ÖZGE MUMCU AYBARS

ÖZGE MUMCU AYBARS

Hakan Tosun cinayeti: Planlı hedef alma mı, kavga mı?

ÖZGE MUMCU AYBARS

10 Ekim 2025 gecesi, İstanbul Esenyurt’un loş bir sokağında bir gazeteci motosikletli iki kişinin saldırısına uğradı. Öldürüldüğünü öğrenmemiz uzun süren bir zamana yayıldı. Sosyal medyaya önce kaybolduğu haberi düştü, 10 dakika sonra ambulans geldiği söylense de hastaneye kimliksiz götürüldüğü- ardından ailesi 27 saat sonra ölüm haberini aldı… Kısa bir süreç içinde sokak kameralarından görüntüler ortaya çıktı.

Ölüm nedeni uzun süre belirlenmedi. Adli Tıp raporuna göre ölüm nedeni, “şiddet kaynaklı ağır kafa travması” olarak belirlendi. Yine aynı rapora göre, Tosun iddiaların aksine uyuşturucu etkisi altında değildi.

Kamera görüntülerinin ardından Abdurrahman Murat (19) ve Adnan Şahin (25), tutuklandı. Ancak olay yerinde bulunduğu iddia edilen üçüncü kişi serbest bırakıldı. Mart 2026’da Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, iki sanığın “fikir ve eylem birliği içinde” öldürme kastıyla hareket ettiği belirtilirken, sanıklar hakkında ayrı ayrı müebbet hapis cezası talep edildi. 11 sayfalık iddianame, Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Olay yerinde motosikletle bulunduğu, saldırıyı izlediği ve sosyal medya paylaşımlarında silah görüntülerine yer verdiği belirtilen üçüncü kişi (Y.Ö. olduğu iddia ediliyor) tanık sıfatıyla serbest bırakıldı. Aile ve avukatlar ise bu duruma tepki gösterdi.

Aileye göre, saldırı bir “kavga” değil, planlı bir hedef alma mevcut.

Aile ve avukatlara göre saldırı, görüntüler ve darp izlerinin de gösterdiği gibi basit bir kavga değil, planlı ve koordineli bir eylem. Bazı kamera kayıtlarının saldırganların yakınları tarafından alınarak kırpıldığı, tam görüntülere ulaşılamadığı ve olay yeri incelemesinin yetersiz yapıldığı ifade ediliyor. Polis, dosyayı ilk etapta “adli vaka” olarak değerlendiriyor. Şüphelilerin telefonla ifadeye çağrılması da delil karartma riski taşıdığı gerekçesiyle eleştiriliyor.

Aile, Tosun’un ekoloji alanındaki çalışmalarıyla bazı çevreleri rahatsız ettiğini, tehdit ve takip edildiğine dair söylentiler bulunduğunu dile getiriyor. Mahallede “Bizimkiler halletti” şeklinde ifadeler duyulduğu da iddialar arasında.

RSF, CPJ ve TGC başta olmak üzere basın ve insan hakları örgütleri, olayın Tosun’un gazetecilik faaliyetiyle olası bağlantısının da inceleneceği şeffaf bir soruşturma çağrısında bulundu.

Hakan Tosun kimdir?

1975 İstanbul doğumlu Tosun, gençliğinde özel radyolarda ve İzmir’de yerel televizyonlarda teknik danışman olarak çalıştı. 2008 yılında, çevre ve kent hareketlerine odaklanan Doğa ve Kent Aktivizm Documentary adlı yapım şirketini kurdu.

Doğa, kent mücadelesi ve toplumsal olaylar üzerine bağımsız yapımlarıyla imza attı. Hakan Tosun, “Büyük Anadolu Yürüyüşü”, “Dönüşüm” ve “Validebağ Direnişi” gibi belgesellere imza attı.

Elbette mevcut iktidarın politikalarıyla tahribatının ölçeği de büyüdü. “Kaz Dağları Talanı: Ne Uğruna”, “İliç Altın Madeni

6 Şubat Depremi’nden sonra yaptığı “Geldiler ve Tapulu Mallarımıza El Koydular!” belgesellerinin ortak özelliği Türkiye’nin yeni çevreyi biçme politikasını teker teker öne koyan belgeseller arasında yer aldı. Daha birçok örneği, Hakan Tosun’un Youtube kanalında bulabilirsiniz. Belgesellerinde sesi duyulmayanların sesini kamerasıyla hayata taşıdı. Çevre direnişleri, işçi hareketleri ve kentsel dönüşüm mağdurları, Tosun’un kameralarının önünde yer buldu, sosyal medyanın sonsuzluğunda yer bulmaya da devam ediyor.

Hakan Tosun’un öldürüldüğü adli tıp raporuyla netleşti. Ancak kırpılmış kamera kayıtları, geç toplanan deliller, olay yeri incelemesinin eksikliği davaya gölge düşüren etkenlerden. Basın örgütleri (RSF, CPJ, TGC) bu nedenle “tam ve bağımsız soruşturma” çağrısı yaptı. Dosya hâlâ gazetecilik faaliyetiyle bağlantı olasılığı açısından inceleme bekliyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF)’in Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu’nun kelimeleriyle, “Türkiye COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, yetkililer çevre sorunlarını haberleştirmeye adanmış bu gazeteci ve belgeselcinin ölümcül şekilde darp edilmesiyle ilgili iki şüphelinin tutuklanmasıyla yetinmemelidir. Yetkililer, bu vahşi suçun tüm gerçeğini — özellikle de cinayetin ardındaki motivasyonu — süratle ortaya çıkarmak için ellerinden gelen her şeyi yapmalı; sorumluların kim olduğunu belirlemek amacıyla olayın gazetecilik faaliyetleriyle bağlantılı olabileceği ihtimalini de araştırmalıdır. Bu mücadele, ülkede medya çalışanlarına yönelik şiddetin giderek normalleşmesine karşı koyabilmek açısından daha da önem taşımaktadır.”

Dava başladı

6 Mayıs 2026’da (dün) Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan ilk duruşma, adaletin kamuya açık tutulmadı. Mahkeme büyük salon talebini reddetti, küçük bir salonda gazeteciler için önce yedi, sonra dört kişiye indirildi.

İçeride kısa bir video kaydı izlendi. Avukat Ömer Kavili, tanık ifadelerinin görüntülerle çeliştiğini, sanıkların olayı “kavga” gibi göstermeye çalıştığını söyledi. Mahkeme tutukluluğun devamına karar verdi; dava 8 Temmuz 2026 tarihine ertelendi.

Siyasilerin de izlediği ve mahkeme salonu dışında “Hakan Tosun’a ne oldu?” pankartlarıyla toplanan kalabalık polis tarafından engellendi. Tosun’un annesi Fatma Tosun, barikatın önünde polise “Çocuğum sokakta dövülürken neredeydiniz?” diye sordu. Fatma Tosun’un bu sade sorusu, yalnız bir annenin feryadı değil, hak arayışlarında yanlarında olan yalnız bırakılan bir toplumun da sorusu. Neden öldürüldü Hakan Tosun?

Hakan Tosun’un neden saldırıya uğradığı dava süreci, belli ki sanık avukatları tarafından “karşılıklı atışma” üzerinden tartışılmaya devam edecek. Öldürenler belli, öldürülen belli.

Türkiye’de kentsel dönüşümle birlikte artan maden projeleri, kazalar, Kazdağları’ndaki orman kıyımı, işçi ve köylü direnişleri, baraj inşaatları ve Hatay’daki rezerv alanlar… Ekolojiye dair hemen her başlık dijital olarak belgelenmiş; çoğunun ardında Hakan Tosun’un kamerası var.

Onun ölümü basit bir kavga değil, çevre gazeteciliğiyle rahatsız ettiği çevrelerin araştırılmasını gerektiren simge bir dava niteliğinde.

Hakan Tosun’un ardında hem bir soruşturma dosyası hem de Türkiye’nin doğa ve kent mücadelelerinin eşsiz görsel arşivi kaldı. Tosun’un ölümünün ardındaki sis perdesi dağılması için neden öldürüldüğü sorusunu baki tutmalıyız, hem yılların emeğine sahip çıkmak hem de ailesini bu kavgada yalnız bırakmamak için.

Özge Mumcu Aybars, 1994 yılında kurulan Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nın (um:ag) kurucu aile üyeleri arasında yer almakta ve hâlen vakfın yönetimini yürütmektedir. Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi lisansı, Ankara Üniversitesi’nde yüksek lisansını, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde doktorasını tamamlamıştır. Doktora sürecinde Pantheon Üniversitesi’nde Erasmus bursiyeri olarak bulunmuş, 2016 yılında Avrupa Birliği Ziyaretçi Programı (EUVP) bursiyeri seçilmiştir. 2024 ise TEFF bursiyeri olmuştur.

Türkiye–AB ilişkileri, anayasal reformlar, barış süreçleri ve dış politika alanlarında çalışan Aybars; DSP, TEPAV, Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi ve CHP’de Ünal Çeviköz’ün danışmanlığını yapmıştır. Gazeteciliği güçlendirme çerçevesinde um:ag bünyesinde proje yazmış ve yürütmüştür. Hâlen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a dış politika ve dış ilişkiler alanlarında danışmanlık yapmaktadır. Belçika merkezli JournalismFund’un Danışma Kurulu üyesidir. T24, BirGün ve Cumhuriyet’te yazıları yayınlanmıştır. Halen Kısa Dalga için düzenli yazılar ve podcast içerikleri üretmektedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
ÖZGE MUMCU AYBARS Arşivi

Savaşta Hürmüz açmazı

10 Nisan 2026 Cuma 05:00

Silivri’de dava, İncirlik’te patriot

21 Mart 2026 Cumartesi 00:10

Trump’ın İran Savaşı’nda neredeyiz?

11 Mart 2026 Çarşamba 02:26

Münih Güvenlik Konferansı’nda ne oldu?

18 Şubat 2026 Çarşamba 05:09

Epstein neden yeniden gündemde?

10 Şubat 2026 Salı 00:30