TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

69 bin euroluk viski, kaldırımda bir hayat: Berlin’in çelişkiler anıtı KaDeWe

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

Kapitalizmin ürettiği yapısal eşitsizlik, kentsel dokunun gözeneklerine sinerek en çıplak haliyle yan yana durur. Bazen bir sokak köşesi, bazen soğuk bir granit cephe, bazen kaldırım, insanın görmezden gelmeye alıştığı o katı gerçeği bir tokat gibi yüzüne çarpar. Ve kentin telaşında bir anlığına durup o yarılmayla göz göze gelirsiniz.

Bir tarafta kusursuzca aydınlatılmış vitrinlerin ardında birer arzu nesnesine dönüştürülmüş metalar, ulaşılamaz fiyat etiketleriyle kendi dokunulmazlığını ilan eden tüketim tapınakları... Diğer tarafta ise kentin kamusal alanlarını yaşam alanına çeviren kaldırımlara koca bir hayatın ağırlığını ve tüm dünyasını yıpranmış küçük bir market çantasına sığdırmış kırılgan bir insan bedeni. Biri kentin gökyüzüne uzanan sınırsız iştahını, diğeri yeryüzüne çakılmış en yoksul yalnızlığını fısıldar.

Kaldırım taşlarının birkaç metrelik mesafesinde lüks ile yoksunluk, ışıltı ile karanlık birbirine değer ama asla birbirine karışmaz. İşte kapitalizmin ürettiği bu acımasız kurgunun, bu derin kentsel tezadın tam ortasında, modern kentin tanığı olarak bu çelişkinin içinden geçerek yürümeye başlarsınız.

Vitrinlerin parıltısı, kaldırımların çıplaklığı

Berlin’in lüks mağazalarının olduğu Kurfürstendamm Caddesi’nde sabah erkenden yürüyüşe çıktığımız günlerin birinde kapitalizmin derin çelişkisi bir fotoğraf karesi gibi çıktı karşımıza:

Bir tarafta Bulgari, Gucci ve benzeri küresel lüks markaların ışıltılı vitrinleri, camların ardında sergilenen pahalı çantalar, saatler, mücevherler ve tüketimin statüye dönüştürdüğü nesneler… Diğer tarafta ise aynı kaldırımların üzerinde, kentin en temel kamusal alanlarından birini yaşam mekânına dönüştürmek zorunda kalan uyku tulumu içerisinde kaldırıma uzanmış bir insan bedeni. Yani kentin yarılmış vicdanı ve örülmemiş yeni Berlin Duvarı.

Koca bir hayatı başucundaki yıpranmış bir poşete ve yanına özenle çıkarılmış arkasına basılmış eski bir çift ayakkabıya sığdırmış bir varoluş... Karşıda tek bir parçasıyla bir servet vadeden vitrinler kentin zenginlik illüzyonunu üretirken, soğuk zemini kendine yatak yapmış o beden kamusal alanı bir hayatta kalma sığınağına dönüştürüyor.

Geniş caddenin sadece birkaç metrelik mesafesi pırlantaların dokunulmaz parlaklığı ile çıplak betonun acımasız soğuğunu, sınır tanımaz bir sermaye birikimi ile en yalın yoksulluğu aynı kadrajda buluşturuyor. Biri kentin göz kamaştıran vitrini, diğeri ise o vitrinin görmezden gelmeye çalıştığı çıplak hakikati.

Kurfürstendamm Caddesi, Ağustos 2026, Fotoğraf Ali Candan

Tüketimin illüzyonu büyük mağazalar

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa kentlerinde filizlenen büyük mağazalar, modern tüketim kapitalizminin en görkemli temsillerinden biri ve erken modern perakendeciliğin temel direkleri olarak tarih sahnesine çıkar. Sanayi Devrimi’nin yarattığı kitlesel üretim, gelişen demiryolu ve metro ağları, artan kentsel nüfus ve hızlanan kent yaşamı, alışverişi gündelik hayatın sıradan bir eylemi olmaktan çıkararak başlı başına bir deneyime dönüştürür. Paris’te Galeries Lafayette, Milano’da La Rinascente, Londra’da Selfridges gibi örneklerle biçimlenen bu yeni perakende kültürü, yalnızca malların satıldığı mekânlar yaratmaz; arzunun, modanın ve tüketim biçimlerinin yeniden üretildiği yeni bir kentsel dünya kurar.

1907 yılında kapılarını açan Kaufhaus des Westens (KaDeWe) ise bu dalganın Berlin’deki karşılığıdır. Alman sanayileşmesinin yükselişi ve Batı’nın refah ideallerinin kentsel alandaki görünürlük kazanmasıyla birlikte KaDeWe, yalnızca bir mağaza değil, modernliğin, bolluğun ve tüketim kültürünün Berlin’deki vitrini hâline gelir. Kentin dokusu içerisinde yükselen bu büyük mağazalar, geleneksel küçük esnafın parçalı ticaret yapısının karşısına sermayeyi tek bir çatı altında toplayan yeni bir ekonomik model koyar.

Ama asıl dönüşüm, mağazanın içinde gerçekleşir. Göz alıcı vitrinler, ışıklar, ürünlerin serbestçe incelenebilmesi, seçme ve deneme imkânı, kolay iade, kişisel ilgi ve kusursuz hizmet… Alışveriş artık yalnızca bir ihtiyacın karşılanmasından öte, seyredilen, deneyimlenen ve haz veren bir gösteriye dönüşür. Tüketici mağazaya yalnızca satın almak için değil, kendisini yeniden kurmak için de girer.

Böylece insan, yalnızca bir alıcı olmaktan çıkar; kendi tarzını seçen, evinin dekorasyonunu biçimlendiren, modayı takip eden, kendisine yakışanı arayan bir tüketim tasarımcısına dönüşür. Kapitalizm ürünleri satarken bir yandan da zevkleri, arzuları ve yaşam biçimlerini tasarlamaya başlar. Tüketimin yarattığı bu “özel olma” hissi ise sistemin kâr odaklı yüzünü bir süreliğine görünmez kılan estetik bir yanılsama yaratır. Vitrinlerin ışıltısı, metanın arkasındaki emeği ve sermaye ilişkilerini perdeleyerek tüketimi âdeta bir şölene dönüştürür. Büyük mağaza ya da alışveriş merkezi bu anlamda yalnızca kapitalizmin ürünlerinin sergilendiği ve satıldığı bir mekân değil; kapitalizmin kendisini bir yaşam biçimi olarak sunduğu sahnenin kendisi olur.

Kentsel mekânın dönüşümü: Tauentzien Caddesi ve KaDeWe

Wittenbergplatz’da inip Tauentzien Caddesi’ndeki KaDeWe’nin kapısından girdiğimizde o tüketim şölenine şahit oluyoruz. Tek tek ilgilenilen müşteriler, randevulu satışlar, özenle tasarlanmış reyonlar…

Ancak KaDeWe o şölenin ötesinde, kentin gelişimini, savaşların yıkımını, mülkiyete el konulmasını, mekânsal dönüşümü, mimarlığın yeniden biçimlendirilişini ve toplumsal belleğin tüm sarsıntılarını kendi gövdesinde taşıyan bir hafıza anıtı gibi aynı zamanda.

KaDeWe açılmadan önce sessiz bir konut bölgesi olan Tauentzien Caddesi, Sanayi Devrimi’nin yarattığı ekonomik ve toplumsal dönüşümle birlikte değişmeye başlar. Berlin’de kentsel hareketliliğin hızlanması ve toplu taşıma ağının genişlemesi, kentin batısındaki bu bölgenin gelişimini doğrudan etkiler. 1902 yılında Wittenbergplatz metro istasyonunun açılmasıyla birlikte caddeye erişim kolaylaşır ve kentsel mekânın kullanımı dönüşmeye başlar. Konutların yerini giderek mağazalar, ticarethaneler ve tüketim mekânları alırken, Tauentzien Caddesi de bir konut aksından ticari bir bulvara dönüşür. Bu dönüşüm, yalnızca fiziksel bir değişim değil; ulaşım, sermaye, tüketim kültürü ve kentleşmenin birbirini beslediği yeni bir kentsel yaşam biçiminin ortaya çıkışıdır.

KaDeWe Açılışı Mart 1907(*)

Nazi dönemi mülkiyet gaspı

KaDeWe bu bulvar üzerinde 1907 yılında Yahudi iş insanı Adolf Jandorf tarafından kurulur ve başka bir Yahudi aileye ait olan Hertie (Tietz) bünyesine katılır.

Ancak 1933’te Hitler’in iktidara gelmesi ile kapitalizm ile faşizmin en karanlık iş birliğine tanıklık eder. Naziler büyük mağazaların yayılmacı kapitalizm ve Yahudi etkisinin sembolü olduğu iddiasıyla perakende ticaretini kısıtlayan yasalar çıkarır, mağazalar istenmeyen alanlar olarak ilan edilir. Ancak bu devasa tüketim tapınaklarının istihdam ve perakende piyasasındaki ekonomik rolü nedeniyle tamamen kapatmak yerine mülkiyetlerinin zorla el değiştirmesini, yani Aryanlaştırmayı tercih eder. Almanya tarihindeki en büyük organize gasp dönemi böylece başlar. Tietz ailesi baskılar karşısında mülklerini değerinin çok altında satmaya zorlanır. Şirket Nazi yönetimi tarafından atanan Aryan yönetici Georg Karg’a devredilir. (Zeunert, E. (2016). Kaufhaus des Westens: A German State for over 100 years. Renderling: Undergraduate Journal for Art and Culture, 1.)

Savaşın sona ermesinden sonra bu mülkiyetin zorla el değiştirilmesi süreci yargıya taşınır ve Tietz ailesinin meşru varisi olduğu kesinleşir. KaDeWe iktidarın mülkiyete el koymak için hukuku nasıl bükeceğinin, sermayenin ise gücün rengine göre nasıl değiştirileceğinin en hakiki kanıtı olarak Berlin’den mesaj veriyor.

Savaşın yıkımından yıkık Berlin’e deva

KaDeWe binası, savaşın yıkıcılığından doğrudan payını alır. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, Amerikan savaş uçaklarının bombardımanı sırasında binaya bir uçak çarpar ve yapı neredeyse tamamen yıkılır. Ancak bu büyük yıkım, KaDeWe’nin hikâyesinde yeni bir başlangıcın da kapısını aralar.

Savaşın ardından, 1950 yılında KaDeWe kapılarını yeniden açar. Yıkılmış, yaralarını henüz saramamış Berlin sokaklarında bu açılış, sıradan bir mağazanın yeniden faaliyete geçmesinden çok daha fazlasıdır. Âdeta bir bayram havası yaratır. KaDeWe, bu kez yalnızca alışverişin değil, savaşın ağır travmasından çıkmaya çalışan bir toplumun yeniden ayağa kalkma arzusunun da iyileşme mekânına dönüşür.

Binanın onarımı ve mağazanın iki katının yeniden açılması, Berlin’in toplumsal hafızasında savaşın yıkıntılarından geleceğe uzanan bir yeniden doğuşun simgesine dönüşür. KaDeWe’nin yıkık Berlin sokaklarının arasından yeniden kapılarını açarak yaralara merhem olması, bir binanın onarılması ya da ticari hayatın başlamasından öte Berlin’in yıkımın içinden yeniden ayağa kalkma iradesinin görünür bir işareti olarak kalplere kazınır.

KaDeWe artık yalnızca tüketimin ve refahın vitrini değil, yıkılmış bir kentin yeniden kurduğu hayatın da vitrini hâline gelir. Vitrinlerdeki mallar, mağazanın ışıkları ve yeniden hareketlenen sokaklar, savaşın ardından gündelik hayatın ve ekonomik düzenin yeniden kurulmaya başladığının mekânsal ilanıdır. Harabenin karşısına vitrin, yokluğun karşısına bolluk, karanlığın karşısına ışık yerleşir. Ancak bu ışıltının ardında savaşın hafızası hâlâ yaşar. KaDeWe’yi anlamlı kılan ve bugüne taşıyan da bu çelişkidir: Bir zamanlar yıkımın parçası olan bina, şimdi yeniden kurulan hayatın sahnesinde başrol oyuncusudur.

KaDeWe'nin 1950 yılında iki katının açılması(*)

İktidar temsili ve ideolojik çatışma alanı olarak KaDeWe

Soğuk Savaş döneminde KaDeWe ikiye bölünmüş Berlin’de Doğu ve Batı rejimleri arasında sosyalizme karşı kapitalizmin parıldayan vitrini rolü ile birlikte protestoların sahnesi hâline gelir. KaDeWe’nin mekânsal varlığı protestocular için kapitalizm ve ABD temsili ile eştir. Vietnam Savaşı’nı protesto eden, Rosa Luxemburg’un katledilişinin anma törenlerine katılanların mekânsal hedefi KaDeWe’nin binasıdır. Protestolarda vitrin camları indirilir. Hitler döneminde atanan bir yargıcın birçok ölüm cezasına karışmasından beraat etmesi üzerine protestocular "KaDeWe, seni yakalayacağız" sloganlarıyla mağazayı basar.

KaDeWe artık Elizabeth Zeunert’in tespiti ile ideolojik bir savaş alanıdır: KaDeWe sadece vitrin ışıklarından ibaret şatafatlı bir tüketim mabedi değil; Berlin’in tüm günahlarını, isyanlarını ve çelişkilerini bağrında taşıyan sivil ve politik bir tiyatro sahnesidir.” (Zeunert, E. (2016), a.g.e)

KaDeWe işte bu yüzden, toplumsal hafızanın, sosyal patlamanın, isyanın ve direnişin de kente yazılmış mekânsal günlüğüdür.

Duvarın yıkılışı, ilk karşılaşma: Ücretsiz kahveden pazar ekonomisine

Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla birlikte KaDeWe, Berlin’in tarihsel hafızasında bir kez daha önemli bir yer edinir. Yıllarca iki ayrı sistemin sınırında duran mağaza, bu kez Doğu Berlinlilerin kapitalizmle ilk karşılaşmalarından birine sahne olur. Duvarın açılmasıyla birlikte Doğu Berlinliler, yıllardır uzaktan baktıkları bu “kapitalizm mabedine” akın eder. KaDeWe yönetimi, yeni gelen Berlinlilere ücretsiz süt ve kahve ikram ederek karşılar.

Berlin Duvarı’nın yıkımından sonra KaDeWe’ye akın eden Doğu Berlinliler(*)

Ancak bu buluşma yalnızca sembolik bir karşılaşma değildir; Almanya’nın yeniden birleşmesi, KaDeWe için yeni müşteriler ve buna bağlı olarak satışlarda belirgin bir artış anlamına gelir. Böylece KaDeWe, Berlin Duvarı’nın ikiye böldüğü kentin yeniden birleşmesine tanıklık ederken, aynı zamanda siyasal bir dönüşümün ekonomik ve gündelik hayattaki karşılığının da mekânı olur.

Dört çeyrek mimari dokunuş

KaDeWe’nin 21. yüzyıla uzanan hikâyesinde yeni bir sayfa, 2015’te mimar Rem Koolhaas ve OMA ekiplerinin binayı yeniden düşünmesiyle açılır. Amaç yalnızca mağazayı yenilemek değil, e-ticaret çağında alışveriş deneyimini yeniden kurmaktır. Altmış bin metrekarelik dev yapı dört ayrı “çeyreğe” bölünür; her bölüm kendi girişine ve atriyumuna kavuşur. 2021’de tamamlanan ilk çeyrekle birlikte ahşap kaplamalı, heykelsi spiral yürüyen merdivenler KaDeWe’nin yeni mimari imzasına dönüşür. OMA’nın bu müdahalesi KaDeWe’yi yalnızca alışveriş yapılan bir mağaza olmanın ötesine taşıyarak bir kentsel deneyim alanı olarak ziyaretçilerine sunmaktadır.

Dört çeyrek grafik ve KaDeWe içi detaylar, Görseller OMA

OMA’nın elinden çıkan heykelsi ahşap merdivenlerden yapının üst kotlarına ulaştığımızda KaDeWe’nin salt bir alışveriş mekânı olmanın ötesine geçmesine tanıklık ediyoruz. Açık hava avlusu, zengin gastronomi katı, Berlin manzarası sunan terası ve dinamik sanat galerisi ile yeme içme kültürünün iç içe geçtiği sanat mekân ilişkisi işlevleriyle âdeta kendi içine kapalı, yaşayan bir kent parçası kucaklıyor bizi. Düşey sirkülasyonun sunduğu bu akışkan deneyim, mağaza içi sokaklar ve meydanlar kurgusuyla ziyaretçiyi bir kentli gibi dört mahalle ile karşılıyor. Yapı bir anda kolektif bir karşılaşma ve deneyimi ziyaretçilerine sunuyor.

Bu çok katmanlı kentsel doku içerisinde Mascha Chelius’un seramik sergisi mekânın ticari kimliğinin nasıl sanatsal ve kültürel bir hafızayla harmanlandığını somutlaştırıyor. Sergideki eserler, hemen yanı başındaki gastronomi laboratuvarının sunduğu duyusal zenginlikle birleştiğinde, KaDeWe yalnızca tüketimin değil, aynı zamanda çağdaş sanatın, kentsel kültürün ve gündelik karşılaşmaların üretildiği çok işlevli bir kamusal mikrokozmos hâlini alıyor.

KaDeWe’de Seramik Sergisi

69 bin euroluk viski ile 3,80 euroluk kahve arasında kentsel fragman.

KaDeWe, bir asrı aşkın süredir parıldayan vitrinlerinin ardında yalnızca tüketim metalarını değil; Berlin’in ideolojik çatışmalarını, faşizmin mülkiyet gasplarını, savaşın yıkımını ve birleşmenin yarattığı hayalleri hafızalarda saklamaya devam ediyor. Bugün OMA’nın heykelsi merdivenleri etrafında şekillenen "kapalı kent parçası", bir yandan kentin tüm sınıflarını aynı çatı altında toplayan bir “kamusallık” yanılsaması üretirken, diğer yandan 69 bin euroluk bir viski ile 3,80 euroluk bir kahvenin yan yanalığında kapitalizmin o tanıdık çelişkisini yeniden üretiyor.

KaDeWe'de satılan viski-kahve fişi ve Tezcan Karakuş Candan, Fotoğraflar Ali Candan

Tıpkı sabahın erken saatlerinde Kurfürstendamm kaldırımlarına vuran o çıplak gerçeklik gibi; KaDeWe de hafıza katmanlarının içerisinde lüksün en rafine hâliyle kentsel eşitsizliğin en derin izlerini aynı zeminde buluşturan, yaşayan bir çelişkiler anıtı olarak da kentin belleğindeki yerini koruyor.

(*) Görseller KaDeWe web sitesi

Önceki ve Sonraki Yazılar
TEZCAN KARAKUŞ CANDAN Arşivi