha tescillendi.

Bu süreçte ODTÜ öğrencileri, ODTÜ Mezunları Derneği ve meslek örgütleri defalarca Ankara Büyükşehir Belediyesini protesto etti, basın açıklamaları yaptı. ODTÜ yolu artık yalnızca bir ulaşım projesi değildi. Ankara’nın nasıl bir kent olacağına, ormanlarının ve kamusal alanlarının nasıl korunacağına, ulaşım politikalarının kimin yararına şekilleneceğine ilişkin daha büyük bir mücadelenin adıydı.

ODTÜ bir kez daha tehdit altında

Şimdi aynı hikâye bir kez daha karşımızda. Ankara Büyükşehir Belediyesi, Gökçek’in 9 Eylül 2017’de bir gecede tarumar ettiği, binlerce ağacın katledildiği yol güzergâhını yeniden ihaleye çıkardı. TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi, ODTÜ Mezunları Derneği ve ODTÜ öğrencileri ortak bir bildiri yayımlayarak “Gökçek’ten Yavaş’a Süregelen Rant Yolu Israrından Vazgeçin!” çağrısında bulundu ve ardından Ankara Büyükşehir Belediyesi önünde eylem gerçekleştirdi.

ODTÜ bir kez daha tehdit altında. Çünkü mesele yalnızca bir yolun açılması değil. Yolun çevresinde şekillenecek rant alanları, ODTÜ Ormanı manzaralı yeni yapılaşmalar ve yükselen kuleler, geçmişte kurulmuş Gökçek’in rant odaklı kentsel politikasının izlerini bugüne taşıyor. Yol, yalnızca asfaltın ilerlediği bir güzergâh değil; çevresindeki toprağın, ormanın ve kentin geleceğinin de yeniden tarif edildiği bir kentsel koridora dönüşüyor.

Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi, ODTÜ Mezunları Derneği ve ODTÜ öğrencileri, bu yolun kamu yararına hizmet etmediğini; İncek ve çevresinde büyüyen lüks konut alanları, yeni Yargıtay binası, Bilkent Şehir Hastanesi ve Niğde Otoyolu arasında yeni bir ulaşım koridoru oluşturarak bölgedeki trafik baskısını ve konut rantını artıracağını vurguluyor. Üstelik ODTÜ Kampüsü’nün UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne kabul edildiği bir dönemde, bozkır, orman, göl ve sulak alanlardan oluşan 249 kuş türüyle yüzlerce canlıya ev sahipliği yapan bu hassas ekolojik alanın asfalt ve betonun baskısına terk edilmemesi gerektiğini söylüyorlar.

Bütün bu uyarılara rağmen direniş sürüyor. ODTÜ öğrencileri, mezunlar ve meslek örgütleri bir kez daha yan yana geliyor. Bir tarafta ormanı, kenti ve kamusal yararı savunanlar; diğer tarafta ihale dosyaları, iş makineleri var. Ve iş makineleri durmuyor. ODTÜ Ormanı’nın üzerinde dolaşan tehdit, yalnızca ağaçların değil Ankara’nın geleceğinin de üzerinde dolaşıyor.

Değişen isimler, değişmeyen zihniyet

Ankara’nın kentsel hafızasında silinmez bir yara olarak duran ODTÜ Ormanı, bir kez daha dozerlerin, ihalelerin ve betonun gölgesinde. Yıllardır süren bu hikâye, yalnızca bir ulaşım projesinin ya da birkaç kilometrelik bir yolun hikâyesi değil. Bu hikâye isimlerin, siyasi kimliklerin ve yönetimlerin değiştiği, ancak kenti ranta, asfalta ve otomobil öncelikli politikalara kurban etme iradesinin hiç değişmediği bir ekokırım sistemi ve bir zihniyet devamlılığının açık vesikasıdır. Bir de kenti ve doğayı savunmak yerine o ya da bu sebeple sessiz kalanların vebali de bu tablonun bir parçasıdır.

Dün Gökçek’in dozerleriyle açılan yol, bugün başka bir yönetimin ihalesiyle yeniden karşımıza çıkıyor. Atatürk Orman Çiftliği’nde açılan yolların ardından şimdi sıra ODTÜ Ormanı’nda. Değişen yalnızca aktörler, tabelalar ve kullanılan dil. Kentin ormanına, vadisine, kamusal alanına bakış değişmedikçe, yolun yönü de değişmiyor.

Ankara’da yönetimler değişiyor, isimler değişiyor; ama rantın ve dozerlerin izlediği yol bir türlü değişmiyor. Oysa bir kentin geleceği, yalnızca yapılan yollarla, yükselen binalarla ve açılan ihalelerle değil, neyi korumayı seçtiğimizle de belirlenir. Ankara’nın gelişmesi, kentsel politikanın gerçekten değişmesi için güçlü bir iradeye, cesur ve radikal bir dönüşüme ihtiyaç var.

Sessizliğe sığınan, “Ben yapmadım, o yaptı” diyerek sorumluluğu geçmişe, başka kurumlara havale eden bir yönetim anlayışına değil; kentin geleceğini sahiplenen, yanlışla yüzleşen ve gerektiğinde kendi önündeki projeye de “dur” diyebilen bir iradeye…

ODTÜ Ormanı bugün bir kez daha Ankara’nın önüne aynı soruyu koyuyor: Değişen gerçekten yönetimler mi, yoksa değişmesi gereken kente bakışımız mı?

Önceki ve Sonraki Yazılar
TEZCAN KARAKUŞ CANDAN Arşivi